Steven Wise
1,106,868 views • 14:17

Bu kaleme bakmanızı istiyorum. Bu bir 'şey'. Bu tuzel bir 'şey'. Kitaplarınız, arabalarınız da öyle. Hepsi tüzel şeyler. İnsansı maymunlar, arkamda görüyorsunuz, onlar da tüzel 'şey'ler.

Tüzel bir 'şey'e bunu yapabilirim. Kitabıma ya da arabama canım ne isterse yapabilirim. Bu göreceğiniz insansı maymunların fotoğraflarını, "James & Other Apes" ( James ve Diğer Maymunlar) adında bir kitap yazan James Mollison çekti. Kitabında, nasıl her birinin, neredeyse her birinin anne ve babaları gözleri önünde ölmüş birer yetim olduklarını anlatıyor. Onlar tüzel şeyler.

Yüzyıllar boyunca, tüzel şeyler ve gerçek kişileri ayıran büyük bir kanuni duvar oldu. Bir tarafta, tüzel şeyler, yargıçlar için görünmezler. Kanun kapsamında değiller. Hiçbir kanuni hakları yok. Kanuni hak sahibi olmaya yetecek kapasiteleri yok. Onlar kölelerdir. Kanun duvarının diğer yanında ise, gerçek kişiler. Yargıçlar için epeyce görülebilirlerdir. Kanunda bahisleri geçer. Birçok hakka sahip olabilirler. Sonsuz sayıda hak için yeterli kapasiteleri vardır. Ve onlar efendilerdir. Şu anda, insan dışındaki tüm hayvanlar tüzel şeyler. Bütün insanlar ise gerçek kişiler.

Ama insan olmakla, gerçek kişi olmak ne bugün, ne de başka bir zaman eş anlamlı olmamıştır. İnsan ve gerçek kişi eş anlamlı değildir. Bir yanda, yüzyıllar boyunca birçok insan tüzel şey olmuştur. Köleler tüzel şeylerdi. Bazen kadınlar, çocuklar tüzel şeyler oldular. Gerçekten de, bu duvarda bir delik açıp oradan bu tüzel 'şey'leri duvarın diğer yanına geçirmek ve gerçek kişiler olmalarını sağlayabilmek için verilen sivil haklar mücadelesi yüzyıllardır sürmekte.

Ama ne yazık ki, o delik kapandı. Diğer yanda, tüzel kişiler var, ancak bunlar hiçbir zaman sadece insanoğluyla kısıtlı kalmadı. Mesela, canlı bile olmayan bir sürü tüzel kişi var. Birleşik Devletler'de, firmaların tüzel kişiler olduğu gerçeğinin farkındayız. Bağımsızlık öncesi Hindistan'da, mahkeme, bir Hindu idolü için tüzel kişi, bir cami için tüzel kişi kararı verdi. 2000'de, Hindistan Yüksek Mahkemesi, Sih dinine ait kutsal kitapların tüzel kişi olduğuna hükmetti ve 2012'de, çok yakın bir tarih, Yeni Zelanda'da yerli halk mensupları ve kraliyet arasında bir nehrin kendi nehir yatağına sahip tüzel bir kişi olduğu kabul edilen bir anlaşma oldu.

1980'de, saçlarım henüz gür ve kahverengiyken Peter Singer'ın kitabını okudum ve gerçekten etkilendim. Çünkü ben sesi olmayan için konuşmak amacıyla avukat olmuştum, savunmasızı savunmak için ve trilyonlarca, milyarlarca insan harici hayvanın ne kadar sessiz ve savunmasız olduğunu asla tahmin edemezdim. Böylece hayvan koruma avukatı olarak çalışmaya başladım. Ve 1985'te, tam anlamıyla imkânsız bir şeyi başarmaya çalıştığımı fark ettim, çünkü çıkarlarını korumaya çalıştığım bütün müvekkilerim, bütün o hayvanlar, tüzel şeylerdi; yani görünmezdiler. Bu böyle olmayacaktı, bu yüzden onları, en azından bazılarını, o duvarda yine bir delik açıp uygun insan dışı hayvanları gerçek kişiler olmaları için o delikten diğer tarafa doğru beslemeye başlamanın işe yarayabilecek tek şey olduğuna karar verdim.

