Yuval Noah Harari
3,187,735 views • 17:08

Yetmiş bin yıl önce, atalarımız önemsiz hayvanlardı. Tarih öncesi insanların en önemli özelliği önemsiz olmalarıdır. Dünya'ya etkileri denizanasından veya ateş böceklerinden veya ağaç kakanlardan daha fazla değildi. Bugün tam tersine, gezegeni biz kontrol ediyoruz. Ve soru şu: Oradan buraya nasıl geldik? Kendimizi, Afrika'nın bir köşesinde kendi işine bakan önemsiz maymunlardan Dünya hükümdarlarına nasıl çevirdik?

Genelde, diğer hayvanlarla aramızdaki bireysel farklara bakarız. Biz, -ben- ayrı bir özelliğimiz olduğuna, bedenimde ve beynimde beni, köpek, domuz ya da şempanzeye oranla daha üstün kılan bir yönüm olduğuna inanmak isteriz. Bireysel seviyedeki gerçek maalesef şu: utanılacak kadar şempanzelere benziyorum. Şempanzeyle beni ıssız bir adaya götürseniz ve kim daha uzun hayatta kalır diye baksanız, ben iddiamı şempanze üzerine yapardım kendime değil Kişisel bir hatam olduğundan değil. Sanırım, herhangi birimizi tek başımıza bir şempanzeyle adaya bıraksalar her zaman şempanze daha iyi iş çıkarır.

Hayvanlarla insanlar arasındaki asıl fark bireysel seviyede değildir. Bu fark toplumsal seviyededir. İnsanlar gezegeni yönetiyorlar çünkü büyük gruplar halinde ve uyumlu şekilde ortaklık kurabilen tek tür onlar. Şimdi diğer türlere bakalım mesela sosyal böcekler olan arılar ve karıncalara, bunlar büyük gruplar halinde ortaklık kurabiliyorlar fakat uyumlu değiller. Ortaklıkları çok katı. Temelde arı kovanı tek yönlü işler. Eğer yeni bir imkan ya da tehlike olursa arılar sosyal yapılarını bir gecede değiştiremezler. Mesela, kraliçeyi idam edip işçi arılar komünist yönetimi veya bir arılar cumhuriyeti kuramazlar.

Sosyal memeliler olan kurtlar, filler, yunuslar ve şempanzeler gibi diğer hayvanlar daha uyumlu bir topluluk kurabilirler ancak bu küçük ölçekli gruplarda olur. Çünkü şempanzeler arasındaki işbirliği birinin diğeri hakkındaki bireysel bilgisine dayanır. Eğer ben bir şempanzeysem, sen bir şempanzeysen ve seninle işbirliği yapmak istiyorsam seni kişisel olarak tanımam gerekir. Nasıl bir şempanzesin? İyi bir şempanze misin? Kötü bir şempanze misin? Güvenilir misin? Seni tanımıyorsam seninle nasıl işbirliği yapabilirim?

Bu iki kabiliyeti bir araya getirebilen tek hayvan ve uyumlu şeklide işbirliğini büyük gruplar halinde başaran sadece bizleriz, Homo sapiensler. Bire bir ya da ona on şempanzeler bizden daha iyi olabilirler. Fakat 1.000 insana karşı 1.000 şempanze koyarsanız, insanlar kolayca kazanacaktır. Basit bir sebepten, çünkü 1.000 şempanze birlikte hareket edemez. Eğer, 100.000 şempanzeyi Oxford Meydanına, Wembley Stadyumuna, Tienanmen Meydanına ya da Vatikan'a toplamak isterseniz sadece kaos oluşur, tam bir kaos. Wembley Stadyumu'nda 100.000 şempanzeyi düşünün. Tamamen çılgınlık. Oysa, insanlar rahatça orada toplanırlar ve elde ettiğimiz genelde kaos değildir.

Genellikle, çok etkili ve gelişmiş bir işbirliği yapısıdır. İnsanlık tarihindeki büyük başarılar, Piramitleri inşa etmek ya da Ay'a gitmek gibi bireysel yeteneklere dayalı değildir. Büyük gruplar olarak uyumlu hareket etmeye dayalıdır.

