Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
İkinci Dünya Savaşı bir Alman esir kampı, ve bu adam, Archie Cochrane, bir savaş esiri ve bir doktor, ve bir sorunu var. Sorun şu, bakımını üstlendiği adamlar Archie'nin gerçekten anlamadığı dayanılmaz ve elden ayaktan düşüren bir durumdan dolayı acı çekiyorlar. Semptomlar deri altında sıvıların korkunç bir şekilde artması. Ama bunun bir enfeksiyon mu yoksa kötü beslenmeyle mi ilgili olduğunu bilmiyor. Nasıl tedavi edeceğini bilmiyor. Ve düşmanca bir ortamda çalışmaya çalışıyor. Ve savaşlarda insanlar dehşet verici şeyler yaparlar. Alman kampındaki gardiyanlar, sıkılıyor. Rastgele kamptakilere ateş etmeye başlıyorlar eğlence için. Bir defasında, gardiyanlardan biri esirlerin tuvaletlerine, içerisi esir doluyken bir el bombası atıyor. Şüpheli gülüşmeler duyduğunu söylüyor. Ve Archie Cochrane, kamp doktoru olarak, bu pisliği temizleyecek olanların ilklerinden. Ve bir şey daha: Archie kendisi de bu hastalıktan muzdarip.
Yani durum oldukça ümitsiz görünüyor. Ama Archie Cochrane becerikli bir kişi. Zaten kampa gizlice C vitamini sokmuştu, ve şimdi de karaborsadan "marmite" erzaklarını almayı başarmıştı. Şimdi bazılarını "marmite"ın ne olduğu merak edebilir. "Marmite" İngilizlerin pek sevdiği bir kahvaltılık. Ham petrol gibi görünür. Tadı.. ekşimsi. Ve daha önemlisi, zengin bir B12 vitamini kaynağı. Böylece Archie ilgilendiği adamları elinden geldiğinde eşit iki gruba ayırır. Onların yarısına C vitamini veriyor. Diğer yarısına ise B12 vitamini veriyor. Çok dikkatli ve titiz bir şekilde sonuçları bir egzersiz defterine yazıyor. Ve sadece birkaç gün sonra, hastalığa ne neden oluyor olsun, açıkça anlaşıldı ki "marmite" bunun ilacı.
Böylece Cochrane sonra esir kampını idare eden Almanlara gidiyor. Şimdi şu anda hayal etmeniz gerekiyor- bu fotoğrafı unutun, bu adamı uzun kızıl sakalı ve çarpılmış kızıl saçları hayal edin. Tıraş olamıyordu- bir nevi Billy Connolly figürü. Cochrane, İskoç aksanıyla bu Almanlara heyecanlı bir şekilde anlatıyor- akıcı bir Almancayla, bu arada, ama İskoç aksanıyla- ve onlara Alman kültürünün dünyaya Schiller ve Goethe'yi vermiş bir kültür olduğunu anlatıyor. Ve bu barbarlığın nasıl tolere edilebildiğini anlayamıyor. Ve hayal kırıklığını dışa vuruyor. Ve sonra kendi kışlasına döner, kendini tutamaz ve ağlar çünkü durumun ümitsiz olduğuna ikna olmuştur. Ama genç bir Alman doktor Archie Cochrane'nin egzersiz defterini alır ve iş arkadaşlarına şöyle der, 'Bu kanıt inkar edilemez. Eğer esirlere vitamin sağlamazsak, bu bir savaş suçu olur.' Ve ertesi sabah, B12 vitamini tedariki kampa getirilir ve esirler iyileşmeye başlarlar.
Şimdi size bu hikayeyi anlatıyorum çünkü bana kalırsa Archie Cochrane bir ahbap, Archie Cochrane'nin ahbap olmasına rağmen. Hatta bunu size halk politikasının her alanında daha dikkatlice kontrol edilen rasgele çalışmalar yapmamız gerektiğini söylemek için anlatmıyorum, ki aslında bunun tamamen müthiş olacağını düşünüyorum. Siz bu hikayeyi anlatıyorum çünkü Archie Cochrane, tüm yaşamı boyunca, korkunç bir dertle savaştı. Ve bunun insanları zayıf düşürdüğünü fark etti ve toplumları yıprattığını. Ve buna verdiği bir isim vardı. Bunu 'Tanrı kompleksi' olarak isimlendirdi. Şimdi Tanrı kompleksinin semptomlarını çok, çok kolay bir şekilde tarif edebilirim. Yani kompleksin semptomları problem ne kadar karmaşık olursa olsun, cevap bulmada, hatasız bir şekilde doğru olduğuna dair, kesinlikle ezici bir inancın olmasıydı.
