Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
Kültürel evrim, yeryüzündeki tüm canlı türleri için başıboş bırakılması tehlikeli olan bir çocuktur. Tam ne olduğunu fark ettiğiniz anda, emeklemekte olan bu çocuk ayağa kalkıp bir sürü kargaşaya neden olur, ve onu geri alması da çok zordur. Bizler, insanlar dünyanın Pandora türleriyiz. İkincil kopyalacıyı kutusundan serbest bıraktık, ve şimdi onu kutusuna geri koyamıyoruz. Bunun sonuçlarını etrafımızda her yerde görüyoruz.
Şimdi, ben inanıyorum ki, mimetikleri ciddiye alan bir görüş ortaya çıkıyor. ve bu görüş bize yeni bir şekilde düşünmeyi öğretiyor. Sadece gezegenimizde neler olup bittiğini değil, evrende başka yerlerde neler oluyor olabileceğini de gösteriyor. Bu nedenle öncelikle mimetik ve mim teorisi hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. ikinci bahsedeceğim şey ise bu konunun eğer oralarda uzaklarda birileri varsa onlar hakkındaki soruları nasıl yanıtlayabileceği.
Evet, mimetik. Mimetik, evrensel Darwinizm prensipleri üzerine kurulmuş bir bilim. Darwin'in muhteçem bir fikri vardı. Hatta bazı insanlar bunun şimdiye dek öne sürülmüş en iyi fikir olduğunu düşünüyorlar. Bu müthiş bir şey değil mi, bir fikrin, şimdiye kadar insanların aklına gelen en iyi fikir olması? Bu olabilir mi sizce? Seyircileri: Hayır. ( Gülüşmeler) Susan Blackmore: Birisi hayır diyor, oldukça yüksek sesli hem de, şurada. Bence evet, ve eüer böyle bir ödül olsa idi ben bunu Darwin' e verirdim.
Neden mi? Çünkü bu fikir öylesine basitti ki, ama evrenin tüm yapısını da açıklamaya yetiyordu. Sadece biyolojik yapısını da değil üstelik, insanların ürettiği şeylerin yapısını bile. Aslında orada da olan şeyler aynı. Darwin ne dedi? Kabaca biliyorsunuz, doğal seleksiyon fikrini ortaya koydu, ama 1859'da yayınlanan "Türlerin Kökeni'nden" birkaç cümle alıntı yapmama izin verin.
Darwin'in söylediği şuna benzer bir şeydi -- "eğer elinizde çeşitlilik gösteren canlılar varsa, ki şüphesiz vardır-- Ben Galapagos adalarına gittim ve buradaki kuşların gagalarının, kaplumbağaların kabuklarının boylarını ölçtüm diye gidiyor. 100 sayfa kadar sonra -- (Gülüşmeler) " ve eğer bu ortamdaki canlılar hayatta kalma mücadelesi veriyor, ve hatta ölüyorlarsa -- ki mutlaka böyledir. Malthus'u okudum ve eğer fillerin kısıtlanmadan üreyecek olurlarsa dünyanın tamamını ne kadar zamanda tamamen kaplayacağını hesapladım..." vesaire vesaire-- 100 sayfa kadar sonra, " ve eğer bu hayatta kalabilen canlılar, hayatta kalmalarını sağlayan özelliklerini bir sonraki nesile aktarabiliyorlarsa, bir sonraki nesil, ebeveynlerine göre bu koşullarıa çok daha hızlı ve iyi uyum sağlayabileceklerdir.
Fikri görebiliyor musunuz? Eğer, eğer, eğer ve o zaman. Algoritm hakkında çok fazla bilgisi yoktu, ama bu kitapta bahsedilen şey bugün evrimsel algoritma dediğimiz şeyin ta kendisi. Bu prensip uyarınca sadece üç şeye ihtiyaç vardır -- çeşitlilik, seçim ve kalıtsallık. Dan Dennett'in dediği gibi, eğer bu üçü mevcutsa o zaman eninde sonunda mutlaka evrim gerçekleşecektir. Ya da, aklın yardımı olmaksızın kaostan tasarıma gidiş.
