Stefano Mancuso
1,417,431 views • 13:50

Bazen çok eski dergilere gözgezdirirm. Nuh'un gemisi hakkında bir gözlem testi buldum. Ve bu testi çizen sanatçı bazı hatalar, yanlışlıklar yapmış. Burada yaklaşık 12 hata var. Bazıları çok basit. Geminin üzerinde bir baca, bir anten bölümü, bir lamba ve kurmalı saat anahtarı var. Bazı hatalar hayvanlar, rakamlar hakkında. Fakat Nuh'un gemisi konusunda burada görünmeyen çok daha temel bir hata var. Ve bu problem ise: Bitkilerin nerede olduğudur. Evet, Tanrı dünyayı sonsuza dek yada en azından çok uzun bir süreliğine, sular altında bırakacak, ve hiç kimse bitkilerle ilgilenmiyor. Nuh'un gemisine, her tür kuştan, her tür hayvandan, hareket eden her tür yaratıktan bir çift alması gerekiyor, ama bitiklerden bahsedilmiyor. Neden? Aynı hikayenin başka bir bölümünde, tüm yaşayan yaratıkların sadece bu gemiden gelen canlılar olduğu söylenir, yani bunlar kuşlar, çiftlik hayvanları ve beyaz hayvanlardır. Bitkiler yaşayan canlılar değildir. İşte mesele bu. Bu İncilden gelen bir konu değil, ama bu herzaman insanlığa eşlik etmiş bir konudur.

Şimdi şu Rönesans kitabındaki çizime bir gözatalım. İşte burada, doğanın düzenine dair tüm açıklamaya sahibiz. Bu güzel bir açıklama çünkü soldan başlayarak — taşları görüyoruz — hemen taşların ardından, sadece yaşayabilen bitkileri görüyorz. Ardından hem yaşayıp hemde hissedebilen hayvanlar var, ve piramidin en tepesinde, insanoğlunu görüyoruz. Bu sıradan bir adam değil. Çalışan bir adam. Bu benim gibi bir insan için yaradılış piramidinin tepesinde olmak —Ben profesörüm — rahatlatıcı bir durum. Fakat bu tamamen yanlış birşey. Profesörleri gayet iyi tanıyorsunuz. Fakat bu ayrıca bitkiler açısındanda yanlıştır, çünkü bitkiler sadece yaşamazlar, ayrıca hissedebilirler. Hissetme konusunda hayvanlardan çok daha sofistikedirler. Sadece bir örnek vermek gerekirse, herbir kök ucu en az 15 kimyasal ve fiziksel değişkeni sürekli ve eşzamanlı olarak izlemektedir. Ayrıca kök uçları öylesine mükemmel ve karmaşık tavırlar sergilerlerki bu sadece "zeka" tabiriyle açıklanabilir. Evet bu — bitkilerin küçümsenmesi herzaman görülen bir durumdur.

Şimdi şu kısa videoya bir göz atalım. David Attenborough' ı görüyoruz. David Attenborough gerçek bir bitkisever. Bitkilerin davranışları hakkındaki en güzel filmlerin bazılarını o yaptı. Evet, bitkiler hakkında konuştuğunda söylediği herşey doğru. [videoda: Burada dünyanın en büyük çiçeğini görüyoruz] Fakat hayvanlar hakkında konuştuğunda, bitkilerin varolduğuna dair gerçekleri görmezden geliyor. "Mavi balina, dünya üzerinde varolan en büyük yaratıktır". Bu bir yanılgı, tamamen yanlış. Mavi balina, dünyada yaşayan gerçek en büyük yaratıkla karşılaştırılırsa bir cüce sayılır — ki buda görkemli, muhteşem, Sequoiadendron giganteum'dur. (Alkışlar) Ve bu 2,000 ton kütleye sahip yaşayan bir organizmadır. Bitkilerin bir tür düşük-düzey organizmalar olduğu hikayesi, çok zaman önce Aristo tarafından, "De Anima" eserinde— şekillendirilmiştir. Bu kitapta,—ki Batı uygarlığı için çok etkili bir kitaptır — bitkilerin canlı ile cansız arasında bir sınırda olduğu yazılmıştır. Bitkiler sadece bir tür çok düşük-düzeyli ruha sahiptir. Buna bitkisel ruh deniyor, çünkü bitkiler hareket edemez, ve böylelikle hissetmeye ihtiyaçları yoktur. Görelim bakalım.

