Jennifer Senior
2,147,427 views • 18:11

Ben doğduğum zaman, çocukların nasıl yetiştirileceği konusunda sadece bir kitap vardı ve o da Dr. Spock tarafından yazılmıştı. (Gülüşmeler) Hoş gördüğünüz için teşekkür ederim. Bunu hep yapmak istemiştim.

Hayır, o Benjamin Spock'tı ve kitabının adı da: "Bebek ve Çocuk Bakımı Sağduyu Kitabı" Öldüğü zaman neredeyse 50 milyon satmıştı. Bugün, 6 yaşında bir çocuğun annesi olarak Barnes ve Noble'a girdiğimde, şu görüntüyle karşılaşıyorum. Bu raflarda bulabileceğiniz çeşitlilik gerçekten de müthiş. Çocuğunuzu nasıl çevre dostu, glutenden uzak, hastalıktan uzak yetiştireceğiniz konusunda yol gösterici kitaplar var. Bana sorarsınız, bu biraz ürkütücü. Evde tek dil konuşsanız bile, çift dilli çocuk yetiştirebilme kılavuzları var. Ekonomik algısı yüksek, aklı bilime çalışan ve yogada usta olacak çocuklar yetiştirmenize kılavuzluk eden kitaplar var. Yeni yürümeye başlayan çocuğunuza bir nükleer bombayı nasıl etkisiz hâle getireceğini öğreten, hemen hemen her şey için bir kılavuz var.

Tüm bu kitapların niyetleri oldukça iyi. Eminim ki birçoğu da gerçekten harikadır. Ama birlikte ele alındıklarında, üzgünüm. Bu rafa baktığımda herhangi bir yardım göremiyorum. Endişe görüyorum. Bizim toplu paniğimiz için yapılmış devasa şeker renkli bir anıt görüyorum. Bu da soru işaretleri doğuruyor. Çocuklarımızı yetiştirmek neden bu kadar keder ve kafa karışıklığıyla ilişkilendiriliyor? Niçin yıllardır insanların başarılı bir şekilde yapmaya devam ettiği bir şey hakkında allak bullağız, ebeveynlik mesaj panoları ve bağımsız değerlendirilen çalışmalar ortaya çıkmadan çok önce? Neden birçok anne ve baba ebeveynliği bir tür kriz olarak yaşıyorlar?

Kriz güçlü bir kelime olarak görülebilir, ama bunun öyle olmadığını gösteren veriler var. Hatta tam şöyle adı olan bir gazete vardı, "Kriz Olarak Ebeveynlik" makalesi, 1957 yılında yayınlandı. Bu makaleden 50 yıl sonra da ebeveynlerin bu keder örüntüsünü açık olarak belgeleyen birçok makale yayınlanmıştır. Ebeveynler ebeveyn olmayanlara göre daha çok stres yaşamaktadırlar. Evlilik tatmini daha düşüktür. Çocuklarıyla vakit geçirirken, nasıl hissettiklerini inceleyen birçok araştırma var. Sonuçları genelde çok da mükemmel değil. Geçen yıl, Matthew Killingsworth adında bir araştırmacıyla konuştum. Kendisi oldukça yaratıcı bir proje kapsamında insanların mutluluklarını izlemişti ve bulgularından biri şuydu: "Arkadaşlarınızla etkileşiminiz, eşinizle etkileşiminizden daha iyidir. Bu da diğer akrabalarınızla iletişiminizden daha iyidir. Bu da diğer tanıdıklarınızla iletişiminizden daha iyidir. Bu da ebeveynlerinizle iletişiminizden daha iyidir. Bu da çocuklarınızla iletişiminizden daha iyidir. Yani yabancılarla aynı değerdedirler." (Gülüşmeler)

Ama şu var, 3 yıldır, bu verilerin altında nelerin yattığına bakıyorum ve asıl problem çocuklar değil. Tam da bu noktada asıl problem ebeveynlikle ilglili bir şey. Ebeveynliğin ne olması gerektiğini bildiğimizi sanmıyorum. Ebeveynlik, fiil olarak, 1970 yılında yaygın olarak kullanılmaya başlanılmıştır. Anneler ve babaların rolleri değişmiştir. Çocuklarımızın rolleri de değişti. Herhangi bir senaryonun olmadığı durumlarda öfkeyle doğaçlama yapıyoruz. Eğer mükemmel bir caz müzisyeniyseniz, doğaçlama müthiştir, ancak diğerleri için, bu kriz gibi hissettirebilir.

