3,015,209 views • 18:42

Farzedin ki iki Amerikalı arkadaş birlikte İtalya’yı geziyorlar. Mikelanj'ın Davut'unu (David) görmeye giderler, ve sonunda heykelle yüzyüze geldiklerinde ikisi birden öylece donakalırlar. Birinci adam — ona Adam diyelim — mükemmel insan figürünün güzelliği karşısında donakalmıştır. İkinci adam — ona da Bill diyelim — o açıktaki şeye bakarken utançtan donakalmıştır. Bu durumda size sorum şu; Bu iki adamdan hangisi daha yüksek olasılıkla George Bush'a oy vermiştir, hangisi Al Gore'a?

Ellerinizi kaldırmanıza gerek yok çünkü hepimiz aynı politik klişelere sahibiz. Hepimiz bunun Bill olduğunu biliyoruz. Ve bu durumda, bu klişe gerçekle örtüşür. Şu bir gerçektir ki temel karakter özelliği bakımından liberaller yeni tecrübelere muhafazakarlara göre daha açıktırlar. Bu "yeni tecrübelere açık" insanlar; yenilik, değişiklik, çeşitlilik, yeni fikirler, seyahat peşindedirler. Bu açıdan zayıf olan insanlar ise daha tanıdık, güvenli ve sabit şeyleri isterler.

Eğer bu karakter hakkında fikir sahibiyseniz insan davranışıyla ilgili birçok muammayı anlayabilirsiniz. Sanatçıların, muhasebecilerden neden bu kadar farklı olduğunu anlayabilirsiniz. Ne tür kitaplar okumaktan zevk alacaklarını, ne tür yerlere seyehat etmek isteyeceklerini, ve ne tür yiyecekler tercih edeceklerini öngörebilirsiniz. Bir kere bu karakteri çözdüğünüzde neden birisinin Applebee's (alt-orta kesime hitap eden bir restorant zinciri) gibi bir yerde yemek yemek isteyebileceğini fakat sizin tanıdığınız birinin neden yemediğini anlayabilirsiniz. (Gülmeler) Bu karakter politikayla ilintili de birçok şey anlatıyor. Bu karakterin önde gelen araştırmacılarından Robert McCrae'nin dediğine göre; Liberal düşünceye bir şekilde yakınlığı olan ilerici, sol politik görüşlü, açık fikirli bireyler, değişen ve açık bir toplum istiyorlar. bunun yanında kapalı bireyler ise muhafazakar, gelenekçi, sağ politik görüşü tercih ediyorlar.

Bu karakter yapısı aynı zamanda bize insanların hangi gruplara neden katıldığı konusunda da çok şey söyler. İşte internetten bulduğum bir grup tanımı. Ne tür insanlar global bir topluma katılmak ister? her disiplin ve kültürden insanın kabul edildiği, dünyayı daha iyi anlamaya çalışan, ve bu çıkarımların hepimiz için daha iyi bir gelecek sağlayacağını uman insanlar topluluğu. Bu TED isminde birinden. (Gülmeler) Şimdi bir bakalım, eğer açık görüşlülük liberal olmayı öngörüyorsa, ve açık görüşlü olmak TEDci olmak demek ise, TED'cilerin çoğunluğunun liberal görüşe sahip olduğunu varsayabilir miyiz? Görelim bakalım. Birazdan sizin liberal, sol veya merkez — genel olarak sosyal konulardan bahsediyorum — yoksa muhafazakar mı olduğunuzu soracağım. Üçüncü bir seçenek olarak; izleyiciler arasinda aşırı bireysel özgürlükçülerin de olduğunu biliyorum. Şimdi lütfen elinizi kaldırın — aşağı yayın odası da dahil, hadi herkese burada kimin olduğunu gösterelim. Eğer liberal ya da merkezin solunda görüşlüyüm diyorsanız lütfen elinizi kaldırın. Lütfen elinizi yüksek kaldırın. Tamam. Lütfen aşırı bireysel özgürlükçüyüm diyorsanız elinizi kaldırın. Tamam, iki düzine civarında. Ve lütfen muhafazakar veya sağ görüşlüyüm diyorsanız elinizi kaldırın. Bir, iki, üç, dçrt, beş — Sekiz, on civarında.

