R. ERDEM ERKUL
43,584 views • 0:00

Hayat bisiklete binmeye benzer ve dengede kalmak için mutlaka devam etmeniz gerekiyor. Bu dengede kalmak için 3T'yi çok iyi bilmemiz gerekiyor. Teknoloji, tarih ve toplum. Benim de hayatındaki dönüm noktalarından biri işte Einstein'ın dediği bu sözü oldu. Ve baktığımız zaman dijital dünyada, dijital değişen dünyada, çok önemli gelişmeler oldu. İcatlar bunların en önemlisiydi ilk önce insanın yapamadıkları eli ile yapamadıkları icatlar hayatımıza girdi. Bıçak çekiç gibi. Daha sonra yazı, pusula hayatımıza çok farklı noktalarda bizlere eşlik etti. Ve daha sonralarında hızlı dönen bu dünyada hareket eden bu dünyada bizlerle hesap makinesi, televizyon, telefon ve bilgisayarlar hayatımıza girmeye başladı. Şimdi artık hava gibi su gibi bilgisayarsız teknolojisiz yapamayan bir dünyadayız ve bu dünya bizlere ne kadar hızlı hareket etmemiz gerektiğini ve dengede kalmamız için sürekli hareket halinde olmamızı bizlere gösteriyor. Sular Başı Mahallesi Atatürk Bulvarı No: 5, 5840, Sivas PTT Burası benim hayatımın dönüm noktalarından birisiydi. Neden hayatımın dönüm noktalarından birisiydi? 1995 yılında İnternet ilk Sivas PTT'ye gelmişti. Ve biz iki arkadaşımla beraber sürekli Sivas PTT'de İnternet kullanmaya giderdik. Hiç unutmuyorum o yıllarda iki bilgisayar vardı. Giriyordunuz hemen soldan birinci katta ve üstünde bir yazı vardı derdi ki: sadece 45 dakika kullanabilirsiniz. Biz Fatih Güneş isminde bir arkadaşımla beraber 45 dakika birimiz bir bilgisayara birimiz bir bilgisayarı kullanıyorduk. Sonra birimiz kalkıyorduk diğer bilgisayara, birimiz kalkıyorduk diğer bilgisayara. Bizden başka da çok fazla Sivas'ta o PTT'yi ziyaret eden ilk yıllarda çok fazla kimse yoktu. Benim için başlangıç noktası olmuştu. Bu gördüğünüz bilgisayar hayatımızda çok önemli hepimiz belki yaşadık bunları. Benim bilgisayarım her zaman evimde, Sivas'tayken açıktı. Bilgisayar kasasını hiçbir zaman kapamadım. Anakart nedir? Sabit disk, hard disk, RAM’ları sürekli değiştirerek hayatıma bir şekilde farkındalık katmaya başladım. Diğer tarafta gördüğünüz Sivas'ın tabii ki İnternet ve bilgisayar hayatımıza girdikten sonra, Hem bunu bilgileri satacak hem birileri bunu tamir edecek. İlk bilgisayar mağazalarından teknik servislerinden biridir. Babam şimdi belki kızacak. Bugün öğrenecek o da ama ben bilgisayarımı çok bozarım ki Sezai amca ile Ali abinin olan bu bilgisayar mağazasına bu teknik servise gidip bilgisayar nasıl tamir ediliyor? Bilgisayarı nasıl tamir edebiliriz? Onu öğreneyim. Her ay bozardım bir şekilde her ay giderdim.