O zamanlarda, hayvan hakları hakkında, hayvanların gerçek kişiler olması ya da kanuni haklara sahip olması hakkında çok az şey biliniyor ve konuşuluyordu, ben de bunun uzun zaman alacağını biliyordum. Böylece, 1985'te, o duvarda bir delik daha açabilmek adına stratejik bir davaya, uzun süreli bir mücadeleye başlayabilmemiz için bile yaklaşık 30 yıl gerektiğini hesap ettim. Çok da karamsarmışım, sadece 28 yıl sürdü.

Başlayabilmek için de, sadece hukuk dergilerinde makaleler yazmakla, ders olarak anlatmakla, kitaplar yazmakla kalmayıp böyle bir vaka için nasıl dava oluşturacağımızın da temeline inmeye başlamalıydık.

Yani, yapmamız gereken ilk şeylerden biri neyin hukuki bir sebep, meşru bir hukuki sebep olduğunu çözmekti. Meşru hukuki sebep, avukatların, argümanlarını mahkeme önüne serebilmek için kullandıkları bir araçtır.

Bir baktık ki, neredeyse 250 yıl önce Londra'da vuku bulmuş, ilginç bir dava var, Somerset, Stweart'a karşı, siyahi bir kölenin yasal sistemi kullanarak tüzel şeyden gerçek kişiliğe geçtiği bir dava. O kadar ilgimi çekmişti ki, sonunda üzerine bir kitap yazdım.

Batı Afrika'dan kaçırıldığında, James Somerset 8 yaşındaydı. Orta Geçiş'ten sağ olarak kurtuldu ve Virginia'da Charles Stewart isimli İskoç bir iş adamına satıldı. 20 yıl sonra, Stewart, James Somerset'i Londra'ya getiriyor ve akabinde, James kaçmaya karar veriyor. İlk yaptığı şeylerden biri, kendini vaftiz ettirmek oluyor, çünkü vaftiz anne-babası olsun istiyor. Çünkü, 18. yüzyılda bir köle, vaftiz babasının en önemli sorumluluklarından birinin kaçmasına yardım etmek olduğunu biliyor.

1771 sonbaharında, James Somerset ve Charles Stewart karşı karşıya geliyor. Tam olarak ne oldu bilmiyoruz, ama sonrasında James ortadan kayboluyor. Ve sinirlenen Charles Stewart ise tüm Londra'yı arayıp bulsunlar diye kendine köle bulucular tutuyor, ama kendisine geri getirilmesini değil, Londra limanında demir atmış olan Ann ve Mary gemisinde zincire vurulmasını istiyor. Gemi Jamaika'ya gidecek ve James de orada köle pazarlarında satılarak bir köle olarak, üç ila beş yıl arası şeker hasatı yapmaya mahkûm olacaktı. Ama orada, James'in vaftiz ailesi devreye giriyor. Yüksek Mahkeme'de de baş yargıçlık yapmış, en güçlü yargıç olan Lord Mansfield'den James Somerset adına, bir ortak hukuk habeas corpus emri çıkarmasını istiyorlar.

Ortak hukuk, İngilizce konuşan hâkimlerin yönetmelik ve anayasayla çevrilmedikleri zamanlarda uygulayabildiği türden bir hukuk ve habeas corpus emri de, Büyük Emir demek, büyük B ve büyük E ile, isteği dışında alıkonulan herhangi bir kimsenin korunmasını emreder. Habeas corpus emri çıkarılıyor. Alıkoyan kişiden, alıkonulan kişiyi getirmesi ve niye onu bedensel özgürlüğünden alıkoyduğuna dair kanuni açıdan yeterli bir sebep sunması isteniyor.

