Lýdia Machová
10,282,335 views • 10:45

Ben dil öğrenmeyi çok seviyorum. Hatta öylesine çok seviyorum ki iki yılda bir yeni bir dil öğreniyorum, şu anda da sekizinci dili öğreniyorum. İnsanlar bu merakımı öğrendiğinde mutlaka soruyorlar, ''Bunu nasıl yapıyorsun? Sırrın ne?'' Aslında çok uzun bir süre cevabım şöyleydi, ''Bilmem. Dil öğrenmeyi çok seviyor olmamdan.'' Ama insanlar bu cevaptan hiç tatmin olmuyorlardı. Onlar tek bir dil öğrenmek için yıllarını harcarken ve pek başarılı olamazken benim nasıl dil üstüne dil öğrenebildiğimi bilmek istiyorlardı. Poligotların sırrını bilmek istiyorlardı, yani çok dil konuşan insanların. Bu bende de merak uyandırdı, Poliglotlar gerçekten bunu nasıl yapıyor? Ortak yanımız ne? Ve diğer insanlara kıyasla çok daha hızlı dil öğrenmemizi mümkün kılan şey ne? Benim gibi insanlarla tanışıp bunu bulmaya karar verdım.

Poliglotlarla tanışmak için en iyi yer yüzlerce dil tutkununun pratik yapmak için aynı noktada bir araya geldiği bir etkinlik. Dünyada bunun gibi düzenlenen birkaç poliglot etkinliği var, ben de oraya giderek poliglotlara yöntemlerini sormaya karar verdim.

Ve İrlanda'dan Benny'yle tanıştım, bana yönteminin ilk günden itibaren konuşmak olduğunu söyledi. Bir seyahat konuşma kılavuzundan birkaç şey öğreniyor ve o dili konuşanlarla tanışarak hemen onlarla sohbet etmeye başlıyor. Günde 200 hata yapmayı kafasına takmıyor çünkü geri bildirime bakılırsa bu onun öğrenme şekli. İşin en güzel yanı da artık o kadar seyahat etmesi de gerekmiyor çünkü internet siteleri sayesinde oturma odanızın rahatlığıyla insanlarla ana dillerinde sohbet edebiliyorsunuz.

Bir de Brezilya'dan Lucas'la tanuştım, çok ilginç bir Rusça öğrenme yöntemi vardı. Yüz kadar Rusça konuşmacısını Skype'ta rastgele arkadaş olarak eklemiş, sonra bir tanesiyle bir sohbet başlatarak Rusça ''Selam'' yazmış. Karşıdaki kişi cevap veriyor, ''Selam, nasılsın?'' Lucas bunu kopyalıyor ve başka biriyle açtığı sohbet penceresıne yapıştırıyor ve sonra o kişi cevap veriyor, ''İyiyim, teşekkürler, sen nasılsın?'' Lucas da bunu kopyalayıp ilk kişiye yapıştırıyor ve bu şekilde iki yabancının birbiriyle sohbet etmesini sağlıyor, hem de hiç haberleri olmadan.

(Gülme sesleri)

Kısa bir zaman sonra kendisi yazabiliyor çünkü bu sohbetleri o kadar tekrarladı ki Rusça bir sohbetin nasıl başladığını artık iyice kavradı. Nasıl da yaratıcı bir yöntem değil mi?

O dile özgü sesleri taklit ederek işe koyulan poliglotlarla da tanıştım, ilk önce o dilin en sık kullanılan 500 kelimesini öğrenenlerle de ve tabii her zaman öncelikle dil bilgisi çalışarak başlayanlarla. Yüz farklı poliglotla konuştuysam dil öğrenmeye yönelik yüz farklı yaklaşım dinledim. Herkesin kendine özgü bir dil öğrenme yöntemi var gibi görünüyor ve hepimiz aynı sonuca ulaşarak birden çok dil akıcı konuşuyoruz.

Bu poliglotların yöntemlerini bana anlatışlarını dinlerken birden cevap kafamda beliriverdi: Hepimizin ortak yanı dil öğrenme sürecini keyiflendirecek yöntemler buluyor olmamız. Tüm bu poliglotlar dil öğrenme deneyimlerini çok eğlenceli gibi anlatıyorlardı. Anlatırken yüzlerini görmeniz lazım, bana o renkli dil bilgisi tablolarını ve kendi yaptıkları flaş kartları gösterirken ve tabii uygulamalarla kelime öğrenme üzerine istatistiklerini ve hatta yabancı dilde bir tarifle yemek yapmayı nasıl sevdiklerini. Her birinin farklı yöntemleri vardı ama bu her zaman zevk alacakları bir şey oluyordu.

