Clay Shirky
1,076,525 views • 13:07

Hikaye, 2007 aralığında Kenya'daki tartışmalı başkanlık seçimleriyle başlıyor. Seçimlerin hemen sonrasında ülkede etnik şiddet salgını patlak verdi. Nairobi'de Ory Okolloh isminde bir avukat, kiminiz onu TEDTalk'dan biliyor olabilirsiniz, Kenyan Pundit isimli siteden blog yazmaya başladı. Seçimden ve şiddet salgınından hemen sonra, yönetim medyaya ciddi kısıtlamalar getirdi. Böylece, bloglar medyanın yorumcu bir alanı olmaktan daha kritik bir görev üstlendi, şiddetin nerede olduğunu anlatma görevi. Ve Okolloh yazdıklarına yorum yapan insanlardan neler olduğu hakkında daha fazla bilgi vermelerini istedi. Böylece yorumlar yağmaya başladı. Okolloh bunları birleştirip yayınlıyordu. Kısa sürede "Bu çok fazla. Bunu her gün, bütün gün yapsam da yetişemem" dedi. "Şimdi Kenya'da neler olduğuyla ilgili bir kişinin başa çıkabileceğinden çok daha fazla bilgi var. Keşke bunları otomatik hale getirmenin bir yolu olsaydı." dedi.

Onun blogunu okuyan iki programcı ellerini kaldırıp "Bunu biz yapabiliriz." dediler. Ve 72 saat içinde Ushahidi'yi kurdular. Ushahidi — kelime olarak Swahili dilinde "tanık" veya "ifade" anlamına geliyor — sahadan ya internet aracılığıyla ya da daha kritik olarak cep telefonlarından ve mesajlardan raporları alıp onları birleştirip bir harita üzerine koymanın kolay bir yolu. Sadece bundan ibaret ama gerekeni de bu kadar. Çünkü bunun yaptığı herkesin bildiği ama açıkça konuşulmayan bilgileri birleştirip haritaya yerleştirip halka sunmak. "Kriz haritalandırması" denilen bu hareketin başlangıcı 2008 Ocak'ında Kenya'da gerçekleşti.

Ve yeterince insan bunu kullanıp değerli görünce, programcıları Ushahidi'yi herkese açık kaynaklı bir platforma dönüştürmeye karar verdiler. O zamandan beri Meksika'da seçim yolsuzluğunu takip etmek amacıyla kullanıldı. Washington'da karların temizlenmesini takip etmek için kullanıldı. En ünlüsü de Haiti'deki depremin sonrasında kullanıldı. Ushahidi açılış sayfasındaki haritaya baktığınızda, Ushahidi'nin kaç defa kullanıldığını görüyorsunuz, dünya dört bir yanında kullanılmış, değil mi? Doğu Afrika'da 2008'in başında ortaya çıkan basit bir fikir ve uygulama üç yıldan kısa sürede küresel bir boyut kazandı.

Okolloh'un yaptığı, dijital teknoloji olmasaydı imkansızdı. Okolloh'un yaptığı, insanların cömertliği olmasaydı imkansızdı. Şimdi ilginç olansa, sosyal düzene meydan okuyan oluşumların sayısı bu iki kavramın varlığına bağlı. Benim bahsettiğim kaynak bu. Ben ona "zihin fazlası" diyorum. Ve bu dünya nüfusunun gönüllü olarak büyük, hatta bazen de küresel projelere katkıda bulunmasını temsil ediyor. Zihin fazlası iki şeyden oluşuyor. İlki, doğal olarak dünyanın boş zamanı ve yetenekleri. Dünyanın ortaklaşa projelere harcayacak bir yılda bir trilyon saatten fazla zamanı var. 20. yüzyılda da dünyanın bol bol boş vakti vardı, ama Ushahidi'yi 20. yüzyılda kullanamadık.

Zihin fazlasının ikinci parçası da bu. 20. yüzyıldaki medya ortamı insanların tüketmelerine yardımcı olmakta çok başarılıydı. Sonuç olarak da tüketmekte çok başarılı olduk. Ama şimdi internet gibi cep telefonları gibi tüketmekten daha fazlasını yapmamıza imkan sağlayan medya araçlarıyla insanların tembellikten hoşlandıkları için tembellik yapmadıklarını görüyoruz. Tembeldik, çünkü sadece bunu yapabiliyorduk. Tabii ki hala tüketmekten hoşlanıyoruz. Ama yaratmaktan ve paylaşmaktan da hoşlanıyoruz. Eskiden beri varolan insan motivasyonu ve motivasyonu büyük ölçekte birleştirebilen modern araçlar yeni tasarım kaynakları. Ve zihin fazlasını kullanarak bilimde, edebiyatta, sanatta, politikada yaratılan inanılmaz şeyler görüyoruz. Tasarımda.