Şu an yaptığım bu konuşmayı bile düşünürseniz, 300 - 400 kişilik bir dinleyici önünde duruyorum, çoğunuz hiç tanımadığım kişilersiniz. Aynı şekilde, bu toplantıyı düzenleyenleri de tanımıyorum. Dün, beni buraya, Londra'ya getiren uçaktaki uçuş ekibi ve pilotu da tanımıyorum. Dediklerimi kaydedenleri, bu mikrofon ve kamerayı icat edip üretenleri tanımıyorum. Bu konuşmayı hazırlarken okuduğum kitap ve makaleleri yazanları tanımıyorum. Ve tabii ki internet üzerinden bu konuşmayı belki de Boenos Aires ya da Yeni Delhi'den seyredecek olan tüm o insanları da tanımıyorum.

Birbirimizi tanımasak da, yine de küresel fikir alış verişini gerçekleştirebiliriz. İşte, şempanzelerin yapamadığı budur. Tabii ki haberleşirler, fakat asla bir şempanzeyi uzaktaki bir şempanze grubuna muzlar ya da filler hakkında bir konuşma yapmak için seyahat ederken göremezsiniz. Ya da onları ilgilendiren başka bir konu hakkında. Tabii ki işbirliği her zaman hoş değildir. Tarih boyunca insanların yaptığı onca korkunç şey ki bazıları çok daha korkunç, tüm bunlar yine büyük ölçekli işbirliğine dayanır. Hapishaneler, işbirliği sistemidir. Mezbahalar işbirliği sistemidir. Toplama kampları işbirliği sistemidir. Şempanzelerin mezbahaları, hapishaneleri ve toplama kampları yoktur.

Farz edin ki, sizi bu ihtimale inandırdım. Evet, uyum içinde işbirliği yapabildiğimiz için Dünya'yı yönetiyoruz. O zaman, meraklı dinleyicilerin aklına hemen ikinci bir soru gelir: Tam olarak bunu nasıl yapıyoruz? Böyle bir işbirliği için tüm hayvanlar arasından sadece bizi etkileyen ne? Bunun cevabı hayal etme gücümüzdür. Sayısız yabancıyla uyumlu bir işbirliği yapabiliriz, çünkü bu gezegendeki hayvanlardan sadece biz hayal ürünü şeyleri kurgular ve inanırız. Herkes aynı hayal ürününe inandığı sürece herkes aynı kurallara uyar ve itaat eder, aynı kalıplar ve aynı değerlere.

Tüm diğer hayvanlar, haberleşirken sadece gerçeği tanımlarlar. Örneğin şempanze "Bak, bir aslan hadi kaçalım." ya da "Bak bir muz ağacı, hadi gidip toplayalım." diyebilir. Tam tersine insanlar, sadece gerçeği anlatmak için konuşmazlar. Aynı zamanda yeni gerçeklikler ve uydurma gerçeklikler yaratırlar. Bir insan "Bak, yukarıda bulutların üstünde Tanrı var." diyebilir. "Eğer dediğim şeyi yapmazsanız, öldüğünüzde,Tanrı sizi cezalandırıp cehenneme atar." Ürettiğim bu hikayeye hepiniz inanırsanız, aynı kalıpları, kural ve değerleri benimsersiniz ve işbirliği yapabilirsiniz. Bunu ancak insanlar yapabilir. "Öldükten sonra şempanzeler cennetine gideceksin..." diyerek bir şempanzeyi, size muz vermesi için kandıramazsınız. (Gülüşmeler) "...ve iyi davranışın için pek çok muz alacaksın." Şimdi ver o muzu bana." Böyle bir hikayeye hiç bir şempanze inanmayacaktır. Sadece insanlar böyle bir şeye inanır. Dünyayı yönetme sebebimiz olan, şempanzelerin hayvanat bahçeleri ve laboratuvarlara kilitlenmesine sebep olan.

