Dan Buettner
3,952,895 views • 19:39

"Danimarkalı İkizler Araştırması" adındaki bir çalışma göstermiştir ki belirli biyolojik limitler dahilinde bir insanın kaç yıl yaşayacağının yalnızca %10'u, genler tarafından belirlenmektedir. Geriye kalan %90'lık kısım ise, yaşam tarzımıza bağlıdır. Dolayısıyla, Mavi Bölgeleri araştırmaktaki amacımız şu: Uzun bir ömür sürme olanağı veren optimal yaşam tarzlarını bulabilirsek uzun yaşam için bir formül de ortaya koyabiliriz.

Sıradan bir Amerikalıya uzun yaşam formülünün ne olduğunu sorarsanız, muhtemelen cevap alamazsınız. Büyük olasılıkla, Güney Sahili Diyeti veya Atkins Diyeti'ni duymuşlardır. Ortada, Tarım Bakanlığı'nın yayımlamış olduğu besin piramidi var. Oprah'ın söyledikleri var. Doktor Oz'un tavsiyeleri var.

Ancak daha uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmemize yardımcı olacak şeylerin ne olduğu hakkında net bir bilgi yok. Maratonlara mı katılmalısınız yoksa yoga mı yapmalısınız? Organik etler mi tüketmelisiniz yoksa tofu mu yemelisiniz? Takviye besinler almalı mısınız? Peki ya hormonlar veya resveratrol? Yaşama amacının ömür ile ilgisi var mı peki? Ya da dini inançların veya sosyal yaşamın?

Uzun yaşamın sırlarını bulmakta kullandığımız yöntemin ilk aşaması, National Geographic ve National Institute on Aging ile işbirliği yaparak uzun ömürlü bireylerin yaşadığı, coğrafi olarak tanımlanmış dört bölgeyi bulmaktı. Daha sonra bu bölgelere uzmanlardan oluşan bir ekip göndererek oradaki insanların, bizlerden farklı olarak neler yaptıklarını inceledik.

Bu sunumun sonunda, o farklılığın ne olduğunu sizlere söyleyeceğim. Fakat öncelikle, uzun yaşam konusuyla ilgili bazı yaygın hurafelerden bahsetmek istiyorum. İlk hurafemiz şu: Eğer gerçekten çok çaba sarf edersen, 100 yaşını görebilirsin. Yanlış. Sorun şu ki, Amerika'daki her 5000 insandan yalnızca bir tanesi 100 yaşına dek yaşayabiliyor. Şansınız oldukça az. 100 yaşını geçenler, Amerika'daki en hızlı büyüyen nüfus dilimi olsa da 100 yaşına dek yaşamak zordur. Problem şu ki, bizler uzun yaşamak için programlanmadık. Bizler, "prokreatif başarı" adı verilen bir şey için programlandık. O sözcüğe bayılıyorum. Bana üniversite günlerimi hatırlatıyor.

Biyologlar, "prokreatif başarı" terimini şu şekilde tanımlıyor: Çocuk sahibi olduğunuz yaş ve sonraki nesilde, çocuklarınızın çocuk sahibi olduğu yaş. Bu noktadan sonra evrimin etkisi tamamen yok oluyor. Eğer memeliyseniz, fare de olsanız fil de olsanız, insan da olsanız, sonuç aynı. Yani 100 yaşına dek yaşayabilmek için yalnızca çok iyi bir yaşam tarzına sahip olmanız yetmez, aynı zamanda genetik açıdan da şanslı olmanız lâzım.

İkinci hurafe ise, yaşlanmayı geciktiren, tersine çeviren ve hatta durduran tedavilerin mevcut olduğu. Yanlış. Şöyle bir düşünürseniz, yaşlanmamıza neden olabilecek 99 tane şey var. Yalnızca birkaç dakikalığına beyninize oksijen gitmesini engellerseniz beyin hücreleriniz ölür ve geri gelmezler. Tenis oynarken kendinizi çok fazla zorlarsanız, dizlerinizdeki kıkırdak hasar görür ve kendini yenilemez. Damarlarımız tıkanabilir. Beynimiz plak tabakası ile kaplanabilir ve Alzheimer hastası olabiliriz. Ters gidebilecek o kadar çok şey var ki.