Tamam. Şimdi bir problemimiz var. Çünkü, eğer amacımız dünyayı anlamak, dünya hakkında daha derin bir kavrayışa varmak ise, genel ahlaki çeşitliliğimizin yetersiz oluşu bunu daha da zorlaştıracaktır. Çünkü insanlar değerleri paylaştıkça, aynı ahlakı paylaştıkça, bir takıma dönüşürler ve bir defa takım psikolojisine girdiğinizde, açık görüşlü bakış açısı yok olur. Liberal takım kaybettiğinde, 2004'te olduğu gibi, ve 2000'de neredeyse kaybettiğimizde, kendimizi kandırmayı tercih ediyoruz. (Gülmeler) Neden Amerika'nın yarısının diğer takıma oy verdiğini açıklamaya çalışırız. Din yüzünden gözlerinin kör olduğunu düşünürüz, veya sadece aptallık yüzünden. (Gülmeler) (Alkışlar) Eğer Amerika'nın yarısının, Cumhuriyetcilere, bu şekilde kör olduğu için oy verdiğini düşünüyorsanız, o zaman size mesajım, ahlaki bir kapalı devrenin içinde sıkıştığınızdır. belirli bir ahlaki kapalı devre. Matriksten kastım tam olarak da "The Matrix" filmindeki gibi.

Fakat ben bu gün size bir secenek sunmak için buradayım. Mavi hapı alıp iç ferahlatıcı yanılsamanıza sıkıca yapışabilirsiniz, veya kırmızı hapı alıp, ahlakı psikoloji hakkında bir şeyler öğrenir ve ahlaki kapalı devreden çıkmak için adım atarsınız. Çünkü biliyorum ki — (Alkışlar) Tamam, Bunu bir cevap olarak kabul ediyorum. Size hangisini seçeceğinizi soracaktım ama gerek yok. Hepiniz gayet açık görüşlüsünüz, hatta ötesinde, göründüğü kadarıyla bunun keyfini de çıkarıyorsunuz. Her neyse haydi kırmızı hap alıyormuş gibi davranalım. Hadi biraz ahlaki psikoloji çalışalım ve bizi nere götürdüğüne bakalım.

Hadi en başından başlayalım. Ahlak nedir ve nereden gelir. Psikolojideki en berbat fikir zihnin doğduğumuzda boş bir levha gibi olduğudur. Gelişimsel psikoloji gösteriyor ki çocuklar dünyaya geldiklerinde fiziksel ve sosyal dünyalar hakkında çok şey bilirler ve bazı şeyleri diğerleri için çok zor iken kolayca öğrenebilmek için programlanmışlar. Doğuştan taşınan bu özellikle ilgili olarak benim bugüne kadar gördüğüm en iyi tanım bu benim için birçok şeyi netleştirir— beyin araştırmacısı Gary Marcus’a aittir. O şöyle der “Beynin başlangıçtaki organizasyonu deneyime fazlaca bağımlı değildir. Önce doğa ilk dersi sağlar sonra deneyim bunu şekillendirir. Doğuştan gelmesi değiştirilemeyeceği anlamına gelmez; Tecrübe edindikçe yapılandığı anlamına gelir. Tamam, ahlaki beynin bu başlangıç şemasında ne var peki? Anlamak için meslektaşım Craig Joseph ve ben antropoloji, ahlak içerisinde kültürün rolü, ve hatta evrimsel psikoloji, üzerinde karşılaştırmalı birçok araştırma yaptık. İnsanların disiplinler arasında ortak olarak konuştukları kültürler arasında ortak biçimde bulabileceğiniz hatta türler arasında ortak olan ne gibi şeyler var diye? Biz beş tane bulduk- beş en iyi mukayeseli örnek ki bunlara ahlakın beş temeli dedik.

Bunlardan birincisi korunma. Burda hepimiz memelileriz ve hepimizi diğerlerine bağlayan, diğerlerini önemseyen şefkat gösteren, özellikle zayıf ve incinebilir olanlara karşı bir çok nöral ve hormonal programa sahibiz. Bu bize zarara neden olanlar hakkında çok güçlü bir his verir. Bu moral kaynak tüm moral değerlerin yaklaşık %70'ini oluşturuyor. Bunu burada TED' de duydum.

