Brené Brown
11,815,150 views • 20:38

Size biraz TEDxHouston konuşmamdan bahsedeceğim. Konuşmayı yaptığım günün ertesi sabahı hayatımın en kötü incinebilirlik düşüşü ile uyandım. Ve üç gün evimden çıkmadım.

İlk çıkışım bir arkadaşımla öğle yemeği yemek içindi. Ve içeri girdiğimde o masaya oturmuştu bile. Ve oturdum, o da, "Aman Allahım, berbat görünüyosun." dedi. Dedim ki, "Sağol, cidden çok — fonksiyon göstermiyorum." O da, "N'oluyor?" dedi. Ben de, "Demin 500 kişiye incinebilirlikten kaçmak için araştırmacı olduğumu anlattım. Ve incinebilir olmanın kişinin tüm benliğinle yaşaması için kesinlikle gerekli olduğunun veri tabanımdan çıkmasından sonra, bu 500 kişiye çöküş yaşadığımı anlattım. Çöküş yazan bir sunumum vardı. Bunun iyi bir fikir olduğunu nerden çıkardım?" (Kahkaha)

O da dedi ki, "Konuşmanı canlı olarak internetten seyrettim. Aslında sen değildin. Normalde yaptığından biraz daha farklıydı. Ama harikaydı." Ben de dedim ki, "Bu olamaz. YouTube, bunu YouTube'a koyuyorlar." Ve 600, 700 kişi bunu konuşuyor olacak." (Kahkaha) O da, "Eh, artık çok geç." dedi.

Ben de, "Sana bir şey soracağım." dedim. O da, "Tamam." dedi. Dedim ki, "Üniversitede olduğumuz zamanları çok çılgın ve biraz da salak olduğumuz zamanları hatırlıyor musun?" O da, "Evet." dedi. Dedim ki, "Hani eski erkek arkadaşlarımızın telesekreterlerine çok kötü mesajlar bırakırdık? Sonra onun yatakhanedeki odasına girip mesajları silmek zorunda kalırdık?" (Kahkaha) O da, "Ooh.. hayır." oldu. (Kahkaha) Tabi o noktada söylemeyi düşünebildiğim tek şey, "Evet, aynen ben de. Yani .. ben de."

Ve bir yandan düşünüyorum, "Brené, ne yapıyorsun? Ne yapıyorsun? Bu konuyu niye açtın? Delirdin mi? Kız kardeşlerin bu iş için biçilmiş kaftan." Kafamı kaldırdım, dedi ki, "Cidden YouTube'a koymadan, içeri zorla girip videoyu çalmayı deneyecek misin?" Dedim ki, "Yani, biraz düşünüyorum." (Kahkaha) Dedi ki, "Gelmiş geçmiş en kötü incinebilirlik rol modeli falansın." (Kahkaha) Ona baktım ve birşey söyledim. Söylediğim o zaman biraz dramatik gelmişti, ama dramatikten çok, öngörülü çıktı. Dedim ki, "Eğer o 500 kişi, 1000'e, 2000'e dönüşürse hayatım biter." (Kahkaha) Dört milyon için muhtemel durum planım yoktu.

(Kahkaha)

Ve bu olduğunda gerçekten hayatım sona erdi. Ve hayatımın sona ermesinin en zor kısmı kendim hakkımda zor birşeyi öğrenmem oldu. Ve bu da, her ne kadar çalışmalarımın yayılmamasına sinir oluyor olsam da, bir parçam küçük kalmak için, farkedilmemek için, büyük bir çaba harcıyor. Ama ne öğrendiğim hakkında konuşmak istiyorum.

