Kelli Swazey
1,598,178 views • 13:54

Şunu söylemekte bir sakınca görmüyorum bütün insanlar ölüme çok yaklaşacaklar en azından hayatlarında bir kere. Ancak bu yakınlaşma kendi hayat-ölüm geçişimizle yüzleşmeden çok önce başlasa? Eğer ölü biri yanınızda yaşasaydı hayat nasıl olurdu acaba?

Eşimin memleketinde Sulawesi adasının dağlık arazilerinde Endonezya'nın doğusunda ölümü tek bir olay gibi değil de yavaş bir toplumsal süreç olarak yaşayan bir insan topluluğu var. Tana Toraja'da insanların hayatlarındaki en önemli sosyal anlar sosyal ve kültürel etkileşimin odak noktaları düğünler, doğumlar ve hatta aile yemekleri değil cenazeler. Bu cenazeler, insanları ölenler adına kurban edilip dağıtılan hayvanların miktarına göre -domuz,tavuk ve en önemlisi manda- karşılıklı bir borç sistemine bağlayan ayrıntılı ritüellerle yapılıyor. Yani bu kültürel, karmaşık ölümü kuşatan hayatın sonunun ayin mizanseni, ölümü, Toroja'nın manzarasının en görünür ve ilgi çekici kısmı yaptı. Herhangi bir yerde birkaç günden birkaç haftaya kadar süren cenaze törenleri can sıkıcı olaylardır, ölen kişiyi anmak o kadar kişisel bir üzüntü olmasa da daha çok toplumca paylaşılan bir değişimdir. Ve bu değişim daha çok ölenleri anma hakkında olduğu kadar yaşamın kimliği hakkındadır da.

Bu yüzden her yıl, binlerce ziyaretçi Tana Toraja'yı görmeye gelir, sanki o, bu ölüm kültürü, birçok insan için bu görkemli merasimler ve bu merasimlerin uzunluğu bir şekilde Batı'da kendi faniliğimizle yüzleşmekle ölçülemez. Yani ölümü evrensel bir olay gibi paylaşsak da, dünyanın her yerinde aynı şekilde yaşanmaz. Bir antropolog olarak, bu farklılıkları çevremizeki fenomeni tanımladığımız kök salmış kültürel ve sosyal dünya yoluyla görüyorum. Böylece nerede kesin bir gerçekliği ölümü reddedilemez bir biyolojik durum olarak görsek, Torajanlılar ömrü tükenmiş maddi formları daha geniş bir sosyal oluşumun parçası olarak görürler. Ve yine, hayatın fiziksel olarak kesilmesi ölümle aynı şey değildir. Aslında, sadece toplumun bir üyesi geniş ailenin kararlaştırmasıyla gerçekten ölüdür ve cenaze töreni için gerekli kaynakları beyan eder ki bu durum ölen insanın durumu için gerekli kaynaklar açısından uygun olarak düşünülür. Ve bu tören tüm toplumun gözleri önünde herkesin katılımıyla olmak zorundadır.

Yani bir insanın fiziksel ölümünden sonra, vücudu geleneksel bir mekanda olan "tongkonan" adlı özel odaya yerleştirilir. Tongkonan sadece ailenin kimliğinin değil, aynı zamanda insanın doğumdan ölüme giden döngüsünün simgesidir. Onun için gerçekte içinde doğduğun binanın şekli, seni geçmiş zamanlara ait dinlenme mekanına taşıyan yapının şeklidir. Cenaze törenine kadar, ki bu kişinin fiziksel ölümünden yıllar sonra yapılabilir, ölen kişiden "to makala",hasta kişi olarak veya "to mama",uykudaki bir kişi olarak bahsedilir ve ev halkından biri olmaya devam ederler. Bunlar sembolik olarak beslenir, bakılır ve bu arada aile çevrelerindeki geniş bir topluma ulaşan bir dizi ritüel tedbirler almaya başlar. Onların üyelerinden biri "Puya" olarak bilinen bu hayattan sonraki hayatın içine bir dönüşüme girer

Bazılarınızın şu an ne düşündüğünü biliyorum. Sahiden de bu insanların ölü akrabalarıyla yaşadıklarını mı söylüyor? Söylediğim şey tam olarak bu.

