Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
Bir gün eşimle pazarda yürüyordum ve biri suratıma bir kafes yapıştırdı. O parmaklıkların arasında şimdiye kadar gördüğüm en hüzünlü gözler vardı. İçindeki çok hasta orangutan yavrusu, ilk karşılaşmamdı. O akşam, karanlıkta pazara tekrar geldim ve "uhh, uhh" sesini duydum. Tabi ki, bir çöp yığınının üstünde ölen bir orangutan yavrusu buldum. Doğal olarak, kafesi kurtarılmıştı. Minik yavruyu aldım, ona masaj yaptım, sonunda normal nefes almaya başlayana kadar onu içmeye zorladım.
Bu Uce. Şu an Sungai Wain ormanında yaşıyor, ve bu da Matahari, ikinci oğlu. Aynı zamanda, kurtardığım ikinci orangutan Dodoy'un da oğlu. Bu hayatımı önemli ölçüde değiştirdi. Şu an itibariyle, iki merkezimde 1.000 kadar yavru var.
Hayır. Hayır. Hayır. Yanlış. Bu korkunç bir şey. Bu onları vahşi doğada korumayı başaramadığımızın kanıtı. Bu hiç iyi değil. Bu herkesin doğru olan şeyi yapmayı başaramadığının kanıtı. Dünyadaki tüm hayvanat bahçelerindeki tüm orangutanlardan daha fazla orangutana sahip olunca, şu an bile her yavruya karşılık altısı ormandan kayboluyor.
Batılı ülkelere biyoyakıt sağlamak, özellikle palmiye yağı, için orman tahribatı bu problemlere neden olan şey. Bunlar 20 metre turbadan oluşan turba bataklık ormanları, dünya üzerindeki en büyük organik madde birikimleridir. Bunu yağ palmiyesi yetiştirmek için açtığınızda CO2 volkanları yaratıyor oluyorsunuz O kadar çok CO2 emisyonu oluyor ki şu an ülkem dünyada en çok seragazı emisyonu yapan ülkeler arasında üçüncü sırada, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri'nden sonra. ve hiç de endüstrimiz yok. Sadece bu orman tahribatı yüzünden.
Bunlar korkunç görüntüler. Hakkında çok uzun konuşmayacağım, ama Uce ailesinin orada ormanda yaşayacak kadar şanslı olmayan pek çok ferdi var, hala bu süreçten geçmek zorunda olan, ve artık onları nereye yerleştireceğimi bilemiyorum. Bu nedenle onun için bir çözüm üretmem gerektiğine karar verdim. ama aynı zamanda öyle bir çözüm ki bu ormanları sömürmeye, son kalan keresteyi ele geçirmeye çalışan ve bir bakıma habitatın yok olmasına ve tüm o kurbanlara neden olan insanlar yararlanmalıydı.
Böylece Samboja Lestari adlı yeri yarattım Fikir şuydu: Eğer bunu düşünebileceğim en imkansız yerde yapabilirsem, hiçbir şeyin kalmadığı, hiç kimsenin "Evet, ama..." diyecek bahanesi olamaz. Hayır. Herkes bunu izleyebilir.
İşte Doğu Borneo'dayız. Başladığım yer burası. Gördüğünüz gibi sadece sarı arazi var, hiçbir şey kalmamış, sadece biraz ot. 2002'de orada insanların yüzde 50 kadarı işsizdi. Suç miktarı olağanüstüydü. İnsanlar paralarının büyük bir kısmını sağlık sorunları ve içme suyu için harcıyorlardı. Hiçbir tarımsal faaliyet kalmamıştı. Vilayetteki en fakir bölgeydi ve doğal hayat tümden yok olmuştu. Biyolojik bir çöl gibiydi. Otların arasında durduğumda, sıcaktı -böcek sesi bile yoktu- sadece sallanan otlar.
Buna rağmen, dört yıl sonra yaklaşık 3.000 kişiye iş imkanı yarattık. İlkim değişti. Size göstereceğim: artık ne seller ne de yangınlar var. Burası artık en fakir bölge değil, ve biyo-çeşitlilikte inanılmaz gelişme var. Şu an itibariyle 1.000'in üstünde türümüz, 137 kuş türümüz var. 30 tür sürüngenimiz var.