Son bir sene içerisinde öğrendiğim iki şey oldu. Birincisi incinebilirliğin bir zayıflık olmadığı. Ve o efsanenin tepeden tırnağa tehlikeli olduğu. Size dürüstçe birşey sorayım — ve uyarıyorum, terapist olmak için eğitildim, yani rahatça sizden daha uzun bekleyebilirim — elinizi kaldırırsanız süper olur — dürüstçe, içinizden kaçınız incinebileceğiniz bir şey yapmayı düşünürken, ya da incinebileceğiniz bir şey söylerken "Allahım, incinebilirlik bir zayıflık. Bu zayıflık." diye düşünüyor? Kaçınız incinebilirliği ve zayıflığı eş anlamlı olarak görüyor? Çoğunluk. Peki size şunu sorayım: Bu geçen TED'de kaçınız, sahnede incinebilirliği gördüğünde bunun saf cesaret olduğunu düşündü? İncinebilirlik bir zayıflık değil. Ben incinebilirliği duygusal risk olarak tanımlıyorum, dış etkenlere açıklık, belirsizlik. Günlük hayatımızın yakıtı. Ve inanıyorum ki, — bu, bu araştırmayı yapmamın 12. yılı — incinebilirlik, bizim cesaret için en kesin ölçütümüz — incinebilir olmak, başkaları tarafından görülmeye izin vermek, dürüst olmak.

TED patlamasından sonra olan acaip şeylerden biri de ülkenin her yerinde konuşma yapmam için davet almamdı — okullar ve veli toplantılarından tutun, Fortune 500 şirketlerine kadar. Ve telefon konuşmalarının çoğu şöyleydi, "Merhaba, Dr. Brown. TED konuşmanızı çok sevdik. Gelip konuşmanızı çok isteriz. İncinebilirlikten yada utançtan bahsetmezseniz seviniriz." (Kahkaha) Ne hakkında konuşmamı istersiniz? Üç büyük cevap var. Bu, dürüst olmak gerekirse, daha çok iş dünyası tarafından: inovasyon, yaratıcılık ve değişim. Şunu söyleyerek kayda geçirmek istiyorum, incinebilirlik inovasyon, yaratıcılık ve değişimin doğum yeri. (Alkış) Bir şeyi yaratmak, daha önce varolmamış bir şeyi yapmak demektir. Bundan daha incinebilir bir şey yok. Değişime adapte olabilmek tamamen incinebilirlikle alakalı.

İkinci şey, incinebilirlik ve cesaret arasındaki ilişkiyi nihayetinde anlamamın yanı sıra öğrendiğim ikinci şey şu: Utanç hakkında konuşmamız gerek. Ve sizinle çok dürüst olacağım. "İncinebilirlik araştırmacısı" olduğumda ve bu da bir TED konuşması yüzünden odak noktası olduğunda — ve şaka yapmıyorum.

Bir örnek vereyim. Üç ay kadar önce bir spor eşyaları mağazasında koruma gözlükleri ve tekmelik, ve tüm velilerin spor eşyaları mağazalarından aldığı şeylerden alıyordum. Yaklaşık yüz adım öteden bir ses: "İncinebilirlik TED! İncinebilirlik TED!" (Kahkaha) Ben beşinci kuşak Texaslıyım. Ailemdeki düstur "Kurşunu namluya sür" 'dür. Doğuştan incinebilirlik araştırmacısı değilim. O yüzden ben, "Çaktırmadan ilerle, tam arkamda." falanım. (Kahkaha) Sonra duydum ki, "İncinebilirlik TED!" Dönüp, "Merhaba," oldum. Kadın tam burada, dedi ki, "Sen o çöküş yaşayan utanç araştırmacısısın." (Kahkaha) Artık bu noktada veliler çocuklarını çekiştirip "Bakma," falanlar. Ve hayatımın bu noktasında artı o kadar bıkmışım ki, kadına baktım ve cidden şöyle dedim: "Harbi ruhsal uyanıştı."

(Kahkaha)

(Alkış)

O da bana bakıp, "Biliyorum" yaptı. Ve dedi ki, "Kitap kulübümde TED konuşmanızı seyrettik. Sonra kitabınızı okuduk ve adımızı "Çöküş Yavruları" olarak değiştirdik." Dedi ki, "Sloganımız: 'Dağılıyoruz ve bu fantastik bir his.'" (Kahkaha) Fakülte toplantısı benim için nasıl bir şey, tahmin edersiniz.

