Tony Wyss-Coray
1,672,420 views • 13:35

Bu tablo, 16. yüzyıldan Yaşlı Lucas Cranach'a ait. Ünlü Gençlik Çeşmesi'ni anlatıyor. Suyu içer ya da içinde yıkanırsanız sağlığa ve gençliğe kavuşuyorsunuz. Her kültür, her uygarlık sonsuz gençliğe ulaşmanın hayalini kurmuştur. Büyük İskender ya da kâşif Ponce De Leon gibi yaşamlarının çoğunu Gençlik Çeşmesi'nin peşinde harcamış insanlar var. Onlar bulamadı. Peki, ya bunda bir gerçeklik payı varsa? Ya Gençlik Çeşmesi'nin gerçeklik payı varsa?

Yaşlanmayla ilgili araştırma hakkında yaşlanmayla ilgili düşüncelerimizde ve yaşlanmaya bağlı hastalıkları nasıl iyileştirebileceğimiz hakkında devrim yaratacak bir gelişmeyi paylaşacağım. Bu gelişmeye neden olan şey büyümeyle ilgili yakın zamanlı bir dizi çalışmada, genç farelerden kan desteği alan yaşlı farelerin gençleşebildiğini gösteren bir deneydi. Bu insanlarda, Siyam ikizlerinde, görülene benzer bir şey ve biliyorum kulağa biraz ürkütücü geliyor. Ama kök hücre araştırmacısı Tom Rando 2007'de, bir fareye ait yaşlı bir kasın genel dolaşımda genç bir kana maruz bırakıldığında gençleştiğini söylemiştir. Bu birkaç yıl önce Harvard'da Amy Wagers tarafından tekrar gündeme getirilmişti ve diğerleri pankreasta, karaciğerde ve kalpte de benzer gençleşme etkilerinin gözlemlenebileceğini gösterdiler. Ama beni ve aynı zamanda diğer birkaç laboratuvarı asıl heyecanlandıran şey, bunun beyne bile uygulanabilmesi.

Yani, bu parabiosis denilen modelde genç çevreye maruz bırakılmış yaşlı farenin genç bir beyne— işlevlerini daha iyi yerine getiren bir beyne sahip olduğunu bulduk. Tekrar ediyorum: Dolaşımına genç kanı dâhil edilen yaşlı fare daha genç görünür ve beyninde daha genç işlevler gerçekleşir. Yani yaşlandığımızda, insanın bilme yetisinin farklı yönlerine bakabileceğiz ve bu slaytta muhakemeyi, konuşma yeteneğini vb. inceleyebildiğimizi göreceksiniz. 50-60 yaşa kadar bu işlevler tastamamdır ve odadaki genç seyircilere bakarak söylüyorum ki hâlâ hiçbir problemimiz yok.

(Gülüşmeler)

Ama bu yayların güneye doğru gittiğini görmek korkutucu. Yaşlandıkça, Alzheimer ve diğer hastalıklar ortaya çıkabiliyor. Biliyoruz ki yaşla beraber, nöronlar arasındaki bağlantılar— nöronların birbiriyle konuşma biçimi, sinapslar— kötüye gitmeye başlar; nöronlar ölür, beyin ufalmaya başlar ve bu sinir dokusunun bozulumuyla ilgili hastalıklara karşı hassasiyet artar.

Bunun moleküler ve mekanik seviyelerde nasıl çalıştığını anlamaya çalışırken karşılaştığımız büyük bir problem şu ki, yaşayan insanlarda beyinde detaylı bir şekilde çalışamıyoruz. Zihinsel testler ve görüntüleme gibi, her türlü karmaşık testi yapabiliyoruz. Ama beyni alıp yaşla ve hastalıkla gerçekten nasıl değiştiğini görebilmek için genellikle kişi ölene kadar beklemek zorunda kalıyoruz. Örneğin, nevropatolojistlerin yaptığı şey bu. Peki, beyni daha büyük bir organizmanın parçası olarak düşünürsek ne olur? Eğer beyni tüm vücudun bir parçası olarak görürsek beyinde moleküler seviyede neler olup bittiğini daha iyi anlayabilir miyiz? Peki vücut yaşlanırsa ya da hastalanırsa bu beyni etkiler mi? Ya da aksine, beyin yaşlandığında bu vücudun geri kalanını etkiler mi? Vücuttaki bütün farklı dokuları birleştiren şey, kandır. Kan, sadece oksijen taşıyan bir doku değildir, örneğin, kırmızı kan hücresi taşır ya da bulaşıcı hastalıklarla savaşır ama aynı zamanda hormon benzeri, beyin de dâhil bir hücreden diğerine, bir dokudan diğerine bilgi taşıyan mesajcı molekülleri de taşır. Hastalıkta ya da yaşlanmada kanın nasıl değiştiğini incelersek, beyin hakkında bir şey öğrenebilir miyiz? Şunu biliyoruz ki, biz yaşlandıkça kanımızda ona göre değişir. Bu yüzden hormon benzeri faktörler de biz yaşlandıkça değişir. Genellikle de dokuların gelişimi ve dokuların bakımı için gerekli olduğunu bildiğimiz faktörler de biz yaşlandıkça azalır. Öte yandan, yaralanma ve iltihap tamirinde etkili olan faktörler de biz yaşlandıkça artar.