Peki burada ne olmuştu? Bu ormanda büyük bir ekonomik yıkım yaratmıştık. Aslında basitçe, tüm yıkım süreci şu an palmiye yağıyla olandan biraz daha yavaş ilerler oldu. Ama aynı şeyi gördük - "kes ve yak" tarımımız vardı; insanların gübreye paraları yetmiyordu, bu nedenle ağaçları yakıyor ve orada mevcut mineralleri kullanıyorlardı. Yangınlar sıklaştı ve bir süre sonra elinizde verimliliğin kalmadığı bir arazi parçasıyla kalıyordu. Hiç ağaç kalmamıştı. Yine de, bu yerde, bu otlakta, ilk ofisimizi görebildiğiniz oradaki tepede, dört yıl sonra, dünya yüzeyinde bu yeşil öbek var...
ve orada tüm bu hayvanlar var ve tüm bu mutlu insanlar var, ve orada bu ekonomik değer var.
Öyleyse, bu nasıl mümkün? Aşamalara bakarsanız oldukça basit: araziyi aldık, yangınlarla mücadele ettik, ve sonra sadece tarım ve ormancılığı birleştirerek ağaçlandırma yapmaya başladık. Ancak o zaman altyapıyı, idari ve finansal yapıyı kurduk. Ama sürecin her aşamasında yerel halkın dahil olmasından emin olduk ki hiçbir dış güç buna müdahale edemesin ve insanlar bu ormanın savunucuları olsunlar. Böylece "insan, kar, gezegen" prensiplerini kullandık ama buna ek yaptık -kesin bir hukuki statü için- çünkü eğer orman ülkeye aitse insanlar onun kendilerine ait olduğunu, onun herkese ait olduğunu söylerler. Sonra tüm bu diğer ilkeleri uyguladık şeffaflık, profesyonel idare, ölçülebilir sonuçlar, ölçeklenebilirlik, tekrarlanabilirlik, vs.
Yaptığımız çözümler formüle etmekti hiçbir şeyinizin olmadığı bir durumdan bir hedef duruma nasıl gidileceğine dair. Kontrol edebileceğiniz etkenleri baz alarak çözümler formüle edersiniz. İster beceriler, ister gübre, isterseniz de bitki seçimi olsun. Sonra çıktılara bakarsınız ve ne çıktığını ölçmeye başlarsınız. Bu çözümde maliyet de vardır. Ne kadar iş gücü gerektiğini de bilirsiniz. Eğer bu çözümü bir haritaya düşürürseniz, kumlu bir toprağa, killi bir toprağa, dik bir yamaca, düz bir toprağa, tüm bu farklı tarifleri koyar ve birleştirirseniz ortaya bir iş planı, bir çalışma planı çıkar ve bunu elinizde olan iş gücüne veya gübre miktarınıza göre optimize edebilirsiniz, ve bunu başarabilirsiniz.
Bu uygulamada şöyle oluyor. Bu kurtulmak istediğimiz otlar var. Köklerinden [belirsiz] tür bileşikler yayıyor, ama Akasya ağaçları düşük değere sahiptirler ama mikroklimayı restore etmek, toprağı korumak ve otlardan kurtulmak için onlara ihtiyacımız var. Sekiz yıl sonra belki de biraz ahşap elde edebilirler, tabi eğer bambu kabuklarında olduğu gibi doğru şekilde korunabilirse. Bu eski bir Japon kilise inşa yöntemi ama bambu yangına çok hassastır. Bu nedenle eğer onu en başta dikersek her şeyi tekrar kaybetmemizin riski çok fazladır. Dolayısıyla onu sonra dikeriz, suyu filtreleyecek su yollarıyla birlikte, ahşap hazır olduğunda hammadde sağlayabilecek şekilde.