Vücudumuzda 35 trilyon hücre var. Trilyon. Ulusal borcumuz ile aşık atabilecek seviyede rakamlar bunlar. (Gülüşmeler) Bu hücreler sekiz yılda bir kendilerini yeniliyorlar. Ve her yenileme sırasında, bir miktar hasar görüyorlar. Ve bu hasar birikiyor. Üstel olarak birikiyor. Tıpkı hepimizde Beatles ya da Eagles albümlerinin olduğu günler gibi. Birinden bir albüm ödünç alırdık ve kasede kopyalardık. Daha sonra arkadaşlarımız da o kasedi bizden alır ve kopyalarlardı. Kısa bir süre sonra, yeni kopyaların sesi rezalet olurdu. İşte hücrelerimizde olan şey de bunun aynısı. 65 yaşındaki bir insanın 12 yaşındaki bir çocuğa oranla 125 kat daha hızlı yaşlanmasının sebebi de bu.

O halde, yaşlanmayı durduracak ya da yavaşlatacak hiçbir şey yoksa ben ne yapıyorum ki burada? Gerçek şu ki, modern bilim, bizlere insan vücudunun kapasitesinin -yani benim veya sizin vücudunuzun- 90 yıl olduğunu söylüyor. Bu sayı, kadınlar için biraz daha fazla. Ancak bu ülkedeki yaşam beklentisi yalnızca 78 yıl. Yani bir yerlerde, yaklaşık 12 güzel yılımızı bırakıp gidiyoruz. Bu yılları geri alabiliriz. Ve araştırma gösteriyor ki bu geri alacağımız yıllar, kronik hastalıklardan, kalp hastalıklarından, kanserden ve diyabetten uzak olacak.

Bize göre bu kayıp yılları geri almanın en iyi yolu, dünyanın çeşitli yerlerindeki, o kayıp yılları deneyimleyen kültürlere göz atmak. Bu bölgelerde 100 yaşını geçen insanların sayısı, bizim ülkemizdekinin 10 katı. Yaşam beklentisi 12 sene daha fazla. Orta yaş ölüm oranı ise bu ülkedekine oranla çok çok daha az.

İlk Mavi Bölgemizi, İtalya sahilinin yaklaşık 125 mil açığında yer alan Sardinya adasında bulduk. Ancak 1.4 milyon kişinin yaşadığı adanın tamamı Mavi Bölge'ye dahil değil. Mavi Bölge'ye dahil olan kısım, yükseklerde yer alan Nuoro bölgesi. Bu bölgedeki erkeklerin ömrü oldukça uzun. 100 yaşını geçenlerin sayısı, Amerika'dakilerden 10 kat daha fazla. Ayrıca buradaki insanlar yalnızca 100 yaşını geçmekle kalmıyor, bunu yaparken zinde ve güçlü olmayı da başarıyor. 102 yaşındaki bir insanın işe bisiklet sürerek gidebildiği, odun kesebildiği ve kendinden 60 yaş küçük birini yenebildiği yerler bunlar. (Gülüşmeler)

Tarihleri, İsa'nın yaşadığı döneme dek uzanıyor. Bu insanlar, yalıtılmış bir Bronz Çağı kültürüne sahip. Toprak çok verimsiz olduğundan, birçoğu çobanlık yapıyor. yani düzenli ve fazla yorucu olmayan fiziksel aktiviteler yapıyorlar. Çoğunlukla yanlarında taşıyabilecekleri bitkisel besinleri tüketiyorlar. Notamusica adını verdikleri, kepekli buğday ile yapılan mayasız bir ekmek üretiyorlar, otlarla beslenen hayvanlardan elde edilen bir peynirleri var, böylece mısır ile beslenen hayvanlardan yapılan peynirlerin aksine, Omega-6 yağ asitleri yerine Omega-3 yağ asitleri daha fazla. Tükettikleri şarapta ise, dünyada bilinen tüm şaraplardan daha fazla polifenol var. Bu şaraba Cannonau diyorlar.

