10 yıl önce, bir Salı günü, Kuzey Karolina, Fort Bragg'de paraşütle atladım. Paraşütçü asker olduğumdan beri yaptığım birçok rutin eğitim atlamalarından biriydi. 27 yıl önce. Hava sahasına erkenden gitmiştik çünkü ordudaydık ve ordudaysanız her zaman erkenci olmak gerekir. Bazı rutin eğitimlerden geçersiniz sonra paraşütünüzü takmaya gidersiniz ve bir arkadaşınız size yardım eder. Ve T10 paraşütünüzü giyersiniz. Kayışları vücudunuza nasıl bağladığınıza çok dikkat edersiniz, özellikle de bacağa bağlanan kayışlara çünkü bu kayışlar bacaklarınızın arasındadır. Sonra yedekleri üzerinize alırsınız ve ardından ağır çantayı sırtınıza takarsınız. Daha sonra paraşüt birliklerinde uzman astsubay olan bir atlama uzmanı gelir. Bu astsubay sizi kontrol eder, ayarlamaya yarayan kayışları eline alır, ve herşeyi iyice sıkılaştırır böylece göğüs kafesiniz ezilir, omuzlarınız çöker, ve tabii ki sesiniz de birkaç oktav kalınlaşır. Ardından oturursunuz ve kısa bir süre beklersiniz, çünkü ordudasınızdır. Daha sonra uçağa yüklenmeye başlarsınız, ayağa kalkarsınız ve doğrulursunuz, uçağa doğru adeta böyle hantal hantal yürürsünüz --bir dizi insan olarak-- ve uçağın her yanındaki brandadan oturaklara oturursunuz. Ve kısa bir süre daha beklersiniz, çünkü Hava Kuvvetleri orduya nasıl bekleneceğini öğretir.
Ardından uçak havalanır. Ve o anda o kadar acı vericidir ki -- ve ben bunun bu şekilde tasarlandığını düşünüyorum -- öyle acı vericidir ki atlamak istersiniz. Gerçekten atlamak istemezsiniz ama dışarda olmak istersiniz. Yani uçağın içindesiniz, uçuyorsunuz, ve 20 dakika sonra atlama uzmanları size emirler vermeye başlarlar. Size 20 dakika verirler -- bu ikaz süresidir. Orada oturursunuz, tamam. Sonra size 10 dakika verirler. Ve tabii ki tüm bunlarla yanıt verirsiniz. Ve bu herkesin güvenini arttırmak içindir, korkmadığınızı göstermek için. Daha sonra "hazırlan" çağrısı yapılır. Ardından "Araçdışı asker, ayağa kalk!" komutunu verirler. Eğer araçdışı askerseniz hemen ayağa kalkarsınız. Eğer araçiçi askerseniz, ayağa kalkın. Ve sıraya girin, tek bir çizgi halinde sıralanın. Ve tam o sırada şunu aklınızdan geçirirsiniz, Birazdan muhtemelen atlayacağım. Bu noktadan sonra bundan kaçmanın hiçbir yolu yok." Birkaç kontrolden daha geçersiniz ve ardından kapıyı açarlar.
Ve bu, Eylül'deki o Salı sabahıydı, dışarıda hava çok güzeldi. Böylece güzel hava içeriye dolar. Atlama uzmanları kapıyı kontrol etmeye başlar. Ve sonra atlama zamanı gelince, yeşil ışık yanar ve atlama uzmanı bağırır "Atla." İlk adam atlar, ve siz sıradasınızdır, ve kapıyı doğru hantal hantal ilerlersiniz. Atlama yanlış bir kelime; aslında düşersiniz. Kapının dışından düşersiniz, pervane arkasındaki hava akımına kapılırsınız. İlk yaptığınız şey sıkı bir vücut pozisyonu almak olur -- başınızı göğsünüze doğru eğersiniz, kollarınız iyice yana açarsınız, yedek paraşütünüzü üzerinize alırsınız. Bunu yaparsınız çünkü 27 yıl önce bir hava kuvvetleri astsubayı bunu bana öğretmişti. Herhangi birşey farkeder mi hiçbir fikrim yok ama onun için bir anlamı var gibi görünüyordu, ve onun yanlış olabileceği hipotezini test etmeyecektim. Ve paraşütünüzün açılması için açılma şokunu beklersiniz. Eğer açılma şoku olmazsa paraşütünüz de olmaz -- yeni bir problemler diziniz olur. Ama genelde bunu yaparsanız ve genelde açılır. Ve tabii ki eğer bacak kayışları doğru takılmamışsa, bu noktada başka bir büyük heyecan yaşarsınız. Güm.