Fakat duygusal bir reaksiyon vermek yerine bu vücutlara yakınlık düşüncesinin, ölüme yakın olmanın veya bunun biyolojik ya da tıbbi olarak ölümü tanımlamamızla nasıl bağdaşmadığı düşüncesine sahibiz. Torajan gibi ölümü tıbbi tanımının dışında insanoğlunun deneyiminin etrafını saran bir şey olarak düşünmeyi seviyorum Bence Torajanlılar genel kanı aksine birçoğumuzun doğru olduğunu hisettiğimiz ölümün biomedikal tanımını toplum olarak tanır ve kültürel olarak ifade ederler, ve bu diğer insanlarla ilişkilerimizdir, onların sosyal gerçekliklerimizdeki etkisi vücudun fiziksel süreçlerinin sonlanmasıyla beraber sona ermez. ki ölüm ve yaşam arasındaki bir ilişki olarak dönüşüme uğrayan ama bitmeyen bir geçiş süreci vardır. Bu yüzden Torajanlılar devam eden ilişki fikrini o ilişkideki en görünür sembole, insan vücuduna sevgi ve ilgi göstererek ifade ederler. Bu yüzden eşimin merhum büyükbabasıyla konuştuğu, oynadığı ve genelde çevresinde olduğu birçok anısı vardır ve onun için bunda doğal olmayan bir yan yoktur. Ailenin ölen kişiyle ilişkilerinde bir değişime doğru yol alması sürecin doğal bir parçasıdır, ve bu, yaşayan birini ölü olarak görmekle ölen kişiyi atası olarak görmek arasındaki geçiştir. ve burada ataların heykellerini görebilirsiniz, yani bu insanlar çoktan gömülmüş, cenaze törenleri olmuştur. Bunlara "tau tau" denir.

Yani cenaze töreninin kendisi ölümün ilişkisel görünümünü somutlaştırır. Ölümün aile ve toplum üstündeki etkisini ritüelleştirir. Ayrıca bu bir öz farkındalık anıdır. Torajan evrenbilimine göre bu anda insanlar kim olduğunu toplumdaki yerlerini hayat döngüsündeki rollerini düşününürler.

Toraja'daki bir deyişte herkesin bir gün büyükbaba veya büyükanne olacağı söylenir, ve bu demektir ki ölümden sonra bizi geçmişe ve geleceğe bağlayan atasal çizginin bir parçası olacağız ve bu da gelecekte sevdiklerimizin kim olduğunu gösterecek Yani özünde, bizden sonra gelen insanların nesilllerinin büyükbabası ve büyükannesi olacağız. Ve daha büyük bir aileye üye olma benzetmesi ayrıca çocukların buradan öbür dünyaya insanları taşısın diye kurban edilecek bufalolara yatırdığı paraları tanımlamanın bir yoludur, ve çocuklar buna para yatıracaklarını çünkü ailelerinin onlara baktıkları ve onları büyüttükleri yıllar boyunca harcadıkları borcu geri ödemek istediklerini söylerler.

Ama bufalonun kurban edilmesi ve gücün ritüel gösterimi ayrıca ölen kişinin ve ek olarak ölen kişinin ailesinin statüsünü gösterir. Yani cenazelerde ilişkiler yeniden onaylanır ama aynı zamanda ölümün buradaki en çarpıcı özelliğini belirten ritüel bir dramaya dönüşür: Hayata ve yaşayanların ilişkisine etkisi.

Ölüm üzerine bu kadar odaklanmaları Torajanların uzun hayatın idealinin peşinde olmadıkları anlamına gelmez. İyi bir sağlıkla ödüllendirilecekleri ve ileri bir yaşa kadar yaşayacakları düşüncesiyle pek çok uygulama yaparlar. Ama yaşlılıklarında veya zayıflatıcı hastalık karşısında yaşamı uzatmak uğraşında çok fazla çaba göstermezler. Toraja'da herkesin önceden belirlenmiş bir yaşam miktarı olduğu söylenir. Buna 'sunga' denir. Ve bir iplik gibi, doğal sonuna doğru çözülmesine izin verilmelidir.