Yani fikir şu: bu akışları mekanda, zaman sürecinde ve eldeki kısıtlı imkanlarla nasıl entegre edilmeli. Böylece ağaçları diktik, bu ananasları diktik ağaçlar arası rekabeti azaltmak için de aralarına fasulye ve zencefil diktik. Ürün gübresi, tarımsal ürünler için ve insanlar için yararlı olduğu kadar ağaçlara da yardım eden organik maddedir. Çiftçilerin boş arazisi olur, sistem erken gelir getirir, orangutanların sağlıklı yiyecekleri olur ve biz de ekosistem yenilenmesini hızlandırabiliriz hatta para bile birikirebiliriz.
Ama bu o kadar da kolay mı? Pek de değil, çünkü 1998'de ne olduğuna baktığınızda, yangın başladı. Bu aşağı yukarı 50 milyon hektarlık bir alan. Ocak. Şubat. Mart. Nisan. Mayıs. 5.5 milyon hektarlık bir alanı sadece birkaç ay içinde kaybettik. Bunun nedeni 10.000 kadar bu yeraltı yangınlarından olması, burada Amerika Birleşik Devletler'nde Pensilvanya'da da olduğu gibi. Toprak kurur kurumaz, kuru mevsimde, çatlaklar oluşur, oksijen içeri girer ve alevler çıkar ve tüm problem baştan başlar.
Peki bu döngü nasıl kırılır? Yangın en büyük problem. Bu, üç ay kadar etrafın nasıl göründüğü. Üç ay boyunca dışarıdaki otomatik ışıklar sönmedi, çünkü o kadar karanlıktı. Tüm ürünleri kaybettik, hiçbir çocuk bir sene boyunca kilo alamadı. 12 IQ puanı kaybettiler; tam bir felaketti hem orangutanlar hem de insanlar için. Yani bu yangınlar üzerinde çalışılması gereken ilk şeydi. Bu nedenle onu tek başına bir madde olarak ele aldım. Bunun için yerel insanlara ihtiyacınız var, çünkü bu otlaklar yanmaya başladıklarında, yangın adeta fırtına gibi ilerliyor. Son kalan kül ve besinleri de denize doğru akan ve oradaki mercan kayalıklarını öldüren ilk yağmurla tekrar kaybediyorsunuz.
Bu yüzden bu işi yerel insanlarla yapmak zorundasınız. Bu kısa vadeli çözüm, ama bir de uzun vadeli çözüme ihtiyacınız var. Bizim yaptığımız alanın çevresinde şeker palmiyelerinden bir halka yarattık. Bu şeker palmiyeleri yangına dayanıklı çıktılar ve bu arada sele de dayanıklılar. Yerel halka oldukça çok gelir sağlıyorlar.
İşte böyle gözüküyor: İnsanların onlardan günde iki kez sıvı almaları gerekiyor. Milimetrelik bir dilim ve alacağınız tek hasat şekerli su, karbon dioksit, yağmur ve biraz da gün ışığı. Prensipte bu ağaçları biyolojik güneş pillerine dönüştürüyorsunuz. Bundan o kadar çok enerji elde edebiliyorsunuz ki, çünkü yılda hektar başına üç kat daha fazla enerji üretiyorlar, çünkü onlardan her gün sıvı elde edebiliyorsunuz. Ne [belirsiz] ne de başka bir ürünü toplamanız gerekmiyor.
İşte bu birleşim, tropikal bölgelerde elimizde olan ve hala değerlendirilmemiş genetik potansiyel ile teknolojinin kombinasyonu, ama bir yandan da hukuki yanınızın çok düzenli olması gerekiyor. Böylece o araziyi satın aldık ve işte burada projemize başladık, hiçliğin ortasında. Biraz yakınlaşırsanız bütün alanın farklı toprak tiplerine işaret eden çizgilere bölündüğünü göreceksiniz Biz gerçekten de bu 2.000 hektarlık, 5.000 dönümlük arazideki her ağacı gözlemliyor ve ölçüyorduk. Bu orman biraz farklı.
Aslında yaptığım doğayı örnek almaktı, ve doğa monokültürü bilmez, ama doğal bir ormanın birden fazla katmanı vardır. Bu, hem yerin içinde hem de yerden yukarıda var olan ışığı daha iyi kullanabileceği, sistemde daha fazla karbon biriktirebileceği, daha nice işlevi olabileceği anlamına gelir. Ama daha karmaşıktır. O kadar kolay değil ve insanlarla çalışmak zorundasınız.