Ancak bana kalırsa işin gerçek sırrı toplumlarını nasıl düzenlediklerinde yatıyor. Sardinya halkının en göze çarpan özelliklerinden biri yaşlı insanlara karşı davranış şekilleri. Hiç fark ettiniz mi, Amerika'da insanların en çok saygı gördüğü yaş yaklaşık olarak 24. Reklamlara bakın yeter. Sardinya'da ise yaşlandıkça daha fazla saygı görüyorsunuz ve bildikleriniz daha fazla takdir ediliyor. Sardinya'da bir bara girerseniz, Sports Illustrated'in mayo takvimini değil "ayın yaşlı insanı" takvimini görürsünüz.

Bu durum, yalnızca yaşlanan ebeveynlerinizi aileye yakın kalmasını sağlamıyor, aynı zamanda dört ile altı yıl arası fazladan yaşam beklentisi sağlıyor. Araştırmalar gösteriyor ki, bu durum ayrıca çocuklara da faydalı. Ölüm oranları ve hastalığa yakalanma oranları düşüyor. Buna "büyükanne etkisi" adı veriliyor.

İkinci Mavi Bölgemizi, dünyanın diğer ucunda, Tokyo'nun 800 mil güneyindeki Okinawa Takım Adaları'nda bulduk. Okinawa, 161 küçük adadan oluşuyor. Ve merkez adanın kuzey kesiminde dünyadaki en uzun ömüre sahip insanlar yaşıyor. Burası, en uzun ömürlü kadın popülasyonunun bulunduğu yer. Buradaki insanlar, dünya üzerindeki en uzun sağlıklı yaşam beklentisine sahip. Bizim istediğimiz şeye sahipler. Uzun bir ömürleri var ve genellikle uyku sırasında, çok çabuk ölüyorlar. ve sıklıkla bu ölümler seks sonrası gerçekleşiyor.

Ortalama bir Amerikalıdan yaklaşık 7 sağlıklı yıl fazla yaşıyorlar. 100 yılı geçen insanların sayısı, Amerikadakilerin beş katı. Amerika'da önde gelen ölüm sebebi bağırsak ve kolon kanserine yakalanma oranları 5'te 1'i. Kalp hastalıklarında ise bu oran 6'da 1. Bu kültürün sahip olduğu bütün bu istatistikler, bizlere öğretebilecek bir şeyleri olduğunu gösteriyor. Peki, ne yapıyorlar? Bitkisel besleniyorlar. Tükettikleri sebzeler birçok farklı renkte. Ve Amerikalılara oranla 8 kat daha fazla tofu yiyorlar.

Ne yediklerinden daha önemli olan şey ise, nasıl yedikleri. Fazla yememek için birçok farklı taktikleri var. Bildiğiniz gibi, Amerika'da büyük bir sorun bu. İşte gözlemlediğimiz birkaç taktik: Küçük tabaklar kullanıyorlar, böylece her oturuşta daha az kalori tüketiyorlar. Yemekleri, aile tarzı sunmuyorlar. Böylece konuşurken bir yandan şuursuz biçimde yemiyorsunuz. Yemekleri tezgahda sunuyorlar ve oradan masaya getiriyorlar.

Ayrıca 3000 yıllık bir özdeyişleri var. Bence bu, gelmiş geçmiş en iyi beslenme önerisi. Konfiçyus tarafından ortaya atılmış. Adı ise "Hara, Hatchi, Bu" diyeti. Bu, yemeklerden önce söyledikleri bir deyiş. Mideleri %80 dolu olduğunda, onlara yemeyi bırakmalarını hatırlatıyor. Tokluk hissinin midenizden beyninize ulaşması yaklaşık yarım saat alır. %80'de durmak, böylece sizleri fazla yemekten koruyor.

