Celeste Headlee
24,451,349 views • 11:29

Bana katılanlar ellerini kaldırsın: Politika veya din hakkında hakaret içeren sözler söylediği için aranızdan kaç kişi Facebook'ta bu kişileri arkadaş listesinden çıkardı? Çocuk bakımı ya da yemek hakkında?

(Gülüşmeler)

Aranızda hiç, konuşmak istemediğiniz kişileri görmezden gelenler var mı?

(Gülüşmeler)

Biliyorsun, kibar bir konuşmayı gerçekleştirmek için Henry Higgins in "My Fair Lady'de belirttiği tavsiyeye uymamız gerekiyordu: Hava ve sağlık durumuna bağlı kal. Ancak bu günlerde, iklim değişikliği ve aşı kaşıtlığı konuları—-

(Gülüşmeler)

onlar da güvenli sayılmaz. Yaşadığımız dünya işte budur, konuşmaların tartışmaya dönüşme potansiyeli taşıdığı bir dünyadayız, politikacılarımız birbiri ile konuşamaz oldu hatta saçma ve gereksiz konuların bile tutku ile savaşan ve savunanları var, karşıtları da var, bu normal değil. Pew Research 10.000 yetişkin Amerikalı ile bir araştırma yaptı, sonuç olarak daha çok kutuplaşmış olduğumuzu keşfettiler, tarih boyunca en çok bölünmüşlüğü bizler yaşıyoruz. Uzlaşmaktan çok uzaktayız, bu şu anlama geliyor birbirimizi dinlemiyoruz. Nerede yaşadığımız konusunda kararlar alıyoruz, kiminle evleneceğimizi ve kimlerin arkadaşımız olacağını inançlarımız doğrultusunda kararlaştırıyoruz. Tekrar, bu birbirimizi dinlemediğimiz anlama geliyor. Bir konuşmanın dengesi dinlemek ve konuşmanın arasındaki dengeyi gerektirir, bu yolda bir yerlerde bu dengeyi kaybetmiş durumdayız.

Şu an, teknoloji buna sebep olan unsurlardan biridir. Elinizde bulunan akıllı cep telefonları da ya da yakında bulundurduğunuz telefonlar. Pew Research'ın araştırmasına göre, Amerikalı ergenlerden üçte biri günde yüzden fazla mesaj gönderiyor ve birçoğu, neredeyse tamamı, yüz yüze ve gerçek bir konuşma yapmak yerine arkadaşlarına mesaj gönderiyor. The Atlantic'te harika bir eser var. Paul Barnwell adlı lise öğretmeni tarafından yazılan bir eser. Öğrencilerine bir iletişim projesi verdi. Onlara, not almadan spesifik bir proje hakkında konuşmayı öğretmek istedi ve dedi ki: ' şunu fark ettim...'

(Gülüşmeler)

'konuşma yeterliliği belki de öğretmekte en başarısız olduğumuz yeterliliklerden biridir'. Çocuklar her gün ekran aracılığı ile fikirler alışverişi içinde, ancak kişiler-arası iletişim becerisini edinme konusunda nadiren bir fırsatla karşılaşıyorlar. Belki komik bir soru gibi görünebilir, ancak kendimize şunu sormalıyız: 21. yüzyılda tutarlı ve özgüvenli bir konuşmayı gerçekleştirmekten öte daha önemli bir beceri var mı?

Şimdi, ben insanlarla konuşarak yaşam sürdürüyorum: Nobel ödülünü kazananlar, kamyon şöforleri Milyarderler, anaokulu öğretmenleri, devlet başkanları, tesisatçılar. Beğendim insanlarla konuşuyorum. Beğenmediklermle konuşuyorum. Bazı kişisel boyutta aşırı aksi fikirde olduğum insanlar da konuşuyorum. yine de onlarla harika bir sohbet gerçekleştiriyorum. Önümüzdeki 10 dakikada size nasıl konuşulacağını ve nasıl dinleyeceğimizi öğretmek istiyorum.

Birçoğunuz bu konuda birçok tavsiyeyi duymuştu zaten, karşındakinin gözlerine bakmak gibi, tartışmak üzere öncesinden ilginç konuları düşünmek gibi, bakmak, başını sallamak ve gülümseyerek ilgili olduğunu göstermek gibi duyduğun şeyleri tekrarla veya özetle gibi, bunların tamamını unutmanı istiyorum. Tamamı gereksiz.

(Gülüşmeler)

Dikkatle dinlediğini göstermenin hiçbir nedeni yoktur, gerçekten dikkatle dinliyorsan tabii ki de.

(Gülüşmeler)

(Alkışlar)

Profesyonel sunucuların kullandığı becerilerin aynısını kullanıyorum, gündelik hayatta bunları yapıyorum. İnsanlarla nasıl görüşeceğini sana öğreteceğim, bu daha iyi iletişim kurman konusunda size yardımcı olacaktır. Konuşma yapma becerisini öğreneceksin, zaman kaybetmeksizin ve sıkıcı olmadan ve lütfen Tanrım, kimseyi incitmeden.