Fakat derlerdi ki Erdem üç gün sonra dört gün sonra biz sana bunu teslim edebiliriz. Ama ben bugün almam lazım derdim ki Ali Ağabey desin ki o zaman otur akşama kadar başında bekle ama bu benim için mükemmel bir şeydi o vesileyle bilgisayar nasıl tamir ediliyor? Bilgisayar nasıl oluşturuluyor? Bunu öğrendim. benim için bu bir farkındalıktı. Bugün baktığımız zaman o bilgisayarlardan, bu bilgisayarlara geçtik ve elimde gördüğünüz alet alet bir ekranı ve klavye bağladığınız zaman, o günkü kasası açık olan bilgisayardan çok daha hızlı bir şekilde şu anda çalışmakta. Yeni bilgisayarım bu elimde gördüğünüz alet, Sivas'ta gazetecilik çok önemli bir meslekti ve yerel çok fazla gazete vardı. Arkada gördüğünüz bu gazete, Sivas'ın önemli gazetelerinden birisiydi, hâlâ yayın hayatına devam ediyor. Ama benim için en önemli özelliği, Sivas'ın en büyük ekranlı en hızlı çalışan bilgisayarları bu gazetedeydi. Ondan dolayı fırsat buldukça, Kaan Ağabey'e Mete'ye sevgili arkadaşlarıma ziyaret eder. Bu gazetede mizanpajına nasıl destek oluruz? Onlara bakmaya eşlik etmeye gayret ederdim. Çünkü o bilgisayarlar benim için bir tutku demek, bir odaklanmak demek, bir hayal demek, bir zevk ve mutluluk demekti ve hayatımızın bir dönemi o gazetede hafta sonları, akşamları vakit geçirerek geçti. Daha sonraları bir uyanış yaşadım. 99 yılında bir gazete okumayı çok sevdim ama gazeteyi yere yayarak okumayı severdim. Geniş göreyim diye. Bir gün evde otururken, gazeteyi geniş bir şekilde yanlış bakarken bir ilan gördüm. Türkport isminde Türkiye'nin ilk İnternet portalı kurulacak. Nedir bu internet portalı, bir İnternet sayfasında şehrin ihtiyaçlarını, nöbetçi eczanesi, sineması hangi okullar var? Bunları açıklayacak bir kent rehberi. Başvurmayı düşündüm. Önce ailemle paylaştım. Bunun çok gerçekçi olmayacağını düşündüler doğal olarak. İstanbul'da bir de. Ama bir gazetede gördüğüm e-maille başvuraraktan öncelikle bir web sayfası yarışmasına katıldım. Bu web sayfasını yaparak yaklaşık bir buçuk dakikada yapmıştık, o zamanlar çok da basit bir web sayfasıydı Kent rehberi yöneticilerinden, İstanbul, Ankara, İzmir biz de Sivas'ı ekledik. Dört şehirle beraber biri olarak ilk çalışma hayatıma lise yıllarında atıldım, diyebilirim. Benim için çok özeldi. İstanbul'a gelmişim. İstanbul'a gitmişim. Hiç unutmuyorum, 12 saatlik bir otobüs yolculuğu, Kılıçkaya Turizm, şimdi yok. 12 saatlik bir otobüs yolculuğuyla İkitelli'de bir medya plazaya gidiyorsunuz. Sonrasında diyoruz ki sana diyorlar ki bilgisayar vereceğiz sen o iki bilgisayarla, evinden ya da nerede oturmak istiyorsan oradan Web mastırlık yapacaksın. Tamam diyorum ama diyorum bu bilgisayarları kargo ile gönderebilir misiniz? Babam diyorum ödemesini yapar Sonra dönüyorum Sivas'a babam diyor ki ne oldu dedim gelecek bilgisayarlar. Tabii böyle yapıyor. İki gün sonra hiç unutmuyorum evi arıyor babam sevgili Erdem diyor, iki tane büyük koli geldi yardım et gel bunları eve taşıyalım. Benim için dönüm noktalarından birisi de bu Web portalında 19 yaşında çalışmak oldu. Daha sonra üniversite yılları. Müziği olan ilgim Sivas'ta yaşıyorsunuz kütüğünüz Erzincan bir şekilde telli sazlarla haşır neşir olmanız gerekiyor. Arkadaşlarınız zaten etrafınız hep o şekilde. Sonra üniversite yıllarında Ankara'da üniversiteleri gezmeye başladık. Hangi üniversitelerde okuyabiliriz? Neler yapabiliriz? Bu arkada gördünüz Bilkent Üniversitesi'nin konser salonu. Uygar isminde çok sevdiğim bir arkadaşım vardı. Kendisi ile beraber Ankara'daki üniversiteleri geziyoruz Bilkent'i de gezelim dedik üniversite tercihlerinin öncesinde. Ve bir konservatuar binası çok hoşumuza