963,972 views • 13:19

Bakın, ben sizin gibi canlı, hayat dolu izleyiciler karşısında bu konu hakkında konuşmak konusunda düşündürücü fikirlere sahiptim. Sonra, Gloria Steinem'in söylediği bir sözü hatırladım, Şöyle derdi, "Gerçek sizi özgür kılar, ama önce gıcık eder."(Kahkahalar) Bu yüzden—(Kahkahalar)

Bu yüzden bunu akılda tutarak, burada bazı şeyler yapmaya başlayacağım ve 21. yüzyıldaki ölümler hakkında konuşacağım. Şimdi hiç şüphesiz , sizi ilk gıcık edecek şey aslında hepimizin 21. yüzyıl ölecek olmasıdır. Bunda herhangi bir istisna olmayacaktır. Araştırmalara göre, görünen o ki, sekizinizden biri ölümsüz olduğunu düşünüyor ama— (Kahkahalar) Ne yazık ki, bu mümkün değil.

Ben önümüzde ki 10 dakika içinde bu konuşmayı yaparken, bir milyon hücrem ölecek, ve gün boyunca, 2.000 beyin hücrem ölecek ve asla geri gelmeyecek, bu sebeple ölüm sürecinin çok erken başladığını tartışmaya başlayabilirsiniz.

Her neyse, 21. yy'da ölmek hakkında söylemek istediğim ikinci şey, bunun herkese bir gün olacağı dışında, şu anda süre gelen, bu amansız eğriyi tersine çevirmek için bir şey yapmadığımız sürece çoğumuz için bu bir tren faciasının parçası gibi şekilleniyor

Yani oraya doğru gidiyor. Gerçek bu. Şüphe yok ki, bu seni kızdıracak . Şimdi senin özgürleştirip özgürleştiremeyeceğimizi bir görelim. Hiçbir şey için söz veremem. Tanıtımda da duyduğunuz gibi, yoğun bakımda çalıştım ve bence yoğun bakımın altın çağını yaşadım. Ne zamanlardı ! Bu çok şahaneydi. Tekleyen makinelerimiz var. Çoğu orada var. Bence gerçekten iyi çalışan bazı sihirli teknolojilere sahibiz. Çok uzun zaman yoğun bakımda çalıştım, Avustralya erkekleri için ölüm oranı yarıya indi ve yoğun bakımın da bunda katkıları oldu. Elbette kullandığımız bir çok teknolojinin de bununla ilgisi var.

Büyük bir başarı elde etmiştik ve bu yüzden kendimizi bu başarıya bayağı kaptırdık ve “hayat kurtarıcı” gibi ifadeler kullanmaya başladık. Bunun için gerçekten herkesten özür dilerim, çünkü açıkçası hayat kurtarmıyoruz. Yaptığımız şey insanların hayatlarını uzatmak ve ölüm sürecini ertelemek ve ölümü yönlendirmekti ama açıkçası hiç bir hayatı kalıcı şekilde kurtaramayız.

Ve yoğun bakımda çalıştığım dönemde asıl yaşanan şuydu 70lerde, 80lerde, 90larda kurtarmaya başladığımız hayatlar 21. yüzyılda, artık eskisi gibi cevap bulamadığımız hastalıklar yüzünden son buluyor.

Yani konu şu: İnsanların ölüm şeklinde büyük bir değişim yaşanıyor ve birçoğumuzun ölüm nedeni tabi değil bu yüzden artık benim çalıştığım dönem olan 80ler 90lardaki gibi müdahale edemiyoruz.