Yani ölümü hayatın kültürel ve sosyal kumaşı olarak kabul ederek, insanların sağlık ve sağlık hizmeti hakkındaki kararları etkilenecektir. Eşimin anne tarafındaki bir büyüğü Nenet Katcha, 100 yaşına geliyor, bildiğimiz kadarıyla. Ve Puya'ya doğru çıkacağı seyahatı için ayrılacağı konusunda artan belirtiler var. Ve onun ölümünde yas tutulacaktır. Ama biliyorum ki kocamın ailesi onun mükemmel varlığının hayatları için ne anlama geldiğini gösterebildikleri, onun toplumunun tarihine hikaye anlatan bir anlatıcı olduğunu yeniden anlattıkları anlara geri döneceklerdir. Nenet'in hikayesi onların hikayesidir. Onun cenaze şarkıları kendileri hakkındaki şarkılar olacaktır. Ve bu fark edilebilir başlangıcı, öngörülebilir sonu olmayan bir hikaye. Bu onun bedeni kaybolduğundan çok sonra devam edecek bir hikaye.

İnsanlar bana ölümün dışavurumunun her yerde bizi selamladığı kültüre katıldığım için korktuğumu veya iğrenip iğrenmediğimi soruyor. Ama ben ölümü biyolojik olarak değil de sosyal bir süreç olarak deneyimlemekte derinden dönüştürücü bir şey görüyorum Gerçekte, A.B.D. sağlık sisteminde hayat ipliğinin ne kadar uzatılması gerektiği hakkındaki kararların sadece ilacın hayat uzatmaktaki becerisi değil, çevremizdeki insanlarla kurduğumuz sosyal ve duygusal bağlara dayandığı yerlerde, ölen ve yaşayan arasındaki ilişkinin kendi draması vardır. Biz, Torajanlılar gibi, hayat hakkındaki kararlarımızı ölüme atfettiğimiz anlam ve tanımlara dayandırırız

Yani ben seyircilerden hiç kimseye koşup Torajanlıların geleneklerini benimsemelerini önermiyorum. Bunu Amerika'da oyuna koymak biraz zor olabilir. Ama ben fiziksel ölümü sadece biyolojik bir süreç olarak değil de daha büyük bir hikayenin parçası olarak görmekle ne kazanacağımızı sormak istiyorum. Kim olduğumuzun çok yakından bir parçası olduğu için ömrü dolmuş insan formuna sevgiyle bakmak nasıl olurdu? Eğer ölüm tanımımızı hayatı kapsayacak şekilde genişletebilirsek, ölümü hayatın bir parçası olarak deneyimleyebilir ve belki de ölümle, korku dışında bir şeyle yüzleşiriz. Belki de Amerika sağlık sisteminin yüzleştiği zorluklardan birinin cevabı, özellikle hayatın sonundaki bakımda, bakış açımızın değişimi kadar basittir, ve bu olaydaki bakış açısının değişikliği her ölümün toplumsal hayatına bakmak olacaktır. Bu, bize ölüm hakkındaki konuşmalarımızı tıbbi veya biyolojik bir şeye sınırlama şeklimizin,hepimizin paylaştığı ölümden kaçınma, onun hakkında konuşmaktan korkma kültürünün yansıtıcısı olduğunu anlamamıza yardımcı olur. Eğer hayat hakkındaki diğer tür bilgileri aklımızda bulundurur ve değer verirsek ,ölümün diğer tanımları da dahil, hayatın sonu hakkındaki tartışmalarımızı değiştirme olasılığı vardır. Bu ölüm şeklimizi değiştirebilir, ama daha önemlisi, bu yaşam şeklimizi değiştirebilir.

(Alkış)