Ancak, tıpkı Sardinya gibi, Okinawa'nın da uzun yaşam ile ilişkilendirebileceğimiz birkaç sosyal yapısı var. Yalnızlığın öldürdüğünü biliyoruz. 15 yıl önce, ortalama bir Amerikalının üç iyi arkadaşı vardı. Şu an ise bu sayı 1.5'e inmiş durumda. Okinawa'da doğacak kadar şanslı olsaydınız, ömrünüz boyunca sizin yanınızda olacak 6 arkadaşa otomatik olarak sahip olmanızı sağlayan bir sistem içinde yaşıyor olacaktınız. Buna "Moai" diyorlar. Eğer bir Moai'ye dâhilseniz, piyangodan kazandığınız serveti paylaşmanız beklenir. Ve işler kötü giderse, örneğin çocuğunuz hastalanırsa veya ebeveynlerinizden biri ölürse, daime size destek olacak birileri vardır. Ekrandaki Moai, yani bu 5 kadın 97 yıldır birlikteler. Yaşlarının ortalaması 102.

Amerika'da genel olarak yetişkin hayatımızı iki kısma bölüyoruz. Bir yanda iş hayatımız var, yani bir şeyler ürettiğimiz dönem. Ve bir gün, aniden, emekli oluyoruz. Ve genellikle bu emeklilik rahat bir koltuğa uzanmak veya Arizona'ya giderek golf oynamak anlamına geliyor. Okinawa dilinde ise emeklilik anlamına gelen bir sözcük bile yok. Bunun yerine, hayatınıza anlam katan bir sözcükleri var: "İkigai." Bu sözcüğün yaklaşık olarak anlamı, "sabahları yataktan kalkmanızın sebebi."

Bu 102 yaşındaki karate ustasının ikigai'si, savaş sanatında daha da uzmanlaşmak. Bu 100 yaşındaki balıkçınınki ise haftada üç kez ailesi için balık tutmaya devam etmek. National Institute On Aging bizlere bu yaşlı insanlara sormamız için bir anket verdi. Anketteki sorular oldukça kurnaz şekilde hazırlanmıştı. Sorulardan biri şuydu: "İkigai'niz nedir?" hemen bildiler sabahlari kalkmalarin nedenini Bu 102 yaşındaki kadının ikigai'si, torununun torununun torunu idi. Bu iki kadının arasında 101 buçuk yıl var. Torununun torununun torununu kucağında tutmanın nasıl bir his olduğunu sordum ona. Geriye yaslandı ve dedi ki: "cennete gitmek gibi." Bence bu müthiş bir düşünce.

Geographic'teki editörüm Amerika'nın Mavi Bölgesi'ni bulmamı istedi. Bir süre boyunca Minnesota çevresindeki çiftlikleri inceledik. Burada yüz yaşını geçenlerin oranı oldukça fazlaydı. Ancak bunun sebebi bütün gençlerin bölgeyi terk etmesiymiş. (Gülüşmeler) Dolayısıyla aramaya devam ettik. Ve Amerika'nın en uzun ömürlü popülasyonunu Loma Linda, Kaliforniya çevresinde yaşamakta olan Seventh-Day Adventistleri arasında bulduk. Adventisler muhfazakar Methodistlerdir. Cuma günü güneşin batışından Cumartesi günü güneşin batışında dek sabbath'ı kutlarlar. "24 saatlik bir tapınma zamanı" diyorlar buna. Ve onlara göreceli olarak oldukça uzun bir ömür veren beş adet alışkanlıkları var.

Amerika'daki yaşam beklentisi ortalama bir kadın için 80 yıl. Ancak Adventist bir kadın için yaşam beklentisi 89 yıl. Erkekler için bu sayılar arasındaki fark daha da fazla. Adventist erkekler diğer Amerikalılara oranla 11 yıl daha fazla yaşıyor. Bu ise, yaklaşık 70.000 insanı 30 yıl boyunca takip eden bir araştırma. Adı da Steerling araştırması. Ve bence, Mavi Bölge Proje'sinin amacını çok açık olarak ortaya koyuyor.

Bu, heterojen bir topluluk. Aralarında siyahlar, beyazlar, hispanikler ve uzakdoğulular var. Aralarındaki tek ortak nokta ise aynı küçük alışkanlıklara hayatlarının büyük bölümünde sıkı bir biçimde bağlı kalmaları. Beslenme şekillerini doğrudan doğruya İncil'den alıyorlar. Yaratılış: Birinci bölüm. 29. Ayet. Bu ayette Tanrı, baklagillerden ve tohumlardan bahsediyor. Yeşil bitkiler hakkında bir dörtlük daha var. Görünen o ki, et tüketmekten hiç bahsedilmiyor. Bu ibadeti oldukça ciddiye alıyorlar.