Bu nedenle yaptığımız, aynı doğa gibi, hızlı büyüyen ağaçlar yetiştirdik ve altlarında birincil orman dokusunu oluşturacak, çeşitliliği çok olan, ışığı en uygun şekilde kullanabilen daha yavaş büyüyen ağaçları büyüttük. Bir o kadar önemli şey, yapraklar üzerinde yetişecek ve 24 saat içinde yaprak dökmüş olan ağaçların köklerine besinleri geri kazandıracak doğru mantarları oraya sokmak. Besin pompaları gibi olurlar. Azotu bağlayacak bakterilere ihtiyacın vardır. O mikroorganizmalar olmazsa hiç verim alamazsın.
Böylece dikime başladık - günde sadece 1.000 ağaç. Çok çok daha fazla dikebilirdik, ama istemedik; çünkü istihdamı istikrarlı tutmak istedik. Dikimde çalışacak o insanları kaybetmek istemedik. Burada pek çok iş yapıyoruz. Hangi toprak türünde hangi sebze ya da hangi ağacın yetişeceğine bakmak için indikatör bitkiler kullanıyoruz. Bu ağaçlardan her birini uzaydan izledik.
Bu gerçekte nasıl göründüğü, etrafında bu yamuk halka var, 648 aileye gelir sağlayan 100 metre genişliğindeki şeker palmiyesi bandı. Bu alanın sadece küçük bir kısmı.
Buradaki fidanlık oldukça farklı. Avrupa'daki ağaç türü sayısına bakacak olursak, örneğin Urallar'dan İngiltere'ye, ne kadar var biliyor musunuz? 165. Bu fidanlıkta, bundan 10 kat daha fazla tür yetiştireceğiz. Hayal edebiliyor musunuz? Neyle çalıştığınızı bilmek zorundasınız, ama işte bu çeşitlilik bunu başarmanızı sağlar. Bu sıfır durumundan hareket edebilirsiniz: sebze ve ağaçlar dikip ya da doğrudan oradaki çim hatlarını ağaçlandıp bir tampon bölge oluşturarak, kompostunuzu üreterek, ve sonra büyüyen bu ormanın her aşamasında kullanılabilir ürünler olacağından emin olarak. Başlangıçta, belki ananas, fasulye ve mısır. İkinci aşamada, muz ve papaya olacaktır. Daha sonra çikolata ve kırmızı biberler olacaktır. Sonra yavaş yavaş, ağaçlar devralmaya başlar, meyve, ahşap ve yakacak odun ürünleriyle. Son olarak, şeker palmiyesi ormanı devralır ve insanlara sabit gelir sağlar.
Sol üstte, o yeşil hatların altında beyaz noktalar görüyorsunuz - bunların hepsi aslında uzaydan görebildiğiniz birer ananas bitkisi. O alanda daha önce gösterdiğim akasya ağaçlarından yetiştirmeye başladık. İşte bu bir yıl sonrası. Ve bu iki yıl sonrası. işte yeşil. Eğer kuleden bakarsanız, bu, otlarla uğraştığımaya başladığımız zaman, fideleri ektiğimiz muzlar, papayalarla birlikte. Hepsi yerel halk için olan ürünler, ama ağaçlar da aralarda hızla büyüyorlar. Üç yıl sonra, 137 kuş türü.
Böylece hava sıcaklığını üç dört santigrat derece kadar düşürdük. Nem yüzde 10 arttı. Bulut örtüsü - şimdi size göstereceğim - arttı. Yağmur miktarı arttı. Tüm bu türler ve gelirler.