gitti. Bir de ilk defa hadi bir bakalım Konser salonuna gittik bir baktık bir prova var. Bu çift katlı gördüğünüz konser salonunda. Sonra dedik hadi şu gördüğünüz alana yukarı tarafa oturalım. Ama bir kalabalık var böyle bir kitle var araya biz de oturduk. fakat herkes bize bakıyor sağımdaki bana bakıyor solumdaki bana bakıyor. Uygar'a bakıyorlar falan herkesin önünde bir defter var kitapçık var. Ya Allah Allah dedim herhalde dedim bizim yabancı olduğumuzu anladılar, Uygar yani ama şey de çok güzel tınılar da, aşağıda keman sesleri geliyor, çello geliyor, yani kalkmak da istemiyoruz. Şöyle iki, iki buçuk dakika geçti aşağıdaki orkestra şefi bize doğru döndü. şöyle şöyle yaptı bizim bütün yanımızdakiler ayağa kalktı koymuş. Biz tabii orada kaldık. Benim Bilkent macera mı orada bitti. Ama müziğe olan ilgim hiçbir zaman bitmedi. Müzik çünkü bizi değiştiren, dönüştüren, geçmişi geleceğe taşıyan her zaman bir araç olarak hayatımızda yer aldı. Sonraları uluslararası bir elektronik devlet portalı kurma hayalimiz vardı. Girişimiz vardı onu gerçekleştirdik. Ve o portal sayesinde gene internet ve teknoloji sayesinde Amerika Birleşik Devletleri'nde bir üniversiteden kabul aldık. Fakat orada beni değiştiren diyeyim dönüştüren çok farklı şeyler oldu, eğitim hayatımda özellikle. Bu arkada gördüğünüz bina, dünyadaki en uzun ikinci kütüphane binası. Akademik anlamda da en yüksek akademik kütüphanesi. Fakat burada beni ilk etkileyen zaten dijital çağı düşünüyoruz. Bu dijital çağda hayatımız geçmiş bir şekilde gençliğimiz geçmiş idame ettiriyoruz. Burada baktığımız zaman en üst kattan bir aşağı doğru bir aşağı doğru inerim dedim. İlk gün hiç unutmuyorum. En üst kata çıktık. Aşağı doğru iniyoruz, iniyoruz, iniyoruz eşimle inanılmaz kitaplar var. İnanılmaz eserler var. Bütün kartlar boş ve okul açık yaklaşık 70-80 bin öğrencisi olan bir üniversite. Beş üniversitenin bağlı olduğu bir yer Bomboş aşağı katlar. 5 kata geldim. Bir baktım, solda gördüğünüz, ofis dördüncü kat üçüncü kat, ikinci kat, ilk son ilk dört kat bu şekilde benim 45 dakika 1 saat sıra beklediğim kütüphaneydi. Yani orada ben tekrar bir uyanışa geçtim. Dedim ki tamam dijital çağ, iletişim, teknoloji kütüphaneyi de eğitimi de akademik dünyayı da değiştiriyor. Yukarıda 24 katta bomboş. Ama bu ilk 4 kat sıra bekliyorsunuz aynı kitabı ulaşmak için aynı bilgiye ulaşmak için aynı esere ulaşmak için. Bu benim için büyük bir değişimdi. Gene aynı üniversitede eğitime devam ederken ilk gün. Hocamız tanışma toplantısı hepimize sorular sormaya başladı. Birinci soru el kaldırıyorum hemen cevap, ikinci soru el kaldırıyorum hemen cevap, üçüncü soru dedim ben tamam olmuşum yani böyle bir üniversite de bu kadar kişi arasında her soruya cevaplayabiliyorum, süperim. Bir 5 dakika ara verdi, hoca. Ondan sonra hiç unutmuyorum. O dönemlerde de yeni yeni başlıyor. YouTube'u açtı. Ve bir 7 dakikalık 8 dakikalık bir video gösterdi ve bir anda durdurdu ve dedi ki şimdi dedi, devamını bir sayfalık önünüzdeki kağıda siz olsanız ne yapardınız, yazın? Hiçbir şey yazamadım. Bakıyorum etrafıma herkes yazıyor, çiziyor. Hiçbir şey yazamıyorum. Sıfır. Ve orada değişmem gerektiğini anladım. Bana onu orası kattı Çünkü ezberlemişiz. Kitap okuyoruz yirminci sayfaya geliyoruz beşinci sayfaya geri dönüyorum. Ezbere gelen soru sorulduğunda hepsine cevap verebiliyorsun. Ama bir baktığımız zaman yaratıcılık konusunda bir fikir beyan etme konusunda nasıl kendimi geliştirebilirim? Nasıl daha iyi noktaya gelebilirim? İşte o Değişimi de bu eğitim döneminde anladım. Uluslararası şirketlerdeki tecrübelerimiz, uluslararası örgütlerdeki hasbelkader çalışmalarımız