Johann Hari
18,201,041 views • 14:42

En eski anılarımdan biri akrabalarımdan birini uyandırmaya çalışmak ve bunu başaramamaktı. Ve ben sadece küçük bir çocuktum, nedenini pek anlayamamıştım, ama büyüdükçe, ailemde uyuşturucu bağımlılığı olduğunu anladım, daha sonraki kokain bağımlılığı dahil.

Son zamanlarda bunun hakkında düşünüyordum. Çünkü Amerika ve Ingiltere'de uyuşturucunun yasaklanması üzerinden tam 100 yıl geçti. Sonra da bunu dünyanın geri kalanı üzerinde uyguladık. Bizler vahim bir kararla bir asırdan beri bağımlıları alıp cezalandırdık ve onlara acı çektirdik, çünkü bunun onları caydıracağına, uyuşturucuyu bırakmak için teşvik edeceğine inandık.

Birkaç yıl önce, hayatımdaki sevdiğim bağımlılardan bazılarına bakıyor ve onlara yardım etmenin bir yolu olup olmadığını bulmaya çalışıyordum. Nasıl cevaplayacağımı bilemediğim inanılmaz derecede basit birçok sorum olduğunu fark ettim. Mesela, 'Bağımlılığa gerçekten ne sebep olur?' Çalışıyor gibi gözükmeyen bu yaklaşımla neden devam ediyoruz? Bunun yerine deneyebileceğimiz daha iyi bir yol var mı?

Bu yüzden birçok şey okudum, ama aradığım cevapları gerçekten bulamadım. Düşünüp dedim ki "Peki, gideceğim ve dünyada bu durumu yaşayan ve uğraşan farklı insanlarla oturup konuşacağım ve onlardan öğrenebilir miyim bakacağım." Başlangıçta bu iş için 50 bin km yol kat edeceğimin farkına varmadım. Sonuçta Brooklyn,Bronsville'de transseksüel bir kokain satıcısından, acaba beğenecek mi diye Firavun Farelerini halusinojenle beslemekle zaman harcayan bilim adamına kadar birçok kişiyle görüştüm. — Görünen o ki hoşlarına gitmiş ancak çok belirli koşullar altında — Esrardan kokaine kadar tüm uyuşturucuları yasallaştıran tek ülke olan Portekiz'de bulundum. Fark ettiğim ve beni deli eden gerçek ise, bağımlılıkla ilgili bildiğimizi sandığımız hemen her şeyin yanlış olduğuydu. Eğer bağımlılıkla ilgili yeni kanıtları kavramaya başlarsak, bence uyuşturucu politikalarımızdan çok daha fazlasını değiştirmek gerek.

Önce bildiğimizi sandığımız şeyle başlayalım, bildiğimi sandığımdan. Şimdi şu ortadaki sıra hakkında düşünelim. Varsayalım hepiniz gidip 20 gün boyunca günde üç kez eroin kullandınız. Bazılarınız bu görüşe diğerlerinden biraz daha hevesli görünüyor. (Kahkahalar) Merak etmeyin, sadece düşünce deneyi. Bunu yaptığınızı hayal edin, oldu mu? O zaman ne olurdu? Şimdi, ne olacağına dair yüzyıllardir söylenen bir hikayemiz var. Eroinde kimyasal kancalar olduğu için, bir süreliğine onu aldığımızda bedenimizin kancalara bağımlı olduğunu düşünüyoruz. Sonrasında fiziksel olarak ihtiyaç duymaya başlıyorsunuz ve 20 gün sonunda eroin bağımlısısınız, tamam? Benim düşündüğüm işte bu.