Şimdi Archie bir doktordu. Yani doktorlarla çok takılıyordu. Ve doktorlar Tanrı kompleksinden sıklıkla çekerler. Ben bir ekonomistim, doktor değilim, ama Tanrı kompleksini etrafımda her zaman ekonomist arkadaşlarımda görüyorum. İş dünyasındaki liderlerde görüyorum. Oy verdiğimiz politikacılarda görüyorum- İnanılmaz derecede karmaşık bir dünyanın karşısında, dünyanın nasıl çalıştığını anladıklarına ne olursa olsun kesinlikle ikna olmuş insanlar bunlar. Ve biliyorsunuz, sürekli duyduğumuz gelecekteki milyarlarla, dünya basitçe söyleyecek olursak bu şekilde anlamak için çok karmaşık.
Peki, size bir örnek vereyim. Bir an hayal edin, karşınızdaki Tim Harford yerine, Hans Rosling grafiklerini size sunuyor. Hans'ı bilirsiniz: TED'in Mick Jagger'ı. (Gülüşmeler) Ve size bu inanılmaz istatistikleri gösteriyor, bu inanılmaz animasyonları. Ve çok başarılılar, harika bir iş. Ama tipik Hans Rosling grafiği: bir an için düşünün, ne gösterdiğini değil, ama göstermediği, dışarıda bıraktığı nedir onu düşünün. Yani size kişi başına GMH'yı göstereceğim, nüfus, yaşam süresi, bu kadar. Yani her ülke için üç parça veri- üç parça veri. Üç parça veri hiç bir şeydir. Demek istediğim, şu grafiğe bakın.
Fizikçi Cesar Hidalgo tarafından hazırlandı. Kendisi MIT'de. Bunun bir kelimesinden bir şey anlamayacaksınız, ama bu şekilde görünüyor. Cesar veritabanını 5.000'den fazla ürün için taramış ve bu veritabanını sorgulayacak ve farklı ürünler arasındaki ilişkileri grafiğe dönüştürecek network analizi tekniklerini kullanmış. Ve bu harika, harika bir iş. Tüm bu ara bağlantıları, tüm bu karşılıklı ilişkileri gösteriyorsunuz. Ve sanırım bu ekonominin nasıl büyüdüğünü anlamak açısından son derece faydalı. Başarılı bir iş. Cesar ve ben New York Time dergisine bunun nasıl çalıştığını anlatan bir yazı yazmaya çalıştık. Ve öğrendiğimiz Cesar'ın çalışmasının New York Time dergisinde açıklanamayacak kadar iyi olduğuydu.
5.000 ürün- bu hala hiçbir şey. 5.000 ürün- Cesar Hidalgo'nun verilerindeki her ürün kategorisini saydığınızı hayal edin. Her bir ürün kategorisi için bir saniyeniz olduğunu hayal edin. Yaklaşık bu oturumun uzunluğu gibi bir sürede, tüm 5.000 ürünü saymış olurdunuz. Şimdi aynı şeyi Walmart'ta indirimde olan farklı her ürüne yaptığınızı hayal edin. Orada 100.000 ürün var. Tüm gününüzü alacaktır. Şimdi Tokyo, Londra, New York gibi başlıca ekonomilerdeki indirimde olan her farklı spesifik ürünü saymayı deneyin. Bu hatta Edinburgh'da daha da zor çünkü tüm viski ve tartanı da saymak zorundasınız. Eğer New York'ta indirimdeki her ürünü ve servisi saymak istiyorsanız- 10 milyar kadar var- 317 yılınızı alacaktır. İşte yarattığımız ekonomi bu derece karmaşık. Ve ben burada sadece tost makinelerini sayıyorum. Orta Doğu sorununu çözmeye çalışmıyorum. Buradaki karmaşıklık inanılmaz. Ve sadece bir parça bağlam- beynimizin gelişmeye başladığı toplumların yaklaşık 300 ürün ve servis vardı. Bunları beş dakika içinde sayabilirsiniz.