Tamam, bitkilerin bazı hareketleri gayet iyi bilinir. Bu çok hızlı bir hareket. Bu bir Dionaea, Venus sinek kapanı salyangoz avlıyor. Salyangoz için üzücü bir durum. Bu, delillere rağmen yüzyıllarca reddedilmiş bir gerçektir. Hiçkimse bitkilerin bir hayvanı yiyebileceğini söyleyemezdi, çünkü bu doğanın düzenine karşıydı. Fakat çiçekler ayrıca pek çok hareket gösterebilirler. Bazıları çok iyi bilirinir, örneğin çiçeklenme. Bazıları ise zaman kayması gibi bazı teknikleri kullanarak görüntülenebilir. Bazıları çok daha sofistikedir. Her zaman ışığı yakayabilmek için hareket eden şu genç fasulyeye bir bakın. Ve bu gerçekten çok zarif. Danseden bir melek gibi. Ayrıca bitkiler oynayabilirler(eğlenebilirler) . Gerçekten oynuyorlar. Bunlar genç ayçiçekleri, ve yaptıklarını oynamanın dışında başka bir tabirle açıklayamazsınız. Aynen pek çok hayvanın kendilerini eğittikleri gibi onlarda kendilerini yetişkinliğe hazırlıyorlar. İleride onlarda tüm gün güneşi takip edebilecekler. Bitkiler yerçekimine tepki verebilirler elbette. Böylelikle filizler yerçekiminin aksine büyürken kökler yerçekimine doğru büyürler. Fakat bitkiler uyuyadabilirler. Bu bir Mimosa pudica. Geceleri, yapraklarını kıvırırlar ve hareketliliği azaltırlar, ve gündüzleri, yaprakların açıldığını ve— çok daha fazla hareketlilik olduğunu görebilirsiniz. Bu çok ilginçtir çünkü, uyuma mekanizması, Bitkilerde, böceklerde ve hayvanlarda aynen korunmuştur. Ve örneğin bir uyku sorunu konusunda çalışmanız gerekiyorsa, bitkiler üzerinde çalışmak, hayvanlardan çok daha kolaydır, ve bu çok daha etiktir. Sonuçta bu bir tür bitkisel deneydir.

Hatta bitkiler iletişim bile kurabilirler. Onlar olağanüstü bir biçimde, diğer bitkilerle iletişim kurarlar. Hemcinslerini ve diğer türleri ayırtedebilirler. Bitkiler ve diğer türlerle, ve hatta hayvanlarla, uçucu kimyasallar üreterek, iletişim kurarlar. Örneğin, tozlaşma esnasında. Tozlaşmaya gelecek olursak, bu bitkiler için çok önemli bir meseledir, çünkü kendileri bir çiçekten diğerine hareket edemezken, polenleri bir çiçekten diğerine taşırlar. Yani bir taşıyıcıya ihyitaçları vardır, ve bu taşıyıcı, genellikle bir hayvandır Pekçok böcek polenlerin taşınması için, bitkiler tarafından taşıyıcılar olarak kullanılır. fakat sadece böcekler değil, kuşlar, sürüngenler, ve fareler, yarasalar gibi memeliler de polenlerin taşınması için kullanılırlar. Bu ciddi bir iştir. Hayvanlara polenlerin taşınması karşılığında birtür tatlı — enerji verici— madde sunan bitkiler görüyoruz. Fakat bazı bitkiler hayvanları manipule ederler, aynen seks ve nektar vaat edip polenlerin taşınması karşılığında hiçbirşey vermeyen orkideler de olduğu gibi.

Gördüğümüz tüm bu davranışların ardında, büyük bir problem var. Bir beyin olmaksızın bunlar nasıl mümkün olabilir? Bu büyük adamın, —Charles Darwin—, devrim yaratan, harikulade, şaşırtıcı kitabını, yayınlaması için 1880'lere kadar beklememiz gerekti, Başlığı "Bitkilerde Hareket Gücü." Charles Darwin'den önce hiçkimse bitkilerin hareketleri hakkında konuşamazdı. oğlu Francis tarafından desteklenen, kitabında — ki kendisi Cambridge'de dünyadaki ilk bitki fizyolojisi profesörüdür,— 500 sayfa boyunca, her bir hareketliliği ayrı ayrı dikkate alırlar. Ve kitabın son paragrafında, bir tür stilistik imza olarak, çünkü normalde Charles Darwin kitaplarının son paragrafını, en önemli mesaja ayırır. Şöyle yazmıştır, "Kök uçlarının, düşük hayvanların beyni gibi işlediğini söylemek hiçte abartılı değildir. Bu bir benzetme değil. Arkadaşlarından birisine çok ilginç bazı mektuplar göndermiştir. O zamanlar Royal Society'nin başkanı yani İngiltere'de ki en büyük bilimsel otorite olan J.D Hooker'a bitkilerdeki beyine dair mektuplar göndermiştir.

