Olivia Remes
3,420,193 views • 15:16

Bir partiye gitmek için hazırlandığınızı hayal edin. Heyecanlı ama aynı zamanda gerginsiniz ve midenizde adeta başka bir kalp atışı gibi bir his var. Sizi engelleyen, çok mutlu olmaktan alıkoyan bir şey var. "Hayır, çok mutlu olmamalısın. Dikkatli olsan iyi edersin yoksa kötü bir şey olabilir." Düşünmeye başlarsınız, "Oraya gittiğimde kiminle konuşmalıyım? Ya kimse benimle konuşmak istemezse? Ya garip olduğumu düşünürlerse?"

Partiye vardığınızda biri yanınıza gelip sizinle konuşmaya başlıyor ve bu olurken kafanızda düşünceler yarışmaya, kalbiniz çarpmaya başlıyor, terlemeye başlıyorsunuz ve tıpkı bilinçsiz ya da baygınken olduğu gibi adeta kendinizden kopuyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz, kendinizi konuşurken izliyorsunuz. "Topla kendini." diyorsunuz ama yapamıyorsunuz.

Durum daha da kötüleşiyor. Birkaç dakikalık konuşmadan sonra konuştuğunuz kişi yanınızdan ayrılıyor ve tamamen mağlup hissediyorsunuz. Bu, uzun zamandır sosyal ilişkilerde size oluyor. Ya da ne zaman dışarı çıksanız ve kalabalık yerlerde olsanız bu paniğin ortaya çıkmaya başladığını hayal edin.

Etrafınız bir sürü insanla çevriliyken örneğin otobüste olduğu gibi sıcaklamaya, mide bulantısı yaşamaya, rahatsız hissetmeye başlarsınız ve bunu önlemek için sizi yalnız ve izole hissettiren birçok yerden kaçınmaya başlarsınız. Sizin veya bu iki senaryodaki kişinin anksiyete bozukluğu var

ve anksiyetenin insanların düşündüğünden çok daha yaygın olduğunu söyleyebilirim. Şu anda dünyada her on dört kişiden birinde anksiyete bozukluğu var ve her yıl bu ruhsal bozukluğu tedavi etmek için 42 milyar doların üzerinde para harcanıyor.

Anksiyetenin birinin hayatı üzerindeki etkisini göstermek için anksiyetenin depresyona, okulu bırakmaya ve intihara yol açabileceğinden bahsedeceğim. Odaklanmayı ve çalışmayı sürdürmeyi zorlaştırır ve ilişkilerin bozulmasına yol açabilir. Ancak birçok insan bunu bilmez bu yüzden çoğu zaman anksiyeteyi üstesinden gelinmesi gereken sinir hali, bir zayıflık gibi düşünür ve görmezden gelirler ancak anksiyete bundan çok daha fazlası.

Bu kadar çok insanın anksiyetenin önemli olduğunu düşünmemesinin bir nedeni de anksiyetenin ne olduğunu bilmemeleri. Bu sizin kişiliğiniz mi? Bir hastalık mı? Normal bir his mi? Nedir bu? Bu yüzden normal kaygıyı anksiyete bozukluğundan ayırt etmek çok önemlidir.

Normal kaygı, stresli durumlarda hepimizin sahip olduğu bir duygu. Örneğin, diyelim ki bir ormandasınız ve bir ayıyla karşı karşıya geldiniz. Muhtemelen bu endişelenmenize neden olacak ve deli gibi koşmaya başlamak isteyeceksiniz. Hissettiğiniz bu endişe iyi çünkü sizi korur, kurtarır ve oradan hemen uzaklaşmanızı sağlar. Yine de bir ayı gördüğünüzde koşmaya başlamak iyi bir fikir olmayabilir. Bir ayıdan daha hızlı koşabileceğinizi hiç sanmıyorum. Kaygı, işlerimizi zamanında yetiştirmemize ve hayattaki acil durumlarla başa çıkmamıza yardımcı olur ancak bu kaygı aşırı hissediliyorsa ve gerçek bir tehdit oluşturmayan durumlarda ortaya çıkıyorsa anksiyete bozukluğunuz olabilir.

Örneğin, yaygın anksiyete bozukluğu olan kişiler hayatlarında olup biten her şey hakkında aşırı ve sürekli endişe duyarlar ve bu endişeyi kontrol etmek onlar için çok zordur. Huzursuzluk ve korku gibi belirtiler gösterirler, geceleri uykuya dalmakta zorlanırlar ve işlerine odaklanamazlar. Ne çeşit bir anksiyeteniz olursa olsun onu azaltmak için yapabileceğiniz bir şey var.