Her hafta 24 saatliğine ne kadar meşgul olurlarsa olsunlar, işyerinde ne kadar stresli olurlarsa olsunlar, her şeyi bırakıp Tanrılarına odaklanıyorlar. Sosyalleşirken kullandıkları yöntem de, yine din ile yoğun ilişkili olan doğa yürüyüşleri. Bunun gücü, arada sırada yapılan bir şey olmasından değil bütün hayat boyunca her hafta yapılan bir şey olmasından geliyor. Bunların hiçbiri zor değil. Hiçbiri için para gerekmiyor. Adventistler genellikle diğer Adventistlerle vakit geçiriyor. Yani, bir Adventist'in düzenlediği bir partiye gittiğinizde deli gibi içki içen ya da esrar kullanan insanlar göremiyorsunuz. Bu tip şeyler yerine, bir sonraki doğa yürüyüşleri hakkında konuşuyorlar, birbirlerine yemek tarifleri veriyorlar, ve evet, dua ediyorlar. Birbirleri üzerindeki etkileri oldukça derin ve ölçülebilir.

Bu kültüre dâhil olan insanlardan birisi de Ellsworth Wheram. Ellsworth Wheram 97 yaşında. Ve bir multi-milyoner. Yine de bir koruma çiti yapmak için inşaat firması ondan 6.000 dolar istediğinde, "O kadar paraya kendim de yaparım." dedi. Ve sonraki üç gün boyunca çimento karıştırdı ve demir kazıkları ordan oraya taşıdı. Ve beklendiği üzere, dördüncü gün kendisini bir ameliyathanede buldu. Ancak sedye üzerindeki adam olarak değil, açık kalp ameliyatı yapan cerrah olarak. 97 yaşında bile hâlâ her ay 20 açık kalp ameliyatı yapıyor.

103 yaşındaki Ed Rawlings, aktif bir kovboy. Güne yüzerek başlıyor. Haftasonları ise sörf yapmaktan hoşlanıyor.

Bir de Marge Deton var. Marge 104 yaşında. Torunu, buradaki Twin Cities'de (Minnesota) yaşıyor. Güne ağırlık kaldırarak başlıyor. Bisiklete biniyor. Daha sonra kahverengi 94 model Cadillac Seville'ine atlıyor ve San Bernardino otoyolunda hız yaparak gönüllü olarak çalıştığı yedi farklı organizasyona gidiyor. Daha önce 19 kez ciddi seyahatlare katıldım. Sahara Çölü'nü bisikletiyle geçerken güneş kremi kullanmamış ender insanlardan biriyim. Ancak size söylemeliyim ki, Marge Deton arabayı kullanırken yanında oturmaktan daha heyecanlı bir macera yok. "Yabancı demek, henüz tanımadığım bir arkadaş demektir" dedi bana.

Öyleyse, tüm bu üç kültürdeki ortak noktalar neler? Hepsinin yaptığı şeyler neler? Bu şeyleri belirledik ve karşımıza 9 maddelik bir liste çıktı. Aslında o zamandan beri iki tane daha Mavi Bölge keşfi yaptık ve bu listedekilerin doğru olduğu görüldü. İnanmakta zorlanabilirsiniz ama, bu listedekilerin hiçbiri egzersiz değil. En azından bizim bildiğimiz şekildeki egzersiz değil. Hayatlarını öyle bir şekilde kurmuşlar ki sürekli bir fiziksel aktivite içindeler. 100 yaşındaki bu Okinawalı kadınlar günde 30 veya 40 defa, aşağı iniyorlar, yukarı çıkıyorlar, yere oturup kalkıyorlar.