İkinci kaynak iyilik yapmanın iyilik doğuracağına inanma konusundaki eğilimdir. Belirsizliğini koruyan konu başka hayvanlarda iyiliğin karşılık bulduğu fikri ve ve aynı zamanda insanlar için de bu konunun çok net olmadığıdır. Bu Norman Rockwell'in "Altın Kural" isimli tablosu ve Karen Armstrong dan da duyduğumuz gibi tabii ki bu bir çok din için bir kaynaktır. Bu ikinci kaynak burada TED'te duyduğum moral karar verme durumlarının diğer yüzde otuzunu belirler.

Üçüncü kaynak grup-içi sadakat’tir. Hayvanlar Kırallığında gruplar bulabilirsiniz kooperatif gruplar bulabilirsiniz— fakat bu gruplar daima ya çok küçüktürler ya da hepsi akrabadırlar. Sadece insanlar içinde çok büyük grupları bulabilirsiniz. Bu gruplar bir araya gelebilen, karşılıklı ilişkiye giren bireylerden oluşan gruplardır. Ancak bu grupların birlikte olma amacı diğer gruplarla savaşmaktır. Bu muhtemelen bizim uzun kabile yaşantısı ve kabile psikolojisi tarihimizden geliyor. Ve bu kabile psikolojisi o denli keyif verici bir şeydir ki kabilelere sahip olmadığımız zamanlarda bile biz bunları oluşturmak için çalışırız çünkü bu iş eğlencelidir. Gülmeler sporu da grup seksini de bu amaçla yaparız. Biz çok çok eskiye dayanan güdülerimizi sürekli bu amaç doğrultusunda sınarız.

Dördüncü kaynak otoriteye saygıdır. Burada birbirine çok yakın türlere mensup iki üyenin baskılayıcı jestlerini görüyorsunuz. –fakat insanlardaki otorite ilişkisi diğer primatlarda olduğu gibi sadece güç ve vahşetle sınırlı değildir O daha çok istemli katılıma ve hatta zaman zaman sevgi-aşk elemanlarına dayanır.

Beşinci kaynak bakir (e) lik ve kutsanmışlık. Bu tablonun adı “Ahlaka Uygunluğun Alegorisi” fakat püritenlik sadece kadın cinselliğinin baskılanması anlamında değil. O her türlü ideolojiyle, ve yapabileceğiniz şeylerle vücudunuzla ne yapacağınızın kontroluyla vücudunuza dışarıdan ne girdiğinin kontroluyla ilgilidir. Ve bu konuyu politik sağ daha çok seksle ilgili görürken, politik sol da daha çok besin maddeleriyle ilgili görmektedir. Beslenme biçimi bu günlerde aşırı biçimde bir moral faktör ve saflıkla ilgili fikirlerin çoğu ve vücudunuza neyin değdiği ya da neyin girdiğiyle ilgili fikirlerin çoğu haline dönüşüyor.

Bunların beş en iyi aday olduğuna inanıyorum moral zihnin ilk sayfasının üzerine yazılmış olmaları anlamında. Böylelikle geldiğimiz noktada en azından bu gibi şeylerin tümünü öğrenmek için bir hazırlığa sahip olduğumuza inanıyorum. Fakat oğlum Max gibi liberal üniversite kasabasında büyüme koşulunda Bu ilk kaba yazılım nasıl değişikliğe uğrayacak? Ve bizim 60 mil güneyimizdeki Lynchburg, Virginia'da doğan bir çocuktakinden nasıl bir farklılıkla sonuçlanacak? Kültür değişkenliği hakkında düşünmek için haydi farklı bir metafor deneyelim Eğer zihinde gerçekten iş gören beş sistem varsa— içgüdülerin ve emosyonların beş kaynağı— o zaman moral zihni beş kanallı odyo eşitleyicilerden biri gibi ve her kanal üzerinde farklı bir düzenek oluşturabileceğimiz bir yer olarak düşünebiliriz. Ve meslekdaşlarım Brian Nosek ve Jesse Graham ve ben bir anket hazırlayarak bunu www.YourMorals.org adresiyle internete koyduk. Ve şimdiye kadar, 30,000 kişi bu anketi cevaplandırdı ve siz de bunu yapabilirsiniz. İşte sonuçlar. İşte 23,000 civarında Amerikan vatandaşıyla ilgili sonuçlar. Sol tarafta liberallerle ilgili skorları işaretledim, sağ tarafta konservatiflerle, ortada da ılımlılarla ilgili olanları. Mavi çizgi size insanların zarar verme sorularına verdiği yanıtların ortalamasını gösteriyor.