Yani İncinebilirlik TED olduktan sonra, aksiyon figürü gibi — Ninja Barbie gibi, ama ben İncinebilirlik TED'im — düşündüm ki, şu utanç olayını geride bırakacağım, çünkü incinebilirlik hakkında yazıp konuşmaya başlamadan önce altı yıl utanç çalışarak geçirdim. Ve düşündüm ki, Allahıma şükür, utanç o kadar berbat bir konu ki, kimse bu konuda konuşmak istemiyor. Uçakta insanları susturmanın en iyi yolu. "Ne iş yapıyorsunuz?" "Utanç çalışıyorum." "Oh." (Kahkaha) Ve sizi görüyorum. (Kahkaha)

Ama bu geçtiğimiz yılı atlatırken, bir temel kuralı hatırladım — araştırma kuralı değil, yetiştirilişimden gelen gelen ahlaki bir mecburiyet — seni partiye getirenle dans edeceğen. Ve ben incinebilirliği ve cesareti ve yaratıcılığı ve inovasyonu incinebilirliği çalışırken öğrenmedim. Bütün bu şeyleri utanç çalışırken öğrendim. Ve bu yüzden sizlere utanç konusunda temel bilgiler vermek istiyorum. Jungcu analistlere göre utanç ruhun bataklığıdır. Ve buraya adımızı atmak üzereyiz. Ve amaç gidip ev inşa edip oturmak değil. Amaç, galoş giyip, dolaşıp, yolumuzu bulmak. Nedeni de bu.

Bu ülkede, ve bence dünyada, en çok konuşulması gereken konunun ırk olduğunu duyduk, değil mi? Evet? Bunu duyduk. Evet? Utanç olmadan o konuşmayı yapamazsınız, çünkü ayrıcalık hakkında konuşmadan ırk hakkında konuşamazsınız. Ve insanlar ayrıcalık hakkında konuşmaya başladıklarında utançtan paralize oluyorlar. Ameliyat sırasında insanları öldürmemenin zekice basit bir çözümünü dinledik, bir kontrol listesi yapmak. Utançtan bahsetmeden bu problemi çözemezsiniz, çünkü o insanlara dikiş atmasını öğretirken, kendilerine verdikleri değeri de kudretli olmaya dikmeyi öğretiyorlar. Ve kudretli kişiler kontrol listelerine ihtiyaç duymaz.

Ve bu TED üyesinin adını karıştırmamak için buraya yazmam gerekti. Myshkin Ingawale, Umarım, hakkınızı vermişimdir. (Alkış) Buradaki ilk günümde TED üyelerini gördüm. Ve o kalkıp, anemi testi yapmaya yardımcı olacak bir teknolojiyi yaratmaya nasıl itildiğini açıkladı, çünkü insanlar gereksiz yere ölüyorlardı. Ve dedi ki, "Bu ihtiyacı gördüm. Ve ne yaptım biliyor musunuz? Onu yaptım." Ve herkesden bir alkış koptu, ve herkes "Evet!" falan oldu. Ve dedi ki, "Ama işe yaramadı. 32 kere daha yaptım, sonra işe yaradı."

TED hakkındaki büyük sır ne biliyor musunuz? Bunu insanlara anlatmak için sabırsızlanıyorum. Sanırım hemen şimdi yapacağım. (Kahkaha) Bu başarısızlık konferansı gibi birşey. Yo, öyle. (Alkış) Burası neden inanılmaz biliyor musunuz? Çünkü buradaki çok az insan başarısız olmaktan korkuyor. Ve sahneye çıkanların hepsi, gördüğüm kadarıyla, başarısız olmuş. Ben birçok kez berbat bir şekilde başarısız oldum. Ama dünyanın bunu anladığını sanmıyorum, utanç yüzünden.

Beni bu geçtiğimiz sene kurtaran bir özlü söz var Theodore Roosevelt'in. Genellikle "Arena'daki Adam" özlü sözü olarak bilinir. Ve şöyle birşey: "Önemli olan eleştirmen değil. Oturup, iş yapanların nasıl daha iyi yapabileceklerini ve nasıl düşüp tökezlediklerini işaret eden değil. Başarı, arenadaki adama ait, yüzü toz, kan ve ter içinde kalmış. Ama arenadayken en iyi ihtimalle kazanır, en kötü ihtimalle kaybeder, ama başaramadığında, kaybettiğinde fazlasıyla cüret edererek kaybeder."