Yani bu konuda biraz sorun yaşadık ve gerçekten sizinle ne olup bittiğini bilgisini paylaşmadık, ve artık bunun vakti geldi. Bu olayın farkına, 90ların sonunda vardım, bu adamla tanıştığımda. Adı Jim, Jim Smith. Ve bu şekilde gözüküyordu. Onu ziyaret etmekle görevlendirilmiştim. Bu onun küçük eli. Bir solunum fizyoloğu tarafından onu ziyaret etmekle görevlendirilmiştim. Dedi ki, " Bak, burada bir hastamız var. Kendisi zatürre ve yoğun bakıma ihtiyacı varmış gibi görünüyor. Kızı burada ve yapılabilecek her şeyin yapılmasını istiyor." Bu sıkça duyduğumuz bir ifade. Ben de odasına Jim'i görmeye gittim cildi böyle yarı saydamdı. Derisinin ardından kemiklerini görebilirsiniz Kendisi çok çok zayıf ve zatürresi gerçekten çok ilerlemiş ve benimle konuşamayacak kadar hasta. Ben de kızı Kathleen ile konuştum ve dedim ki, "Sen ve Jim, eğer böyle bir şey yaşanırsa neler yapacağınızı hiç konuştunuz mu?" Bana baktı ve şöyle söyledi, " Hayır, tabi ki konuşmadık!" "Tamam, sakinliğimi korumalıyım" dedim. Onunla konuştum ve bir süre sonra bana şöyle söyledi, " Bilirsiniz, hep bunun için zamanımız olacağını düşünmüştük."

Jim 94 yaşındaydı. (Gülüşmeler) Ve farkettim ki burada bir şey eksikti. Gerçekleştiğini hayal ettiğim diyalog gerçekleşmiyordu. Bu yüzden bir grup doktor bir araştırma yürüttük, dört bin beş yüz huzurevine gittik Newcastle'da, Newcastle bölgesinde yer alan. ve öğrendik ki sadece yüzde birinin kalpleri atmayı durdurduğunda ne yapacaklarına dair bir planı var. Yüzde bir. Ve sadece 500 tanesinden bir tanesi eğer ağır hastalık geçirirlerse ne yapacaklarını planlamıştı. Ve farkettim ki, bu diyalog tabi ki toplumun büyük bir kısmında gerçekleşmiyor.

Şu an akut tedavide çalışıyorum. John Hunter Hastanesinde, resimde görebilirsiniz. Tabi ki bundan iyisini yapabiliriz diye düşündüm. Hastaneden arkadaşım, hemşire Lisa Show ile birlikte tıbbi kayıt departmanındaki yüzlerce kayıdı inceledik eğer gördükleri tedavi ölümlerine sebebiyet verecek kadar başarısız olursa kendilerine ne olacağı hakkında bir şey söyleyip söylemediklerine dair herhangi bir iz var mı diye araştırıyorduk. Ve doktor ya da hasta tarafından hazırlanan onca notun içinde istek, tedavi, sonuç tercihi yapıldığına dair tek bir not bile bulamadık.

Böylece bir sorunumuz olduğunu anlamaya başladık ve sorun daha da ciddi. Şu yüzden:

Hepimiz öleceğiz, bunu biliyoruz, ama gerçekte asıl önemli olan nasıl öleceğimiz, sadece bizim için değil, bizden sonra hayatlarında değişikler olacak olan geride kalacaklar için de. Nasıl öleceğim sorusu herkesin aklını meşgul eder Biz hayatta kalanların aklını ve ölümlerin ailede yarattığı stres muazzamdır. Gerçek şu ki, yoğun bakımda öldüğünüzde bu herhangi bir yerde ölmekten yedi kat daha streslidir. Yani eğer bir seçme şansınız olursa, yoğun bakım en iyi seçenek değil.

Bu yeterince kötü değilmiş gibi şu noktaya doğru hızla yaklaşılıyor: Çoğunuz, aslında her onunuzdan biri, yoğun bakımda öleceksiniz. Amerika'da bu rakam, her beş kişiden biri. Miami'de her üç kişiden biri yoğun bakımda ölüyor Şu an elimizde olan momentum bu şekilde.