Hikayeyle ilgili yanlış olan gerçeğe beni uyandıran ilk şey bana açıklandığı zamandı. Bugün TED Talk'tan çıktıktan sonra kaza geçirip kalçamı kırarsam, hastaneye kaldırılıp bir sürü diamorfin alacağım. Diamorfin bir eroindir. Aslında sokakta alacağın eroinden iyidir, çünkü uyuşturucu satıcısından aldığın şey kirletilmiştir. Doğrusu, onun küçücük bir kısmı eroindir. Oysa doktordan aldığın tıbben saftır. Uzun bir süre bu maddeyi alacaksınız. Bu odada birçok insan var. Fark etmemiş olsanız da çok fazla eroin aldınız. Dünyada herhangi bir yerde bunu izleyen herkes için olan şey bu. Eğer bağımlılıkla ilgili inandığımız doğruysa, bu insanlar bütün kimyasal kancalara maruz kaldılar. Ne olmalıydı? Bağımlı olmalılardı. Bu gerçekten dikkatlice araştırıldı. Olmuyor, büyük annenizin kalça ameliyatından sonra eroinman olarak uyanmadığını fark edeceksiniz. (Kahkahalar)

Öğrendiklerim, bana anlatılan ve bildiğimi sandığım şeylere aykırı düştüğünde, bu durum bana oldukça garip görünmeye başladı. Bruce Alexander'la tanışana kadar bunun doğru olamayacağını düşündüm. Kendisi, Vancouver'de inanılmaz bir deney yapan bir psikoloji profesörü. Bence durumu anlamamıza gerçekten yardımcı oluyor. Profesör Alexander kafalarımızdaki bağımlılık fikri hikayesinin, bir bakıma 20. yüzyıldan daha önce yaptığımız deneyler dizisinden kaynaklandığını izah etti. Gerçekten çok basitler. Biraz sadistseniz bu akşam evde onları uygulayabilirsiniz. Fare alıp onu kafese koyun ve ona iki şişe su verin: Biri sadece su ve diğeri eroin veya kokainle karıştırılmış su. Fare neredeyse her zaman uyuşturuculu suyu seçecektir ve neredeyse her zaman kendisini oldukça hızlı öldürecektir. Gördünüz mü? Bu tam da bizim düşündüğümüz gibi. 70'lerde Profesör Alexander ortaya çıkar, bu deneye bakar ve bir şey fark eder. Ah, fareyi boş kafese koymuşuz. Bu ilaçları kullanmaktan başka şansı yok. Farklı bir şey deneyelim, der. "Fare Bahçesi" adlı esasen fareler için cennet olan kafesi yapar. Bir sürü peynire, renkli toplara ve tünellere sahipler. Önemli şekilde, bir yığın arkadaşları var. İstedikleri kadar seks yapabilirler. Normal ve ilaçlı her iki şişe suya da sahipler. Ama burada büyüleyici bir şey var: Fare Bahçesinde, ilaçlı suyu beğenmiyorlar. Hemen hemen hiç ilaçlı suyu kullanmıyorlar. Hiçbiri o suyu zoraki kullanmadı. Kimsede doz aşımı olmadı. Ayrıldıklarında yüzde yüz doz aşımına kadar varabilen bozukluk, mutlu ve beraber yaşadıklarında yüzde sıfıra kadar iniyor.

Prof. Alexander bunu ilk gördüğünde düşündü ki; belki bu sadece farelerle alakalı bir şey. Onlar bizden oldukça farklı. Belki bildiğimiz kadar farklı değillerdir ama biliyorsunuz.. Ama neyse ki, tamamen aynı ilkeyle aynı zamanda yapılmış bir insan deneyi var. O da Vietnam Savaşı olarak adlandırılıyor. Vietnam'da, Amerikan birliklerinin %20'si aşırı miktarda eroin kullanıyordu ve o zaman yayınlanan haberlere bakarsanız, gerçekten endişeliydiler, zira, "Tanrım! Savaş bittiğinde Amerikan sokaklarında yüz binlerce uyuşturucu bağımlısı göreceğiz." diye düşündüler. Oldukça mantıklı gelmişti. Bir sürü uyuşturucu kullanmış olan o askerler evlerine kadar izlendi. Genel Psikiyatri Arşivi oldukça detaylı bir çalışma yaptı ve onlara ne mi oldu? Sonunda rehabilitasyona gitmediler, bırakmaya dair semptomlar yaşamadılar. %95'i sorunsuz şekilde eroini bıraktı. Şimdi, kimyasal kancalar hikayesine inanıyorsanız, bu kesinlikle mantıklı değil ama Prof. Alexander, bağımlılıkla ilgili farklı bir hikaye olabileceğini düşünmeye başladı. Ya bağımlılık kimyasal kancalarla ilgili değilse? Ya bağımlılık kafesinizle alakalıysa? Hatta ya bağımlılık çevrenize uyum sağlamaysa?