Buraya inşa ettiğim bu ekolojik kulübe, üç yıl önce boş sarı bir arazideydi. Avrupa Uzay Ajansı'yla birlikte kullandığımız bu aktarıcı bize üstümüze kalibrasyon için gelen her uydunun bir fotoğraf çekmesini sağlıyor. Bu fotoğrafları ormanın ne kadar karbon, ne kadar büyüdüğünü analiz etmek için kullanıyoruz ve bu işbirliğiyle bu uydu görüntülerini kullanarak her ağacı gözleyebiliyoruz, ama şu an bu verileri başka bölgelere çözümler ve aynı teknolojiyi sağlamak için kullanabiliyoruz. Aslında bu Google Earth'le zaten elimizde. Eğer kamyonlara takip cihazları koyacak kadar teknolojinizi kullanır ve Google Earth'ü de onunla birlikte kullanırsanız, ne kadar palmiye yağının sürdürülebilir olarak üretildiğini, hangi firmanın ahşap çaldığını hemen söyleyebilirsiniz. Böylece herhangi bir enerji korunumu hesabından çok daha fazla karbon tasarrufu yapabilirsiniz.
İşte bu Samboja Lestari alanı, ağaçların ne kadar büyüdüğünü hesaplıyorsunuz, ama aynı zamanda biyoçeşitliliğin geri kazanılmasını da ölçebilirsiniz. Biyoçeşitlilik ne kadar suyun dengelendiği, ne kadar ilacın orada tutulabileceğine dair bir indikatör. Sonunda yağmur makinesine ulaştım, çünkü bu orman artık kendi yağmurunu yaratıyor. Bu yakındaki Balıkpapan şehrinin ciddi bir su sorunu var, yüzde 80 deniz suyuyla çevrelenmiş durumda ve orada şu an oldukça sık tuzlu suyun tatlı sulara karışma durumu söz konusu. Şimdi bu ormanın üstündeki bulutlara bakalım, yeniden ağaçlandırılan, yarı açık ve açık alanlara baktık.
Bu görüntülere bakın. Onları hızla geçeceğim. Tropiklerde, yağmur damlaları buz kristallerinden oluşmaz, ılıman bölgelerde olduğu gibi, [belirsiz] olan ağaçlara ihtiyacınız vardır. Ağaçların yapraklarından çıkan bu kimyasallar yağmur damlalarını başlatırlar. Yani bulutların toplanabildiği serin bir yer yaratıyorsunuz ve yağmuru başlatacak ağaçlarınız var. Bakın, şu an yüzde 11.2 daha fazla bulut var, ki bu, hemen üç yıl sonrası. Eğer yağış miktarına bakacak olursanız, zaten yüzde 20 artmıştı. Bir sonraki yıla bakalım, eğilimin devam ettiğini görebiliyorsunuz. Başta, yüksek yağış miktarı olan küçük bir tepe noktamız varken, şimdi o alan genişliyor ve artıyor. Eğer Samboja Lestari üstündeki yağış miktarı örüntüsüne bakarsak, bir zamanlar en kurak bölgeydi, ama şimdi tutarlı bir şekilde, en çok yağmurun orada oluştuğunu görüyorsunuz. Yani aslında iklimi değiştirebilirsiniz. tabi alize rüzgarlarıyla bu etki kayboluyor, ama sonra, rüzgar düzene girer girmez, yine bu alan üstündeki yağmur miktarında uç değerler görüyorsunuz.
Yani durumun umutsuz olduğunuz söylemek doğru değil, çünkü eğer çeşitli teknolojileri entegre edersek gerçekten de fark yaratabiliyoruz. Bilimi kullanmak güzel, ama hala çoğunlukla insanlara dayalı, sizin eğitiminize dayalı. Çiftçi okullarımız var. Ama esas başarımız, müzik grubumuz, çünkü eğer bir bebek doğarsa, müzik çalıyoruz, yani herkes ailemiz ve ailenizle problem yaşamak istemezsiniz.
Bu nasıl göründüğü. Arazinin çevresinden geçen, bize ait bölgeden insanlara elektrik ve su getiren bu yolumuz var. Şeker palmiyeleri bölgemiz var ve sonra çok dikenli palmiyelerden -alanın ortasında yaşam alanı sağladığımız- orangutanlarla insanları ayrı tutmak için bu çitimiz var. İçerde, bu ağaçlandırılmış alanımız var bu ağaçlandırdığımız alan var. Çünkü son 12 yılda hiçbir tropik sert kereste ağacı fidanı büyümedi, çünkü iklimsel tetikleyiciler kayboldu. Tüm tohumlar yendi.
