Ryan Martin
3,311,094 views • 13:06

Arkadaşınızdan bir mesaj geldiğini ve bu mesajda, "Ne olduğuna inanmayacaksın. Çok öfkeliyim!" yazdığını düşünün. Sonrasında bir arkadaş olarak hareket edip detayları sorarsınız. Onlar da size, spor salonunda, işte veya akşamki buluşmalarında ne olduğunu anlatırlar. Dinlersiniz ve neden bu kadar sinirlendiklerini anlamaya çalışırsınız. Belki de sinirli olup olmamaları konusunda onları yargılarsınız.

(Gülüşmeler)

Belki çözüm önerisi bile sunabilirsiniz. İşte o sırada, gün boyunca benim yaptığım şeyi yapmış olursunuz, çünkü ben bir öfke araştırmanıyım ve bir öfke araştırmanı olarak iş hayatımın çoğunda, kimi kandırıyorum, kişisel hayatımın da çoğunda insanların neden sinirlendiğini araştırıyorum. Sinirlendiklerinde neler düşündüklerini, hatta neler yaptıklarını araştırıyorum; kavga mı ediyorlar, bir şeyleri mi kırıyorlar veya internette büyük harflerle mi konuşuyorlar.

(Gülüşmeler)

Tahmin edebildiğiniz gibi, insanlar öfke araştırmanı olduğumu duyduğunda öfkeleri hakkında konuşmak, öfke hikâyelerini anlatmak istiyorlar. Bir terapiste ihtiyaçları olduğundan değil, bazen öyle de olabiliyor gerçi ama asıl sebep öfkenin evrensel olması. Hepimizin hissettiği ve anlayabildiği bir şey. Hayatımızın ilk aylarında bir şey isteyip de elde edemediğimizde ağladığımız zamanlardan beri hissediyoruz, "Çıngırağı alamayız ne demek baba, onu istiyorum!" gibi.

(Gülüşmeler)

Annemin de kesinlikle katılacağı gençlik zamanlarımızda hissettik. Üzgünüm anne. En sonuna kadar hissediyoruz. Aslında öfke hayatımızın en kötü anlarında hep bizimle. Bu, üzüntümüzün doğal ve beklenen bir parçası. Fakat aynı zamanda hayatımızın en güzel anlarında da bizimleydi; düğün ve tatillerin her gün sıklıkla yaşadığımız kötü hava, geç kalma gibi moral bozucu şeylerle gölgelenmesinde olduğu gibi, o an çok kötü hissettirir ama sonrasında işler yoluna girdiğinde hemen unutulur.

İnsanlarla öfkeleri hakkında çok fazla konuştum ve o konuşmalar esnasında öğrendiğim bir şey var ki, buradaki insanlarda da olduğundan eminim, öfke bir problem olarak görülüyor. Hayatınıza müdahale ettiğini, ilişkinize zarar verdiğini, hatta korkutucu olduğunu düşünüyorsunuz. Bunların hepsiyle beraber, ben öfkeyi biraz farklı görüyorum ve bugün sizlere öfkenizle ilgili çok önemli bir şey söylemek istiyorum: Öfke, hayatınızdaki güçlü ve sağlıklı bir kuvvettir. Hissetmeniz güzel bir şey. Hissetmeniz gerek.

Fakat bunu anlamak için durup neden öfkelendiğimizi düşünmeliyiz. Bunların çoğu, 1996'da problemli öfke ile nasıl başa çıkılacağına dair bir kitap bölümü yazan Dr. Jerry Deffenbacher adlı öfke araştırmacısının çalışmalarına dayanıyor. Şimdi, çoğumuz ve eminim ki birçoğunuz için sadece şundan ibaret: Kışkırtıldığımda sinirlenirim. İnsanların konuşmalarından bunu duyarsınız. Şöyle şeyler söylerler; "Bu kadar yavaş araba sürenler sinirimi bozuyor." ya da "Sütü dolaba koymadığı için sinirlendim." Ya da favorim olan, "Öfke problemim falan yok, insanlar bana bulaşmayı kesmeli."