Gördüğünüz gibi insanlar zarar ve ondan korunma konularına özen gösteriyorlar. Bu türlü vargılara yüksek oranda destek veriyorlar tablonun bütününde bu böyle, fakat aynı zamanda gördüğünüz gibi liberaller konservatiflerden biraz daha ilgili görünüyorlar, çizgi aşağı doğru eğiliyor. hakkaniyet için de aynı hikaye. Fakat diğer üç çizgiye bakınız, liberaller için skorlar çok düşük Liberaller esas olarak " Hayır, bu ahlak değil" diyor. Grup-içi otorite, temizlik—bu gibi şeylerin ahlakla hiç bir ilişkisi yok. Reddediyorum." Fakat insanlar daha fazla konservatif oldukça, değerler yükseliyor. Liberallerin bir çeşit iki-kanallı olduğunu söyleyebiliriz ya da iki kaynaklı ahlak. Konservatifler beş kaynak içinde daha fazlasına sahipler, ya da beş-kanallı ahlak.

Biz bunu incelediğimiz her ülkede görüyoruz. İşte 1100 Kanadalı için veriler. Diğer bir kaç slaydı da kısaca gözden geçireceğim Birleşik Krallık, Avustralya, Yeni Zelanda, Batı Avrupa, Doğu Avrupa, Latin Amerika, Orta Doğu, Doğu Asya ve Güney Asya Bu grafiklerin hepsinde de gördüğünüz gibi Eğri grup-içinde, otoritede, saflıkta yükseliyor. Ki bu, ülkelerden her birinde tartışmalar kötülük ve iyilik üzerine değil. Herkes—iyiliğin ne olduğu konusunda tartıştık—- fakat herkes kötülüğün ve iyiliğin bir anlam taşıdığında hemfikir. Kültürler içinde ahlaki tartışmalar özellikle grup-içi, otorite ve saflıkla ilgili konular

Bu etki o kadar güçlü ki soruyu nasıl sorarsak soralım bu etkiyi bulduk. Bir yakın dönem çalışmasında, insanlara bir köpek sahibi olacaklarını farzetmelerini söyledik. Özel bir cins seçtiniz, alacağınız cinsle ilgili bazı yeni bilgiler öğrendiniz. Öğrendiğinizi farzedin ki bu özel cins kendi kafasına göre takılan bir cins. ve sahibini arkadaşı gibi ve kendisiyle eşit kabul ediyor. Eğer liberal biriyseniz " Hey, bu harika!" dersiniz. Çünkü liberaller " Lütfen getir." demeyi tercih ederler. (Gülüşmeler) Fakat eğer konservatifseniz, bu size fazla çekici gelmez. Eğer konservatifseniz, ve köpeğin evine ve ailesine ileri derecede sadık olduğunu ve yabancılara çabucak alışmadığını öğrenmişseniz konservatifler için—bağlılık iyidir—köpekler bağlı olmalıdırlar. Fakat bir liberale göre bu köpek Cumhuriyetçi Parti adaylığına soyunmuş gibi gelir. (Gülüşmeler)

Böylelikle diyebilirsiniz ki, OK, bunlar liberaller ve konservatifler arasındaki farklılıklardır, fakat diğer üç kaynağı moral yapan nedir? Onlar gerçekte ksenofobi ve otoritaryanizm ve Puritanizm'in kaynakları değiller midir? Onları ahlaki yapan nedir? Cevap, Bana göre Hieronymus Bosch' un bu inanılmaz triptişinin içindedir , " Dünyevi Zevklerin Bahçesi." Birinci panelde yaradılış anını görüyoruz. Her şey düzenli, her şey harikulade, bütün insanlar ve hayvanlar ne yapmaları,nerede olmaları tahmin ediliyorsa onu yapıyorlar. Fakat sonra, dünyanın halleriyle işler değişir. Her kişinin diğer kişilerin ve diğer hayvanların açığını kollayarak ne istiyorsa onu yaptığını görürüz, Bazılarınız bunu 60'lara benzetebilir. (Gülüşmeler) Ancak 60'lar kaçınılmaz biçimde 70'lere ilerler, bu dönemde gediklerin kapanması can sıkıcı olmuştur. Tabii ki Bosch bunu Cehennem olarak adlandırmıştır.

