Malcolm Gladwell
1,716,229 views • 15:00

Teşekkür ederim. Burada olmak gerçekten bir zevk. Sanırım TED'deki en son konuşmam yaklaşık yedi yıl önceydi. Spagetti sosundan bahsetmiştim. Sanırım çok fazla insan bu videoları izliyor. O zamandan beri insanlar bana spagetti sosuyla ilgili sorular soruyorlar, bu kısa vadede harika birşey. (Gülüşmeler) Ama yedi yıla yayılınca o kadar da güzel olmadığını gördüm. Bu yüzden bu sefer geleyim de spagetti sosu konusu kapansın dedim.

(Gülüşmeler)

Bu sabahki panelin konusu Yaptığımız Şeyler. O yüzden size zamanının en önemli şeylerinden birini yapmış birisinin hikayesini anlatmaya karar verdim. Bu kişinin adı Carl Norden. Carl Norden 1880'de doğdu. İsveçli'ydi. Tabii ki İsveçliler'i ikiye ayırabiliriz: küçük, zarif, pahalı nesneler yapanlar ve bu küçük, zarif, pahalı nesneleri yapanların paralarıyla ilgilenenler. Carl Norden ilk kategoriden. Kendisi bir mühendis. Zürih'teki Federal Polytech'e gider. Sınıf arkadaşlarından birinin adı Lenin, Lenin ileride bu küçük, zarif, pahalı nesneleri parçalayacak.

Carl İsveçli bir mühendis. Bunu kelimenin tam anlamıyla söylüyorum. Üç parçadan oluşan takım elbiseler giyer; çok çok küçük mühim bir bıyığı vardır; ve kendisi otoriter ve narsistik ve sonuç odaklı ve olağanüstü bir egoya sahiptir; ve günde 16 saat çalışır; ve alternatif akım hakkında güçlü hisleri vardır; ve ona göre güneşten esmerleşmek bir zayıflıktır; ve çok fazla kahve içer; ve işini en iyi şekilde Zürih'te annesinin mutfağında saatlerce tamamen sessislikte bir hesap cetveliyle yapar.

Her neyse, Carl Norden Birinci Dünya Savaşı'ndan hemen önce Birleşik Devletler'e göçer ve Manhattan şehir merkezinde Lafayette Street'te bir dükkan acar. Ve bir uçaktan bomba bırakma sorusuyla takıntılı biçimde ilgilenmeye başlar. Şimdi düşünürseniz, GPS ve radar dan önceki dönemde bu gerçekten zor bir problem. Karmaşık bir fizik problemi. Binlerce feet yukarıda, saatte yüzlerce mil hızda giden bir uçağınız var ve aşağıdaki sabit bir hedefe, rüzgarda, bulutların arasından ve diğer her türlü koşulda bir cisim bırakmaya çalışıyorsunuz, bir bomba. Her türden insan Birinci Dünya Savaşı sırasında ve iki savaş arasında bu problemi çözmeye çalıştı, ama neredeyse hepsi başarısız oldu. O zaman var olan bomba hedefleme araçları inanılmaz basitti.

Ama Carl Norden bu işi çözümleyen kişi olur. Bu inanılmaz karmaşık aracı bulur. Yaklaşık 30 kg ağırlığında. Adı Norden Mark 15 bombardıman vizörü. Bir çok kolu, düğmesi, aracı, göstergesi var. Bu karmaşık şeyi yapar. Yaptığı bu araçla insanlar bombardıman uçaklarının plexi glas kabininde hedefi gördükten sonra, uçağın yüksekliğini, uçağın hızını, rüzgarın hızını, hedefin kordinatlarını girebilirler. Vizör de onlara bombayı ne zaman bırakmaları gerektiğini söyler. Norden'in söylediği gibi, "Bu vizör gelmeden önce, bombalar hedeflerini, bir ya da daha fazla mille kaçırıyorlardı." Ama, Mark 15 bombardıman vizörü ile 20.000 feet'ten bombayı bir turşu fıçısına sokabilirsiniz.

Size Amerikan ordusunun Norden vizörü için ne kadar heyecanlandığını anlatamam. Bulunmaz Hint kumaşı gibi bir şeydi. Bu ordu vardı ve Birinci Dünya Savaşı'nda milyonlarca adam siperlerde, bir yere gitmeden, ilerleme kaydetmeden savaşmıştı ve bu yeni araç, onların düşman topraklarının üzerinde uçarak yüksek isabetle istedikleri her şeyi vurmalarına izin verir.

Amerikan ordusu 1940'li yılların parasıyla Norden vizörüne 1.5 milyar dolar harcar. Karşılaştırma için söylüyorum Manhattan Projesi'nin maliyeti 3 milyar dolardı. Modern zamanların en ünlü askeri-endüstriel projeye harcanan paranın yarısı kadar para Norden vizörü projesine harcandı. Amerikan ordusundaki bazı strateji uzmanları bu aracın yalnız başına Naziler'e ve Japonlar'a karşı savaşta kazananla kaybedenin belirleyeceğine inanıyorlardı.