Ve, bence, bu konferansın konusu bu. Hayatın konusu bu, fazlasıyla cüret etmek hakkında, arenada olmak hakkında. O arenaya yaklaştığınızda ve kapıya elinizi koyduğunuzda, ve "İçeri gireceğim ve bunu deneyeceğim," diye düşündüğünüzde, utanç "Uh, oh. Yeterince iyi değilsin. MBA'ini bitirmedin. Karın seni terk etti. Babanın gerçekten Luxemburg'da olmadığını, Sing Sing'de olduğunu biliyorum. Büyürken sana olanları biliyorum. Kendinin yeterince güzel, yada yeterince zeki yada yeterince yetenekli olmadığını düşündüğünü biliyorum. CFO olduğunda bile baban ilgilenmemişti." diyen gremlin. Utanç o şey işte.

Ve onu susturabilir de içeri girip, "Bunu yapacağım," diyebilirsek, yukarı bakıp, işaret edip gülerken gördüğümüz eleştirmen olayın yüzde 99'unda kim? Biziz. Utancın iki büyük kayıtlı mesajı var — "asla yeterince iyi değilsin" — ve, ondan vazgeçirebilirseniz, "kendini kim sanıyorsun?" Utanç hakkında anlaşılması gereken şey, onun suçluluk olmadığı. Utanç benlik üzerine yoğunlaşır, suçluluk ise davranış. Utanç, "Ben kötüyüm," demek. Suçluluk ise, "Ben kötü birşey yaptım." Kaçınız, bana zarar veren bir şey yapsa, "Üzgünüm, bir hata yaptım," demeye gönüllü olur? Kaçınız bunu söylemeye gönüllü olur? Suçluluk: Üzgünüm. Bir hata yaptım. Utanç: Üzgünüm. Ben bir hatayım.

Utanç ve suçluluk arasında büyük bir fark var. Ve bilmeniz gereken de şu: Utanç ile bağımlılık, depresyon, şiddet, agresyon, ezicilik, intihar, yeme bozuklukları arasında oldukça, oldukça yüksek bir korelasyon var. Ve daha da bilmeniz gereken şey de şu: Suçluluk, bu şeylerle ters korele. Yaptığımız yada yapmayı başaramadığımız bir şeyi olmak istediğimiz kişi ile karşılaştırabilmek inanılmaz uyumsal. Rahatsızlık verici, ama uyumsal.

Utanç hakkında bilmeniz gereken diğer şey ise tamamen cinsiyete göre organize olduğu. Eğer ben utanç içinde kalsam ve Chris utanç içinde kalsa aynı şeyi hissederiz. Burada oturan herkes utancın o ılık yıkamasını biliyor. Utancı deneyimlemeyen kişilerin bağlılık veya empati kapasitesi olmadığına neredeyse eminiz. Ki bu demek ki, evet, biraz utancım var; hayır, sosyopat değilim. O yüzden ben bunu tercih ederim, evet, biraz utancınız var Utanç kadın ve erkekler için aynı his, ama cinsiyete göre organize oluyor.

Kadınlar için, verebileceğim en iyi örnek Enjoli reklamı: "Çamaşırları tele asar, yemekleri beslenme çantalarına koyar, öpücükleri dağıtır ve dokuza beş kala işe olabilirim. Eve ekmek götürüp, yemeği pişirip, sana erkek olduğunu asla unutturmayabilirim." Kadınlar için utanç, herşeyi yap, mükemmel yap, ve seni terlerken görmelerine asla izin verme. O reklam ne kadar parfüm sattı bilmiyorum, ama size garanti ederim, bayağı fazla antidepresan ve antianksiete ilacı satmıştır. (Kahkaha) Utanç, kadınlar için, kim olmamız gerektiği hakkında ulaşılamaz, çelişkili, biriyle yarışan beklentiler ağı Ve bu bir deli gömleği.