Bununla birlikte pek çok şirin başlıklarla daha komikleştirilen kedi resimleri de alıyoruz. Bunlar medya ortamının bize sağladığı fazlalıklardan. Aynı zamanda Ushahidi ile birlikte gelen insanların katılımıyla oluşan başka bir model. Avukatların deyimiyle iddia ediyorum ki bu komik kedi resimleri yaratılabilecek en aptal şey. Tabii ki başka adaylar da var ama komik kedi resimlerini genel bir örnek olarak alabiliriz. Olay şu. Yaratılabilecek en aptal şeyin bile sonucunda bir şeyler yaratılıyor. Böyle bir şey yapan birisi, ne kadar orta hâlli de olsa bir şeyler denedi ve ortaya bir şeyler sundu. Ve bunu bir kere yaptıktan sonra, bir daha yapabilirler. Ve bunun daha iyi olması için çalışabilirler.

Orta hâlli işler ile iyi işler arasında bir kuşak var. Bir sanat dalıyla uğraşan ya da bir şey yaratan herkesin bildiği gibi bu sürekli en üst noktasına çıkmayı çabaladığımız bir kuşak. Asıl boşluk, bir şeyler yapmakla yapmamak arasında. Ve komik kedi resimleriyle uğraşan birisi bu boşluğu çoktan aştı. Şimdi komik kedi resimlerini almadan Ushahidiler'i almak çekici geliyor, değil mi, gereksiz şeyleri almadan ciddi şeyleri almak. Ama medya bolluğu böyle bir şey. Deneme özgürlüğü her şeyi deneyebilme özgürlüğü anlamına geliyor. Kutsal matbaa ile bile erotik romanları bilimsel makalelerden 150 yıl önce aldık.

Ushahidi ile komik kediler arasındaki kritik fark ile ilgili konuşmadan önce onların ortak kaynaklarından bahsetmek istiyorum. Bu kaynak cömertlik için tasarım. Bu, çağımızın ilginçliklerinden biri, zihin fazlası bile çevresinde tasarımımızı gerçekleştirebileceğimiz bir kaynak haline geliyor, sosyal bilimler de bunu açıklamaya çalışıyorlar, içimizden gelerek yaptığımız şeylerin bizim için ne kadar önemli olduğunu, patronumuz bize yapmamızı söylediğinden, onları yapmak için para aldığımızdan değil de yapmayı istediğimiz için yaptığımızı.

Bu Uri Gneezy ve Afredo Rusticini'nin 2000'lerin başında "caydırıcılık teorisi" hakkında test edip yazdıkları makaleden bir grafik. Caydırıcılık teorisi insan davranışıyla ilgili çok basit bir teori. Birisinin bir şeyi daha az yapmasını istiyorsanız ona ceza verin, o şeyi daha az yapacaklardır. Basit, apaçık, mantıklı, aynı zamanda test edilmemiş birşey. Hayfa, İsrail'de 10 kreşe gidip oraları incelediler. Buraları, insanların en sinirli zamanlarında, çocukların alındığı saatte incelediler. Çocukların alınma saatinde bütün gün onlarla birlikte olan öğretmenler sizin çocukları gelip zamanında almanızı isterler. Aynı zamanda ebeveynler, işlerinin yoğun olmasından ya da evin başka işlerine koşturmalarından dolayı birazcık geç kalmalarının anlayışla karşılanmasını isterler.

Gneezy ve Rusticini bu 10 kreşteki geç gelme sayısını merak ettiler. Bu grafikte gördüğünüz gibi —bunlar hafta sayısı, bunlar da geç gelme sayısı— bu 10 kreşte ortalama 6 ila 10 geç gelme görülüyor. Bunun üzerine bu kreşleri iki gruba ayırdılar. Burada gördüğünüz beyaz grup kontrol grubu oldu, bunlarda hiçbir şeyi değiştirmediler. Siyah çizgiyle gördüğünüz gruba "Şimdi anlaşmayı değiştiriyoruz. Çocuğunuzu 10 dakikadan geç alırsanız, faturanuza 10 şekel ekleyeceğiz. Aması maması yok." dediler.