Yani bizi saran dünyanın karmaşıklığı bu. Bu belki Tanrı kompleksini böyle cezp edici bulmamızın nedeni. Geriye çekilip 'Resim çizebiliriz, bazı grafikler yerleştirir, anladık, bunun nasıl işlediğini anlıyoruz' deme eğilimindeyizdir. Ve anlamayız. Asla. Şimdi burada vermeye çalıştığım nihilistik bir mesaj. Karmaşık bir dünyada var olan karmaşık sorunları çözemeyiz demeye çalışmıyorum. Açıkça yapabiliriz. Ama yolu, onları alçak gönüllülükle çözmek olmalı- Tanrı kompleksinden vazgeçmek ve aslında işleyen bir sorun çözme tekniği kullanmak. Ve işleyen bir sorun çözme tekniğimiz var. Şimdi bana başarılı karmaşık bir sistem gösterin, ve ben size deneme yanılmadan gelişen bir sistem göstereyim.
İşte bir örnek. Bu bebek deneme yanılma yoluyla üretildi. Bunun muğlak bir ifade olduğunu farkındayım. Belki bunu aydınlatmalıyım. Bu bebek bir insan bedeni: evrimleşiyor. Evrim nedir? Milyonlarca yıldan fazla, farklılık ve seçim, farklılık ve seçim- deneme ve yanılma, deneme ve yanılma. Ve deneme yanılma yoluyla mucizeler yaratan sadece bu biyolojik sistemler değil. Bunu endüstriye bir bağlamda da kullanabilirsiniz.
Yani diyelim ki bir deterjan yapmak istiyorsunuz. Diyelim ki Unilever'siniz ve Liverpool yakınlarındaki bir fabrikada deterjan yapmak istiyorsunuz. Nasıl yaparsınız? Peki, muazzam büyük bir tank dolusu sıvı deterjanınız var. Onu yüksek basınç altında bir enjektörden pompalıyorsunuz. Bir deterjan spreyi yaratıyorsunuz. Sonra sprey kuruyor. Toza dönüşüyor. Yere dökülüyor. Kürekle topluyorsunuz, kartondan kutulara koyuyorsunuz. Bir süpermarkette satıyorsunuz. Çok para kazanıyorsunuz. Bu enjektörü nasıl tasarlarsınız? Çok önemli olduğu anlaşılıyor. Şimdi bunu Tanrı kompleksine atfedecek olursak, yaptığınız kendinize küçük bir Tanrı bulmanızdır. Kendinize bir matematikçi bulursunuz; bir fizikçi bulursunuz- bu sıvının dinamiklerini anlayan birisi. Ve o enjektörün optimal (en iyi) tasarımını yapacaktır. Şimdi Unilever bunu yaptı ve çalışmadı- çok karmaşık. Bu sorun bile, çok karmaşık.
Ama genetik profesörü Steve Jones Unilever'in bu sorunu aslında nasıl çözdüğünü açıklıyor- deneme yanılmayla, farklılık ve seçimle. Bir enjektörü alırsınız ve bu enjektörde 10 rastgele farklı şeklini yaratırsınız. Bu 10 taneyi denersiniz, en iyi çalışan bir tanesini seçersiniz. Bu bir taneden 10 farklı şeklini yaratısınız. Tüm 10 taneyi denersiniz. En iyi çalışanını seçersiniz. Bu bir taneden 10 farklı şeklini yaratısınız. Bunun nasıl işlediğini anlıyorsunuz, değil mi? Ve 45 nesil sonra, bu inanılmaz enjektöre sahip olursunuz. Biraz bir satranç taşına benziyor- mükemmel şekilde işliyor. Neden çalıştığına dair hiçbir fikrimiz yok, hiçbir fikrimiz. Ve Tanrı kompleksinden geri adım attığınız anda- hadi birkaç şeye sahip olmayı deneyelim; hadi neyi çalışıp neyin çalışmadığına dair sistematik bir yolumuz olsun- sorununuzu çözebilirsiniz.