Bunu kabul edilebilir bulabilirsiniz, evet, dini alanda, insanlar aynı kurguya inanarak işbirliği yaparlar. Bir katedral ya da cami yapmak için, haçlı seferi ya da cihada katılmak için milyonlarca insan bir araya gelir, çünkü hepsi Tanrı, cennet ve cehennem hakkında aynı hikayeye inanmışlardır. Fakat vurgulamak istediğim şey, sadece dini alanda değil, diğer tüm kitlesel işbirliklerinde de aynı mekanizmanın geçerliliğidir.

Mesela hukuk alanını ele alın. Bugün Dünya'yadaki çoğu hukuk sistemi, insan hakları inancına dayanır. Peki ama, insan hakları nedir? İnsan hakları, Tanrı ve cennet gibi bizim yazdığımız bir hikayedir. Nesnel gerçeklik değillerdir. Homo sapiens olmanın biyolojik etkisi değillerdir. Bir insanı alıp, kesip içine baksak kalp, böbrekler, nöronlar, hormonlar ve DNA bulursunuz, ama tek bir hak bulamazsınız. Hakları sadece hikayelerde bulursunuz. Kendi yazdığımız ve bir kaç yüzyıldır etrafa yaydığımız hikayelerde. Belki çok iyi hikayelerdir ya da çok olumlu hikayeleridir, ancak halen bizim uydurup yazdığımız hikayelerdir.

Aynı şey politik alanda da doğrudur. Modern politikanın en önemli faktörleri devletler ve milletlerdir. İyi de devlet ve millet nedir? Nesnel gerçeklik değillerdir. Bir dağ nesnel bir gerçektir. Görebilir, dokunabilir, hatta koklayabilirsiniz. Fakat millet ya da devlet İsrail, İran, Fransa ya da Almanya gibi bunlar sadece bizim yazdığımız ve kuvvetli bağlar kurduğumuz hikayelerdir.

Aynı şey ekonomik alanda da geçerlidir. Bugün küresel ekonominin en önemli aktörleri şirketler ve kuruluşlardır. Bugün pek çoğunuz belki de Google, Toyota ya da McDonald's gibi kuruluşlarda çalışıyorsunuz. Aslında bunlar nedir? Avukatların dediği gibi hukuki kurgulardır. Avukat dediğimiz güçlü büyücülerin keşfedip sürdürdüğü hikayelerdir. (Gülüşmeler) Peki ya kuruluşlar bütün gün ne yaparlar? Çoğunlukla, para kazanmaya çalışırlar. O zaman, para nedir? Gene, para nesnel bir gerçek değildir; nesnel değeri yoktur. O yeşil kağıt parçasını elinize alın dolar banknotunu. Ona bakın, değeri yoktur. Onu yiyemezsiniz, içemezsiniz, giyemezsiniz. Daha sonra büyük hikaye anlatıcılar ortaya çıktılar. Büyük bankacılar, para bakanları, başbakanlar ve bize oldukça ikna edici bir hikaye anlattılar: "Bak, bu yeşil kağıdı görüyor musun? Bu tam olarak 10 muz değerinde." Eğer buna ben inanırsam, siz inanırsanız, ve herkes inanırsa, bu gerçekten işe yarar. Bu değersiz kağıdı alıp, markete gidip, hiç karşılaşmadığım bir yabancıya verip, karşılığında yiyebileceğim gerçek muzlar alabilirim. Bu şaşırtıcı bir şeydir. Bunu şempanzelerle yapamazsınız. Tabii ki, şempanzeler takas ederler: "Evet, bana hindistan cevizi ver, ben muz vereceğim." Bu olur. Ancak, bana değersiz bir parça kağıt ver ve sana muz vermemi bekle? Asla ! Beni ne sandın, insan mı? (Gülüşmeler)

Para, aslında, insanlarca icat edilip anlatılmış en başarılı hikayedir. Çünkü herkesin inandığı tek hikayedir. Herkes Tanrı'ya inanmıyor, herkes insan haklarına inanmıyor, herkes milliyetçiliğe inanmıyor, ama herkes paraya ve dolar banknotuna inanıyor. Hatta Osama Bin Laden bile. Amerikan politikalarından ve dininden nefret ediyor ve Amerikan kültüründen, fakat Amerikan dolarına bir itirazı yok. Aslında, onlara oldukça düşkün. (Gülüşmeler)