Şimdi, Lord Mansfield, çabuk karar vermeliydi, çünkü James Somerset gerçek bir kişi değil de tüzel bir şey olsaydı habeas corpus emri için uygun olmayacaktı. Böylece, Lord Mansfield, karar olarak değil, James Somerset'in gerçekten gerçek bir kişi olduğunu 'varsayarak' habeas corpus emrini çıkartmış ve James, geminin kaptanı tarafından geri getirilmiştir.

İlerleyen altı ay boyunca bir dizi dava olmuştur. 22 Haziran 1772'de, Lord Mansfield köleliğin tiksindirici olduğunu söylemiş, 'tiksindirici' kelimesini kullanmış ve ortak hukukun bunu desteklemeyeceğini belirterek James'i özgür bırakmış. İşte o an, James Somerset, hukuki bir dönüşüm geçirmiş oldu. Mahkeme salonundan özgür biri olarak çıkan ve köle olarak giren adam aynı gibi gözükse de, aslında kanuni açıdan hiçbir ortak noktaları yoktu.

Bir sonraki adım, kurmuş olduğum Nonhuman Rights (İnsan dışındaki canlıların hakları) Projesi oldu ve yargıçlara ne tür değer ve prensipler sunmak gerektiğini düşünmeye başladık. Ana sütü gibi içtikleri, hukuk fakültelerinde onlara öğretilen, her gün kullandıkları ve tüm kalpleriyle inandıkları değer ve prensipler neler olabilir dedik — ve özgürlük ve eşitliği seçtik.

Şimdi, özgürlük hakkı dediğimiz, olduğunuz şey sayesinde sahip olduğunuz bir haktır ve temel özgürlük yasası temel bir çıkarı korur. Ve ortak hukuktaki en üstün çıkar, otonomi ve özgür irade haklarıdır. Bu öyle güçlüdür ki, ortak hukukun uygulandığı bir ülkede, hastaneye gitseniz ve hayatınızı kurtaracak bir tedaviyi reddetseniz, hiçbir yargıç sizi bunun tersine zorlayamaz, çünkü özgür iradeniz ve otonominize saygı duyarlar.

Eşitlik hakkı da, ilişkili bir şekilde bir başkasına benzediğiniz için sahip olduğunuz bir hak çeşidi. Evet, 'ilişkili' bir biçimde. Yani siz 'bu'ysanız, 'onlar' bu hakka sahipse, siz de onlara benzediğinizden bu hakka sahipsiniz demektir. Mahkemeler ve yasama organları hep sınırlar çizer durur. Bu sınırların içinde ve dışında kalanlar olur. Ama ne olursa olsun, bu sınırlar en azından yasal bir sonuca varacak mantıklı birer araç olmalıdır. Nonhuman Rights Projesi, bu çizilen sınırlarla otonom ve özgür irade sahibi, arkamda gördükleriniz gibi canlıları köleleştirmenin eşitlik hakkını ihlal ettiğini savunuyor.

80 yetki bölgesini araştırdık ve ilk davamızı açacağımız yetki bölgesini bulmak yedi yılımızı aldı. New York eyaletini seçtik. Sonra davacılarımızın kimler olacağını düşündük. Şempanzelerde karar kıldık, sadece Jane Goodall yönetim kurulumuzda olduğu için değil, aynı zamanda Jane ve onun gibi insanlar, onlarca yıldır şempanzeleri yoğun şekilde çalıştıkları için. Olağanüstü bilişsel yetenekleri olduğunu biliyoruz ve aynı zamanda bu insanlardakine benzer. Neyse, şempanzeleri seçtik ve dünya çapında, şempanze bilişi konusunda uzmanlar aramaya başladık. Japonya, İsveç, Almanya, İskoçya, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri'nde bulduk ve kendi aralarında, şempanzelerin karmaşık bilişsel kapasitesinin, ayrı ayrı veya beraberce 40'tan fazla yolla otonomi ve özgür irade için yeterli olduğunu gösterdikleri 100 sayfalık bir yeminli ifade yazdılar.

