Dina Zielinski
1,771,585 views • 12:54

Şimdiye kadar yapılmış olan tüm filmleri bu tüpün içine koyabilirim. Eğer göremiyorsanız asıl konu da bu.

(Kahkaha)

Bunun nasıl mümkün olacağını anlamadan önce bu özelliğin değerini anlamak önemlidir. Bugünlerdeki tüm düşünce ve hareketlerimiz fotoğraf ve videolar vasıtasıyla — hatta fitness aktivitelerimiz — dijital veri olarak kayıt ediliyor. Telefonumuzdaki alanın tükenmesi dışında nadiren dijital izlerimiz hakkında düşünüyoruz. Fakat insanlık son birkaç yılda tüm insanlık tarihinde ürettiği verinin toplamından daha fazla veri üretmiştir.

Büyük veri büyük bir sorun hâline gelmiştir. Dijital kayıt birimleri gerçekten pahalı ve sahip olduğumuz bu cihazların hiçbiri geçen yıllara direnemez. "Internet Archive" adında kâr amacı gütmeyen bir web sitesi var. Ücretsiz kitap ve filmlere ek olarak 1996 yılına ait web sayfalarına dahi erişebilirsiniz. Çok cezbedici. Fakat geriye gitmeye ve TED web sayfasının mütevazı başlangıcına bakmaya karar verdim. Gördüğünüz üzere, son 30 yılda oldukça değişmiş. Bu, beni 1984 yılındaki ilk TED'e götürdü ve bu kompakt diskin nasıl çalıştığını anlatan Sony yöneticisine denk geldi.

(Gülüşme)

Şimdi, zamanda geçmişe gidebilmek ve bu ana erişmek gerçekten inanılmaz. İlk TED'den 30 yıl sonra, hâlâ dijital depolamadan bahsediyor olmamız gerçekten büyüleyici.

Şimdi, diğer bir 30 yıla baktığımızda IBM'in ilk sabit diski 1956 yılında piyasaya sürdüğünü görürüz. Burada sabit disk küçük bir seyirci grubu önünde yüklenmektedir. Sadece bir MP3 şarkısı taşıyabilecek kapasiteye sahip ve ağırlığı bir tonun üzerinde. Bir megabyte 10.000 dolar, bu salondaki hiç kimsenin bu şeyi almakla ilgileneceğini düşünmüyorum, belki bir koleksiyoncu dışında. Fakat bu, o zaman yapabildiğimizin en iyisiydi.

Verilerin depolanmasında çok yol katettik. Cihazlar çok büyük bir ivme ile gelişti. Fakat tüm medyalar eninde sonunda eskiyor ve güncelliğini yitiriyor. Eğer birisi bugün size sunumunuzu yedeklemeniz için disket sürücü verirse muhtemelen ona garip garip bakardınız, belki de gülerdiniz fakat bu lanet şeyi kullanmanızın bir yolu olmazdı. Bazıları başka bir amaçla kullanılabilir olmasına rağmen bu cihazlar artık bizim depolama ihtiyaçlarımızı karşılamamaktadır. Tüm teknolojiler eninde sonunda bizim verilerimiz ve tüm hafızamızla beraber ölecek veya kaybolacaktır. Depolama probleminin çözüldüğü yönünde bir algı var fakat aslında onu sadece harici hâle getiriyoruz. E-posta ve fotoğraflarımızı depolamaktan endişe etmiyoruz. Çünkü buluttalar.

Fakat arka planda bir depolama problemi var. Hepsinden önce, bulut sadece birçok diskten oluşan bir yapıdır. Şimdi bahsettiğimiz birçok dijital veri gerçekten kritik veriler değildir. Kesinlikle bunları silebiliriz. Fakat, günümüzde neyin önemli olduğunu gerçekten nasıl bilebiliriz? Mağaralarda yer alan çizimler ve yazılardan, taş tabletlerden insanlık tarihi hakkında çok şey öğrendik. Rosetta Stone'dan diller çevirdik. Bildiğiniz üzere, hikâyenin tamamına sahip değiliz. Verilerimiz bizim hikâyemiz, hatta daha fazlası bugünümüz. Verilerimizi kaydettiğimiz taş tabletlerimiz yok. Fakat bugün neyin önemli olduğunu seçmek zorunda değiliz. Hepsini kaydetmenin bir yolu var. Aslında yaklaşık birkaç milyar yıldan beri bir çözümün var olduğu ortaya çıkıyor ve aslında çözüm bu tüpün içinde.