diyeyim ve bu eğitim uluslararası aldığımız, hem Türkiye'de aldığımız hem yurt dışında aldığımız eğitimler, aslında bana bir şeyi gösterdi. İşte bu üç diyoruz ya teknoloji, tarih, toplum. Nasıl bir coğrafya üzerinde, nasıl bir zenginlik üzerinde, yaşadığımızı bana öğretti. Çünkü hangi farklı milletten insanla tanışsam, gerek eğitim dünyasında gerek iş dünyasında, bizim tarihimizi, bizim kültürel zenginliğimizi, nasıl bir toprağın üzerinde yaşadığımızı çok iyi bildiklerini fark ettim. Ve buna bakarken, biraz önce de bahsettiğim gibi Sivas'ta yaşayıp, Erzincan kütükte olduğunuz zaman telli çalgılarla haşır neşir oluyorsunuz. Ama o zenginliklerden birinin de bizim müziğimiz olduğunu fark ettim. Bağlama ailesi dışında burada gördüğümüz kopuzun, bizim Asya'dan beri kullandığımız, Asya’dan beri bizde var olan ve şu anda da Türkiye'de özellikle belli başlı sanatçıların icra ettiği bir alet olduğunu keşfettim. Ve özellikle 2009'lu yıllardan sonra kopuza çok fazla ilgi duymaya başladım. Ama kopuzda benim hissettiğim çok farklı bir şey vardı. Kopuz deyince sadece bir icra edilen çalgı değil, duygular vardı İşte o, başka medeniyetteki insanların bende uyandırdığı, bizde uyandırdığı medeniyetimizin kültürümüzün tarihimizin zenginliği vardı. İsterseniz şimdi o üç teldeki, Orta Asya’dan günümüze kadar gelen üç telli olan bu çalgıdaki seslere bir kulak vererek duyguları paylaşmak isteriz. Kopuzun tellerinden anladığım benim, birinci telinde kültür ve tarih, ikinci telinde iyileştirme gücü ve kibirden uzaklaştırma, ve üçüncü telinde bir ahenk bu gördüğünüz perdelerden birine yanlış bastığınız zaman, bütün ahengi bozabilirsiniz. Ve bizim medeniyetimiz de, bizim zenginliğimiz de işte bu ahenkten gelen bir tarih demeyi çok önemsiyorum. Ama buradaki duygular belki de hepimizin birlikte yaşadığı duygular. Öyle bir coğrafyadayız ki şöyle düşünüyorum, farklı illerde farklı bölgelerde yaşayıp Aynı telden çıkan seslere duygulanan, hüzünlenen, birbirini tanımayan insanların yaşadığı bir coğrafyadayız. Erkan Oğur, bilenleriniz bilir. Kendisi bir mucit kendisi bir icat çıkartmış, bir insan. Baktığınız zaman Erkan Oğur perdesiz gitarın ve kopuzun mucidi. Erkan Oğur’la tanışmak benim için bir hayaldi. çünkü kendisi kopuzu tekrar Türkiye'de tanıtan yaygınlaştıran bir değerdir. Ve Erkan Oğur’a baktığınız zaman, ben Erkan Oğur’dan hiçlik ve sessizlik öğretim. Kendisiyle birçok konserlerine gidip kulislerde yakalamaya çalıştım. Kendi kopuzumun akortlarını öğrenmeye çalıştım. çünkü kendisinin yaptığı akort dünyada bir icat. Ve bu hayalden bakaraktan hayalimin hiçbir şekilde peşini bırakmamak için Erkan Oğur’la nasıl tanışırım? Erkan Oğur’la nasıl bu sessizliği paylaşırım? Onun mücadelesini vermeye çalıştım. Ve gerçekten son özellikle yıllarda çok daha güzel bir ilişkimizle, kendisiyle aynı sahneyi paylaşma olanağına eriştim. Özellikle konserlerde giriş yapmak çok özeldir. Ve önemlidir. Ve konserlerde biz bu girişi özel bir şekilde yaparız. Ve o kadar mütevazi bir insan ki Erkan Oğur gibi hayal ettiğim birlikte sahnede olmayı düşündüğüm insan, İsmail Hakkı Beyle beraber bizlere bu girişi yapma olanağı tanıdı. İşte bu tellerden çıkan, ahenk kültür ve tarih iyileştirme gücü ve kibirden uzaklaştırma bizleri bu noktaya taşıyan en önemli değerlerdir. Bu değerleri yaşarken duygularımız bizler için gerçekten çok önemli. Sadece bir müzik aleti olarak görmemek gerekiyor. Bu 3T dediğimiz teknoloji, toplum ve tarihi Bu tellerle beraber hayatımızın her döneminde yaşıyoruz. Bu zenginliğimizi nasıl bir coğrafyada, nasıl bir toprağın üzerinde, yaşadığımızın farkında mıyız? Teşekkür ediyorum.