Sardinyalılar çok katlı evlerde yaşıyorlar, dolayısıyla merdiven inip çıkıyorlar. Markete, kiliseye veya arkadaşlarını ziyarete gitmek için yürüyüş yapmaları gerekiyor. Başka şansları yok. Ev ya da bahçe işlerini yaptırmak için bir buton yok. Kek hamuru karıştırmak istiyorlarsa, bunu el ile yapıyorlar. Bunların tümü fiziksel aktivite. Koşu bandında koşmak ne kadar kalori yakıyorsa, bu aktiviteler de o kadar kalori yakıyor. Kendi istekleriyle fiziksel aktiviye yapmak isterlerse bunlar, hoşlandıkları şeyler oluyor. Genellikle yürüyüş yapıyorlar. Beyin fonksiyonlarının azalmasını engellediği kanıtlanan tek şey yürüyüş yapmak. Ve genellikle hepsinin bir bahçesi var. Hayatlarını nasıl doğru yola sokmaları gerektiğini biliyorlar.

Tüm bu kültürler, dinlenmek için zaman ayırıyorlar. Sardinyalılar dua ediyor. Seventh-Day Adventistleri dua ediyor. Okinawalılarda yaşlı insanlara hürmet var. Ancak aceleniz varsa ya da stresliyseniz, bu durum Alzheimer hastalığından kalp hastalıklarına kadar birçok şeyi tetikleyebiliyor. Günde 15 dakikayı dinlenmek için harcadığınızda, bu tetikleyici durumun biraz da olsa önüne geçiyorsunuz.

Amaçlarını açıklayan sözcükleri var. Tıpkı Okinawalıların kullandığı "ikigai" sözcüğü gibi. Bildiğiniz üzere, hayatınızdaki en tehlikeli yıllardan biri, çocuk ölümü riski nedeniyle, doğdunuz yıl. Diğeri ise emekli olduğunuz yıl. Bu insanlar hayattaki amaçlarını biliyorlar, ve bu amaç doğrultusunda yaşıyorlar. Bu da fazladan yedi yıl demek.

Uzun yaşam için bir diyet yok. Ancak, her gün birazcık içki içiyorlar. Amerikalılar için uyum sağlaması zor bir şey değil bu. (Gülüşmeler) Genellikle bitkisel besinler tüketiyorlar. Bu, et yemedikleri anlamına gelmiyor. Ancak bol miktarda fasulye ve fındık yiyorlar. Ayrıca fazla yemeyi önleyen stratejilere sahipler.

Ve, tüm bunların temelinde, birbirleriyle nasıl iletişim kurdukları yatıyor. Önceliği ailelerine veriyorlar. Çocuklarına ve yaşlı ebeveynlerine bakıyorlar. Tamamı inanç bazlı bir topluluğa dahil. Eğer ayda dört kez bu toplantılara katılırsanız, fazladan 4 ile 14 yıl anlamına geliyor bu. Buradaki en büyük olay ise, doğru topluluğa ait olmaları. Ya doğru topluluğun içinde büyümüşler, ya da kendilerini doğru topluluklardan birileriyle çevrelemişler.

Framingham Araştırmasından öğrendiğimiz üzere eğer en iyi arkadaşlarınızdan üçü obez ise sizin de fazla kilolu olmanızın olasılığı %50 daha fazla. Yani, eğer sağlıksız insanlarla vakit geçirirseniz bu durumun zamanla büyük bir etkisi olacaktır. Arkadaşlarınızın vakit geçirme yöntemi bowling oynamak, bisiklete binmek ya da bahçeyle ilgilenmek gibi fiziksel aktiviteler ise, eğer arkadaşlarınız içkiyi fazla kaçırmıyorsa, doğru şekilde yiyorlarsa, bir aileye aitlerse ve güvenilirlerse bu durumun da zaman içinde büyük bir etkisi olacaktır.

Diyetler hiçbir işe yaramaz. Tarihteki hiçbir diyet insanların yüzde 2'sinden daha fazlasında işe yaramamıştır. Spor salonlarındaki programlar Ocak'ta başlar ama genellikle Ekim'de katılmaya başlarız. Uzun yaşam konusunda bir kısayol ya da hap gibi bir şey yok. Ancak, bir düşünürseniz arkadaşlarınız da aslında uzun süreli birer macera olduğunu göreceksiniz. Dolayısıyla, belki de yapabileceğiniz en önemli şey hayatınıza fazladan biraz yıl yıllarınıza ise hayat katmanız. Çok teşekkürler. (Alkış)