Greta Thunberg
2,657,812 views • 11:11

İlk kez iklim değişikliği ya da küresel ısınmayla ilgili bir şeyler duyduğumda 8 yaşlarındaydım. Belli ki bu insanların yaşam tarzı sonucunda oluşturdukları bir şeydi. Enerji tasarrufu için ışıkları söndürüp kaynaklar korumak için de kağıtları geri dönüşüme atmam söylenmişti. Hatırlıyorum da diğerleri gibi bir hayvan türü olan insanoğlunun Dünya iklimini değiştirebilmesi bana çok tuhaf gelmişti. Çünkü öyleyse, bu gerçekten oluyorsa başka hiçbir şeyle ilgili konuşmuyor olurduk. TV'yi açtığınızda her şey bunun hakkında olurdu. Haber başlıkları, radyo, gazeteler... Tıpkı dünya savaşı dönemiymiş gibi bunun dışında bir şey duymaz veya okumazdınız. Ama kimse bundan bahsetmedi. Fosil yakıtlar kullanmak varlığımızı tehlikeye atacak kadar kötü olsaydı nasıl tıpkı eski biçimde yaşamaya devam ederdik ki? Neden kısıtlama yoktu? Neden yasaklanmadı? Bence bu hiç mantıklı değil. Fazlasıyla gerçek dışı. 11 yaşındayken hastalandım. Bunalıma girdim. Konuşmamaya ve yememeye başladım. İki ayda yaklaşık 10 kilo kaybettim. Sonrasında Asperger sendromu, obsesif kompülsif bozukluk ve seçici dilsizlik teşhisi kondu. Yani yalnızca gerekli olduğunu düşündüğümde konuşuyorum - bu da o anlardan biri. (Alkışlar) Uçlarda gezen bizler için neredeyse her şey siyah ya da beyazdır. Yalan söylemekte pek iyi değiliz ve genelde sizin çok sevdiğiniz gibi görünen bu sosyal oyuna katılmaktan zevk almayız. (Gülüşmeler) Bence bir çok yönden bakınca, biz içe dönük olanlar normalken diğer insanlar oldukça garip, (Gülüşmeler) Özellikle de konu sürdürülebilirlik noktası olduğunda. Yani herkesin iklim değişikliğinin varoluşsal bir tehdit ve en önemli sorun olduğunu söyleyip yine aynı şekilde yaşamaya devam etmesi. Bunu hiç anlamıyorum çünkü emisyonların durdurulması gerekiyorsa emisyonları durdurmalıyız. Bence bu konu siyah ya da beyaz. Konu hayatta kalmaksa gri alanlar olamaz. Medeniyetimiz var olmaya devam eder ya da etmez. Bunu değiştirmek zorundayız. İsveç gibi zengin ülkelerin emisyonu her yıl en az yüzde 15 oranla azaltmaya başlamaları gerek. Böylece, aşırı ısınma tehlikesinin iki derece altında kalabiliriz. Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli'nin de ortaya koyduğu gibi, 1,5 santigrat dereceyi hedeflemek iklimin etkilerini belirgin biçimde düşürebilir. Emisyonu azaltmada bunun ne anlam ifade edeceğini ancak tahmin edebiliriz. Basın ve tüm liderlerimizin bunun dışında bir şeyden bahsetmemelerini beklersiniz ama sözünü bile etmiyorlar. Kimse atmosferde hapsolan sera gazından da bahsetmiyor. Hava kirliliğinin var olan ısınmayı gizlediği, fosil yakıtları kullanmayı kestiğimizde doğrudan 0,5 ve 1,1 santigrat arası aşırı bir ısınmayla karşılaşacağımızdan da bahsetmiyorlar. Dahası, neredeyse kimse her gün 200'e varan türün soyunun tükendiği altıncı kitlesel yok oluşun ortasında olduğumuz gerçeğinden söz etmiyor. Bugünkü soy tükenme oranı normal kabul edilen sayıdan 1.000 ile 10.000 kat arası daha yüksek. Hiç kimse Paris İklim Anlaşması'nın her kısmında belirtilen ve küresel ölçekte etki sağlanabilmesi için kesinlikle gerekli olan denklik konusundan veya iklim adaletinden bahsetmiyor. Yani bugünkü emisyon hızına göre, zengin ülkeler 6'dan 12 yıla kadar olan bir sürede sıfır emisyon seviyesine inmeli. Böylece daha yoksul ülkelerdeki insanların da yollar, okullar, hastaneler, temiz içme suları, elektrik gibi bizim önceden inşa ettiğimiz altyapı tesislerini kurarak yaşam koşullarını arttırma şansı olabilir. Çünkü her şeye sahip olan bizler bunu veya Paris İklim Anlaşması'nda kabullendiğimiz yükümlülüklerimizi bir