Conor Heffernan
4,093,564 views • 3:55

Aralıksız ayak sesleri, kısıtlı alan ve bir arpa boyu yol gidememenin monotonluğu. Saatler geçmiş gibi geliyordur fakat yalnızca on bir dakika olmuştur Şöyle düşünürsünüz: “Neden kendime işkence ediyorum ki? Bu şeyin insanlık dışı bir ceza olarak görülmesi gerekiyor.

Aslında tam da böyledir ya da böyleydi. Koşu bantları 1800’lerde İngiliz mahkumlarını cezalandırmak için yapılmıştır.

O dönemlerde İngiliz cezaevi sistemi berbat derecede kötüydü. İdam ve sürgün çoğunlukla tercih edilen cezalardı. Kilit altında olanlar, çok pis hücrelerde saatlerce tecrit ediliyordu. Bu nedenle dini gruplar, yardımseverler ve Charles Dickens gibi ünlülerin öncülüğündeki hareketler bu vahim koşulları değiştirmeye ve mahkumların düzelmesine yardım etmeye çalıştı.

Hareketleri başarıya ulaştığında cezaevlerinin tamamı yeniden şekillendirildi ve koşu bandı gibi yeni rehabilitasyon yöntemleri getirildi.

İngiliz mühendis Sör William Cubitt’in 1818’de geliştirdiği özgün versiyon böyle çalışıyordu. Mahkumlar büyük bir çarkın, 24 dişli boşluğuna basıyordu. Çark döndükçe mahkum, düşme riskine karşı adım atmaya devam etmek zorunda kalıyordu. Modern step makinalarına benzer şekilde. Bu arada dişlilerin dönüşü suyu pompalıyor, tahılları öğütüyor ya da değirmene güç sağlıyordu. “Ayak değirmeni” adı bundan gelmektedir.

Bu mekanizmalar, mahkumları adam etmenin harika bir yolu olarak görüldü. Değirmenlere güç sağlanması, Napolyon Savaşları’ndan dolayı daralan İngiliz ekonomisinin yeniden inşa edilmesine de fayda sağladı. Bu, mahkumlar hariç herkes için bir kazançtı.

Öyle tahmin ediliyor ki mahkumlar ortalama olarak koşu bandında günde 6 saate kadar kaldılar. Bu da 1524 ile 4267 metre tırmanmaya eşdeğerdir. 4267 metre, aşağı yukarı Everest Dağı’nın yarı noktasıdır. Bunu haftanın beş günü az bir besinle sürdürdüğünüzü düşünün.

Cubitt’in tasarımı, İngiliz İmparatorluğu ve Amerika’da hızlı biçimde yayıldı. İcadından sonraki on yıl içinde, 50’den fazla İngiliz cezaevi bir koşu bandına sahip olmuştu. Amerika’da da rakam benzer seviyedeydi.

Beklendiği üzere yetersiz beslenme ve bu efor birleşince pek çok mahkumun çöküntü ve sakatlıklar yaşadığı, cezaevi gardiyanlarının ise bunlarla ilgilenmedikleri görüldü. 1824’te New York cezaevi gardiyanı James Hardie daha taşkın tutukluların ehlileştirilmesinde mekanizmanın hakkını teslim ediyor, “korkuyu tesis eden, monoton devamlılık ve zorluk” diye yazıyordu, halen birçok kişinin hemfikir olduğu bir alıntıyı.

İngiltere’de 19. yüzyılın sonuna kadar kullanılan koşu bantları, aşırı acımasız bulunarak 1898’deki Cezaevi Yasası’yla yasaklandı.

Fakat elbette bu işkence aleti bir intikamla, bu kez her şeyden habersiz halkı hedef alarak geri döndü. 1911’de ABD’de bir koşu bandı patenti tescil edildi ve 1952’ye gelindiğinde günümüzün modern koşu bandının öncüsü yapılmıştı.

1970’lerde ABD’de koşu çılgınlığı patlak verdiğinde koşu bandı, aerobik kondisyonu geliştirmenin ve istenmeyen kiloları vermenin kolay ve kullanışlı bir yöntemi olarak yeniden ilgi odağı oldu ki dürüst olmak gerekirse bu işte gerçekten iyi. Bu makine o zamandan beri popülerliğini korudu.

Dolayısıyla daha önce insanlık dışı bir ceza olan şeyle bir dahaki sefere kendi isteğinizle karşı karşıya kaldığınızda ne zaman ineceğinize kendiniz karar verdiğiniz için memnuniyet duyabilirsiniz.