Bu slaytta çok sevdiğim bir kelime var. Bu kelimeyi tahmin edebilir misiniz? Seyirciler: Kaos. SB: Kaos mu? Değil. Ne? Akıl mı? Yok o da değil. Seyirciler: Olmaksızın. SB: Yok, olmaksızın da değil. ( Gülüşmeler) Hepsini sırayla deniyorsunuz... hadi ama? Seyirciler: Mutlaka. Mutlaka, evet eninde sonunda mutlaka. Bu durumu bu kadar inanılmaz kılan da bu zaten. Bir yaratıcıya, bir plana, bir ön tasarıma ya da benzer bir başka şeye ihtiyacınız yok. Eğer çeşitlilikten köken alan ve bir sonraki nesile kopyalanan ve seçilime uğrayan bir özellik varsa, yoktan var olan bir tasarım elde edeceğiniz kesindir. Bunun önüne geçemezsiniz. Benim buradaki favori kelimem mutlaka.
Peki, bunun mim'lerle ne ilgisi var? Buradaki çeşitliliğin kopyalanması ve seçilimi prensibini pekçok şeye uygulamak mümkün Biyolojik terimlerle düşünmeye çok alışkın olduğumuzdan genleri bu şekilde düşünebiliyoruz. oysa ki Darwin, elbette genler hakkında birşey bilmiyordu. Genelde bitkiler ve hayvanlar hakkında konuşmuştu, ama aynı zamanda evrimleşen ve soyu tükenen dillerden de bahsetmişti. Evrensel Darwinizm prensibine göre çeşitliliği olan ve tercih edilen her tür bilgi bir tasarıma dönüşecektir.
Richard Dawkins'in 1976 yılında yayınlanan çok satan kitabı "Bencil Gen"de bahsettiği kavram da buydu. Kopyalanan veri, ki o buna replikatör adını takmıştı, kendini bencilce kopyalar. Elbette bundan kastım hücrenin içinde oturup beklerden "kopyalanmak istiyorum" demesi değil. Şu demek, sonuçları ne olursa olsun olabiliyorsa, kendini kopyalayacaktır. Kopyalamanın sonuçlarını düşünemez, çünkü düşünme yetisi yoktur, kopyalanan sadece verilerdir. Dawkins, bu konuda herkesin genleri örnek gösterip düşünmesinden uzaklaşmak isteiği için "dünyada bu şekilde çalışan bir başka veri kopyalayıcı var mı?" diye düşündü. Evet, elbette var.
Etrafınıza bir bakın, bu odadaki grup bile yeterli. Hepimizin çevresi, hala dikkatsizce sağa sola savrulan bir ilkek kültür çorbasıyla kaplı durumda, bu da bir başka replikatör. Verileri insandan insana taklit ederek, dilimizi kullanıp konuşarak ya da hikayeler anlatarak, kılık kıyafetimizle ya da yaptıklarımızla aktarıyoruz. Bu bilgiler de çeşitlilik ve seçim ile kopyalanıyorlar, ve tasarım süreci devam ediyor. Dawkins bu kopyalayıcıya yeni bir isim vermek istedi, ve Yunanca bir kelime olan "mimeme"yi seçti, ki bu taklit edilen anlamına geliyor. Unutmayın ki temel tanım bu. Taklit edilen şey. Ve bu kelimeyı kısalatarak mim adını verdi, kulağa hoş geliyor çünkü ve güzel bir mim yarattı, oldukça etkin yayılan bir mim hem de. Bu fikrin ortaya çıkışı bu şekilde. Bu tanıma sadık kalmakta fayda var.
Mimetik bilimi oldukça yanlış algılanmış, amacından saptırılmış ve korkulan hale gelmiş bir bilim. Ama bu sorunların çoğu bu kelimenin esas tanımını hatırlamakla ortadan kalkıyor. Mim, bir fikir ile eş anlamlı değildir. Bir fikir ya da benzer başka bir şey ile aynı değildir. Tanıma sadık kalalım. Taklit edilen bir şey. Ya da insandan insana kopyalanarak geçen bilgi. Bazı mim örneklerine bakalım şimdi.