DNA, en eski doğal depolama aygıtıdır. Hepsinden önemlisi bu, bir insanı inşa etmek ve devamlılığını sağlamak için gerekli tüm bilgileri içermektedir. Fakat DNA'yı bu kadar önemli kılan şey nedir? Örnek olarak kendi genomumuzu ele alalım. Eğer 3 milyar yıllık A'nın, T'nin, C'nin ve G'nin standart fontta ve formatta çıktısını almış olsak ve bu çıktıları üst üste koysak bu yığın 130 metre yüksekliğinde olurdu, yani Özgürlük Anıtı'yla Washington Anıtı arasında bir yerde olurdu. Şimdi, biz bu A, T, C ve G'leri dijital data, sıfır ve birlere dönüştürsek toplam birkaç gigs tutardı. Ve bu vücudumuzdaki her bir hücre için. 30 trilyondan fazla hücremiz var. Fikrimi anladınız mı? DNA minik boşluklarda tonlarca bilgi saklayabilir.

DNA çok dayanıklıdır da ve bu bilgileri tutmak için elektriğe de ihtiyaç duymaz. Bunu biliyoruz çünkü bilim insanları yüz binlerce yıl önce yaşamış ilk insanlardan DNA elde ettiler. Bunlardan birisi Buz Adam Ötzi. Avusturyalı olduğu ortaya çıktı.

(Gülüşme)

İtalya ve Avusturya arasında dağların tepesinde iyi korunmuş hâlde bulundu ve günümüzde Avustruya'da yaşayan akrabaları olduğu ortaya çıktı. Yani içinizde biri Ötzi'nin kuzeni olabilir...

(Gülüşme)

Burada konu, eski telefonlardan çıkarttığımız bilgiden daha fazla bilgiyi ilkel insandan çıkartma hususunda daha fazla şansımızın olmasıdır. DNA'yı okuma kabiliyetimizi kaybetme ihtimalimiz herhangi bir insan yapımı cihaza göre çok daha azdır. Her bir yeni depolama formatı okumak için yeni bir yönteme ihtiyaç duyar. DNA'yı her zaman okuyabiliriz. Artık dizemezsek veri depolama için endişelenmemizden daha büyük bir problemimiz var.

DNA'ya veri kaydetmek yeni bir olay değil. Doğa bunu milyarlarca yıl yapmaktadır. Aslında yaşayan her şey DNA depolama aygıtıdır. Fakat DNA'ya nasıl veri yükleyebiliyoruz? Fotoğraf 51. Bu, DNA'nın ilk çekilen fotoğrafı, 60 yıl önce çekildi. O aynı veri depolama cihazının IBM tarafından piyasaya sürülmesiyle aynı zaman. Bu nedenle dijital depolama anlayışımız ile DNA anlayışımız beraber gelişti. İlk olarak DNA'yı dizmeyi veya okumayı öğrendik hemen onun ertesinde nasıl yazacağımız veya sentezleyeceğimiz öğrendik. Bu hemen hemen yeni bir dil öğrenmek gibi bir şey. Ve günümüzde DNA'yı okuma, yazma ve kopyalama imkânına sahibiz. Bunu laboratuvarda her zaman yapıyoruz. Sıfır ve bir olarak kaydedilen herhangi bir şey DNA'ya kaydedilebilir.

Fotoğraf gibi dijital bir şeyi kaydetmek için onu bit veya binary rakamlara çeviriyoruz. Siyah beyaz fotoğraftaki her bir piksel basitçe sıfır ve birlerden oluşur. DNA'yı, püskürtmeli yazıcının harfi kayda yazabildiği gibi yazabiliriz. Sadece yapmamız gereken şey sıfır ve birden oluşan verilerimizi A, T, C ve G'ye dönüştürmektir ve ardından bunu sentezleme firmasına gönderiyoruz. Yani onu yazıp kopyalayabiliriz ve verilerimizi geri getirmek istediğimizde, onu sadece dizeriz.

Şimdi, bunların hepsinin en eğlenceli bölümü olan hangi dosyaları içeriğine karar verilmesi bölümü Bizler ciddi bilim insanlarıyız, iyi gelecek nesiller için bir yazı eklemek zorunda kaldık. Ayrıca 50 dolarlık Amazon hediye kartı da ekledik— bu kadar çok heyecanlanmayın, zaten harcandı, birisi onu çözdü— bunun yanında işletim sistemi yapılmış olan ilk filmlerden bir tanesi ve bir Pioneer Plakası ekledik. Bazılarınız bunu görmüş olabilirsiniz. Bariz bir şekilde tipik erkek ve dişi ve Pioneer uzay gemisinin herhangi bir zamanda uzaylılarla karşılaşması durumunda, bizim güneş sistemindeki yerimizin tasviri var.

Bir defa ne tür dosyaları kodlamak istediğimize karar verdiğimizde verileri paketten çıkartacağız, bu sıfır ve birleri A,T,C ve G'ye çevireceğiz ve ardından bu dosyayı sentezleme şirketine göndereceğiz. İşte bu bizim geri aldığımız şey. Bizim dosyalarımız bu tüpün içerisindedir. Yapmamız gereken şey bunu sıralamaktı. Kulağa oldukça basit geliyor fakat çok havalı ve eğlenceli bir fikir ile gerçekten kullanabileceğimiz bir şey arasındaki fark, bu pratik zorlukların üstesinden gelmektir.