Bu yüzden şimdi içerden gözlemliyoruz: kulelerden, uydulardan, hafif uçaklardan. Toprağını satan her aile şimdi bir parça toprağını geri alıyor. İki tropik sert kereste ağacından güzel çiti var. İlk yıl gölge yapan ağaçları dikiyorsunuz, sonra altlarına şeker palmiyesi dikiyorsunuz ve bu dikenli çiti dikiyorsunuz. Birkaç yıl sonra gölge yapan ağaçlardan birazını sökebiliyorsunuz. İnsanlar, bambu kabuğuyla sakladığımız akasya ahşabını alıyorlar. Böylece bir ev inşa edebiliyor ve yemek yapmak için yakacak odunları oluyor. Bundan sonra ağaçlardan istedikleri kadar ürün elde edebiliyorlar. Üç aileye yetecek kadar gelirleri oluyor. Ama bu programda ne yaparsanız yapın, halkın tam desteği olması şart, yani bu yerel ve kültürel değerlere adapte olmanız anlamına geliyor. Tek bir yer için basit tek bir çözüm yok.
Ayrıca yozlaşmasının da zor olduğundan emin olmalısınız, şeffaf olduğundan. Burada, Samboja Lestari'deki gibi, halkayı 20 ailelik gruplara bölüyoruz. Eğer tek bir üye anlaşmayı ihlal eder ve ağaçları keserse, diğer 19 üyenin ona ne olacağına karar vermesi gerekiyor. Eğer grup harekete geçmezse, diğer 33 grubun, onlara sunduğumuz büyük fırsatlara uyum sağlamayan o gruba ne olacağına karar vermesi gerekiyor.
Kuzey Sulawesi'deyse bu bir kooperatif, demokratik bir kültürleri var, bu sayede sisteminizi korumak için yerel hukuki sistemi kullanabiliyorsunuz. Yani özetle, bakacak olursak, ilk yıl insanlar topraklarını gelir elde etmek için satıyorlar, ama buna karşılık inşaat ve ağaçlandırma, orangutanlara çalışmada işleri oluyor, atık ahşabı el sanatları için kullanabiliyorlar. Ayrıca ağaçların arasında boş arazileri oluyor, burada ürünlerini yetiştirebiliyorlar. O meyvelerin bir kısmını artık orangutan projesine satabiliyorlar. Evler için inşaat malzemeleri, şeker satmak için sözleşmeleri oluyor. Böylece büyük miktarlarda etanol ve enerjiyi yerel olarak üretebiliyoruz. Çevresel olan bütün bu diğer faydalara sahip oluyorlar, paraya, eğitim alıyorlar. Bu büyük bir anlaşma.
Ve her şey tek bir şeye dayanıyor - ormanın orada kalmasından emin olmaya. Yani orangutanlara yardım etmek istiyorsak -aslında yapmak için yola çıktığım- yerel insanların bundan fayda sağlayacak olanlar olduğundan emin olmalıyız. Şimdi düşünüyorum da bunu başarmanın anahtarı, basit bit cevap verecek olursam, entegrasyon. Umarım ki, daha fazlasını öğrenmek isterseniz, daha fazla okuyabilirsiniz.
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
Biyolog Willie Smits, yerel orangutanları korumak için karmaşık bir ekolojik yap-bozun parçalarını bir araya getirerek, Borneo'daki dümdüz edilmiş yağmur ormanlarını tekrar yetiştirecek bir yol buldu ve narin ekosistemleri hayata döndürecek nefes kesici bir plan oluşturmuş oldu.
Willie Smits has devoted his life to saving the forest habitat of orangutans, the "thinkers of the jungle." As towns, farms and wars encroach on native forests, Smits works to save what is left. Full bio »
Translated into Turkish by Naz Beykan
Reviewed by Sancak Gülgen
Comments? Please email the translators above.
A natural forest is multilayered. Both in the ground and above the ground it can make better use of the available light, it can store more carbon in the system, it can provide more functions.” (Willie Smits)
23:46 Posted: Sep 2008
Views 193,557 | Comments 49
17:25 Posted: Apr 2007
Views 856,923 | Comments 275
12:53 Posted: Oct 2006
Views 214,743 | Comments 46
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.