Bayım siz, gözlüklerinizi dikkat çekici bir şekilde boynunuza asmışsınız. Bunu kendiniz mi akıl ettiniz, yoksa bir başkasında mı gördünüz? Bir başkasında gördünüz ve kopyaladınız, bu bir mim. Başka, başka... hmm burada ilginç mimler göremiyorum şu an. Evet, bakalım başka ilginç mimler var mı? Ah evet, küpeleriniz, küpe takma fikrini sizin keşfettiğinizi sanmıyorum muhtemelen dışarıda bir yerlerden satın aldınız onları. Dükkanlarda daha bir sürü mevcut. Bu da insandan insana geçen bir şey. Tüm anlattığımız hikayeler de öyle, elbette, TED'in kendisi bile dev bir mim festivali.
Mimler hakkında dişünmemiz gereken şey ise şu, neden yayılıyorlar? Onlar bencil verileri, eğer becerebilirlerse kopyalanıyorlar. Bazıları iyi, güzel, doğru ya da faydalı oldukları için kopyalanıyor. bazıları ise öyle olmasalar da kopyalanıyorlar. Bazılarının neden kopyalandıklarını anlamak imkansız.
Hoşuma giden çok tuhaf bir mim var. Mutlulukla söyleyebilirim ki, buraya konferans için geldiğimde de gördüm onu, eminim ki siz de karşılaştınız onunla. Bir yerlerde güzel bir otel odası kiraladınız, odaya girdiniz, elbiselerinizi yerleştirdiniz ve banyoya gittiniz, orada ne gördünüz? Seyirciler: Banyo sabunu. SB: Anlamadım? Seyirciler: Sabun. SB: Sabun, evet peki, başka? Seyirci: ( Anlaşılmıyor) SB: Hı, hı..... Seyirciler: Lavabo, tuvalet! SB: Lavabo, tuvalet, evet bunlar da mim, hepsi mim, ama bunlar bir anlamda faydalı, ama bir de bu var. ( Gülüşmeler) Bu nedir böyle? ( Gülüşmeler) Bu olay dünyanın her yanına yayılmış durumda. sizin de buradaki banyonuzda bu mim ile karşılaşmış olmanız şaşırtıcı değil. Ama ben bu fotorafı, Assam'da, ormanın ortasındaki bir ekolojik kampta çektim. ( Gülüşmeler) Bunu kim böyle katlamış ve neden? ( Gülüşmeler) Bazıları bu işe kendini epey kaptırıyor. ( Gülüşmellr) Bazıları daha tembel ve hata yapıyorlar. Bazı oteller bu mim'e başka mimler ekleme fırsatını kaçırmıyor, mesela bu küçük etiketle. (Gülüşmeler) Bunun ne anlamı var? Sanırım birinin buraları temizlediğinin göstergesi bu, çok güzel. Ama biliyorsunuz aslında bir başka insanın kendi mikroplarını sağa sola yaydığını da gösteriyor. (Gülüşmeler)
Bunu şöyle düşününç Beyinlerle dolu bir dünya hayal edin ve burda kendine bir yer bulamayacak kadar çok mim olsun. Bu mimler kopyalanmanın bir yolunu arıyorlar, tırnak içinde "kendilerine ev arıyorlaræ ve eğer kopyalanmayı başarırlarsa bunu becerecekler. Sizi ve beni kendilerini kopyalayacak makineler olarak kullanıyorlar, biz onların mim makineleriyiz.
Bu neden önemli sizce? Neden faydalı bir şeyö ya da bize ne anlatıyor? Bize insanoğlunun kökenleri hakkında, insan olmanın ne demek olduğu hakkında yepyeni bir bakış açısı sağlıyor. Kültürel evrimin bilinen tüm teorileri, insanlığın tüm kökeni ve bizi diğer canlılardan farklı kılan öeyler hakkında. Diğer teoriler beynin büyüklüğünü, konuşma yetimizi ve alet kullanımını genlerimizden köken alan ve bizi benzersiz kılan diğer özelliklerimizi açıklıyor. Konuşma yeteneği genlerimize faydalı olmuş olmalı. Alet kullanmamız hayatta kalma ve üreme şansımızı artırmış olmalı. Her zaman konu dönüp dolanıp, Richard Dawkins'in de bir zaman önce yakındığı gibi genlerimize geliyor.