Peki bu hâle nasıl geldik? Çocuk yetiştirme dünyasında, bize rehberlik edecek herhangi bir model yokken, nasıl yol alıyoruz? Yeni başlayanlar için, bu konuda temel tarihsel değişiklikler olmuştur. Oldukça yakın döneme kadar çocuklar öncelikle tarlalar, fabrikalar, atölyeler ve madenlerde çalışıyorlardı. Çocuklar ekonomik servet olarak görülüyordu. İleri Çağ döneminde, bu düzenlemeye bir son verdik. Çocukların da hakları olduğunu fark ettik, çocuk işçiliğini yasakladık. Bunun yerine eğitime odaklandık ve böylece okul çocuğun yeni işi hâline geldi. Tanrı'ya şükür böyle oldu. Ama bu da ebeveynlerin rolünü daha da karıştırdı. Bu eski düzenleme tam olarak etik olmayabilir ancak karşılıklıydı. Biz çocuklarımıza yiyecek, giyecek, barınma imkânı ve ahlaki bir temel sağlarken onlar da karşılığında gelir getiriyorlardı.

Çocuklar çalışmayı bıraktığında, ebeveynliğin ekonomisi de değişmişti. Çocuklar, dünyanın en zeki ancak en acımasız sosyoloğu tarafından "ekonomik olarak değersiz ancak duygusal olarak paha biçilemez" olarak görülmeye başlanmıştı. Bizim için çalışmak yerine, kendileri için çalışmaya başlamışlardı, çünkü yıllar içinde açıkça ortaya çıkan şey şuydu: Çocuklarımızın başarılı olmasını istiyorsak, okul yeterli değildi. Günümüzde, ders programı dışındaki aktiviteler çocukların yeni işi ancak bunlar bizim de işimiz. Çünkü onları futbol antremanına götüren biziz. Bir yığın ödev de çocukların yeni işi, ayrıca bizim de işimiz. Çünkü o ödevleri kontrol etmemiz gerekiyor. 3 yıl önce, Teksaslı bir kadın beni gerçekten üzen bir şey söyledi. Oldukça sıradan bir şekilde, "Ödevler, yeni akşam yemekleri." Orta sınıf artık tüm zamanını, enerjisini ve kaynaklarını çocuklarına veriyor. Verecekleri daha az zaman, enerji ve kaynakları olsa bile. 1965 yılına göre anneler çocuklarıyla daha çok zaman geçiriyorlar. Üstelik o zamanki kadınların çoğu çalışmıyordu.

Ebeveynlerin yeni rollerine girmeleri çocuklarını neye hazırladıklarını bildiklerinde daha kolay olacaktır. Bu da modern ebeveynliği daha karışık yapan şeylerden biri. Bilgimizin ne kadarının çocukların kullanımı için olduğuna dair bir fikrimiz yok. Bunu söylemek mümkün değil, çünkü dünya çok hızlı değişiyor. Bu, ben gençken de doğruydu. Ben çocukken, özellikle lise dönemimde, eğer Japoncayı bilmeseydim, yeni global ekonomide, kaybolacağım söylenmişti. Japonlara saygım sonsuz ancak söylendiği gibi olmadı. Şimdi orta sınıf ebeveynler, çocuklarına Mandarin öğretmeye takıntılılar ya da kesin olarak bilemediğimiz başka bir şeye takılmışlar. Geleceği tahmin edebilmeden yoksun iyi ebeveynler olarak, yaptığımız şey, çocuklarımızı her türlü gelecek ihtimaline karşı hazırlamak ve bir gün çabalarımızın sonuç vermesini ummak. Belki analitik yeteneklere ihtiyaç duyarlar diye çocuklarımıza satranç öğretiriz. İşbirliği için gerekli yeteneklere ihtiyaç duyarlar diye takım sporlarına yazdırırız. Örneğin; Harvard İşletme Okulu'na gittiklerinde. Onların maddi olarak anlayışlı olmalarını, bilimsel düşünmelerini, çevre dostu olmalarını ve glutensiz olmalarını öğretmek isteriz. Sanırım size çocukken çevre dostu ve glutensiz olmadığımı söylemek için doğru bir zaman. Kavanoz kavanoz püre makarna ve et yerdim. Aslında şu an, gayet de iyiyim. Vergilerimi ödüyorum. Sabit bir işe sahibim. Hatta TED'e bile konuşmaya çağrıldım. Ancak sanırım olay şu, benim için ya da ailem için yeterince iyi olan şey, artık o kadar da iyi değil. Hâliyle o kitap rafına deli gibi dalıyoruz, çünkü her şeyi denemezsek sanki hiçbir şey yapmıyormuşuz ve çocuklarımıza karşı yükümlülüklerimizi yerine getirmemiş gibi oluyor.