(Gülüşmeler)

Şimdi, bu tür durumları daha iyi anlamak için, arkadaşlarım, meslektaşlarım ve hatta ailem de dahil olmak üzere pek çok kişiye soruyorum: “Sizi ne gibi şeyler kışkırtır? "Sizi sinirlendiren şey ne?" Bu arada, bir öfke araştırmacısı olmanın avantajlarından birini söyleme zamanı: Meslektaşlarımı gerçekten sinirlendiren her şeyin kapsamlı bir listesini oluşturmak için on yıldan fazla zaman harcadım. İhtiyacım olursa diye.

(Gülüşmeler)

Fakat cevapları gerçekten ilginç, şöyle şeyler söylediler; "tuttuğum takım kaybedince", "ağzını şapırdatan insanlar" Şaşırtıcı oranda yaygın bu arada. "Yavaş yürüyen insanlar", bu benimki. Ve tabii ki, "laf kalabalığı" Laf kalabalığı.

(Gülüşmeler)

Emin olun, laf kalabalığı siniri gibisi yok.

(Gülüşmeler)

Bazen cevapları hiç de ufak değil. Bazen ırkçılık, seksizm, zorbalık ve çevresel sorunlardan bahsediyorlar; hepimizin yüzleştiği genel problemler. Fakat bazen, cevapları oldukça özgün, hatta belki de çok özgün. "Halka açık tuvalette öne doğru eğildiğinde tişörtünde oluşan o ıslak çizgi."

(Gülüşmeler)

Çok iğrenç, değil mi?

(Gülüşmeler)

Ya da "Flash belleklerin sadece iki yüzü var, neden sürekli bana üç kez denettiriyor?"

(Gülüşmeler)

Şimdi küçük ya da büyük, genel ya da özel olsun, bu örneklere bakabilir ve bazı ortak temaları gösterebiliriz. Hoşumuza gitmeyen, haksız hissettiren, hedeflerimizin yolunu kapatan, engellenebilecek olan durumlara sinirleniriz ve bu durum bizi güçsüz hissettirir. Bu öfkenin tarifidir. Fakat aynı zamanda bu gibi durumlarda tek hissettiğimiz şey öfke değil. Öfke tek başına oluşmaz. Korktuğumuzda, üzüldüğümüzde veya diğer hislerle birlikte de öfkelenebiliriz.

Fakat şu da var: Bu gibi durumlar bizi öfkelendirmiyor. En azından tek başlarına, bunu biliyoruz çünkü eğer öyle olsalardı hepimiz aynı şeylere öfkelenirdik, fakat öyle olmuyor. Benim öfkelendiğim şeyler sizinkilerden farklı, yani bu işin içinde başka bir şey olmalı. Nedir o? Bu durumlar sırasında ne yaptığımızı ve hissettiğimizi biliyoruz. Buna öfke öncesi aşaması diyoruz; aç mısın, yorgun mu, başka bir şey için endişeli misin, bir şeye geç mi kalıyorsun? Bunları hissettiğinizde o durumlar çok daha kötü hissettiriyor. Fakat asıl önemli olan durumlar değil, öfke öncesi an da değil, önemli olan, o durumu nasıl yorumladığımız, o durumdan ne anlam çıkardığımız.

Bize bir şey olduğunda ilk kararımız bunun iyi mi kötü mü olduğu. Haklı mı haksız mı, suçlanmalı mı, ceza verilmeli mi? Bu birincil değerlendirme, olayın kendisini değerlendirdiğiniz zaman. Hayatımızda ne anlama geldiğine karar veririz, sonrasında ise ne kadar kötü olduğuna karar veriyoruz. Bu da ikincil değerlendirme. "Bu başıma gelen en kötü şey mi, yoksa başa çıkabilir miyim?" diyoruz.