Şunu bir dinleyin, Hollanda'da Peter Cohen adında başka bir profesör, ona bağımlılık dememeliyiz, belki ona, "Bağ Kurma" demeliyiz dedi. İnsanoğlunun, bağa doğuştan ihtiyacı var, mutlu ve sağlıklı olduğumuzda, onları birbiriyle bağlar ve ilişkilendiririz ama eğer bunu yapamıyorsanız, çünkü sarsıntıya uğramış, dışlanmış ya da yaşam tarafından yerle bir edilmişseniz, size rahatlık hissi verecek bir şeyle bağ kurarsınız. Bu kumar oynamak, porno filmler, kokain ya da esrar olabilir, ama bir şeyle bağ kurup birleşeceksiniz çünkü doğamızda var. Bu insanoğlu olarak istediğimiz.

Ve başta, bunu kavraması oldukça zor bir şey buldum, ama bir yol, ne olduğunu anlamama yardım etti, Koltuğumun yanında bir şişe su gorüyorum, doğru mu? Bir çoğunuza bakıyorum ve çoğunuzun yanında su şişeleri var. Uyuşturucuları unutun. Uyuşturucu savaşı unutun. Tamamen yasal, bütün sular, votka şişeleri olabilirdi. Sarhoş oluyor olabilirdik, hatta sonra ben.. (Kahkahalar) ama değiliz. Çünkü TED Talk'a katılmanın bedeli olan çok fazla poundla tahmin ediyorum ki sizler önümüzdeki 6 ay boyunca içebileceğiniz votkayı karşılayabilirsiniz. Nihayetinde evsiz kalmazsınız. Bunu yapmayacaksınız ve sebebi de şu: sizi durduran birisinin olması değil. Çünkü değer vermek istediğiniz bağlara ve ilişkilere sahipsiniz. Sevdiğiniz bir işiniz, sevdiğiniz insanlar ve sağlıklı ilişkileriniz var. Düşünüyorum ve kanıtların gösterdiğine inanıyorum ki, bağımlılığın temeli, hayatta var olmaya katlanamamakla alakalı.

Bunun gerçekten önemli çıkarımları var. En görünen sonucu, Uyuşturucuyla Savaş. Arizona'da toplum onlarla alay ederken "Ben uyuşturucu bağımlısıydım" diyerek tişört giymeye, mezar kazmaya mecbur olan bir grup prangalı kadın mahkumla idim ve bu kadınlar hapishaneden çıkınca onların bir daha yasal ekonomide çalışamayacaklarını gösteren sabıka kayıtlarına sahip olacaklar. Besbelli uç bir örnek ki, prangalı mahkumlar konusunda, ama aslında dünyanın hemen hemen her yerinde, uyuşturucu bağımlılarına neredeyse aynı derecede davranıyoruz. Cezalandırıyoruz, utandırıyoruz Sabıkalarına yazıyoruz. Yeniden bağlanırken araya engeller koyuyoruz. Kanada'da bana, bağımlılığı daha kötü yapacak bir sistem tasarlamak istiyorsan, onu tasarlamalısın diyen ve harika bir adam olan Dr. Gabor Mate vardı.