Norden de böyle düşünüyordu, ona göre bu aracın inanılmaz bir ahlaki önemi vardı, çünkü Norden koyu bir Hristiyan'dı. Hatta, insanların vizör için onun buluşu demeleri hoşuna gitmez, çünkü ona göre sadece tanrı bir şeyler icad edebilir. O sadece tanırının istediklerini gerçekleştiren bir araç. Peki tanrı ne istiyordu? Tanrı herhangi bir savaşın yaralarının mümkün olduğunca az olmasını istiyordu.

Peki Norden vizörü ne yaptı? Buna izin verdi. Sadece istediğiniz ve ihtiyacınız olan şeyleri bombalamanıza izin verdi. Sonuç olarak, İkinci Dünya Savaşı'na yaklaşılan yıllarda, Amerikan ordusu Borden vizörlerinden tanesi 14.000 dolardan 90.000 tane satın alır — 1940'li yılların parasıyla çok yüksek bir miktar. Ve bunları kullanmak için 50.000 bomba uzmanı eğitirler — uzun, yoğun, aylar süren eğitimden geçerler — çünkü bunlar aslında analog bilgisayarlar, kullanımları o kadar da kolay değil. Bu bomba uzmanlarına, yakalanmaları durumunda bu araçla ilgili en ufak bir detayı anlatmayacaklarına dair yemin ettirirler, bu çok önemli teknoloji kesinlikle düşman ellerine geçmemeli.

Ve bu vizör uçağa her yüklendiğinde, silahlı muhafızlar tarafından korunur. Üzerinde bir bez sarılı şekilde taşınır. Ve muhafızlardan biri, kutuya kelepçelenir. Fotoğrafının çekilmesine kesinlikle izin verilmez. İçine uçağın düşmesi durumunda düşmanın eline geçmemesi için kendi imha edecek bir alet yerleştirilir. Norden vizörü kutsal kasedir.

Peki İkinci Dünya Savaşı sırasında ne olur? Onun kutsal kase olmadığı ortaya çıkar. Pratikte Norden vizörü 20.00 feet'ten bir bombayı turşu fıçısına isabet ettirebilir, ancak sadece mükemmel koşullarda. Tabii ki, savaş zamanında koşullar mükemmel değil. Birincisi, kullanımı gerçekten çok zor. Ve o 50.000 bomba uzmanının hepsi de bir analog bilgisayarı programlayabilecek kapasitede değiller. İkincisi, kolaylıkla bozuluyor. Cayroskoplar, makaralar ve geçitli aletlerden oluşuyor ve savaş esnasında bu aletler çalışmaları gerektiği gibi çalışmıyorlar.

Üçüncüsü, Norden hesaplarını yaparken uçağın alçakta ve yavaş uçtuğunu hesap etti. Ancak, gerçek bir savaşta bunu yapamazsınız, vurulursunuz. Uçaklar yüksekte ve hızlı uçuyorlardı. Norden vizörü bu koşullarda pek iyi çalışmıyordu.

Ama en en önemlisi, Norden vizörü bomba uzmanının hedefi gözüyle görmesini gerektiriyordu. Ancak, gerçek hayatta nasıl olur? Bulutlar vardır, öyle değil mi? İsabetli olabilmesi için bulutsuz bir gökyüzüne ihtiyacı var. Peki sizce Orta Avrupa'da 1940-1945 yılları arasında gökyüzü bulutsuz muydu? Pek de değil.

Size vizörün ne kadar isabetsiz olduğunu açıklayabilecek bir olay 1944'te müttefik kuvvetlerin Leuna, Almanya'daki bir kimya fabrikasını bombaladığında yaşandı. Bu kimya fabrikası 757 dönüm kaplıyordu. 22 bombalama görevi boyunca, müttefikler bu 757 dönümlük fabrikaya Norden vizörünü kullanarak, 85.000 bomba bıraktılar. Bu bombaların sizce ne kadarı bu 700 dönümlük fabrikaya isabet etti? Sadece yüzde onu. Yüzde onu. Ve bu isabet eden yüzde onun yüzde on altısı patlamadı bile. Leuna kimya fabrikası savaş tarihinin en kapsamlı bombalamasından sonra birkaç hafta içinde tekrar çalışabilecek duruma geldi.

Peki bu Norden vizörünü Naziler'den koruma önlemlerine ne oldu? Bir İsveçli olarak Carl Norden Alman mühendislerine hayrandı. Bu yüzden 1930'larda Hermann Long adındaki bir adamın da içinde bulunduğu bir grup Alman mühendisi işe aldı, Hermann Long da bütün planları 1938'de Naziler'e verdi. Böylece bütün savaş boyunca onların da Norden vizörü vardı, tabii o da pek iyi çalışmadı.