Bundan dolayı bu triptiş şu üç panele sahiptir, Düzenin hep bozulmaya eğilim gösterdiği şeklindeki ebedi gerçeğin tasviri Düzensizlik ve yozlaşmanın gerçekliği Fakat bunun sadece hıristiyanların zevk duyarak sahip oldukları bir garip problem olduğu yolundaki hıristiyan hayal gücünün bir parçası olduğunu da düşünmeyin işte aynı hikayeyi,aynı gelişmeyi bir kaç yıl önce Nature'da yayınlanmış olan bir makale de söyledi orada Ernst Fehr ve Simon Gachter bu ortak çelişki konusunda insanlara bir oyun düzeneği sunuyorlar Oyunda insanlara para veriliyor ve sonra oyunun her aşamasında onlar ortak bir kaba para koyuyorlar ve sonra deneyi yapan oradaki parayı iki katına çıkartıyor, ve sonra hepsi oyuncular arasında bölüşülüyor. bu her türlü çevresel sorunlar için gerçekten güzel bir analoji bu gibi durumlarda insanlardan fedakarlık yapmalarını istiyoruz ve onlar yaptıkları fedakarlıktan gerçekte kendileri için bir fayda sağlamıyorlar. Fakat gerçekten herkesten fedakarlık yapmalarını istiyorsunuz, ancak kendi başına hareket etmek herkese cazip geliyor. Ve olan da,başlar başlamaz insanlar mantıklı bir şekilde işbirliği yapıyorlar— ve bu herkes tarafından böyle oynanıyor— birinci aşamada,verebilecekleri kadar paranın yarısına yakınını veriyorlar. Fakat hemen ardından olanı görüp " neler döndüğünü biliyorsun, diğer insanlar bunu fazlaca yapmıyorlar. Enayi durumuna düşmek istemiyorum. İşbirliği yapmayacağım." diyorlar. Ve işbirliği çabucak mantık açısından iyi olandan uzaklaşıp sıfıra yakın bir yere iniyor.

Fakat sonra— ve işte işin sırrı— Fehr ve Gachter'in söylediğine göre— insanlara tekrar ettikleri yedinci aşamada " Ne olduğunu biliyor musun? Yeni kural. Sana ait olan paranın bir bölümünü katkıda bulunmayanları cezalandırmak amacıyla vermek istediğinde,bunu yapabilirsin" Ve insanlar bu cezalandırma meselesini duyar duymaz, işbirliği patlıyor. Patlıyor ve arkası geliyor. İşbirliği problemlerinin çözümüyle ilgili bir çok araştırma bunun gerçekten işe yaradığını gösteriyor. İnsanların sadece iyilik güdülerine başvurmak yeterli değil, bazı türden cezalara sahip olmak da gerçekten yardımcı oluyor. utanma,mahcubiyet ya da dedikodu konusu olsalar dahi insanlar büyük gruplar halindeyken işbirliğini korumak için bazı türden cezalar uygulamaya ihtiyacınız var. Hatta yakın dönemde yapılan bazı araştırmalar telkin ediyor ki din tanrıyı düşünmek, insanları tanrı konusunda düşündürmek— sıklıkla, bazı durumlarda daha çok işbirliğine, daha çok sosyalleşmeye yarıyor.

Bazı insanlar dinin kültürel ve biyolojik evrimle gelişen, grupları tutarlı hale getiren, kısmen de olsa birbirlerine güven duymalarını sağlayan, ve böylece diğer gruplarla rekabeti daha etkili hale getiren bir adaptasyon olduğunu düşünüyorlar. Bence bu, tartışmalı bir konu olsa da muhtemelen doğru, Fakat ben dinle, ve dinin başlangıcıyla, ve onun bize ve bizim için ne yaptığıyla özellikle ilgiliyim. Çünkü dünyadaki en çok merak edilen şeyin Büyük Kanyon olmadığını düşünüyorum. Büyük Kanyon gerçekten basit bir şey. O sadece bir yığın kaya, ve sonra bir yığın su ve rüzgar, ve bir yığın zaman, Bunları topladığınızda Büyük Kanyon eder. O kadar karışık bir konu değil. Gerçekten karmaşık olan bir konu varsa, o da Büyük Kanyon'da yaşamış ve birbirleriyle iletişim içinde olmuş olan insanlar, veya Afrikanın savanlarında, ya da Alaska'nın donmuş körfezlerinde, ve sonra bu köylerden bazıları Babil, Roma ve Tenoktitlan' nın zengin şehirleri haline geldiler. Bu nasıl oldu? Bu kesinlikle bir mucizedir, açıklaması Büyük Kanyon'dan çok daha zor bir mucize.