Anneler ve babalar olarak yeni rollerimizi bulmamız zor. Şimdi bu probleme başka bir şey daha ekleyelim: Aynı zamanda eşler olarak da yeni rol bulmaya çalışıyoruz. Çünkü günümüzde kadınların çoğu çalışıyor. Bence bu da, ebeveynliği bir kriz olarak görmemize neden oluyor. Bir çocuğun, anne babasının ikisinin de çalıştığını anladığında ne yapacağına dair bir kural, senaryo ve norm yok. Yazar Michael Lewis bunu çok güzel anlatmış. Bir çiftin kavga etmeye başlamaları için en kesin yol, iş bölümleri onlarınkinden biraz daha farklı olan bir çiftle yemeğe çıkmalarıdır. Böylece eve dönerken arabadaki konuşma şöyle olur: "Dave'in onlarla her sabah okula yürüdüğünü duydun mu?" (Gülüşmeler) Kimin neyi yapacağının söylenmediği bu yeni cesur dünyada, eşler kavga eder, hem anneler hem babalar haklı yakınmalara sahip olur. Anneler evdeyken aynı anda daha çok işle uğraşırlar. Babalar evdeyken, genellikle tek bir işle ilgilenirler. Evde bulduğunuz bir adam, bir seferde tek bir şey yapıyor olur. Aslında, UCLA yeni çalışmasında orta sınıf aile üyelerinin en yaygın yapılanmalarını inceledi. Bilin bakalım nasılmış? Baba bir odada tek başına. Amerikan Zaman Kullanma Anketi sonuçlarına göre; anneler, babaların iki katı kadar çocuk bakıyorlar. Bu, Erma Bombeck zamanından daha iyi ama yine de yazdığı şeyin konuyla son derece alakalı olduğunu düşünüyorum: "Ekim'den beri banyoda yalnız kalmadım." (Gülüşmeler)

Ama bakın: Erkekler birçok şey yapıyorlar. Kendi babalarına göre, çocuklarıyla daha çok zaman geçiriyorlar. Eşlerine göre, günde ortalama olarak daha uzun süre çalışıyorlar. Gerçekten de iyi, ilgili babalar olmak istiyorlar. Genellikle en çok iş-yaşam çatışmasını yaşadığını belirten babalardır, anneler değil.

Bu arada, her iki şekilde de, bu yeni rollerin anlaşılmasının geleneksel aileler için zor olacağını düşünüyorsanız, sadece geleneksel olmayan aileler için nasıl olduğunu hayal edin: 2 babalı, 2 anneli aileler, tek ebeveynli evler. İlerlerken gerçekten de doğaçlama yapıyorlar.

Daha yenilikçi bir ülkede, böyle bir klişeye teslim olduğum için beni bağışlayın. Mesela İsveç'i düşünün, ebeveynler destek için devlete güvenebiliyorlar. Annelerin ve babaların değişen rollerini ve buna bağlı endişeleri kabul eden ülkeler var. Maalesef, Birleşik Devletler bunlardan biri değil. Amerika'nın, Papua Yeni Gine ve Liberya ile ortak noktasını merak ediyorsanız, söyleyeyim: Bizim de paralı doğum izni politikamız yok. Bunu yapmayan 8 ülkeden biriyiz.