DNA herhangi bir insan yapımı cihazdan daha güçlü olmasına rağmen mükemmel değildir. Bazı zayıflıkları vardır. DNA'yı dizerek mesajımızı iyileştirebiliriz ve her veri kurtarıldığında DNA kaybederiz. Bu sadece dizme işleminin bir parçası. Verileri tüketmek istemiyoruz fakat şanslıyız ki DNA'ları kopyalamanın bir yolu var ki bu yol onu sentezlemekten daha ucuz ve kolay. Aslında bizim dosyamızdan 200 trilyon kopya yapmak için bu yöntemi test ettik ve tüm verileri hatasız olarak tekrar elde ettik. Dizme aynı zamanda DNA'mızdaki A,T,C ve G'deki hataları gösterdi. Doğanın hücrelerimizde bunu halletmek için bir yöntemi bulunmaktadır. Fakat bizim data tüp içerisinde yer alan sentetik datada saklandı, bu nedenle bu problemin üstesinden gelmek için kendi yolumuzu bulmak zorundaydık. Video oynatırken kullandığımız algoritmayı kullanmaya karar verdik. Videoyu oynatırken aslından siz orijinal videoyu, orijinal dosyayı elde etmeye çalışıyorsunuz. Orijinal dosyayı elde etmeye çalıştığınızda basitçe onu diziyorsunuz. Fakat gerçekten bu işlemlerin her ikisi de veriyi geri getirmek için yeterli miktarda sıfır ve birlerin elde edilmesiyle ilgilidir. Kodlama stratejimiz nedeniyle milyon ve trilyonlarca kopya yapmamıza izin veren yöntemle kendi verilerimizi paketliyebiliyorduk ve devamlı tüm dosyalarımızı geri getiriyoruz.

Bu bizim kodladığımız bir film. Yapılmış ilk filmlerden biridir ve şimdi 200 trilyon fazla DNA'ya kopyalanmış ilk film.

Bizim çalışmamızın yayımlanmasından hemen sonra Reddit web sitesindeki "Ask me anything" e katıldı. Eğer inekseniz bu web sitesi size çok tanıdık gelir. Birçok soru düşündürücüydü. Bazıları ise komikti. Örneğin, bir kullanıcı ne zaman gerçek bir başparmak sürücüsüne sahip olacağımızı öğrenmek istiyordu. Gerçek şu ki, bizim DNA'mız zaten bizi biz yapması gereken her şeyi depoluyor. Verileri DNA'ya, sentetik DNA'ya saklamak çok güvenlidir.

DNA'da veri yazmak ve okumak tabii ki tüm verilerinizi hard diskte saklamaktan daha fazla zaman kaybettirir. Ancak şimdilik başlangıç için uzun dönem depolamaya odaklanmalıyız. Birçok veri kısa ömürlüdür. Bugün neyin önemli olduğunu anlamak veya gelecek nesiller için neyin önemli olacağını anlamak gerçekten zordur. Ancak mesele şu ki bugün karar vermek zorunda değiliz. UNESCO tarafında yürütülen Dünyanın Hafızası olarak adlandırılan harika bir program var. Tüm insanlık için değer olarak kabul edilen tarihi materyalleri korumak için oluşturuldu. Bizim kodladığımız film de dahil materyaller koleksiyona katılmak üzere aday gösterildi. İnsanlık mirasını korumak için mükemmel bir yol olsa da bir seçim olmak zorunda değildir. Mevcut nesle —bize— gelecekte neyin önemli olabileceğini sormak yerine DNA'daki her şeyi kaydedebiliriz.

Depolama sadece ne kadar bayt olduğu ile ilgili değil fakat gerçekten verileri ne kadar iyi saklayabiliyor ve geri getirebiliyoruz. Sürekli ne kadar veri oluşturabildiğimiz ne kadarını geri getirebildiğimiz ve ne kadarını depolayabildiğimiz arasında bir gerilim vardır. Veri yazmadaki her gelişme okumada yeni bir yol gerektirmektedir. Eski medyaları artık okuyamıyoruz. Bırakın floppy diski kaçınızın dizüstü bilgisayarında hâlâ disk sürücüsü bulunmakta. DNA ile birlikte bu söz konusu olmayacaktır. Biz mevcut olduğumuz sürece DNA'da mevcut olacaktır ve bunu dizmek için bir yolunu bulacağız.

Etrafımızdaki dünyayı arşivlemek insanoğlunun doğasının bir parçasıdır. İşte bu bizim dijital depolamada 60 yılda yaptığımız gelişmedir, ki bu sadece DNA'yı anlamaya başladığımız dönemdir. Fakat benzer gelişmeyi DNA diziciler ile yarısı kadar zamanda yaptık ve mevcut olduğumuz sürece DNA hiçbir zaman eskimeyecek.

Teşekkür ederim.

(Alkış)