(Gülüşmeler)

Peki neden Norden vizöründen konuştuk? Çünkü şimdi yaşadığımız çağda onlarca Norden vizörü var. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki çok çok zeki insanlar sürekli dünyayı sonsuza dek değiştirecek buluşlarlarla ortaya çıkıyorlar. İnsanları daha özgürleştirecek internet siteleri yapıyorlar. Dünyamızı daha iyi bir yer yapacak onu, bunu, şunu icat ediyorlar.

Orduda da birçok Carl Norden görebilirsiniz. Pentagon'a giderseniz, size "Şimdi 20.000 fitten turşu fıçısına girebilecek bombalar yapabiliyoruz." derler. Bu gerçekten doğru, bunu yapabiliyorlar. Ama bunun aslında o kadar da önemli olmadığını anlamalıyız.

İlk Irak Savaşı'nın başlarında Amerika hava kuvvetleri Irak Çölü'ne bütün çöl zemnini görmelerine izin veren beş milyon dolarlık kameralarla donanmış iki F-15E filosu gönderdi. Görevleri bulup yoketmekti — Scud misillerini hatırlarsınız, Iraklılar'ın İsrailliler'e attığı yerden havaya giden misiller? Bu iki filonun görevi bütün Scud misil fırlatıcılarını vurmaktı. Görevlerini yerine getirmek için gece gündüz uçtular ve binlerce bomba bıraktılar ve bu baş belalarından kurtulmak için onlarca misil ateşlediler.

Bu savaş bittiğinde bir inceleme yaptılar — orduların her zaman yaptığı rutin incelemelerden — ve şu soruyu sordular: kaç tane Scud yok ettik? Cevabın ne olduğunu biliyor musunuz? Sıfır, bir tane bile yok edemediler. Peki neden böyle? Silahları isabetli değil miydi? Hayır, inanılmaz derecede isabetliydi. 25.000 fıtten bu küçücük şeyi yok edebilirlerdi. Sorun şuydu ki Scud fırlatıcılarının nerede olduğunu bilmiyorlardı. Bombalar ve turşu fıçılarıyla ilgili sorun bombayı turşu fıçısına sokmak değil turşu fıçısını bulmak. Savaşlarda daha zor olan her zaman bu oldu.

Ya da Afganistan'daki savaşı düşünün. Kuzeybatı Pakistan'da CIA'in kullandığı en önemli silah neydi? İnsansız hava araçları. Peki bunlar ne? Norden Mark 15 bombalama vizörünün torunu. Yıkıcı bir isabet yüzdesine ve hassasiyete sahip bir silah. Ve son altı yılda Kuzey Pakistan'da CIA bu hava araçlarından yüzlercesini kullandı, ve şüpheli 2000 Pakistanlı ve Taliban militanını öldürdü. Peki bu silahların isabet oranı neydi? Olağanüstü. Bu insansız hava araçlarının isabet yüzdesi yüzde 95. Öldürdüğünüz insanların yüzde 95'inin öldürülmesi gerekli değil mi? Modern savaşın en olağanüstü kayıtlarıından biri.

Peki asıl önemli olan ne? Bu yıkıcı isabet yüzdesine sahip araçları kullanıdığımız sürede Afganistan'daki Amerikan kuvvetlerine karşı saldırılar, intihar saldırıları ve terörist saldırıları on kat arttı. Biz onları öldürmekte daha başarılı oldukça, onlar daha çok sinirlendiler ve biz öldürmek için daha motive oldular. Size bir başarı hikayesi anlatmadım. Size bir başarı hikayesinin tam tersini anlattım.

Bu yaptığımız şeylere olan aşkımızın sorunu. Yaptığımız şeylerin sorunlarımızı çözeceğini sanıyoruz ama sorunlarımız bundan çok daha karmaşık. Sorun sahip olduğunuz bombaların isabet yüzdesi değil, o bombaları nasıl kullandığınız, ve daha önemlisi, bomba kullanmanızın gerçekten gerekli olup olmadığı.

Carl Norden ve onun harika vizörünün hikayesinin sonrası var. 6 Ağustos 1945'te Enola Gay adındaki bir B-29 Japonya üzerinde uçtu ve bir Norden vizörü kullanarak Hiroşima şehrine büyük bir termonükleer araç bıraktı. Ve Norden vizöründen bekleneceği üzere bomba hedefini 800 fit şaşırdı. Ama tabii ki bu, önemli değildi. Norden vizörüyle ilgili en önemli ironi de bu. 1.5 milyar dolarlık vizör vizöre ihtiyaç duymayan 3 milyon dolarlık bombayı bırakmak için kullanıldı.

Bu sırada New York'ta kimse Carl Norden'e icat ettiği bombalama vizörünün Hiroşima'da kullanıldığını söylemedi. O kendini adamış bir Hristiyan'dı. Savaşın acılarını azaltığını sandığı bir şey tasarladığını sanıyordu. Bu onu üzerdi.

(Alkış)