Şimdi bu deneme ve yanılma süreci aslında başarılı kurumlarda fark ettiğimizden çok daha görülen bir şeydir. Ve ekonominin nasıl işlediği hakkında çok fazla şey duyduk. ABD ekonomisi hala dünyanın en büyük ekonomisi. Nasıl dünyanın en büyük ekonomisi haline geldi? Size ABD ekonomisi hakkında her türlü veriyi verebilirim, ama sanıyorum en çarpıcı olan şudur: Amerikan ticari kuruluşlarının yüzde 10'u her yıl yok olmaktadır. Bu çok muazzam bir başarısızlık oranı. Diyelim ki Amerikalıların başarısızlık yüzdesinden çok daha fazla. Amerikalıların yüzde 10'u her yıl yok olmuyor. Bu da bizi Amerikan ticari kuruluşlarının Amerikalılardan daha hızlı başarısız olduğu sonucuna götürüyor ve bu nedenle Amerikan ticari kuruluşları Amerikalılardan hızlı evrimleşiyor. Ve buna bağlı olarak, o kadar yüksek bir mükemmelliğe ulaşacaklardır ki bizi kendi evcil hayvanları haline getirecekler- (Gülüşmeler) Eğer, elbette, zaten getirmedilerse. Bazen merak ediyorum. Ama bu bir deneme yanılma süreci, bu büyük fikir ayrılığını açıklıyor, Batı ekonomilerinin inanılmaz performansını. Böyle olmadı çünkü inanılmaz derecede zeki bir kişiyi görevlendirdiniz. Deneme yanılma yoluyla oldu.
Şimdi ben son birkaç aydır bunun üzerinde duruyorum ve insanlar bana bazen şöyle diyorlar, 'Pekala Tim, aslında çok açık. Açıkça deneme yanılma çok önemli. Açıkça deney yapma çok önemli. Şimdi neden bu açık şeyi söylemek için etrafında dolanıyorsun?
Ben de, tamam, diyorum, iyi. Sence çok mu açık? Okullar çocuklara doğru tek bir cevabı olmayan sorunların var olduğunu öğrettiklerinde bunun çok açık olduğunu kabul ederim. Onlara her birinin bir cevabı olan sorular listesi vermekten vazgeçin. Ve köşede, öğretmenin arkasında her sorunun cevabını bilen bir otorite figürü var. Ve eğer cevapları bulamazsanız, tembel ya da aptal olmalısınız. Okullar sürekli bunu yapmayı bıraktıklarında, kabul ediyorum, evet, deneme yanılmanın iyi bir şey olduğu açıktır. Bir politikacı ayağa kalkıp seçilecek görev için kampanya yaptığında ve 'Sağlık sisteminin iyileştirmek istiyorum. Eğitim sistemini iyileştirmek istiyorum. Nasıl yapacağım bilmiyorum. Bir düzine fikrim var. Bunları test edeceğiz. Muhtemelen hepsi başarısız olacak. Sonra başka fikirleri test edeceğiz. Bazılarının çalıştığını göreceğiz. Bunun üzerine gideceğiz. İşe yaramayanlardan kurtulacağız.' der. Bir politikacı bu düzlemde kampanya yaptığı zaman ve daha da önemlisi, ben ve siz gibi oy verenler bu tarz bir politikacıya oy vermeye niyetli olduğunda o zaman bunun deneme yanılmanın çalıştığını gösterdiğini kabul ederim ve bu-teşekkürler.
O zamana kadar, o zamana kadar deneme yanılma ve neden Tanrı kompleksini bırakmamız gerektiği hakkında konuşmaya devam edeceğim. Çünkü kendi yanılabilirliğimizi kabul etmek çok güçtür. Çok rahatsız edicidir. Ve Archie Cochrane bunun herkes gibi anlamıştı. Birinci Dünya Savaşından sonra devam ettirdiği bir çalışma var. Kalp krizi geçirmiş hastalar nekahet süresini nerede geçirmeli, sorusunu denemek istemişti. Hastanedeki özel bir kardiyak ünitesinde mi yoksa evlerinde mi iyileşmeliler? Tüm kardiyoloji doktorları onu susturmaya çalıştılar. Tanrı kompleksine fazlasıyla sahiptiler. Hastanelerinin hastalar için doğru yerler olduğuna emindiler. Ve biliyorlardı ki bu tarz bir deneme ya da deney çok etik dışı bir hareketti.