Yani iyi ve kötü faktörlerin dengesizliği söz konusu da diyebilirsiniz. Şimdi bu bilgiyle ne yapacağımıza gelirsek, size yaptığımız bir deneyden bahsedeceğim. 20 ila 89 yaş arası sağlıklı insanlardan 300'e yakın kan numunesi aldık. Bu iletişim faktörlerinden, dokular arası bilgi taşıyan proteinlerden 100'den fazlasını ölçtük. İlk fark ettiğimiz şey en genç ve en yaşlı grup arasındaki faktörlerin yaklaşık yarısının ciddi değişiklikler gösterdiğiydi. Yani bu faktörler göz önüne alındığında vücudumuz yaşlanınca çevresi de değişir. İstatistik ve biyoenformatik programlar kullanarak yaşı belirleyen bu faktörleri keşfedebilir, bir bakıma bir kişinin görece yaşını geriye dönük hesaplayabiliriz. Bunun neye benzediğini bu grafikten görebilirsiniz. Grafiğin bir ekseninde bir kişinin gerçek yaşını, yaş kronolojisini, yani yaşını görebilirsiniz.

Sonra size gösterdiğim bu başlıca faktörleri ele alıp kişinin görece yaşı ve biyolojik yaşını hesaplıyoruz. Arada açık bir bağıntının olduğunu fark edeceksiniz. Yani bir kişinin görece yaşını oldukça iyi tahmin edebiliriz, fakat daha da heyecan verici olan ise hayatta da olduğu gibi aykırı değerler. Burada, yeşil nokta ile işaretlediğim kişiye bakarsanız yaklaşık 70 yaşında olduğunu, fakat her şeyi doğru yapmışsak bu kişinin biyolojik yaşının sadece 45 olduğunu göreceksiniz. Şimdi bu kişi yaşından çok daha genç gösteren biri mi? Daha da önemlisi, bu kişinin yaşlanmaya bağlı hastalıklara yakalanma riski düşük mü ve bu kişi uzun bir hayat sürebilir ve 100 ve üstüne kadar yaşar mı? Öte yandan, burada kırmızı ile işaretlenmiş kişi 40'ında bile değil, fakat biyolojik yaşı 65. Bu kişinin de yaşlanmaya bağlı hastalık geliştirme olasılığı yüksek mi? İşte laboratuvarımızda bu faktörleri daha iyi anlamaya çalışıyoruz. Diğer birçok grubun da anlamaya çalıştığı şey, yaşlanmanın gerçek faktörleri nelerdir ve bunlardan yaşlanmaya bağlı hastalıkları tahmin edebilir miyiz sorularıdır.

Size şu ana kadar gösterdiklerim sadece bağıntısal, değil mi? "Eh, bu faktörler yaşla birlikte değişir" diyebilirsiniz, ama yaşlanmayı etkiler mi pek de bilemezsiniz. İşte size göstereceğim şey cidden kayda değer ve bu faktörlerin gerçekten doku yaşını değiştirebildiğini gösteriyor. Burada parabiosis isimli modele geri dönüyoruz.

Parabiosis sayesinde iki fareyi ameliyatla birbirine bağlayarak ortak bir dolaşım sistemi elde edilir. Şimdi şunu sorabiliriz "Yaşlı beyin genç kana maruz kalmaktan nasıl etkilenir?" Bu amaçla 20'li yaşlarda insanlara denk genç fareler ve insan yaşıyla kabaca 65 yaşındaki yaşlı fareleri kullanıyoruz.

Bulduğumuz şey kayda değer. Bulgularımıza göre bu yaşlı beyinlerde yeni nöronlar üreten kök hücre sayısı daha fazladır. Sinapslarda, yani nöronlar arası bağlantılarda da hareket artışı gözlemlenir. Yeni anıların oluşumunda rol alan gen ifadelerinde de bir artış görülür. Bu kötü huylu iltihap vakalarında azalma görülür. Fakat gözlemlerimize göre bu hayvanların beyinlerine hiçbir hücre girişi yoktur. Genç fareye bağlandığında, bu modele göre aslında yaşlı beyne giden hücre yoktur. Demek ki bu, çözünebilir faktörlerin işi diye düşündük, yani sadece kanın plazma denilen çözünebilir parçasını alıp bu farelere ya genç plazma ya da yaşlı plazma enjekte edebiliriz ve de bu gençleşme etkisini yeniden yaratabiliriz, fakat bir şeyi daha yapabiliriz. Farelere hafıza testi yapabiliriz.