Etrafınıza bakarsınız, arkadaşınız size "Her şey yolunda" der. Şimdi kaçınılmaz olana hazırlanırsınız. Yere ineceksiniz. Bunu geciktiremezsiniz. Ve nereye ineceğinize karar veremezsiniz, çünkü idare edebileceğinize dair numara yaparlar, ama yönlendiriliyorsunuzdur. Nereye ineceğinizi anlamak için etrafınıza bakarsınız, kendinizi hazırlamaya çalışırsınız. Yaklaştıkça sırt çantanızı indirirsiniz, böylece yere indiğinizde üzerinizde olmaz, ve paraşüt düşüşüne hazırlanırsınız. Şimdi ordu size beş performans noktasını yapmayı öğretir -- ayak parmaklarınız, baldırlarınız, üst baldırlarınız, kalçalarınız ve göğüs kaslarınız. Zarifçe in, kıvrıl ve dön. Böylece hiç ağrıtmayacaktır. Yaklaşık 30 yıllık atlama hayatım boyunca bir tane bile yapamadım. (Gülüşmeler) Her zaman üçüncü kat balkonundan düşen bir karpuz gibi yere indim.
Ve yere çarptığım anda ilk yaptığım şey lazım olan herhangi birşeyi kırıp kırmadığıma bakmaktı. Kafamı sallardım, ve kendime en can alıcı soruyu sorardım: "Neden bankacı olmadım?" (Gülüşmeler) Ve etrafıma bakardım, başka bir paraşütçü asker görürdüm, genç bir erkek ya da kız, M-4 tüfeklerini çekmiş olurlardı ve ekipmanlarını çıkarırlardı. Öğrendiğimiz herşeyi yapıyor olurlardı. Ve anladım ki eğer çarpışmaya girecek olurlarsa onlara ne öğrettiysek onu yapacaklar ve liderlerini takip edecekler. Ve anladım ki çarpışmadan sağ çıkarlarsa bu onları iyi yönlendirdiğimiz için olacaktı. Ve yaptığım şeyin öneminin bir kez daha farkına vardım.
Şimdi Salı sabahı atlamasını gerçekleştiriyorum, ama bu herhangi bir atlama değil -- bu 11 Eylül 2001. Ve uçaktan atladığımız zaman Amerika barış içindeydi. Düşme noktasına vardığımızda herşey değişmişti. Ve genç askerlerin çarpışmaya girme ihtimalini teori olarak düşünerken şimdi bu tamamen gerçek olmuştu -- ve liderlik önemli görünüyordu. Ama herşey değişmişti -- 46 yaşında bir tuğgeneraldim. Başarılıydım, ama herşey çok değişmişti öyle ki çok önemli bazı değişiklikler yapmak zorunda olacaktım -- ve o sabah bunu bilmiyordum.
Geleneksel liderlik hikayeleriyle yetiştirilmiştim: Robert E. Lee, Gettysburg'de John Buford. Ve ayrıca liderlikle ilgili kişisel örneklerle yetiştirilmiştim. Bunlar, Vietnam'da savaşan babamın verdiği örneklerdi. Ve askerlerin güçlü ve bilge cesur ve güvenilir olduğuna -- yalan söylemediklerine, dolandırmadıklarına, çalmadıklarına ve dostlarını yarı yolda bırakmadıklarına inanarak yetişmiştim. Ve hala gerçek liderlerin böyle kişiler olduklarına inanırım. Ama kariyerimin ilk 25 yılında çok farklı deneyimlerim oldu.