Böyle yoğun bir karışıklık döneminde, tüm ebeveynlerin anlaşabileceği tek bir hedef olabilir. Kaplan anne mi, hippi anne mi oldukları ya da helikopter mi, arı mı oldukları değil, en önemli şey çocuklarımızın mutluluğudur. Bunun anlamı, çocuklarımızın ekonomik olarak değersiz ama duygusal olarak paha biçilemez olduğu çağda çocuk yetiştirmektir. Biz kendilerine saygılarında sorumluyuz. Şu cümleyi hiçbir ebeveyn sorgulamaz: "Çocuğum için tek istediğim şey, onun mutlu olması." Beni yanlış anlamayın. Bence mutluluk, çocuk için mükemmel bir hedef. Ancak bu çabucak elde edilemeyen bir şey. Mutluluk ve özgüveni, çocuklara bir tarlayı sürmeyi öğrettiğiniz gibi öğretemezsiniz. Bu onlara bisiklete binmeyi öğretmek gibi bir şey değil. Bunun için bir ders programı yok. Mutluluk ve özgüven, başka şeylerin yan ürünleri olabilir ama kendileri direkt hedef olamaz. Bir çocuğun mutluluğu, ebeveyn için oldukça adaletsiz bir yük olur. Hatta mutluluk, bir çocuk için oldukça adaletsiz bir yüktür.

Şunu söylemeliyim ki, bence bu durum garip bir şekilde aşırıya kaçabilir. Çocuklarımızı dünyanın çirkinliklerinden korumak için o kadar endişeliyiz ki, şu an onları, "Susam Sokağı"'ndan korumaya çalışıyoruz. Bu konuda şaka yaptığımı söylemeyi çok isterdim ama eğer benim gibi gidip nostalji olsun diye "Susam Sokağı"'nın ilk birkaç bölümünün DVD'sini alırsanız, başlarken bu içeriğin çocuklar için uygun olmadığını söyleyen bir uyarıyla karşılaşırsınız. (Gülüşmeler) Tekrar edebilir miyim? Orijinal Susam Sokağı'nın içeriği çocuklar için uygun değil. New York Times'ın sorusuna karşılık, serinin yapımcısı bu duruma birçok açıklama getirmişti. Biri, bir skeçte Kurabiye Canavarı'nın pipo içmesi ve onu yutmasıydı. Kötü bir örnek. Bilmiyorum. Ama benim aklımda kalan şey, bugün olsa Kırpık'ın yaratılıp yaratılmayacağını bilmediğiydi. Çünkü Kırpık çok depresif bir karakterdi. Bunun beni ne kadar üzdüğünü anlatamam. (Gülüşmeler) Şu anda kuklalarının periyodik tablosu, küçük odasının duvarından sarkan bir kadına bakıyorsunuz. Kırıcı kukla, tam orada.

Bu, oğlumun doğduğu gün. Morfinin etkisiyle uçurtma gibi uçuyordum. Beklenmeyen bir sezaryen geçirmiştim. Fakat sersem hâlime rağmen, onu kucağıma aldığımda tek bir şeyi net olarak düşünebildim. Kulağına eğilip fısıldadım. "Seni kırmamak için çok çalışacağım" dedim. Hipokrat yeminiydi ve söylediğimde bunu bile bilmiyordum. Ama şu an fark ediyorum ki, Hipokrat yemini mutluluk hedefinden çok daha gerçekçi. Aslında herhangi bir ebeveynin size söyleyebileceği gibi, bu son derecede zor. Hepimiz Tanrı'nın geri almasını dilediğimiz, can acıtıcı şeyler söylemişiz ya da yapmışızdır. Bence başka bir devirde, kendimizden bu kadar şey beklemiyorduk. Önemli olan şey, bir dahaki sefere o kitap raflarının önünde kalplerimiz atarken bunları hatırlamak. Bu dünya için yeni kuralların nasıl oluşturulacağı konusunda emin değilim ama mutlu çocuklar yetiştirmek için umutsuz bir arayış içinde olduğumuzu düşünüyorum. Belki de yanlış bir ahlaki yükü taşıyor olabiliriz. Benim için daha iyi bir hedef, erdemli bir çocuk yetiştirmektir. Daha yaratıcı ve ahlaklı çocuklar yetiştirmeye odaklanmak ve mutluluğun yaptıkları iyilikler ve başarıları ve bizden hissettikleri sevgi aracılığıyla onları bulmasını ummak. Bu, hiç olmazsa, senaryosuz bir tepki. Yeni senaryoların yokluğunda, kitaptaki en eskileri takip ederiz — nezaket, iş etiği, sevgi - ve bırakın mutluluk ve özgüvenle başlarının çaresine baksınlar. Eğer hepimiz bunu yaparsak, çocuklar yine de iyi olacaklardır. Hâliyle ebeveynleri de, büyük bir olasılıkla iki taraf da daha iyi olacaktır.

Teşekkürler.

(Alkışlar)