Erkekler için utanç birsürü kendiyle yarışan, çelişkili beklentiler değil. Utanç tek, ne gibi algılanma? Zayıf. Çalışmamın ilk dört yılı erkeklerle görüşme yapmadım. Ve bu, bir imza gününde bir adam bana bakıp, "Utanç hakkında söylediklerinize bayılıyorum, ancak neden erkeklerden hiç bahsetmediğinizi merak ediyorum," diyene kadardı. Dedim ki, "Erkekleri çalışmıyorum." Dedi ki, "İyiymiş." (Kahkaha) Dedim ki, "Neden?" Ve dedi ki, "Çünkü elinizi uzatın, hikayenizi anlatın, incinebilir olun, diyorsunuz. Ama karım ve üç kızım için demin imzaladığınız şu kitaplar var ya? Dedim, "Evet." "Beni düşerken göreceklerine beyaz atımın tepesinde ölmemi tercih ederler. Biz elimizi uzatıp incinebilip olduğumuzda ağzımız burnumuz kırılır. Ve gelip de bana, erkekler ve koçlar ve babalardan deme, çünkü hayatımdaki kadınlar herkesten daha zor."

O yüzden erkeklerle görüşmeler yapmaya ve sorular sormaya başladım. Ve öğrendiğim şu oldu: Bana bir erkeğin yanında gerçek incinebilirlik ve korku ile oturabilen bir kadın göster, sana inanılmaz çalışma yapmış bir kadın göstereyim. Bana artık canına tak etmiş, artık herşeyi yapamayan bir kadının yanında olup da ilk tepkisi "Bulaşık makinesini ben boşalttım," olmayan ve gerçekten dinleyen — çünkü tüm ihtiyacımız bu — bir erkek gösterin, size çok çalışma yapmış bir erkek göstereyim.

Utanç kültürümüzde bir salgın. Ve altından kalkabilmek için, birbirimize geri dönemenin bir yolunu bulmak için, bizi nasıl etkilediğini, ebeveynliğimizi nasıl etkilediğini, çalışma şeklimizi, birbirimize bakışımızı nasıl etkilediğini anlamamız lazım. Çok çabuk, Boston Koleji'nde Mahalik tarafından yapılan bir araştırma. Sordu ki, kadınların dişi normlarına uyması için ne yapmaları lazım? Bu ülkede en sık rastlanılan cevaplar: iyi, zayıf, alçakgönüllü ve kullanılabilir tüm kaynakları görüntüsü için kullanmalı. Erkekler ve bu ülkede erkeklerin erkek normlarına uymak için ne yapmaları gerektiğini sorduğunda cevaplar şöyle: her zaman duygusal kontrol göstermeli, iş önceliklidir, statü kovalamalı ve şiddet.

Eğer birbirimize geri dönmenin bir yolunu bulacaksak, anlamalı ve empatiyi bilmeliyiz, çünkü empati utancın atidotudur. Eğer utancı bir Petri kabına koyarsanız, üssel olarak büyümesi için üç şey gerekir: gizlilik, sessizlik ve yargılama. Ama aynı miktar utancı bir Petri kabına koyup üstüne empati dökerseniz hayatta kalamaz. Zorlandığımız zamanların en güçlü iki kelimesi: ben de.

Sizden ayrılırken sizi bu düşünce ile başbaşa bırakıyorum. Eğer birbirimize geri dönmenin bir yolunu bulacaksak, bu yol incinebilirlik olacak. Arenanın dışında oturmanın baştan çıkarıcı olduğunu biliyorum, çünkü sanırım bütün hayatım boyunca öyle yaptım, ve kendi kendine, "Oraya çıkacağım ve ortalığı dağıtacağım, kurşun geçirmez ve mükemmel olduğumda," demenin baştan çıkarıcı olduğunu biliyorum. Ama işin gerçeği, bu asla olmaz. Olabildiğince mükemmel ve toplarlayabileceğiniz kadar kurşun geçirmez olduğunuzda bile oraya çıktığınızda, görmek istediğimiz o olmuyor. İçeri girmenizi istiyoruz. Sizin yanınızda ve karşınızda olmak istiyoruz. Ve istediğimiz sadece, kendimiz ve sevdiklerimiz ve beraber çalıştıklarımız için, fazlasıyla cüret etmek.

Hepinize çok teşekkür ederim. Gerçekten minnettarım.

(Alkış)