Mimetik biliminin amacı ise, " Yo, hayır her zaman değil." demek. Yaşadığımız bu gezegende iki tan kopyalayıcı mevcut. İki milyon yıl öncesindeki atalarımızdan beri süregelen, onların taklit etmesi ile başlayan yeni bir kopyalama süreci mevcut. Değişkenlikle kopyalama ve aralarından seçme. Yeni bir kopyalayıcı serbest bırakılmıştı ve bir daha asla -- en başından beri, bu kopyalayıcıyı serbest bırakan atalarımız onu sadece yararlı, güzel ve doğru şeylerde kullanıp diğer şeylerde kullanmamazlık edemezdi elbette. Beyinleri bu koylamadan edindikleri avatajları özümserken -- ateş yakmak, ateşi canlı tutmak, yeni avlanma yöntemleri, buna benzer şeyleri -- kaçınılmaz olarak aynı zaman da saçlarına tüyler takmayı, tuhaf kılıklar giymeyi, yüzlerini boyamayı veya benzer şeyleri de taklit ettiler.
Böylece ortaya insanlara onların vaktini bu tip gereksiz şeyleri kopyalayarak vakitlerini harcamayı engelleyecek ufak, verimli beyinler sağlamaya çalışan genler ile, bunların tersini yapan mesela insanların yaptığı sesleri kopyalayan ve sonunda bunun konuşma diline dönüşmesini sağlayan ve beyinleri gittiçe daha büyük hale getirmek için yarışan mimler arasında bir çekişme ortaya çıktı. Bu teoriye göre büyük beyinlerimiz mimlerin bir ürünü.
Bu nedenle "Mim Makinesi"nde bu durumu mimetik ivme olarak nitelendirdim. Mimler evrimleştikçe, ki kaçınılmaz olarak evrimleşmek zorundadırlar mimleri kopyalamada daha usta hale gelmiş, daha büyük bir beyine sahip olacaklardır. Bu nedenle böyle tuhaf beyinlere sahip olduk, din, müzik ve sanattan hoşlanıyoruz. Konuşma dili, bu görüşe göre uyum sağlamayı başardığımız bir parazit, başlangıçtan beri genlerimizden gelmiyor. ve hemen bütün parazitler gibi tehlikeli olarak başlıyor, ama sonradan evrimleşiyor ve uyum sağlıyor ve bu yeni parazitle simbiyotik yeni bir ilişki kuruyoruz.
Kendi bakış açımızdan bunun nasıl başladığının ayırdına varamıyoruz. Bu insanların ne olduğuna dair bir görüş. Bu gezegendeki diğer canlıların tümü gen makinaları, taklitçilik konusunda çok iyi değiller, balki birazcık. Ama biz, tek başımıza hem gen hem de mim makineleriyiz. Mimler bir gen makinesin aldılar ve onu bir mim makinesine çevirdiler.
Ama hepsi bu değil. Artık yeni bir tür mime sahibiz. Bunu uzunca bir zamandır merak ediyorum, çünkü mimler hakkında epeyce çok düşünüyorum. kopyaladığımız bu mimler ile etrafımızdaki bütün bu teknolojik şeyler arasında bir ilinti var mı? -- kopyaladığımız mimler derken, birbirimize söylediğimiz kelimeler vücut dilimiz, diğer insani şeyerden bahsediyorum. Bu güne kadar, bu şeyleri her zaman mim diye adlandırdım, ama doğrusunu isterseniz artık teknolojik mimler için yeni bir kelimeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
Bunlara teknomimler ya da timler diyelim. Çünkü süreçleri biraz daha farklı işliyor. Bundan 5000 yıl kadar önce, yazı yazmaya başladık. Biriktirdiğimiz mimleri kilden tabletlere aktardık, ama gerçek timler ve tim makinaları elde etmek için çeşitliliğin, seçilimin ve kopyalamanın insanların dışında yapılıyor olması gerekli. Ve bu noktaya geliyoruz. Neredeyse bu koşulları sağlayacak olağandışı bir noktadayız artık bunu yapan makinalar var. Aslında, TED'de bulunduğum şu kısa süre boyunca bile buna daha önce düşündüğümden daha yakın olduğumuzu gördüm.