Şimdi, canlandırmak için, arabanızla bir yere gittiğinizi düşünün. En baştan söyleyeyim, eğer şeytani bir zekam olsaydı ve sizi sinirlendirecek bir durum oluşturmak isteseydim, bu durum tam da böyle olurdu.

(Gülüşmeler)

Bu doğru. Bir yere doğru gidiyorsunuz, trafik, diğer sürücüler, yol çalışması gibi şeyler yolunuzu kesiyor gibi geliyor. Yolun yazılı ve yazılı olmayan kuralları var ve bu kurallar rutin olarak gözünüzün önünde ihlal edilir ve genelde tesadüfi değildir. Peki bu kuralları kim ihlal ediyor? Tanımadığınız, gelecekte hiç görmeyeceğiniz insanlar, tam da öfkelenebileceğiniz insanlar.

(Gülüşmeler)

Bir yere gidiyorsunuz ve önünüzdeki kişi hız limitinin çok altında ve bu yüzden sinirlenmeye başladınız. Sinir bozucu bir durum, çünkü neden yavaş gittiklerini anlayamıyorsunuz. Bu birincil değerlendirme. Durumu gözden geçirip kötü ve suçlanabilir olduğunu düşünüyorsunuz. Ama belki de durumun bu kadar kötü olmadığını düşünürsünüz. Aceleniz yok, önemli değil. Bu da ikincil değerlendirme, sinirlenmezsiniz.

Ama bir iş görüşmesine gittiğinizi hayal edin. O kişi hâlâ aynı şeyi yapıyor. Yani birincil değerlendirme de değişmedi; hâlâ kötü, hâlâ suçlanabilir. Fakat durumla başa çıkışınız değişti tabii. Çünkü yoktan yere iş görüşmenize geç kalacaksınız. Yoktan yere, hayalinizdeki işe giremeyeceksiniz, size çok para kazandıracak işe.

(Gülüşmeler)

Hayalinizdeki işi başkası kapacak ve parasız kalacaksınız. Fakir olacaksınız. Yolunuzu değiştirip ailenizin yanına taşınsanız daha iyi.

(Gülüşmeler)

Neden? "Önümde giden kişi yüzünden. Bu bir kişilik değil, canavar."

(Gülüşmeler)

Ve bu canavarın amacı hayatınızı mahvetmek.

(Gülüşmeler)

İşte bu düşünme evresine felaketleştirme denir, en kötü şeyleri yaptığımız an. Bu, kronik öfke ile ilişkili olduğunu bildiğimiz birincil düşünce türlerinden biridir. Fakat diğerleri de var. Hatalı atıf nedenlemesi. Öfkeli insanlar alakasız şeyleri suçlamaya eğilimlidir. Sadece insanları değil, cansız objeleri de. Kulağa saçma geldiğini düşünüyorsanız anahtarlarınızı bulamadığınızda ne dediğinizi hatırlayın, "Nereye gitti bu anahtarlar?" Kendi başlarına gittiklerini biliyorsunuz.

(Gülüşmeler)

Genellemeye meyillidirler, "sürekli," "asla," "hep," "hep benim başıma geliyor," "İstediklerimi hiç alamıyorum" ya da "Buraya gelirken tüm ışıklarda durdum." Talepkârlık: Kendi ihtiyaçlarını diğerlerininkinden öne koyarlar, "Neden bu kadar yavaş sürdüğü umrumda değil, ya hızlan ya da kenara çek ki iş görüşmeme yetişeyim." Son olarak, kışkırtıcı laflar. İnsanlara aptal, budala, canavar, ya da TED Talk'ta söyleyemeyeceğim başka bir sürü şey söylerler.

(Gülüşmeler)

Uzun bir zaman boyunca, psikologlar bunlara bilişsel çarpıtmalar ve hatta saçma inançlar olarak atıfta bulundular. Ve evet, bazen saçma oluyorlar. Hatta çoğu zaman. Fakat bazen bu düşünceler tamamıyla mantıklı. Dünyada haksızlık var. Acımasız, bencil insanlar var ve bize kötü davranıldığında sinirlenmek sadece doğru değil, aynı zamanda hakkımız.