İşe yarıyor ve düşündüğünüzden daha basit. Çoğu zaman ruhsal bozukluklar için bize ilaç verilir ancak uzun vadede her zaman işe yaramaz. Belirtiler sık sık geri gelir ve başladığınız yere geri dönersiniz. Göz önünde bulundurulması gereken başka bir şey daha var. Olaylarla başa çıkma ya da idare etme şeklinizin yaşadığınız anksiyete üzerinde doğrudan etkisi var ve başa çıkma şeklinizi değiştirirseniz anksiyetenizi azaltabilirsiniz.

Cambridge Üniversitesinde yaptığımız çalışmada yoksul bölgelerde yaşayan kadınların zengin bölgelerde yaşayan kadınlara göre anksiyete risklerinin daha yüksek olduğunu gördük. Bu sonuçlar bizi şaşırtmadı ama daha yakından baktığımızda yoksul bölgelerde yaşayan kadınların belirli başa çıkma yöntemleri varsa anksiyetelerinin olmadığını gördük. Ancak yine yoksul bölgelerde yaşayan ve belirli başa çıkma yöntemleri olmayan kadınlarda anksiyete vardı.

Diğer çalışmalarda ekstrem koşullarla karşı karşıya kalan insanların, sıkıntılar çekenlerin, savaşlar ve doğal afetler yaşayanların eğer başa çıkma yöntemleri varsa sağlıklı kaldıkları ve ruhsal bozuklukları olmadığı görülürken aynı zorluklarla karşı karşıya kalan ama başa çıkma becerileri olmayanların oldukça kötüleştikleri ve ruhsal bozukluklar yaşadıkları görüldü. Peki bu başa çıkma yöntemlerinden bazıları nelerdir

ve bunları anksiyetemizi azaltmak için nasıl kullanabiliriz? Ne olduklarını anlatmaya başlamadan önce şunu belirtmek isterim ki başa çıkma yöntem ve becerilerini yaptığınız şeyler sayesinde kendi kendinize geliştirebilirsiniz ve bence bu çok ilginç. Anksiyetenize hükmedebilir ve azaltabilirsiniz, bunun çok güçlendirici olduğunu düşünüyorum. Bugün üç başa çıkma yönteminden bahsedeceğim.

Birincisi, hayatınızı kontrol ediyormuş gibi hissetmek. Hayatlarının kontrolünün ellerinde olduğunu hisseden insanlar daha iyi bir ruh sağlığına sahiptirler. Eğer hayatınızın kontrolünün daha az elinizde olduğunu hissediyorsanız araştırmalar size daha fazla kontrol sağlayan şeylerle uğraşmanız gerektiğini gösteriyor. Demek istediğim şu: Bazen yeterince hazır hissetmediğiniz için bir şeye başlamayı ertelediğinizi fark ediyor musunuz? Ne giyeceğiniz, ne yiyeceğiniz, kiminle çıkacağınız, hangi işi alacağınız gibi kararlar vermekte zorlanıyor musunuz? Hiçbir şey yapmayıp ne yapacağınıza karar vermek için çok zaman harcıyor musunuz? Kararsızlığın ve hayattaki bu kontrol eksikliğinin üstesinden gelmenin bir yolu, bunu kötü bir şekilde yapmak. Yazar ve şair GK Chesterton'dan alıntı bir söz,

"Eğer bir şey yapılmaya değerse ilk seferinde kötü yapılmaya da değerdir." Bunun oldukça işe yaramasının nedeni karar verme sürecinizi hızlandırması ve sizi doğrudan eyleme sokması, aksi takdirde bir şeyi nasıl yapacağınıza veya ne yapmanız gerektiğine karar vermek için saatler harcayabilirsiniz. Bu felç edici olabilir ve sizi başlamaktan bile korkutabilir. Çoğu zaman mükemmelliği hedefleriz ancak hiçbir zaman bir şey yapmayız çünkü kendimiz için belirlediğimiz standartlar çok yüksek ve korkutucu olur bu da bizi strese sokar. Bu yüzden bir şeye başlamayı erteleriz, hatta her şeyden tamamen vazgeçebiliriz. Kötü yapmak, harekete geçmenizi sağlar. Nasıl olduğunu bilirsiniz. Çoğu zaman bir şeyi mükemmel bir şekilde yapmak isteriz. Mükemmel zaman gelene kadar, tüm becerilere sahip olana kadar başlayamayız ancak bu, göz korkutucu ve stresli olabilir. Öyleyse neden iyi ya da kötü olup olmadığı konusunda endişelenmeden sadece içine atlamayasınız ki? Bu, bir şeye başlamayı çok daha kolay hale getirecek ve siz onu bitirmek için kötü yaptıkça geriye dönüp baktığınızda çoğu zaman aslında o kadar da kötü olmadığını fark edeceksiniz. Anksiyetesi olan yakın bir arkadaşım bu sloganı kullanmaya başladı ve dedi ki, "Bu sloganı kullanmaya başladığımda hayatım değişti. İşleri eskisinden çok daha kısa sürede bitirebildiğimi fark ettim. Kötü yapmak, risk almamı, farklı bir şeyler denememi