Yanıt bence onların moral elemanlar arasındaki her elemanı kullanmış olmalarıdır. Moral psikolojinin tamamı bu kooperatif grupların yaratılması için kullanılmıştır. Evet, kötülüğü düşünmeye ihtiyacınız var, adalet psikolojisine de ihtiyacınız var. Fakat eğer grup öncesi aşamadaysanız bu bir grubu organize etmek için size gerçekten yardımcı olur. ve eğer bu grup öncesi yapılar bazı iç yapı elemanlara sahipse, ve eğer insanlara kendi aralarındaki mücadeleyi bastırmalarını, daha yüksek amaçlara yönelmelerini söyleyen bazı ideolojiler varsa amaca ulaşılır. Ve şimdi liberaller ve konservatifler arasındaki anlaşmazlığın düğüm noktasına geldik. Çünkü liberaller bu kaynakların üçünü kabul etmiyorlar. " Hayır, çeşitliliği kutsayalım ortak grup-içi üyeliği değil" diyorlar. "Haydi otoriteyi sorgulayalım" diyorlar. Ve " kanunlarınızı benim vücudumdan uzak tutun" diyorlar.

Liberaller bunu yapmakta çok yüce gerekçelere sahipler. Geleneksel otorite, geleneksel ahlak bir hayli baskıcı olabilir, ve tabandakiler için, kadınlar için, kriterleri karşılamayan insanlar için bu böyle olabilir. Dolayısıyla liberaller zayıflar ve baskı altındakiler için konuşur. Onlar kaos pahasına olsa da değişim ve adalet isterler. Bu adamın gömleğinde " Şikayet etmeyi bırak, devrimi başlat" yazıyor. Eğer yüksek derecede deneyime açıksanız, devrim iyidir, o değişimdir, eğlencedir. diğer taraftan, konservatifler kurumlar ve gelenekler üzerine konuşur. Alt tabakalar için bazı maliyetleri olsa da düzenden yanadırlar. Konservatiflerin sahip olduğu büyük bir içgörü düzenin gerçekte zorlukla ulaşılabilen bir şey olduğunu söyler. o gerçekten değerlidir, ve kaybetmek kolaydır. Edmund Burke'un söylediği gibi " insanların kısıtlanmaları da özgürlükleri gibi onların hakları arasında sayılmalıdır." Bu söz Fransız Devriminin kaosundan sonra söylenmiştir. Öyleyse böyle bir şeyi bir kere gördüğünüzde görmüş olursunuz ki liberaller ve konservatifler her ikisi de katkıda bulunacakları bir şeylere sahiptirler, böylelikle değişime karşı stabilite üzerine bir denge oluştururlar— böylelikle, moral matriksin dışına çıkan yolun açılacağını düşünüyorum.