Tam tersini yapmaya karar veren bir yer var ve nasıl çalıştığını görmek için oraya gittim. 2000 yılında Portekiz, Avrupa'da en kötü uyuşturucu problemlerinden birine sahipti. Nüfusun %1'i bir tür aklı uçuran eroin bağımlısıydı ve her yıl Amerika yolunu daha fazla denediler. İnsanları cezalandırdılar, lekelediler daha çok utandırdılar ve her yıl problem kötüleşti. Bir gün, başbakan ve muhalefetin lideri bir araya geldiler ve temelde baktılar ve biz, hep daha fazla eroin bağımlısı olan insanlarla dolu bir ülkeyle devam edemeyiz dediler. Haydi bilim adamları ve doktorlardan oluşan gerçekten bu sorunu neyin çözeceğini bulmak için bir panel kuralım. Harika bir adam Dr. João Goulão başkanlığında bir panel kuruldu, bütün yeni kanıtlara baktılar ve geri dönüp dediler ki: "Esrardan kokaine bütün uyuşturucuları yasallaştıralım ama" — sonraki adım kritik — uyuşturuyucu bıraktırmaya ve onları ayırmaya harcadığımız bütün parayı toplumla tekrardan birleştirmeye harcayalım." Ve bu gerçekten Amerika'da ve İngiltere'de uyuşturucu tedavisi olarak düşündüğümüz şey değil. Bu yüzden ev rehabilitasyonu, biraz işe yarayan psikolojik tedavi, yaptılar. Ama yaptıkları en büyük şey yaptığımızın tamamen tersi oldu: bağımlılar için kocaman bir iş yaratma programı ve küçük işler kurmak için mikro kredi. Bir zamanlar mekanik olduğunu söyle. Hazırsan, garaja gidecekler ve bu adamı bir yıllığına işe alırsanız, maaşının yarısını biz öderiz diyecekler. Amaç, Portekiz'deki her bağımlının sabah yataktan kalkıp yapacak bir şeyi olduğundan emin olmaktı. Gidip Portekiz'deki bağımlılarla tanıştığımda, söyledikleri şuydu: azmi yeniden keşfederek daha geniş toplumla bağları ve ilişkileri yeniden keşfettikleriydi.

Deney başladığından beri bu yıl 15 yıl olacak ve sonuçlar ortada: İngiliz Suçbilim Konseyine göre, Portekiz'de enjekte ederek uyuşturucu kullanımı %50 azalmıştır. Aşırı doz büyük ölçüde azaldı, HIV bağımlılar arasında büyük ölçüde azaldı. Her alanda bağımlılık önemli ölçüde azaldı. İyi çalıştığını bildiğiniz yollardan biri, Portekiz'de neredeyse kimse eski sisteme dönmek istemiyor.

Şimdi, bunlar politik sonuçları. Aslında aşağıdaki bütün araştırmalara bir katman çıkarımın var olduğunu düşünüyorum. İlerleyen şekilde insanların bütün bağımlılıklara akıllı telefonlara, alışverişe ya da yemek yemeye hassas olduğu bir kültürde yaşıyoruz Konuşmalar başlamadan önce -biliyorsunuz bunu- akıllı telefonları almaya izin olmadığını söylendi ve söylemeliyim ki bir çoğunuz satıcısı önümüzdeki birkaç saat uygun olmadığı söylenen bağımlılar gibi berbat halde baktınız. Çoğumuz böyle hissettik ve söylenmesi garip olabilir, ben, nasıl iletişimsizlik bağımlılığın en büyük iticisi olduğu hakkında konuşuyorum ve büyüdüğünü söylemek garip çünkü biliyorsunuz şimdiye kadarki kesinlikle en bağlı toplumuz. Ama ben gittikçe düşünmeye başlıyorum ki sahip ya da sahip olduğumuzu düşündüğümüz ilişkiler, insan bağı bir tür parodi gibi.Hayatında kriz varsa bir şey fark edersin.Seninle oturmaya gelecek Twitter takipçilerin olmayacak.Etrafında sana yardım eden Facebook arkadaşların olmayacak. Derin, incelikli, dokulu ve karşı karşıya ilişkide olacağın taze ve kanlı arkadaşların olacak ve çevre yazarı Bill McKibben'den öğrendiğim bir çalışma var, bence bize bunla ilgili çok şey anlatıyor. Çalışmada ortalama bir Amerikalının kriz anında arayabileceklerini düşündükleri arkadaş sayısına bakılıyor. Rakam 1950lerden beri düzenli olarak azalıyor. Evlerinde birey için boş alan miktarı düzenli olarak artıyordu ve bence bu, kültür olarak yaptığımız seçimin metaforu gibi. Alanlar icin arkadaşları, eşya icin bağlarımızı verdik ve sonuç olarak şu ana kadarki en yalnız toplumlardan biriyiz. Fare bahçesi deneyini yapan Bruce Alexander diyor ki; bağımlılıktan bahsederken daima bireysel iyileşmeden konuşuyoruz ve bu da doğru ama konuşmamiz gereken sosyal iyileşme Bir şeyler yolunda gitmedi, bireyler olarak değil grupça yarattığımız toplum.. Pek çoğumuz için yaşam daha çok izole edilmiş kafese daha az "Fare Cennetine" benziyor.