Bunu yapar yapmaz insanların davranışları değişti. Geç almalar takip eden dört hafta boyunca cezadan önceki ortalamanın üç katına kadar arttı ve sonrasında ceza öncesinin iki ve üç katı arasında kaldı. Burada ne olduğunu görebiliyorsunuz değil mi? Ceza, kreşin alışılagelmişini bozdu. Cezaya başlayınca, ebeveynler öğretmenlere 10 şekel ödeyince çocuklarını geç almalarının bedelini ödediklerini düşünmeye başladılar ve bunun için öğretmenlere karşı duydukları suçluluk veya endişe ortadan kalktı. Böylece ebeveynler gayet mantıklı olarak, "Çocuğumu geç almak için 10 şekel, bunun nesi kötü olabilir ki?" dediler. (Gülüşmeler)

20. yüzyılda kazandığımız insan davranışının açıklaması şöyledir; hepimiz mantıklı, kazancımızı mümkün olduğunca arttırmaya çalışan varlıklarız. Kreşin yazılı bir anlaşması yoktu. Ve bu açıklama ortada bağlayıcı bir şey olmadığında geçerli. Ama kreş meselesinde bu geçerli değil. Bu olayda yazılı anlaşmadansa sosyal bağlayıcılar vardı. Ve sosyal bağlayıcılar yazılı anlaşmaların yaratacağından daha cömert bir kültür yarattı. Böylece Gneezy ve Rustichini bu deneyi on hafta boyunca tekrarladılar. Onbirinci hafta ceza vermeyi kesince ilginç bir şey oldu. Hiçbir şey değişmedi. Cezayla bozulan alışılagelmiş davranış aynen devam etti. Ekonomik ve insanların içinden gelen davranışlar sadece birbirleriyle uyumsuz değil, bu uyumsuzluk uzun bir süre boyunca devam edebiliyor. Bu tarz durumları tasarlarken aklınızda bulundurmanız gereken şey işin hangi boyutuna ağırlık verdiğiniz: ekonomik tarafına, yani ebeveynlerin öğretmenlere para ödemesine ya da sosyal tarafına ağırlık vermeniz, bu durumda cömertlik için tasarım yapıyor olursunuz.

Komik kedilere ve Ushahidi'ye geri geliyoruz. Burada işin boyutu fark yaratıyor. Bunların ikisi de zihin fazlasına dayanıyor. İkisi de insanların yaratma ve yarattıklarını paylaşma arzularına dayanıyor. İkisi arasındaki kritik fark şurada. Komik kediler o topluma özgü bir değer. Katılımcılar bunları birbirleri için yaratıyorlar. Belirli toplumlara özgü değerleri pek çok yerde görüyoruz. Mesela Flickr'daki fotoğraflar olsun ya da Youtube'daki videolar olsun toplu ve herkese açık alanlarda bunlardan bolca var. Bu iyi bir şey. Komik kedileri ben de herkes kadar belki de daha fazla seviyorum. Ama bu aynı zamanda büyük ölçüde çözülmüş bir sorun. İleride "Nereden şirin bir kedi fotoğrafı bulabilirim?" sorusunun sorulduğu bir zamanı göremiyorum.

Buna zıt olarak, Ushahidi toplumsal bir değer. Katılımcılar tarafından yaratılan ama toplum tarafından bir bütün olarak yararlanılan bir değer. Ushahidi için belirlenen amaç hayatı sadece katılımcılar için değil, Ushahidi'nin bir şeyler ifade ettiği toplumdaki herkes için daha iyi bir hale getirmek. Ve bu toplumsal değer insan motivasyonunun bir yan etkisi değil. Bizim topluca bu tarz uğraşılarımızın bir yan etkisi olacak. Bir yılda bu işler için kullanılabilecek bir trilyon saat var. Bu yıl var, önümüzdeki yıl da olacak. Ve bu tarz işlerle uğraşabilecek insan sayısı artacak. Ve görüyoruz ki insanların cömertliklerine dayanan bir kültür için tasarlanan organizasyonlar, fazla yazılı anlaşma olmadan inanılmaz sonuçlar alabiliyor. Bu 20. yüzyıldaki geniş grupların katılımını gerektirenden farklı bir model.

Burada farkı yaratan şey mucit ve girişimci Dean Kamen'in söylediğine göre; "Özgür kültürler kutladıkları şeyleri alırlar." Bizim önümüzde bir seçim var. Bir senede bir trilyon saat var. Bu süreyi birbirimizi güldürmeye harcayabiliriz, bunu yapacağız da. Bu bedava. Ama bu süreyi insanları kutlayarak, destekleyerek ve ödüllendirerek, zihin fazlasını toplumsal bir değer yaratarak da harcayabiliriz. Ve bunu yapabildiğimiz, buna muktedir olduğumuz ölçüde, toplumu değiştirebiliriz.

Çok teşekkür ederim.