Hepimiz harika sohbetler yaptık. Daha önceleri yaptın bunu. Nasıl olduğunu biliyoruz. İlham ve bütünlük hissi veren konuşmalar ya da gerçek bir bağ kurduğunu hissettiren konuşmalar veya mükemmel bir şekilde anlaşıldığını hissettiren konuşmalar. Tüm iletişimlerin bu şekilde olmasını engelleyen bir durum yoktur.

10 tane basit kuralım var. Hepsinin üzerinden geçeceğim, fakat gerçekten, birini seçip ustaca kullanırsan daha iyi bir iletişimin keyfini sürersin.

Birinci kural, asla birden fazla işi aynı anda yapma. Telefonunu bırakmaktan bahsetmiyorum ya da tableti, arabanın anahtarlarını veya elinde her varsa. Bahsettiğim, o anda orada ol. O anda yaşa. Patronun ile yaşanan tartışmayı düşünme. Akşam yemeğinde ne yiyeceğini düşünme. Konuşmanın dışına çıkmak istiyorsan, konuşmanın dışına çık, fakat yarı içeride yarı dışarıda olma.

İkinci kural: Ahkam kesme. Görüşünü geri bildirim, tartışma veya olumsuz tepki ya da gelişim fırsatını oluşturmadan belirtmek istiyorsan, Blog(Günlük) yazarı olmalısın.

(Gülüşmeler)

Gösterilerimde uzmanlara müsaade etmeme konusunda geçerli bir nedenim var: Çünkü gerçekten sıkıcılar. Muhafazakar iseler Obama, gıda pulları ve kürtajdan nefret edeceklerdir. Liberal iseler, büyük bankalardan petrol şirketleri ve Dick Cheney'den nefret edecekler. Tahmin edilebilir. Sen de böyle olmak istemezsin. Her konuşmaya bir şeyler öğrenmek amacıyla katılmalısın. Meşhur terapist M. Scott Peck dedi ki: Gerçek bir konuşma kendini bir kenara bırakmayı gerektirir. Bazen de şahsi görüşünü bir kenara bırakmak demektir. Bu türde ki kabulü algılamak ile konuşmacı daha az incinir ve zihnin derinliğini dinleyicilerine açma konusunda daha çok ilerler. Öğrenecek bir şeyler olduğunu ileri sürmelisin.

Bill Nye dedi ki: "Karşılaşacağın herkes bilmediğin birşeyleri biliyordur." Bunu şu şekilde açıklıyorum: Herkes bir konuda uzmandır.

Üçüncü kural: Sonu açık sorular kullanın. Bu durumda, gazetecilerden ipucunu alalım. Sorulara kim, ne, ne zaman, nerede, neden veya nasıl ile başla. Karmaşık bir soru sorarsan, basit bir yanıt alırsın. Sana "Dehşete düştün mü?" diye sorarsam en güçlü kelimeye yanıtın şu cümle ile olacaktır, Kelime elbette 'dehşet' yanıtı ise "Evet, öyle idi" veya "Hayır, öyle değildi" olacaktır. "Kızgın mıydın?" "Evet, çok kızgındım." Açıklamalarına izin ver. Onlar biliyorlar. Onlara şunları sormayı dene, "Nasıl bir şeydi?" "Nasıl hissettirdi?" Çünkü o zaman biraz durup düşüneceklerdir ve daha çok ilgi çekici bir yanıt alacaksın.

Dördüncü kural: Akışına bırak. Şu anlama geliyor; düşünceler zihinde oluşacaktır ve onları zihninden dışarı çıkarmalısın. Konuğun bir kaç dakika boyunca konuştuğu röportajları duyduk ve sonra sunucu geri gelir ve sorular sorar, soru yok yerden var olmuş ya da öncesinde yanıtlanmış bir sorudur. Şu anlama gelir, muhtemelen sunucu iki dakika önce dinlemeyi bırakmıştır çünkü çok akıllıca sorusunu düşünüyordu, ve soruyu sormaya odaklanmıştı. Bizlerde aynı şeyi yapıyoruz. Bir yerde oturmuş birileri ile konuşuyoruz, sonra Hugh Jackman ile kahve dükkanında karşılaştığımız anı hatırlıyoruz.

(Gülüşmeler)

Sonra dinlemeyi bırakıyoruz Hikayeler ve fikirler aklına gelecektir. Gelmelerine ve gitmelerine izin vermelisin.

Beşinci kural: Bilmiyorsan bilmediğini söyle. Şimdi, radyodaki insanlar özellike NPR'da(Açık Radyo Kanalı) kayıtta olduklarını çok iyi biliyorlar, ve bu nedenle uzmanlık hususlarında bildiklerini iddia ettikleri konularda çok dikkatli davranırlar. Sende böyle yap. dikkatli ol Konuşma basit olmamalı.