Gerçekte, artık timler beyinlerimizi daha çok tim makinaları gibi davranmak için zorluyor. Çocuklarımız okuma yazmayı çok hızlı öğreniyorlar, makine kullanmayı da öyle. Bir sürü implant, uyumadan ayakta kalmamızı sağlayacak bir sürü ilaca sahibiz. Bunları kendinizin seçtiğini düşünüyor olabilirsiniz, ama aslında bunu yapan timler. Şu anda gezegenimizde üçüncü bir kopyalayıcı olması nedeniyle ilginç br değişim içindeyiz. Peki evrenin diğer noktalarında neler olup bitiyor bu konuda? Oralarda birileri var mı? İnsanlar uzunca bir zamandır bu soruyu soruyorlar. TED'de, burada da bu soruyu soruyoruz. 1961'de Frank Drake meşhur formülünü öne sürdü, ama bence yanlışi bir şeye konsantre oldu. Bu formül çok verimli bir formül oldu, N'in değerini öngirmek istemişti, yani galaksimizde bulunan, iletişim kurma yetisine sahip uygarlık sayısını. Formüle yıldız oluşma hızını, gezegen sayısını, ve kaşınılmaz olarak zeki olmayı ekledi.
Bence bu yanlış bir düşünce şekli. Zeka, her yerde olabilir, çok farklı şekillere bürünebilir. İnsan zekası bildiğimiz zekalardan sadece biri. Ama esas önemli olan şey çoğaltıcınızın olup olmadığı ve varsa kaçıncı derece oldukları, hangisinin kimden beslendiği. Bu nedenle, zekayı değil de, çoğaltıcıları göz önüne alalım diyorum.
Bundan yola çıkarak da farklı bir formül öneriyorum. Çok basit bir formül. N, aynı anlama geliyor. Galaksimizde bulmayı umduğumuz iletişim kurabilecek uygarlıkların sayısı. Bizim galaksimizdeki gezegenlerin sayısını alın, bunların çok az bir kısmında birinci derece bir çoğaltıcı olacaktır. Bunların çok az bir kısmında da ikinci derece bir çoğaltıcı var olabilir. Bunların çok öok az bir kısmı da üçünü seviye çoğaltıcıya sahip olacaktır. Çünkü sadece içinci derece çoğaltıcı gezegen dışına gitmeye çalışıp bilgi, uzay aracı vesaire göndermeye çalışarak uzaktakilerle iletişim kurmaya çalışacaktır.
Tamam, eğer bu formülü göz önüne alırsak, neden hala orada bir yerlerden mesaj almadık? Çünkü bu süreçteki her adım tehlikelidir. Yeni bir çoğaltıcı sahibi olmak tehlikelidir. Bunu başarabilirsiniz, biz başardık ama tehlikelidir. ilk adımı ele alın, dünyada yaşam ortaya çıktıktan hemen sonra. Gaian görüşü benimseyelim. Peter Ward'ın dünkü konuşmasını çok beğendim -- her zaman Gaian olmak mümkün değil. Yaşam biçimleri, kendilerini lödürecek şeyler üretebilirler. Evet, biz bu gezegende başarılı olup hayatta kaldık,
Ama, uzun bir zaman sonra, milyarlarca yıl sonra İkinci bir çoğaltıcıya sahip olduk: mimler. Bu tehlikeliydi, tamam mı? Büyük beynimizi düşünün. Burada kaç anne vardır sizce? Sizler büyük beyinleri oldukça yakından tanıyorsunuz. Onları doğurmak epey zordur. Çok acı vericidir. ( Gülüşmeler) Benim kedin dört yavru doğurdu, doğum bıyunca da guruldadı. Eee, bizdekinden epey farklı değil mi? ( Gülüşmeler)
Sadece acı verici olmakla kalmaz, pekçok bebeğin ve annenin ölümüne neden olur. Bu beyni yapması da çok pahalıdır. Genler, bu myelini üretmek için uğraşırlar, bütün yağları myeline çevrilir. Biliyor musunuz, burada öylesine otururken beyniniz, vücudunuzun sadece ağırlıkça %2'sine sahip olduğu halde enerji tüketiminizin %20'sini harcıyor. Çalıştırması gerçekten de en pahalı olan organdır. Neden? Çünkü mimleri üretiyor.
Ama bu hepimizi öldürebilirdi, hepimizi öldürebilirdi, belki de neredeyse bunu yaptı, görüyorsunuz ya, tam bilemiyoruz Belki de neredeyse bunu yaptı. Daha önce benzer birşeyi deneyen olmuş muydu? Diğer türlere ne dersiniz? Louise Leakey dün anlattı, biz evrim ağacının bu dalına hayatta kalan tek grubuz. Diğerlerine ne oldu? Bu taklit etme deneyi, bu ikincil çoğaştıcı deneyi bu insanları öldürmüş olacak kadar tehlikeli olabilir mi?