Bugünkü konuşmamdan hatırlamanızı istediğim tek şey olsa şu olurdu: Öfkeniz bir duygu olarak var, çünkü atalarınıza insanlık ve insanlık dışı olarak evrimsel bir avantaj sunar. Korkularınızın sizi tehlikeye karşı uyardığı gibi, öfkeniz de sizi haksızlığa karşı uyarır. Beyninizin size "yeter artık" demesinin yollarından bir tanesi. Dahası, bu adaletsizlikle yüzleşmeniz için size enerji sağlar. Bir süreliğine en son sinirlendiğiniz zamanı düşünün. Kalp ritminiz hızlandı. Nefes alışınız hızlandı, terlemeye başladınız. Bu sizin sempatik sinir sisteminiz, diğer adıyla da dövüş ya da kaç sistemi, karşılık vermeniz için sizi uyarıp enerji veren sistem. Bunlar sadece sizin fark ettikleriniz. Aynı zamanda sindirim sisteminiz de enerji tüketebilmeniz için yavaşladı. Ağzınız bu yüzden kurudu. Kan damarlarınız vücudunuza kan gitmesi için genişledi. Yüzünüz bu yüzden kızardı. Hepsi, bugün varolan bu karmaşık fizyolojik deneyimler modelinin bir parçası çünkü atalarınızın acımasız ve affedilmeyen doğa güçleriyle başa çıkmasına yardımcı oldular.

Sorun şu ki, atalarınızın öfkeyle başa çıkma yolları, fiziksel olarak dövüşmeleri artık makul ya da uygun değil. Her kışkırtıldığınızda elinize sopa alamazsınız ve almamalısınız.

(Gülüşmeler)

Fakat iyi yanı da var. İnsan olmayan atalarınızın yapamadığı bir şeyi yapabilirsiniz. Bu da duygularınızı kontrol etmek. Saldırmak istediğinizde bile kendinizi durdurarak bu durumu yararınıza çevirebilirsiniz. Öfke hakkında konuştuğumuz çoğu zaman, onu nasıl uzaklaştıracağımızdan konuşuruz. İnsanlara sakin olmalarını söyleriz. Unutmalarını bile söylediğimiz olur. Bunların hepsi, öfkenin kötü ve hissedilmesi yanlış bir şey olduğunu farz eder.

Bunun yerine ben, öfkeyi bir motive edici olarak görüyorum. Susuzluğunuzun su içmenizi motive etmesi gibi, açlığınızın yemek yemenizi motive etmesi gibi, öfkeniz haksızlığa başkaldırmanızı motive edebilir. Çünkü kızmamız gereken şeyleri bulmak için fazla düşünmemize gerek yok. Başa dönersek, evet, bunların bazıları ahmakça ve sinirlenmeye değmez.

Ama seksizm, zorbalık, çevresel yıkım, bunlar gerçek, bunlar korkutucu ve düzeltmenin tek yolu da ilk önce öfkelenmek ve bu öfkeyi başkaldırıya çevirmek. Saldırganlık, düşmanlık ya da şiddet ile savaşmak zorunda değilsiniz. Öfkenizi dışa vurmak için sonsuz yol var. Protesto edebilirsiniz, mektup yazabilirsiniz, bağışta bulunabilir ve bir amaç uğruna gönüllü olabilirsiniz, sanatla, edebiyatla uğraşabilirsiniz, şiir ve müzik yazabilirsiniz, insanlara yardımcı bir topluluk oluşturabilir ve bu hunharlıkları engelleyebilirsiniz.

Bir daha öfkeleneceğiniz zaman, bunu engellemek yerine, umarım öfkenizin size ne demeye çalıştığını dinlersiniz ve umarım bunu daha pozitif ve üretken bir şeye çevirirsiniz.

Teşekkürler.

(Alkışlar)