Altıncı kural: Kendi tecrübenizi başkası ile kıyaslamayın. Aile üyelerinden birini kaybetme konusunda konuşuyorlarsa, kendi aile üyelerinden birini kaybettiğin hakkında konuşmaya başlama. İş yerinde karşılaştıkları zorluk hakkında konuşuyorlarsa, işinden ne kadar nefret ettiğin konusunda konuşmaya başlama. Durumlar aynı değil, hiç bir zaman aynı değildir. Tüm tecrübeler bireyseldir. Ve daha da önemlisi, bu seninle ilgili bir durum değil. Ne kadar harika olduğunu ispat etmene gerek yok ya da ne kadar acı çektiğini. Bir gün birileri Stephen Hawking' a IQ seviyesini sordu, 'Bilemiyorum, IQ seviyesi hakkında övünenler başarısız insanlardır' demiştir.

(Gülüşmeler)

Konuşmalar reklam fırsatları değildir.

Yedinci kural: Kendini tekrarlamama. Bu çok küçük düşürücü ve gerçekten sıkıcı ve hepimizi buna meyil ederiz. Özellikle çocuklarla aramızda geçen konuşmalarda, çünkü ifade etmek istediğimiz bir husus var, ya da tekrar ifade ederiz ve tekrarlayıp dururuz. Bunu sakın yapma.

Sekizinci kural: Yas tutmaktan uzak dur. Dürüstçe, kimse bunu önemsemiyor geçen yılları, isimler hakkında sevgililerini ve tüm bu detayları, aklına gelen sıkıntıları. Kimse önemsemiyor. İnsanlar sadece seni önemsiyor. Neleri beğendiğini önemsiyorlar, ortak noktalarınızı. Bu nedenle detayları bir kenara bırak. Onları unut.

Dokuzuncu kural: Bu sonuncu kural değil, ama en önemli kural sayılır. Dinle. Önemli insanların kaçı bunu söyledi bilemiyorum ama dinleme becerisini geliştirmek en önemli beceridir. Buddha dedi ki, bende yorumluyorum; "Ağzın açıksa, sen öğrenmiyorsundur." Ve Calvin Coolidge dedi ki: "Hiç bir adam işten çıkışını dinlememiştir"

(Gülüşmeler)

Neden birbirimizi dinlemiyoruz? Birincisi, konuşmayı tercih ediyoruz. Konuştuğum zaman, ben kontrol ederim. İlginç olmayan hiçbir şeyi dinlemek zorunda değilim. İlgi ve dikkatin merkeziyim. kendi kimliğimi destekleyebilirim başka bir neden daha var: Dikkatimiz dağılıyor. Ortalama bir kişi dakikada 225 kelime konuşur, ancak dakikada 500 kelimeye kadar dinleyebiliriz. yani beynimiz kalan 275 kelime ile doluyor. Ve bakın, biliyorum, birine gerçekten dikkatini vermek çok çaba ve enerji tüketiyor, ancak eğer yapamıyorsan, konuşmanın içinde olamazsın. O zaman sadece ilgili cümleler ile aynı yerde birbirine bağıran 2 kişi olursunuz.

(Gülüşmeler)

Birbirinizi dinlemeniz lazım. Stephen Covey çok güzel söylemiştir. Dedi ki: "Birçoğumuz anlamak amacı ile değil ancak yanıtlamak için dinliyoruz."

Son bir kural, onuncu kural, o da: Öz konuşun.

[iyi bir konuşma kısa etek gibidir, dikkati çekecek kadar kısa, ana konuyu kapatacak kadar uzun— kız kardeşim]

(Gülüşmeler)

(Alkışlar) Bunların tümü aynı temel bir kavramı açıklıyor: Diğer insanlarla ilgilen.

Biliyorsun, çok meşhur dedemin yanında yetiştim, evde bazı ritüeller vardı. İnsanlar dedemle konuşmak için eve gelirdi, evden gitmeden önce annem bize gelir ve derdi ki: "Kimin geldiğini biliyor musun? gelen Amerika ikinci güzeliydi. Sacramento Belediye başkanı. Pulitzer Prize ödülünü kazanan. Rus bale dansçısı." Ben de herkesin kendine has gizli, harika şeylere sahip olduğu düşüncesi ile büyüdüm. Ve dürüstçe, bence beni daha iyi bir sunucu yapan budur. Mümkün oldukça ağzımı kapalı tutmaya çalışıyorum, aklımı açık tutuyorum ve hayret etmek için hep hazırım, hiç hayal kırıklığı yaşamıyorum.

Sende aynı şeyleri yap. Gışarı çık, insanlarla konuş, insanları dinle, daha da önemlisi, hayret etmeye hazır ol.

Teşekkür ederim.

(Alkışlar)