Biz paçayı kurtardık ve uyum sağladık. Ama şu anda, daha önce de söylediğim gibi üçüncü çoğaltıcıya gelmiş durumdayız. Ve bu daha öncekilerden daha da tehlikeli-- tekrar bir tehlike var . Neden? Çünkü tümler bencil çoğaltıcılardır ne biz, ne gezegenimiz ne de başka şeyler umurlarında. Onlar sadece bilgiden ibaret -- neden umursasınlar ki? Şu anda gezegenin kaynaklarını tüketmek için bizi kullanıyorlar, daha fazla bilgisayar üretmek için, ya da burada TED'de dinlediğimiz diğer müthiş şeylerden üretmek için. "Ah, ama interneti kendi menfaatimiz için biz yarattık." diye düşünmeyin. Bize öyle geliyor elbette. Ama timlerin, buna zorunlu oldukları için yayıldığını düşünün. Bizler eski makineleriz.
Şimdi, bu defa da paşayı kurtarabilecek miyiz? Ne olacak? Paşayı kurtarmak ne demek? paşayı kurtarmanın iki yolu var aslında birincisi çu an etrafımızda zaten olup bitenlerden ibaret, timler bizi tim makinalarına dönüştürecek, bu implantlar, ilaçlar ve bizim teknoloji ile bitinleşiyor olmamız sayesinde. Peki bunu neden yapsaınlar ki? Çünkü biz kendi kendimize çoğalabiliyoruz. Bebek doğuruyoruz. yeni bireyler meydana getiriyoruz, bu nedenle bizim sırtımıza tutunmak mantıklı çünkü, bu gezegende henüz diğer aşamaya geçemedik. Her ne kadar yakın da olsa bu sabah duydum hatta zennettiğimden de yakınmış. ikinci aşamada tim makinaları kendilerini çoğaltmanın bir yolunu bulacaklar. Bu olduğunda, gezegenin iklimi tamamen değişse de bunun bir önemi olmayacak. ve insanların artık burada yaşayamacak olması da önemsiz olacak. Çünkü bu tim makinaları, artık bize çabucak ezilen, nemli gövdeli, oksijen soluyan sıcaklık isteyen yaratıklara ihtiyaç duymuyor olacaklar. Bizsiz de çoğalabilecekler.
İki olasılık bunlar. İkinci olasılığa henüz çok da yakın olduğumuzu düşünmüyorum. Ama ilki hızla geliyor. Ve gezegenimize şimdiye kadar verdiğimiz zarar üçüncü noktanın ne kadar tehlikeli olduğunu da gösteriyor. Üçüncü tehlikeli an, üçüncü kopyalayıcıyı elde etmek. Bu tehlikeli noktadan da, daha önce birinci ve ikincisinden geçtiğimiz gibi kurtulup hayatta kalabilecek miyiz? Belki evet, belki de hayır. Hiç bir fikrim yok. ( Alkışlar) Chris Anderson: Bu inanılmaz bir konuşmaydı. SB: Teşekkürler. Ben bile korktum. CA: ( Kahkaha)
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
Susan Blackmore mim kavramını inceliyor: bir virüs gibi çoğalarak beyinden beyine yayılan fikirler. Aynı zamanda yeni ve cesur bir önerge sunuyor: İnsanlık yeni bir tür mim olan tim'yi yarattı, teknoloji aracılığı ile yayılan ve hayatta kalmak için yeni yöntemler geliştiren yeni bir tür mim.
Susan Blackmore studies memes -- those self-replicating "life forms" that spread themselves via human consciousness. We're now headed, she believes, toward a new form of meme, spread by the technology we've created. Full bio »
Translated into Turkish by Isil Arican
Reviewed by Sancak Gülgen
Comments? Please email the translators above.
We humans are Earth’s Pandoran species.” (Susan Blackmore)
20:00 Posted: Nov 2006
Views 495,727 | Comments 116
21:48 Posted: Apr 2007
Views 1,002,440 | Comments 290
17:25 Posted: Feb 2008
Views 493,788 | Comments 132
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.