Sonuç olarak: Biz insanlar Dünya'yı kontrol ediyoruz, çünkü ikili gerçeklik içinde yaşıyoruz. Tüm diğer hayvanlar nesnel tek bir gerçeklik içinde yaşıyorlar. Gerçeklikleri, nehirler, ağaçlar, filler ve aslanlar gibi nesnel unsurlardan ibaret. Biz insanlar da nesnel gerçeklikte yaşarız. Bizim dünyamızda da nehirler, ağaçlar, aslanlar ve filler vardır. Ancak yüzyıllar içinde, bu nesnel gerçekliğin üzerine kurgulanmış ikinci bir gerçeklik katmanı inşa ettik. Uluslar, tanrılar, para, kuruluşlar gibi kurgulanmış unsurlardan oluşmuş bir gerçeklik. Şaşırtıcı olansa, zaman ilerledikçe bu kurmaca gerçeklik giderek çok daha güçlendi ve bugün, Dünya'nın en güçlü kuvvetleri bu kurgusal unsurlardır. Bugün, geriye kalan nehirler, ağaçlar, aslanlar ve fillerin kaderi; Birleşik Devletler, Google ve Dünya Bankası gibi bu kurgusal unsurların karar ve isteklerine tabidir ki bunlar sadece bizim hayalimizde var olan unsurlardır.

Teşekkürler. (Alkışlar)

Bruno Giussani: Teşekkürler. Yuval, yeni bir kitabın çıktı. "After Sapiens" (Sapiens sonrası) yeni bir tane yazdın ve Hibruca yayınlandı, ancak henüz ingilizceye çevrilmedi

Yuval Noah Harari : Çevirisi için çalışıyorum.

BG: Kitapta, eğer doğru anladıysam, şu anda deneyimlemekte olduğumuz müthiş atılımları tartışıyorsun sadece potansiyel olarak hayatlarımızı iyileştirmeyecek hatta - yinelemek isterim - "...endüstriel devrimin yaptığı gibi yeni sınıflar ve yeni sorunlar." yaratacak. Bize ayrıntıları verebilir misin?

YNH: Evet, sanayil devriminde, şehirli işçilerin yeni bir çeşidinin oluştuğunu gördük. Ve son 200 yılı içeren politik ve sosyal tarih daha çok bu sınıfla ve yeni sorun ve imkanlarla ne yapılacağıyla ilgilenmiş. Faydasız insanlardan oluşan büyük ve yeni bir sınıfın oluştuğunu görüyoruz. (Gülüşmeler) Bilgisayarlar çok daha fazla alanda, çok daha iyileştikçe, bariz bir ihtimal olarak, çoğu alanda bilgisayarlar bizi aşacaklar ve insanları gereksiz kılacaklar. Ardından, 21. yüzyılın politik ve ekonomik büyük sorusu "İnsanlara ne için ihtiyacımız var?" olacaktır. En azından "Bu kadar çok insana ne için ihtiyacımız var?"

BG: Kitabında bir cevap var mı?

YNH: Şu anda, elimizdeki en iyi tahmin, haplar ve bilgisayar oyunlarıyla onları mutlu etmek. (Gülüşmeler) Ancak bu pek de ilgi çekici bir gelecek gibi görünmüyor.

BG: O zaman kitapta şöyle diyorsun, şu anda, belirgin ekonomik eşitsizliklerin gelişme bulguları hakkındaki, tüm o tartışmalar, henüz sürecin başlangıcında gibi bir durumda mıyız?

YNH: Bu bir kehanet değil. Her tür ihtimali bizden önce görüyor. İhtimallerden biri, kitlesel faydasız insan sınıfının oluşumu. Bir diğer ihtimalse, zenginler sanal tanrılığa yükselirken, fakirlerin faydasız insanlar seviyesine inişiyle insan türünün farklı biyolojik sınıflara bölünmesi.

BG: Sanırım bir iki sene içinde yeni bir TED konuşması geliyor. YNH: Belki de, teşekkürler. BG: Yuval, gezinti için teşekkürler.

(Alkışlar)