Drew Dudley
3,614,705 views • 6:14

I wanted to just start by asking everyone a question: Kaçınız kendinize lider diyebilecek kadar rahat hissediyorsunuz? Görüyorsunuz, bu soruyu ülkenin her köşesinde sordum ve yer fark etmeksizin sorduğum her yerde, seyircinin büyük bir kısmı çoğunlukla ellerini kaldırmaz. Ve şunu anladım ki biz liderliği kendimizden daha büyük bir şey yapmışız. Kendimizden öte bir şey yapmışız. Dünyayı değiştirmekle ilgili bir anlam yüklemişiz. Ve biz bu liderlik sıfatına sanki bir gün hak edeceğimiz bir şeymiş de şu anda kendimize lider dememiz bir kibir ve ukalalık göstergesiymiş gibi davranıyoruz. Ve bazen, sadece başkalarının çok zor başarabileceği inanılmaz şeyleri başardığımız zaman kutlamaya çok zaman harcadığımızdan, sadece bu tarz şeylerin kutlamaya değer olduğuna kendimizi inandırdığımızdan endişeleniyorum ve böylece her gün yapabildiğimiz şeylerin değerini düşürmeye ve gerçek bir lider olduğumuz durumlar için zaman ayırmaya başlıyoruz ve bu durumlar için kendimize pay çıkarmamıza ve kendimizi bu hususta iyi hissetmemize izin vermiyoruz. Geçtiğimiz 10 yıl boyunca, beni daha mutlu ettiğine inandığım bir şekilde liderliği tekrar tanımlamama yardım eden inanılmaz insanlarla çalıştım. Bugün bu kısa zamanımda sadece, bu yeniden tanımlamanın belki de en büyük sebebi olan hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ben, Sackville, New Brunswick'te küçük bir okul olan Mount Allison Üniversitesi'nde eğitim gördüm ve ordaki son günümde, bir kız bana geldi ve dedi ki, "senle tanıştığım ilk anı hatırlıyorum." Ve bana dört yıl önce olmuş bir olay anlattı. Dedi ki, "Üniversiteye başlamadan bir önceki gün, annem ve babamla bir otel odasındaydım ve bunu yapamayacağımdan o kadar çok korkuyordum, kendimi üniversiteye hazır olmadığıma öyle çok ikna etmiştim ki, gözyaşlarına boğuldum. Ve annemle babam inanılmazdı. Bana dediler ki, 'Bak, korktuğunu biliyoruz, ama yine de yarın gidelim. İlk gününde gidelim ve eğer herhangi bir noktada bunu yapamayacağını hissedersen, önemli değil, sadece söyle, seni eve geri götüreceğiz. Ne olursa olsun seni seviyoruz."

Ve kız dedi ki, "Ertesi gün gittim, kayıt olmak için sırada bekliyordum, ve etrafıma baktım ve yapamayacağımı biliyordum. Hazır olmadığımı biliyordum. Bırakmam gerektiğini biliyordum." Ve dedi ki, "Bu kararı verdim ve verdiğim gibi bu inanılmaz huzur hissi içime doldu. Anneme ve babama dönerek onlara eve gitmemiz gerektiğini söyledim, tam o anda Öğrenci Birliği binasından hayatımda gördüğüm en aptal şapkayla sen çıkageldin." (Kahkahalar) "Harikaydı. Ve Shinerama'yı destekleyen büyük bir tabela taşıyordun, bunun açılımı Kistik Fibrozisle Savaşan Öğrenciler," - yıllarca birlikte çalıştığım bir hayır kurumu - "ve elinde bir kova dolusu lolipop vardı. Ve sıra boyunca yürüyordun ve sıradaki insanlara lolipop veriyor, onlara Shinerama'yı anlatıyordun. Ve birdenbire, bana geldin ve sadece durdun ve bana gözlerini diktin. Tüyler ürperticiydi." (Kahkahalar) Şuradaki kız ne dediğimi tam olarak biliyor. (Kahkahalar) "Ve sonra yanımdaki çocuğa baktın, gülümsedin ve sepetine uzanarak bir lolipop çıkardın ve çocuğa tutarak dedin ki, 'Yanında duran bu güzel kadına bir lolipop vermelisin.'" Ve dedi ki, "daha önce hiç bu kadar çabuk utanan birini görmemiştim. Pancar kırmızısına dönmüş ve bana bakamamıştı bile. Lolipopu sadece şu şekilde tutabilmişti." (Kahkahalar) Ve o çocuk için o kadar kötü hissetmiştim ki lolipopu aldım ve ben alır almaz, senin yüzünde inanılmaz haşin bir ifade oluştu ve anneme ve babama bakarak dedin ki, 'Şuna bakın. Şuna bakın. Evden uzaktaki ilk günü ve şimdiden bir yabancının elinden şeker alıyor?!' (Kahkahalar) Ve dedi ki, "Herkes kendini kaybetti. 7 metre uzağımızdaki herkes ulumaya başladı. Bu aptalca biliyorum ve sana bunu neden söylüyorum bilmiyorum, ama o an herkes gülerken, bırakıp gidemeyeceğimi biliyordum. Olmam gereken yerde olduğumu biliyordum, evimde olduğumu biliyordum ve o günden beri dört yıl boyunca seninle hiç konuşmadığımı biliyorum, ama ayrılıyor olduğunu duydum ve buraya gelip sana, benim hayatımda ne kadar önemli bir insan olduğunu ve seni özleyeceğimi söylemeliydim. İyi şanslar."