ve tüm süreç boyunca çok daha fazla eğlenmemi sağladı. Anksiyete yerini heyecana bıraktı." Öyleyse kötü yapın ve ilerledikçe gelişin. Sizden şunu düşünmenizi rica ediyorum: Bu sloganı bugün kullanmaya başlarsanız hayatınız nasıl değişir? İkinci başa çıkma stratejisi ise kendinizi affetmek ve eğer kullanırsanız bu çok güçlü bir şey. Anksiyetesi olan insanlar neyi yanlış yaptıkları, kaygıları ve ne kadar kötü hissettikleri hakkında çok düşünürler. Yanlış yaptığınız her şeyi ve hayatınızda yanlış olan her şeyi

sürekli olarak belirten bir arkadaşınız olduğunu hayal edin. Muhtemelen bu kişiden hemen kurtulmak isterdiniz, değil mi? Anksiyetesi olan kişiler bunu kendilerine gün boyu yaparlar. Kendilerine nazik davranmazlar. Bu yüzden belki de kendimize karşı daha nazik olmaya başlamanın zamanı gelmiştir, kendimizi desteklemeye başlamanın zamanıdır ve bunu yapmanın bir yolu da birkaç dakika önce yapmış olabileceğinizi düşündüğünüz herhangi bir hata ve geçmişte yapılan hatalar için kendinizi affetmek. Panik atak geçiriyor ve bundan utanıyorsanız kendinizi affedin. Biriyle konuşmak istiyorsanız ama bunu yapacak cesaretiniz yoksa endişelenmeyin, boşverin. Kendinizi her şey için affedin ve bu, kendinize daha fazla merhamet göstermenizi sağlayacak. Bunu yapana kadar iyileşmeye başlayamazsınız. Sonuncusu ama en önemlisi, hayatta bir amaç ve anlama sahip olmak, çok önemli bir baş etme mekanizması. Hayatta ne yaparsak yapalım, ne iş yaparsak yapalım,

ne kadar para kazanırsak kazanalım, başka birinin bize ihtiyacı olduğunu, başka birinin başarılarımıza bağlı olduğunu veya paylaşmamız gereken sevgiye bağlı olduğunu öğrenene kadar tam olarak mutlu olamayız. Hayata devam etmek için başkalarının iyi sözlerine ihtiyacımız olduğundan değil ama başka birini düşünerek bir şey yapmazsak kötü bir ruh sağlığına sahip olma riskimiz çok daha yüksek olur.

Ünlü nörolog Dr. Viktor Frankl şöyle diyor, "Yaşamak için hiçbir sebep olmadığını ve hayattan beklenecek başka bir şey olmadığını düşünen insanlar için asıl konu bu insanların hayatın hâlâ onlardan bir şeyler beklediğini anlamalarını sağlamaktır." Bir başkası için bir şeyler yapmak en zor zamanları atlatmanızı sağlar. Var oluşunuzun nedenini bileceksiniz ve neredeyse her duruma dayanabileceksiniz. Öyleyse asıl soru, başkalarını düşünerek en az bir şey yapıyor musunuz? Bu gönüllülük işi olabilir veya bugün edindiğiniz bilgiyi diğer insanlarla, özellikle de buna en çok ihtiyacı olan insanlarla paylaşmak olabilir, bu insanlar genellikle terapi için parası olmayan insanlar

ve genellikle en yüksek anksiyete bozukluğu oranlarına sahip olanlar. Bu bilgileri onlara verin, onlarla paylaşın çünkü bu gerçekten ruh sağlığınızı iyileştirebilir. Konuşmamı şununla bitirmek istiyorum: Başkası için bir şeyler yapmanın diğer bir yolu da

gelecek nesillere fayda sağlayabilecek bir işi bitirmek. Bu insanlar onlar için yaptıklarınızı asla fark etmeyecek olsalar bile bu önemli değil çünkü siz bileceksiniz ve bu, hayatınızın benzersizliğini ve önemini anlamanızı sağlayacak. Teşekkürler.

(Alkış)