Fareler yaşlandıkça biz insanlar gibi, hafıza problemi yaşar. Lakin bunun tespiti daha zordur, fakat az sonra nasıl yaptığımızı göstereceğim. Hatta bunu bir adım ileriye, insanlarla alakasına biraz daha yakınlaştıracak bir adıma taşımak istedik. Size şimdi gösterdiklerim yayımlanmamış araştırmalar. İnsan plazması, genç insan plazması ve kontrol grubu olarak tuz kullandık ve yaşlı farelere enjekte ettik ve bu fareleri gençleştirebilir miyiz sorusunu sorduk. Zekâlarını geliştirebilir miyiz?

Bunu öğrenmek için Barnes labirenti adlı bir test kullandık. Testte içinde birçok delik olan bir masa var ve etrafında yön işaretleri var ve bir de bu sahnedeki gibi parlak bir ışık var. Fareler bu ışıktan nefret eder ve kaçmaya ve resimde okla işaretli deliği bulmaya çalışır. Deliğin altında içinden rahatlıkla kaçabilecekleri bir tüp vardır. Fareleri birkaç gün bu deliği ip uçlarını kullanarak bulmaları için eğitiyoruz. Bunu insanlarda şuna benzetebiliriz: Yoğun bir günün ardından otoparkta arabanı aramak.

(Kahkahalar)

Pek çoğumuzun benzer sorunu olmuştur.

Şimdi, yaşlı bir fareye göz atalım. Bu, birazdan fark edersiniz, hafıza problemi olan yaşlı bir fare. Tüm deliklere bakıyor fakat önceki denemede ve önceki gün nerede olduğunu gösterecek mekânsal haritayı oluşturamıyor. Bunun tam aksine, buradaki fare diğerinin aynı yaştaki kardeşi, fakat buna 3 hafta boyunca 3 günde bir genç insan plazması veriliyor. Fark ettiğiniz gibi, neredeyse dönüp "Neredeyim ben?" diyor ve doğrudan o deliğe gidip kaçıyor. Yani deliğin nerede olduğunu hatırlayabiliyor.

Yani belli ki bu yaşlı fare gençleşmiş görünüyor. Daha çok genç bir fare gibi hareket ediyor. Bu ayrıca gösteriyor ki sadece genç fare değil, genç insan plazmasında da yaşlı beynine yardımcı olma kapasitesi var. Özetle, bulgularımıza göre yaşlı fare ve de beyni yoğrulabilir. Sabit, değişmez değiller. Gençleştirilebilirler. Genç kan faktörleri yaşlanmayı tersine döndürebilir. Size göstermediğim şeye gelince, bu modelde, genç fare yaşlı olana maruz kaldığında kötüye gidiyor. Yani yaşlı kan faktörleri yaşlanmayı hızlandırabilir. Daha da önemlisi, insanların da benzer faktörleri olabilir. Çünkü genç insan kanını alıp benzer bir etki sağlayabiliriz. Yaşlı insan kanı, ki göstermedim henüz, bu etkiye sahip değil. Fareyi gençleştirmiyor.

Peki bu mucize insanlarda da işe yarar mı? Stanford'ta yaptığımız küçük çaplı klinik çalışmada, orta derece Alzheimer hastalarına 4 hafta boyunca haftada bir 20'li yaşlardaki genç gönüllülerden aldığımız yarım litre plazma vererek onları tedavi ediyoruz, sonra da beyin aktivitelerini görüntülüyoruz. Bilişsel testler yapıyoruz ve bakıcılarına günlük aktiviteleri konusunda sorular soruyoruz. Umuyoruz bu tedavi ile bu aktivitelerde gelişme gözlemleyebiliriz. Bu gerçekleşirse size gösterdiğim gibi farelerde işe yarayan şeyin insanlarda da gerçekleşmesi mümkün görünecek.

Şimdi, sonsuza kadar yaşayacağımızı sanmam. Fakat belki de şunu keşfettik: Gençlik Çeşmesi aslında içimizde ve kurumuş hâlde. Bu çeşmeden biraz su yürütebilirsek belki de bu etkilere aracılık eden faktörleri bulabilir, bu faktörleri yapay olarak üretebiliriz ve yaşlanma, Alzheimer ve benzeri bunama hastalıklarını tedavi edebiliriz.

Çok teşekkür ederim.

(Alkışlar)