Bunların hepsinin nedeni şu, ve sizlere bunun neyle ilgili olduğunu anlatmalıyım. Bunun dört yolu var. Bunlardan biri hepimize olacak. En çok bildikleriniz, artarak tarihsel ilgi kaynağı haline gelenler: Ani ölüm. Bu, bu sayıda bir seyircide oldukça muhtemeldir. Bu, buradaki kimseye olmayacak. Ani ölüm çok seyrek olarak gerçekleşiyor. Küçük Nell ve Cordelia'nın ölümü ve tüm o tarz şeyler artık yaşanmıyor. Görmekte olduğumuz, ölümcül hastalığa yakalananların ölüm süreci genç insanlarda rastlanır. 80 yaşına geldiğinizde , bunun size olma ihtimali düşüktür. 80 yaşından daha yaşlıların sadece onda biri kanserden ölecek.

Asıl artış grubu bunlar. Ölüm nedeniniz organ yetersizliğini arttırır. Solunum, kalp, böbrek, hangi organınız iflas ederse. Bunlardan her biri bir akut bakım hastanesine kabul nedenidir, ki bu süreçte ya da bu sürecin sonunda biri, artık yeter, der ve biz de süreci durdururuz.

Ve bu en çok büyüme oranına sahip olan, ve bu odadaki her on kişiden en az altısı bu şekilde ölecek: Kapasitenin azalması Zayıflığın artması Zayıf düşmek yaşlanmanın kaçınılmaz bir parçası ve aslında artan zayıflık, günümüzde ölümlerin başlıca nedeni. Ve son birkaç sene, ya da, hayatınızın son senesi yoğun olarak engelle geçecek ne yazık ki.

Buraya kadar eğleniyor musunuz? (Gülüyor) (Kahkahalar) Üzgünüm, kendimi sürekli kötülüklerden bahseden falcı gibi hissediyorum. (Kahkahalar)

Olumlu ne söyleyebilirim ki? Olumlu olan tek şey bunun şu an çok ileri yaşlarda yaşanması. Hepimiz, çoğumuz, bu noktaya ulaşma yolundayız henüz, yaş itibariyle, ulaşamadık. Çok ileri yaşlara ulaştığınızda başınıza bu gelir, ve maalesef artan yaşam süresi daha da yaşlı olma anlamına gelir, daha genç değil. Bunu söylediğim için üzgünüm. (Kahkahalar) Yaptığımız şey şu bu durumun olduğu gibi kalmasına izin vermedik, John Hunter hastanesinde ya da herhangi bir yerde. Bir dizi proje başlattık ve insanları, başlarına gelecek bir şey geldiğinde ne olacağı konusunda daha duyarlı olmaya ikna etmeye çalıştık. Fakat farkettik ki, kültürel faktörlerle mücadele ediyoruz. Bu bir Klimt tablosu. Bu tabloyu seviyorum, çünkü ne kadar bakarsanız, bahsettiğimiz durumu o kadar iyi anlıyorsunuz. Açıkça ölümün yaşamdan farkını ortaya koyuyor ve korku —- Aslında bakarsanız burada bir kadın var gözleri açık olan. Baktığı, işte bu kadın ve onun için gelmiş. Görebiliyor musunuz? Kadın çok korkmuş görünüyor. Bu inanılmaz bir resim.

Neyse, büyük bir kültürel sorun vardı. Belli ki, insanlar ölüm hakkında konuşmamızı istemiyordu, ya da, biz öyle düşündük. Böylece Federal hükümetin finansman seçenekleri ve yerel Sağlık Servisi ile, John Hunter'da Hastanın Seçimlerine Saygı diye bir şey başlattık. Yüzlerce insana hasta odalarına gidip oradaki insanlarla,ölecekleri gerçeğini konuşmaları ve bu durumda tercihlerinin ne olacağını sormaları için eğitim verdik. Bu fikri sevdiler. Aileler ve hastalar, onlar da sevdi. İnsanların %98 i normal uygulamanın bu şekilde olması gerektiğini ve işlerin bu şekilde yürümesi gerektiğini düşündü. Ve dileklerini ifade ettiklerinde dilekleri olduğu gibi gerçekleşti. Bunu onlar için başardık. Fakat ödenek bittiğinde altı ay sonra dönüp baktığımızda herkes yine durmuştu ve artık hiç kimse bu konuşmaları yapmıyordu. Bu bizim için gerçekten çok üzücüydü, çünkü bu sorunu bir daha yaşamayacağımızı sanmıştık. Kültürel sorun tekrar baş gösterdi.