Bu tüm Asya dinleri tarafından taşınan büyük bir içgörüdür. Yin ve Yang'ı düşünün. Yin ve Yang düşman değillerdir. Yin ve Yand birbirlerinden nefret etmez. Yin ve Yang dünyanın işlemesi için gece ve gündüz gibi birbirleri için gereklidir. Hinduizm'de de aynı şeyi bulursunuz. Hinduizmde bir çok yüksek tanrı vardır. Bunlardan ikisi koruyucu Vişnu ve tahripkar Şiva'dır. Bu imaj gerçekte bu iki tanrının aynı bedeni paylaşması gibidir. solda Vişnu'nun belirteçleri var, ki Vişnu'yu konservatif tanrı gibi düşünebiliriz. Sağda Şiva'nın belirteçleri var, Şiva liberal tanrıdır—- ve birlikte çalışırlar. Budizm'de de aynı şeyi görürsünüz. Bu iki yarı, bence, moral psikoloji içinde daima varsayılmış en derin içgörülerdir. Zen üstadı Seng-ts'an der ki; Eğer gerçeğin önünüzde açık biçimde görünmesini istiyorsanız, ona ne taraftar ne de karşı olun, taraf olmakla karşı olma arasındaki mücadele zihnin en kötü hastalığıdır." Şimdi ne yazık ki, dünya liderlerinin bir çoğunun yakalandığı o hastalık durumu var. Fakat kendinizi George Bush'a üstün görmeden önce taşı fırlatmadan önce, kendinize sorun: Bunu kabul ediyor musunuz? İyi ve kötü arasındaki savaşın dışında kjalmayı kabul ediyor musunuz? Herhangi bir şeyin yanında ya da karşısında olmamanız mümkün olabilir mi?

peki esas nokta ne? Ne yapmanız gerekiyor? Eğer eski Asya felsefelerinden ve dinlerinden en güçlü içgörüleri alsanız ve onları moral psikolojinin en yeni araştırmalarıyla birleştirseniz Bence şu sonuçlara ulaşırsınız ki : Erdemli zihinlerimiz evrim tarafından bizi gruplar içinde birleştiren, bizi diğer gruplardan ayıran ve bizi gerçekliğe karşı körleştiren biçimde yapılandırılmıştır. O halde ne yapmalısınız? Size bununla mücadele etmemenizi mi söylüyorum? Size Seng-ts'an'a sarılıp, yandaşlık ve karşıtlık arasında geçen bu mücadeleyi sonlandırmanızı mı söylüyorum? Hayır, kesinlikle değil. Ben bunu söylemiyorum. Bu topluluk bir çok şey yapan müthiş bir grup, yeteneklerini, parlak zekalarını, enerjilerini, paralarını fazlasıyla kullanarak dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için yanlişlarla ve problemlerin çözümüyle uğraşan bir grup.

Fakat Samantha Power'ın Sergio Vieira de Mello ile ilgili kendi hikayesinden öğrendiğimiz üzere, sadece suçlamayı tercih ederek , " siz yanlışsınız, ben doğruyum" diyemezsiniz. Çünkü, biraz önce duyduğumuz gibi, herkes kendinin haklı olduğunu düşünür. Çözmemiz gereken bir yığın problem var diğer insanları değiştirmemizi gerekli kılan problemler. Ve eğer diğer insanları değiştirmek istiyorsanız, bunu yapmanın oldukça iyi bir yolu ilk olarak kendimizin kim olduğunu anlamak—-kendimizin moral psikolojisini anlamak, hepimizin kendimizi doğru düşünüyor sandığını anlamak- ve sonra dışına çıkmak— hatta bir an için bile olsa, dışında kalmak—Seng-ts'an'a başvurmak. Moral matriksin dışında kalmak, herkesin kendisinin doğru düşündüğünü sandığı konumdan kurtulmayı görmeye çalışmak ve herkes, en azından bazı nedenlere sahiptir—siz onlarla aynı fikirde olmasanız da herkes ne yaptığıyla ilgili bazı açıklamalara sahiptir. Dışında kalın. Ve eğer bunu yaparsanız, bu moral alçakgönüllük yolunda atılmış temel bir adım olacaktır. kendinizi bu kendi kendini doğrulayan tavrın dışında tutmakta, ki bu normal insanlık halidir Dalai Lama'yı düşünün. Dalai Lama'nın muazzam moral otoritesi hakkında düşünün- ve bu onun moral alçakgönüllüğünden gelir.

Böylece bence ana fikir— konuşmamın ana fikri ve bence ana fikir—-TED' in işaret ettiği nokta bu grubun tutkuyla dünyanın daha iyi bir yer olması amacı için çalışan bir grup olduğu Buradaki insanlar dünyanın daha iyi bir yer olmasına çalışma ülküsüne tutkuyla sahipler Fakat aynı zamanda gerçeğe bağlılık konusunda da tutkulu bir birliktelik var. Ve bence cevap gerçeğe tutkuyla bağlı olmaktan çıkarak bunu hepimiz için daha iyi bir gelecek amacına dönüştürmek. Teşekkür ederim. (Alkışlar)