Bu ifade, mesela, şempanzelerin bilinçli olduğunu içeriyor. Üstelik, bilinçli olduklarının da bilincindeler. Akılları olduğunu biliyorlar, diğerlerinin aklı olduğunu da. Birey olduklarını ve yaşayabileceklerini biliyorlar. Dün yaşadıklarını ve yarın da yaşayacaklarını biliyorlar. Zihinsel zaman yolculuğu yapabiliyorlar, dün ne olduğunu hatırlıyorlar. Yarını tahmin bekliyorlar ki bu şempanzeleri, hele ki yalnız başına, hapsetmenin korkunç olmasının sebebi. Bu bizim en adi suçlulara yaptığımız muamele ve hiç düşünmeden aynısını şempanzelere yapıyoruz.

Onların da bir çeşit ahlaki kapasiteleri var. İnsanlarla ekonomik oyunlar oynarlarken, spontane olarak adil teklifler yapıyorlar, onlardan bunu yapmaları istenmediği hâlde. Sayı okuyabiliyorlar, sayıları anlıyorlar. Basit hesapları yapabilirler. Dil ile ilgilenebilirler veya dil savaşlarının dışında kalmak için, kendileriyle konuşanların tavırlarını izledikleri niyet ve imaya dayalı bir şekilde iletişim kurabilirler. Kültürleri var. Maddi kültürleri, sosyal kültürleri var. Sembolik kültürleri var. Bilim adamları, Fildişi Sahili'ndeki Taï Ormanları'nda şempanzelerin inanılmaz derecede sert olan kabuklu yemişleri kırmak için taşları kullandıklarını bulmuş. Bunu yapmayı öğrenmek çok uzun zaman alır ve o alanı kazdıklarında bu maddi kültürün, bunu nasıl yaptıklarının, bu taşların en azından 4300 yıl, 225 şempanze nesli boyunca aktarılmış olduğunu bulmuşlar.

Artık bizim de şempanzemizi bulmamız lazımdı. Şempanzelerimizi, ilk önce New York eyaletinde iki tanesini bulduk. İkisi de biz daha davamızı açamadan ölecekti. Sonra, Tommy'yi bulduk. Tommy bir şempanze. Onu arkamda görüyorsunuz. Tommy bir şempanzeydi. Onu bu kafeste bulduk. Onu, New York merkezinde bir karavan parkındaki büyük bir ambar binasında kafeslerle dolu küçük bir odada bulduk. Kısmen sağır olan Kiko'yu bulduk. Kiko, batı Massachusetts'te bir çimento dükkânının arkasındaydı. Hercules ve Leo'yu da bulduk. Stony Brook'ta, biyomedikal ve anatomik araştırmalarda kullanılan iki genç erkek şempanze. Onları bulduk.

2013'te Aralık ayının son haftasında, Nonhuman Rights Projesi olarak, James Somerset için kullanılan habeas corpus emri argümanını kullanarak, New York eyaleti boyunca üç dava açtık ve hâkimlerden ortak hukuk habeas corpus emri çıkartmalarını talep ettik. Şempanzelerin serbest bırakılmasını ve içinde, her birinde iki veya üç dönümde, iki düzine kadar şempanzenin yaşadığı, 12 ya da 13 ada içeren yapay gölü ile Güney Florida'da muazzam bir şempanze koruma barınağı olan Save the Chimps'e (Şempanzeleri Kurtarın) getirilmelerini istedik. Böylece bu şempanzeler, Afrika'ya mümkün olduğunca yakın bir ortamda diğer şempanzelerle beraber gerçek bir şempanze hayatı sürebileceklerdi.

Şu an bu davaların hepsi sürüyor. Biz henüz kendi Lord Mansfield'ımıza rastlamadık. Ama rastlayacağız. Rastlayacağız. Bu uzun vadeli bir stratejik hukuk mücadelesi. Rastlayacağız. Winston Churchill'in dediği gibi, biz davalarımızı şöyle görüyoruz; bunlar son değil, hatta sonun başlangıcı bile değil, ama belki başlangıcın sonu olabilirler.

Teşekkür ederim.

(Alkışlar)