Yani konu şu Bence çözüm için hemen kolay yolu seçmemek çok önemli varmak istediğimiz noktanın yoğun bakım olup olmadığına çok fazla kafa yormadan, özellikle biz yaşlandıkça ve güçsüzleştikçe ve yoğun bakımın sunabilecekleri gitgide daha çok azaldıkça. Bunu yapmak istemeyenler için başka bir yol olmalı. Küçük bir fikrim var, ve onu nasıl gerçekleştirebileceğim hakkında büyük bir fikrim.

Bu küçük fikrim. Küçük fikrim şu, hepimiz bu konuya Jason'ın görselleştirdiği gibi yaklaşalım. Neden büyüklerimizle ve benzer durumdaki kişilerle bu tarz konuşmalar yapamıyoruz? Yapabileceğiniz bir kaç şey var. Bunlardan bir tanesi, sadece bu basit soruyu sormak. Bu soru başarısızlığa uğratmaz "Eğer kendi adına konuşamayacak kadar hastalansan, kimin senin için konuşmasını istersin?" Bu sorulması gereken çok önemli bir soru, çünkü insanlara bu kişinin kim olacağını kontrolünü verme inanılmaz sonuçlar üretir. Söyleyebileceğiniz ikinci şey, "Bu kişiyle senin için önem taşıyan şeyler hakkında konuştun mu? çünkü bu sayede senin için ne yapabileceğimiz konusunda daha iyi fikir ediniriz" Küçük fikir bu şekilde.

Büyük fikir ise sanırım, daha politik. Bence bunu iyi anlamalıyız. "Ölümü Oyala"yı önerdim. (Kahkahalar) Eşim dedi, "Evet, tabi, morgda. Evet, evet. Kesinlikle." (Kahkahalar) Yani bu fikir kabul görmedi, fakat çok etkilenmiştim. Şimdi yaşlanan bir hippiyim. Bilmiyorum, sanırım artık öyle gözükmüyorum, fakat 80lerde iki çocuğumun doğumu evde gerçekleşti o zamanlar evde doğum büyük bir şeydi, biz durumun kontolünü elde tutmayı seven kişileriz. Yani buradaki tüm doğum kelimelerini değiştirebiliriz. Ben seçenek olarak "Barış, Sevgi, Doğal Ölüm" ü sevdim Ben siyasi davranmamız gerektiğini ve bu sürecin şu anki durum olan tıbbileştirilmiş modelden farklı olması için uğraşmamız gerektiğini düşünüyorum.

Şimdi, dinleyin, bu ötenazi için bir adım gibi görünüyor. Fakat kafanızda şunu netleştirmek isterim ki, Ötenaziden nefret ediyorum. Ötenazinin önemli olduğunu sanmıyorum. Aslında bence, Oregon gibi doktor yardımlı intiharın olabileceği yerlerde zehirli dozda ilaç alıyorsun, insanların sadece %0.5'i bunu yapıyor. Ben daha çok %99.5 in neler yaptığıyla ilgileniyorum. Bunu yapmak istemeyen insanların. Bence çoğu insan ölmek istemiyor, ama ölüm sürecinin ilerlemesi üzerinde kontrol sahibi olmak istiyor. Yani ötenaziye karşıyım, fakat kontrolü insanlara geri vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu, ötenaziyi oksijen kaynağından mahrum bırakır. Bence yasalar koyarak ötenaziyi engellemek yerine, insanların ötenaziyi istemesinin önüne geçmeliyiz.

Sizlere Dame Cicely Saunders'tan bir alıntı yapacağım, kendisiyle bir tıp öğrencisiyken tanışmıştım. Ağır hastalara evde bakım hareketini başlatan kişidir. Demişti ki, " Önemlisin çünkü ve hayatının son anına kadar öyle kalacaksın." Tüm kalbimle inanıyorum ki, bu ileriye taşımamız gereken mesajdır. Teşekkürler. (Alkış)