Dürüst olmam gerekirse, bu benim burda olma sebebim değil. Siyasi ya da sosyal kısmı keşfetmek için bu işe kalkışmadım. Sevdiklerime nasıl yardım ederimi öğrenmek istedim. Bu uzun yolculuktan sonra, tüm bunları öğrendim. Hayatımdaki bağımlılara bakıyorum eğer gerçekten samimiyseniz bir bağımlıyı sevmek zor ve bu odada bunu bilen çok kişi vardır. Çoğu zaman sinirlisinizdir Bence bu tartışmanın bu denli yüklü olmasının sebeplerinden biri her birimizin kalbinde yeri olmasi, doğru mu? Herkeste biraz var. Bir bağımlıya bakar ve düşünür, "Keşke birisi sizi durdursaydı." Yaşamımızdaki bağımlılarla nasıl baş edeceğimiz bana kalırsa eğer izlediyseniz Realite programi "Intervention" dizeleriyle özdeşleşti. Aslında hayatımız bence realite TV ile belirleniyor ama bu başka bir TED konusu Eğer "Intervention"ı izlediyseniz oldukça basit bir öncül. Bir bağımlı bul, hayatındaki herkesi bir araya getir yaptıklarıyla yüzleştir ve de ki; eğer düzelmezsen seni hayatımızdan çıkaracağız. Yani yaptıkları; bağımlıya ait bağı al ve tehdit et, bağımlıya istenen sekilde davranması şartını koyuyorlar Bunun neden işe yaramadığını görmeye başladım Uyuşturucuyla şavas mantığını özel hayatlarımıza ithal etmekten farkı olmadığını düşünmeye başladım.

Düşünüyorum, "Acaba nasıl Portekizli olurum? Şimdi yapmaya çalıştığım ve düzenli yaptığımı söyleyemem kolay da diyemem hayatımdaki bağımlılarla bağımı derinleştirmek istiyorum -kullan ya da kullanma- seni seviyorum demek Ne durumda olursan ol seni seviyorum ve bana ihtiyacın olursa gelip seninle oturacağım cünkü seni seviyorum ve yalnız olmanı ya da yalnız hissetmeni istemiyorum.

Bence buradaki mesajın özü yalnız değilsiniz, sizi seviyoruz— bağımlılara verdiğimizin tepkinin her aşamasında olmalı sosyal, siyasi ve bireysel olarak. 100 yıldır, bağımlılar icin savaş şarkıları söylüyoruz Bence sevgi şarkıları söylüyor olmalıydık çünkü bağımlılığın zıttı ayık kalmak değil Bağımlılığın zıttı ise bağlılıktır.

Teşekkürler!

(alkışlar)