Ve yürüyüp gitti, ben dümdüz oldum. İki metre uzağa gitti, arkasına döndü ve gülümseyerek dedi ki, "Şunu da bilmelisin. Dört yıl geçti ama o çocukla hala çıkıyorum." (Kahkahalar)

Toronto'ya taşındıktan bir buçuk yıl sonra, düğünleri için bir davetiye aldım.

Şimdi asıl nokta geliyor. Bu olayı hatırlamıyorum. O ana ait bir şey anımsamıyorum, belleğimi yokladım, çünkü gülünç ve bunu yaptığımı hatırlamam gerekir, ama hatırlamıyorum. Ve belki de birinin hayatına yaptığım en büyük etki olduğunu düşünmek benim için öylesine göz açıcı ve dönüştürücü bir andı ki, bir kadın çıkıp dört yıl sonra bir yabancıya diyor ki "Benim için olağanüstü önemli bir insansın," ve ben bu anı hatırlamıyorum bile.

Kaçınız hayatınızı temelden iyileştirdiğini hissettiğiniz, birinin bir şey söylediği ya da bir şey yaptığı bir lolipop anı yaşadınız? Pekala. Kaçınız bunu yapan insana yaptığını söyleyebildiniz? Gördünüz mü, neden olmasın? Doğum günlerini kutluyoruz, ki bunu yapmak için tek yapmak gereken 365 gün boyunca ölmemek - (Kahkahalar) - ve yine de hayatımızı daha iyi yapan insanların bunu bilmeden yürüyüp geçmelerine izin veriyoruz. Ve her biriniz, tek tek her biriniz, bir lolipop anı için katalizör oldunuz. Söylediğiniz ya da yaptığınız bir şeyle birinin hayatını daha iyi yaptınız ve eğer yapmadığınızı düşünüyorsanız, deminki soruyu sorduğumda tekrardan kalkmayan onca eli düşünün. Siz sadece kendisine söylenmeyen insanlardan birisiniz.

Ama kendimizi bu derece güçlü düşünmek oldukça korkutucu. Başka insanların hayatlarına bu kadar etki edebildiğimizi düşünmek dehşet verici, çünkü liderliği bizden büyük bir şey yaptıkça, liderliği bizden öte bir konumda tuttukça, liderliği dünyayı değiştirmekle ilgili bir hususa bürüdükçe, aynı zamanda liderliği kendimizden ve birbirimizden her gün beklememek için bir bahane bulmuş oluyoruz.

Marianne Williamson demiş ki, "En büyük korkumuz, yetersiz olmamız değil. En büyük korkumuz, ölçemeyeceğimiz kadar güçlü olmamız. Bizi korkutan şey karanlığımız değil, ışığımız." Ve bugün sizi bunun üstesinden gelmek için harekete geçmeye davet ediyorum. Birbirimizin hayatlarında olağanüstü bir biçimde güçlü olmaktan korkmamamız gerekiyor. Bunun üstesinden gelmeliyiz ki, bunun ötesine geçebilelim ve küçük kardeşlerimiz ve bir gün çocuklarımız — veya şu anda çocuklarımız — bizi izleyebilir ve birbirimizin hayatlarına bulunduğumuz katkılara paradan, güçten, ünvanlardan ve nüfuzdan çok daha fazla değer verebilirler. Liderliği lolipop anlarından oluşturarak tekrar tanımlamamız gerekiyor; kaç tane böyle an yarattık, kaç tane böyle an bize yaşatıldı, bize yaşatılanların kaçını başkalarıyla devam ettirdik ve kaç tanesi için teşekkür ettik. Çünkü biz liderliğe dünyayı değiştirmekle ilgili bir anlam yükledik ve dünya diye bir şey yok. Sadece altı milyar tane yorumlaması var ve eğer bunlardan birisinin yorumunu, o bir kişinin neler yapabileceğine dair düşüncelerini, onu kimlerin önemsediğine dair bildiklerini, bu dünyada onun, tek bir insanın gücüyle neleri değiştirebileceğine dair düşüncelerini değiştirirseniz, her şeyi değiştirmiş olursunuz. Ve eğer liderliği bu yönden anlayabilirsek, bana öyle geliyor ki liderliğin tanımını böyle değiştirebilirsek, bence her şeyi değiştirebiliriz. Ve bu basit bir fikir, ama küçük bir fikir olduğunu düşünmüyorum ve bugün sizlerle bunu paylaşmama izin verdiğiniz için hepinize teşekkür etmek istiyorum.