Buna rağmen, Archie bunu yapmak için izin almayı başardı. Çalışmasını yürüttü. Ve çalışmayı bir süre yürüttükten sonra, tüm çalışma arkadaşlarını masa etrafında toplayarak şöyle dedi, 'Peki, beyler, bir takım ön sonuçlara sahibiz. İstatistiksel olarak anlamlı değiller. Ama elimizde bir şey var. Ve anlaşılıyor ki siz doğrusunuz, bense yanlış. Hastaların kalp krizi sonrası nekahet dönemini evde geçirmeleri tehlikeli. Hastanede olmaları gerekir.' Ve bir gürültü kopar ve tüm doktorlar masaya vurarak şöyle derler 'Her zaman etik dışı olduğunu söyledik Archie. Klinik araştırmalarınla insanları öldürüyorsun. Buna şimdi son vermen gerek. Hemen son ver.' Ve büyük bir curcuna olur. Archie geçmesini bekler. Ve sonra şöyle der, 'Pekala, bu çok ilginç beyler, çünkü size sonuç tablolarını verdiğimde, iki sütunun yerini değiştirmiştim. Anlaşıldı ki sizin hastaneniz insanları öldürüyor ve insanlar evde olmalı. Şimdi çalışmayı sonlandırmak ister misiniz, ya da daha sağlam sonuçları mı bekleyelim? Çalı toplantı odasını yuvarlanarak dolaşır.
Ama Cochrane bu tarz şeyleri yapacak adamdır. Ve bu tarz şeyleri yapacak olmasının nedeni sadece durup 'Burada kendi küçük dünyamda, ben bir tanrıyım, her şeyi anlarım. Fikirlerime meydan okunmasını istemiyorum. Vardığım sonuçların test edilmesini istemiyorum.' demenin çok daha iyi hissettirdiğini anlıyordu çünkü. Basitçe kurallara karşı gelmemek çok daha rahatlatıcı geliyor. Cochrane belirsizliğin, başarısızlığın, meydan okunuyor olmanın, bunların acı verdiğini anlamıştı. Ve bazen bundan sarsılarak çıkmamız gerekir. Şimdi bu kolaymış gibi davranmayacağım. Kolay değil. İnanılmaz derecede acı verici.
Ve madem ki bu konu hakkında konuşmaya ve araştırmaya başladım, Japon bir matematikçinin bu konu hakkında söylediği bir şey kafama gerçekten takıldı. Savaştan kısa bir süre sonra, bu genç adam, Yutaka Taniyama, Taniyama-Shimura Varsayımı adı verilen muhteşem varsayımı geliştirmişti. Birçok on yıl sonra, Fermat'nın son teoremini ispatlamada kesinlikle işe yaradığı anlaşıldı. Aslında, Fermat'nın Son Teoremini ispatlamaya eşdeğer olduğu anlaşıldı. Birini ispatlayın, diğerini de ispatlaşmış oluyorsunuz. Ama bu her zaman bir varsayımdı. Taniyama denedi ve denedi ve asla bunun doğru olduğunu ispatlayamadı. Ve 1958 yılındaki 30'uncu yaş gününden kısa süre önce Yutaka Taniyama kendini öldürdü. Arkadaşı, Goro Shimura- onunla birlikte matematik çalışıyordu- on yıllarca sonra, Taniyama'nın yaşamı üzerine düşündü. 'Bir matematikçi olarak çok dikkatli bir insan değildi' demişti. 'Birçok hata yaptı. Ama hatalarını güzel bir yönde yapmıştı. Onunla yarışmaya çalıştım, ama sonra anladım ki güzel hatalar yapmak gerçekten zordur.'
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
Ekonomi yazarı Tim Harford karmaşık sistemleri inceliyor -- ve başarılı olanlar arasında şaşırtıcı bir bağlantı buluyor: deneme ve yanılma yöntemi uygulamalarını. TEDGlobal 2011'deki bu canlı konuşmada, bizi raslantısallığımızı kucaklamaya ve daha iyi hatalar yapmaya çağırıyor.
Tim Harford's writings reveal the economic ideas behind everyday experiences. Full bio »
Translated into Turkish by Serap Çakl
Reviewed by Diba Szamosi
Comments? Please email the translators above.
I see the God complex around me all the time in my fellow economists. I see it in our business leaders. I see it in the politicians we vote for — people who, in the face of an incredibly complicated world, are nevertheless absolutely convinced that they understand the way that the world works.” (Tim Harford)
17:51 Posted: Apr 2011
Views 1,003,429 | Comments 323
10:05 Posted: Dec 2010
Views 450,004 | Comments 245
17:30 Posted: Sep 2006
Views 1,993,455 | Comments 257
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.