Evet, burada gördüğümüz bir kökucu yokuş yukarı büyüyor. Burada kurtçukların, yılanların yerde ayakları olmadan hareket eden tüm canlıların yaptığı türden bir hareket görüyoruz. Ve bu hiç kolay bir hareket değil, çünkü, bu tür bir hareketi gerçekleştirmek için, kökün farklı bölümlerini hareket ettirmeli ve bu farklı bölümleri senkronize etmelisiniz, hemde bir beyin olmadan. Böylelikle bizde kökucu üzerinde çalışmalar yaptık, ve keşfettik ki burada bir tür spesifik bölüm var burada maviyle gösterilen— geçiş bölgesi diyelim. ve bu bölüm, çok küçük bir bölüm. Bir milimetreden daha az. Ve bu bölümde bitkilerdeki en yüksek oksijen tükeitimini görüyoruz, ve daha önemlisi bu türden sinyalleri görüyoruz. Burada gördüğünüz sinyaller, benim beynimin nöronlarının, bizim beynimizin nöronlarının bilgi alışverişi yaparkenki sinyallerinin aynı potansiyeline sahiptir. Şunu biliyoruzki bir kökucu bu özelliği gösteren sadece birkaç yüz hücreye sahip fakat ayrıca biz çavdar gibi küçük bir bitkinin ne kadar çok kökucu olduğunuda biliyoruz. Neredeyse 14 milyon köke, 11.5 milyon kökucuna, toplamda 600 veya daha fazla km uzunluğa ve çok yüksek yüzey alanına sahiptir.

Şimdi her bir kökucunun diğerleriyle bir ağ örgüsü altında çalıştığını düşünelim. İşte burada, sol tarafta interneti, ve sağda , kök yapısnı görüyoruz. Aynı mantıkla çalışıyorlar. Küçük hesapla makinelerinden oluşan ağlardan oluşan, bir ağlar. Ve neden bukadar benzerler? Çünkü hepsi aynı neden için evrimleşti: hayatta kalabilmek. Hepsi aynı şekilde çalışırlar. Böylelikle köklerin %90 ını sökseniz bile bitkiler çalışmaya devam ederlerl. İnternetin %90 ını çıkarabilirsiniz, ve yinede çalışmaya devam eder. Ağlarla çalışan insanlara bir öneri: bitkiler sizlere nasıl ağlar geliştirebileceğiniz hakkında iyi öneriler verebilirler.

Ve bir başka ihtimalse, teknolojik ihtimaller. Bitkilerden ilham alınmış robotlar üretebildiğimizi bir hayaledin. Şimdiye kadar, insanoğlu robot üretirken sadece insanlıktan veya hayvanlardan ilham aldı. Animoloid— hayvanlardan ilham alınmış sıradan robotlar, insectoid(böcek-robot), ve böyle devam eder. Ayrıca Androidler var, insanlardan ilham alınarak üretilmiş. Fakat neden hiç "plantoid"(bitki-robot) lerimiz yok? Evet, eğer uçmak istiyorsanız, kuşlara bakmanız iyi birşey, kuşlardan ilham almanız... Fakat eğer toprakları araştırmak, veya yeni bir bölgeyi kolonize etmek istiyorsanız yapabileceğiniz en iyi şey bitkilerden ilham almaktır çünkü onlar bu işi yapmakta ustalar. Bir başka olanak ise, bizim laboratuvarlarımızda çalıştığımız, hibritler üretme olanağıdır. Hibrit üretmek çok daha kolaydır. Hibrit demek, yarı yaşayan, yarı makine bir varlık demektir. Bitkilerle çalışmak hayvanlarla çalışmaktan çok daha kolaydır. Hesaplama gücüne sahipler. Elektrik sinyallerine sahipler. Makinelerle olan bağlantıları çok daha kolay, hatta çok daha etik olarak olanaklıdır. Ve bunlar, algler tarafından, yada yapraklar tarafından, yada bitkilerin en güçlü parçaları olan, lçlşer tarafından kullanılan hibritler üretmek için bizim üzerinde çalıştığımız olasılıklar...

Pekala, ilginiz için çok teşekkür ederim Ve bitirmeden önce Sizlere garanti vermek isterimki bu sunumun yapılmasında hiçbir salyangoz zarar görmemiştir. Teşekkürler.

(Alkışlar)