Bu yöntemi aslında kendim de benimsediğimi fark ettim. İspanyolca öğrenirken ders kitabındaki yazılardan sıkılmıştım. Jose'nin tren istasyonunda insanlara yol sormasını kim okumak ister ki? Ben ''Harry Potter'' okumak istiyordum çünkü çocukken sen sevdiğim kitap buydu ve pek çok kez okudum da. ''Harry Potter''ın İspanyolca çevirisini alıp okumaya başladım ve tabii ilk önce neredeyse hiçbir şey anlamadım ama okumaya devam ettim çünkü kitabı seviyordum. Kitabın sonuna geldiğimde neredeyse hiç sorun olmadan takip edebiliyordum. Almanca öğrenirken de aynı şeyi yaşadım. En sevdiğim dizi 'Friends''i Almanca izlemeye karar verdim ve yine ilk başlarda hiçbir şey anlaşılmıyordu. Cümlenin nerede başlayıp nerede bittiğini bile anlamıyordum ama izlemeye devam ettim çünkü dizi ''Friends.'' Hangi dilde olsa izlerim. O kadar çok seviyorum ki. İkinci veya üçüncü sezon sonunda gerçekten de diyaloglar anlam kazanmaya başladı.

Başka poliglotlarla tanıştıktan sonra bunun farkına vardım. Biz dâhi değiliz dil öğrenmeye giden gizli bir kısa yolumuz yok. Süreçten keyif almanın bir yolunu bulmuşuz, yabancı dili sıkıcı bir okul dersinden her gün yapmaktan zevk alacağımız bir aktiviteye dönüştürmüşüz. Kağıda yazı yazmayı sevmiyorsanız yerine uygulama kullanabilirsiniz. Sıkıcı ders kitabı materyallerini dinlemeyi sevmiyorsanız YouTube'da veya podcast'lerde her dilde ilginç içerik bulabilirsiniz. Daha çok içe dönük biriyseniz ve ana dilinde biriyle konuşmaktan çekiniyorsanız self konuşma yöntemini uygulayabilirsiniz. Odanızda rahatça kendi kendinize konuşabilirsiniz, haftasonu planlarınız, gününüzün nasıl geçtiği hakkında hatta telefonunuzla rastgele bir fotoğraf çekip hayali arkadaşınıza o fotoğrafı tarif edebilirsiniz. Poliglotlar bu şekilde dil öğreniyorlar. İyi haber de şu ki dil öğrenme konusunu kendi ellerine almak isteyen herkese açık bir yol bu.

Başka poliglotlarla tanışarak şunu anladım ki dil öğrenme süreci boyunca zevk alabilmek gerçekten çok önemli ama sadece zevk yeterli değil. Yabancı bir dilde akıcı konuşmayı başarmak istiyorsanız uygulamanız gereken üç ilke daha var.

Öncelikle etkili yöntemlere ihtiyacınız var. Yarınki test için bir liste kelime ezberlemeye çalışırsanız kelimeler kısa süreli hafızanızda depolanacak ve birkaç gün sonra onları unutacaksınız. Ama eğer kelimeleri uzun süre hatırlamak istiyorsanız onları birkaç gün boyunca sürekli tekrar etmeniz gerek, sözde aralıklı tekrar yöntemini kullanarak. Anki veya Memrise gibi bu sisteme dayalı uygulamalar kullanabilir veya Goldlist yötemiyle bir deftere kelime listesi çıkarabilirsiniz, pek çok poliglot arasında bu oldukça yaygın bir yöntem. Hangi yöntemlerin etkili olduğunu ve daha neler olduğunu bilemiyorsanız poliglotların YouTube kanallarına veya internet sitelerine girin ve onlardan esinlenin. Onlar için işe yarıyorsa muhtemelen sizin için de yarayacaktır.