saniye bile umursamazsak, Hindistan veya Nijerya gibi ülkelerin iklim krizini önemsemesini nasıl bekleriz? Öyleyse neden emisyonumuzu düşürmüyoruz? Emisyon aslında neden hâlâ artıyor? Kitlesel bir yok oluşa bilerek mi neden oluyoruz? Kötü müyüz? Tabii ki hayır. İnsanlar aynı biçimde davranmaya devam ediyor çünkü büyük çoğunluğun günlük yaşamımızın fiili sonuçları hakkında fikri yok ve bu hızlı değişimin zorunlu olduğunu bilmiyorlar. Hepimiz bunu bildiğimizi ve diğer herkesin de bildiğini sanıyoruz ama bilmiyoruz. Nasıl bilebiliriz ki? Gerçekten bir kriz varsa ve bu kriz bizim oluşturduğumuz emisyon yüzündense en azından bazı işaretler görürdünüz. Yalnızca sel basan şehirler, on binlerce ölü ve tüm ülkelerin yerle bir olması değil. Bazı kısıtlamalara şahit olurdunuz. Ama yoklar. Kimse bundan bahsetmiyor. Acil toplantılar, manşetler ve son dakika haberleri yok. Kimse bir krizin ortasındayız gibi davranmıyor. Çoğu iklim bilimci veya çevreci siyasetçi bile dünyanın her yerine uçakla seyahat edip et ve süt ürünü yemeye devam ediyor. 100 yaşına kadar yaşarsam 2103'te de hayatta olacağım. Geleceği düşündüğünüzde 2050'den sonrasını düşünmezsiniz. O zamana kadar, en iyi senaryoda, ömrümün yarısı bile geçmemiş olacak. Sonra ne olacak? 2078'de 75. doğum günümü kutlayacağım. Çocuklarım ve torunlarım olursa belki onlar da o günü benimle geçirir. Belki sizi, 2018'deki insanları sorarlar. Belki neden harekete geçmek için zaman varken bir şey yapmadınız diye sorarlar. Şu an yaptığım ve yapmadığım şeyler tüm yaşamımı, ayrıca çocuklarım ve torunlarımın yaşamını da etkileyecek. Şu an yaptığımız ve yapmadığımız şeyleri gelecekte ben ve benim kuşağım geri döndüremeyiz. Okulum bu sene Ağustos'ta başladı. Bunun yeterli olduğuna karar verdim. İsveç meclisinin hemen dışarısında yere oturdum. İklim için okulu boykot ettim. Bazıları bunu yapmak yerine okulda olmam gerektiğini söylüyor. Bazıları iklim bilimci olmak için ders çalışmam gerektiğini, böylece "iklim sorununu çözebileceğimi" söylüyor. İklim krizi zaten çözüldü. Zaten bununla ilgili gerçeklere ve çözümlere sahibiz. Tek yapmamız gereken uyanıp bunu değiştirmek. Kimse o geleceği kurtarmak için bir şey yapmazken neden yakın zamanda yok olacak bir gelecek için çalışayım ki? Aynı okul sisteminin en iyi bilim dalının bize sunduğu en önemli gerçekler açık bir biçimde siyasetçilerimiz ve toplumuza bir şey ifade etmezken o okul sistemi içinde gerçekleri öğrenmenin ne anlamı var ki? Bazıları İsveç'in yalnızca küçük bir ülke olduğunu ve ne yaptığımızın önemli olmadığını söylüyor ama bence birkaç çocuk sadece birkaç hafta okula gitmeyerek tüm dünyada manşetlere çıkabiliyorsa istersek hepimizin birlikte neler yapabileceğini düşünün. (Alkışlar) Neredeyse konuşmamın sonuna geldik, insanlar genelde bu noktada umut, güneş panelleri, rüzgâr enerjisi gibi şeylerden bahsetmeye başlar ama ben öyle yapmayacağım. Cesaret konuşması yapıp olumlu düşünceler pazarlamak için 30 yılımız vardı. Üzgünüm ama bu işe yaramıyor. Çünkü yarasaydı şu ana kadar emisyon düşmüş olurdu. Öyle olmadı. Umuda ihtiyacımız var, tabii ki var. Umuttan daha çok gereksinimimiz olan şeyse eylem. Bir şeyler yapmaya başladığımız an, umut her yerde var olur. Umut arayışında olmak yerine bir şeyler yapma arayışında olun. Umut ancak o zaman ortaya çıkar. Bugün, günde 100 milyon varil petrol kullanıyoruz. Bunu değiştirecek bir siyasetçi yok. Petrolün toprakta kalmasını sağlayacak bir kural yok. Dünyayı kuralına göre oynayarak kurtaramayız çünkü o kurallar değişmeli. Her şeyin değişmesi gerek ve değişim de bugün başlamalı. Teşekkürler (Alkışlar)