Uymanız gereken üçüncü ilke de öğrenme şeklinizde bir sistem yaratmak. Hepimiz çok meşgulüz ve gerçekten de bugün kimsenin dil öğrenmeye vakti yok. Fakat biraz ileriye yönelik plan yaparsak o zamanı yaratabiliriz. Her zamankinden 12 dakika daha erken kalkabilir misiniz? Biraz kelime tekrarı için harika bir zaman olurdu. Arabayla işe giderken bir podcast dinleyebilir misiniz? İşte size harika bir dinleme pratiği deneyimi. Hatta bu ekstra zamanı planlamadan bile yapabileceğimiz bir sürü şey var, işe giderken veya ev işlerini yaparken podcast dinlemek gibi. Önemli olan nokta öğrenme sürecinde bir plan yapmak. ''Her Salı ve Perşembe günü bir arkadaşımla 20 dakika konuşma pratiği yapacağım. Kahvaltımı yaparken bir YouTube videosu dinleyeceğim.'' Öğrenme sürecinde bir plan geliştirirseniz o ekstra zamana ihtiyacınız olmaz çünkü bunlar günlük hayatınızın bir parçası olur.

Ve son olarak da bir dili akıcı olarak öğrenmek istiyorsanız biraz sabırlı olmanız gerek. İki ay içinde bir dil öğrenmek imkânsız ama iki ay içinde bariz bir ilerleme kaydetmek kesinlikle mümkün, tabii eğer her gün biraz biraz keyifle öğrenecekseniz. Ve hiçbir şey bizi kendi başarımızdan daha çok motive edemez.

''Friends'' dizisini Almanca izlerken o ilk espriyi anladığım anı çok net hatırlıyorum. O kadar mutlu ve motive olmuştum ki o gün iki bölüm daha izledim. İzlemeye devam ettikçe daha sık anlamaya başlıyor, o küçük zaferlerden ediniyordum ve adım adım o dili bağımsız ve akıcı bir şekilde her şeyi ifade edebileceğim bir seviyeye geldim. Bu harika bir his. Bu hisse asla doyamam ve bu yüzden her iki yılda bir yeni bir dil öğreniyorum.

İşte poliglotların bütün sırrı bu. Sistematik olarak kullanabileceğiniz etkili yöntemler bulun, zevk alacağınız bir şekilde bir süre boyunca bunları uygulayın. Poliglotlar bu şekilde yıllar içinde değil aylar içinde dil öğreniyorlar.

Bir kısmınız şöyle düşünebilir: ''Dil öğrenirken zevk alma fikri çok hoş ama siz poliglotların gerçek sırrı çok yetenekli olmanız ama bizim olmamamız değil mi?''

Size Benny ve Lucas hakkında söylemediğim bir şey var. Benny 11 yıl boyunca okulda İrlandaca ve Almanca dersi aldı. Mezun olduğunda bunları hiç konuşamıyordu. 21 yaşına geldiğinde o dil genine sahip olmadığına ve başka bir dil konuşamacağına ikna olmuştu. Sonra dil öğrenme yollarını araştırmaya başladı, bu da ana dilinde insanlarla konuşup onlardan geri bildirim almaktı. Bugün Benny tam 10 dilde kolaylıkla sohbet edebiliyor. Lucas okulda 10 yıl boyunca İngilizce öğrenmeye çalıştı. Sınıftaki en kötü öğrencilerden biriydi. Arkadaşları onunla dalga geçiyor, ona espri olsun diye Rusça ders kitabı veriyorlardı çünkü onun hiçbir dili konuşamayacağı kanısındaydılar. Sonra Lucas bazı yöntemler denemeye başladı, öğrenmeye yönelik yollar aradı, Skype üzerinden yabancılarla sohbet etmek gibi. 10 yılın ardından Lucas bugün akıcı olarak 11 dil konuşabiliyor.

Kulağa bir mucize gibi mi geliyor? Ben bu mucizeleri her gün görüyorum. Bir dil rehberi olarak Yardımsız dil öğrenmelerinde insanlara yardım ediyor ve bunu her gün görüyorum. İnsanlar dil öğrenme konusunda beş, on hatta 20 yıl mücadele ediyor ve sonra birden öğrenme sürecini kendi ellerine alıyorlar, zevk aldıkları materyalleri kullanıyorlar, daha etkili yöntemleri ya da öğrendiklerini takip ediyor, böylelikle kendi ilerlemelerinden memnun oluyorlar. İşte bu noktada sihirli bir şekilde hayatları boyunca yokluğunu çektikleri o dil yeteneğini birdenbire keşfediyorlar.

Siz de bir dili öğrenmeye çalışıp sonra çok zor olduğunu düşünerek ya da yeteneğiniz olmadığından pes ettiyseniz bir kez daha deneyin. Belki o dili akıcı olarak öğrenmekten sadece bir eğlenceli yöntem kadar uzaksınız. Belki de bir poliglot olmaktan yalnızca bir yöntem uzaktasınız

Teşekkürler.

(Alkışlar)