İlk tabur komutanlarımdan biri, Onun taburunda 18 ay görev yaptım ve Teğmen McChrystal ile yaptığı tek sohbet 40 kilometrelik yürüyüşün 29. kilometresindeydi, ve neredeyse 40 saniye boyunca beni yerden yere vurmuştu. Ve bunun gerçekten tam bir karşılıklı etkileşim olduğundan emin değilim. Ama birkaç yıl sonra, Yüzbaşı olduğum dönemde, Ulusal Eğitim Merkezi'ne geçmiştim. Ve bir operasyon yaptık, birliğim şafak vakti saldırıya uğradı -- bilirsiniz, klasik şafak saldırısı: tüm gece hazırlanırsınız, hareket hattına ilerlersiniz. Ve o noktada zırhlı tertibatım vardı. İlerledik ve yok edildik -- Yani anında yok edildik. Düşman bir an bile duraksamadı. Ve savaştan sonra, neyi yanlış yaptığınızı size göstermek için bu teatral orduyu getirdiler ve "harekat sonrası inceleme" dedikleri şeyi yaptılar. Aşağılayarak liderlik tipi. Büyük bir ekrana yansıtırlar ve herşeyin üstünden tek tek geçerler. "...Ve ardından bunu yapmadınız, ve bunu yapmadınız, vs." Çok çökmüş hissederek dışarı çıktım depresyonda gibiydim. Ve bölük komutanımı gördüm. Onu yüzüstü bırakmıştım. Yanına gidip özür diledim. Bana, "Stanley sen çok iyi iş çıkardığını düşünüyorum." dedi. Tek bir cümleyle moralimi yükseltti, tekrar doğrulmamı sağladı ve bana liderlerin sizin başarısızlığa uğramanıza göz yumabileceklerini fakat sizin bir başarısızlık olmanıza izin vermeyeceklerini öğretti.
11 Eylül olduğunda, 46 yaşındaki Tuğgeneral McChrystal tamamen yeni bir dünya gördü. Önce, apaçık olan, yakından tanıdığınız şeyler: çevre değişti -- herşeyin hızı, tetkiki, hassaslığı artık çok hızlıydı, bazen insanların, üzerinde düşünmeye zaman bulabileceklerinden çok daha hızlı değişiyordu Ama yaptığımız herşey farklı bir durum içindedir. Daha önemlisi, benim yönettiğim kuvvet 20'den fazla ülkeye yayıldı. Ve tüm önemli liderleri beraber karar almak için tek bir odada toplama ve gözlerinin içine bakıp güvenlerini kazanmak yerine heryere yayılmış bir gücü yönetiyorum ve başka teknikler kullanıyorum. Video telekonferanslar, chat programları, e-posta, telefon kullanmak zorundayım -- kullanabildiğim herşeyi kullanmak zorundayım, sadece iletişim için değil, liderlik için de. Benden kilometrelerce uzakta tek başına görev yapan 22 yaşındaki bir kişi benimle güven içinde iletişim kurabilmeli. Onlara güvenmek zorundayım ve onlar da bana güvenmek zorundalar. İnançlarını da inşa etmek zorundayım. Ve bu benim için yeni tip bir liderlik.
Birçok farklı yerden yönetmek zorunda olduğumuz bir operasyonumuz oldu. Çok önemli bir fırsat elde ettik -- herkesi biraraya toplayacak zamanımız yoktu. Bu yüzden karmaşık istihbaratı biraraya getirmek zorundaydık, eyleme geçebilmek için düzene girmeliydik. Hassas bir konuydu, emir komuta zincirine çıkmalı, yapacağımız şeyin yapılacak en doğru şey olduğuna onları ikna etmeliydik, ve tüm bunları elektronik ortamda yapmalıydık. Başarısız olduk. Görev tamamlanamadı. Şimdi yapmamız gereken şuydu: onların bize olan güvenini tekrar oluşturabilmek için onlara ulaşmalıydım, bize olan inançlarını tekrar inşa etmeliydim -- ben ve onlar ve onlar ve ben ve üslerimiz ve biz, bir kuvvet olarak -- birbirimizin omzuna elimizi koyamayan hepimiz. Tamamen yeni bir gereklilik.
Üstelik insanlar da değişmişti. Yönettiğim bölüğün çelik bakışları koca yumrukları olan egzotik silahlar taşıyan komandolardan oluştuğunu düşünebilirsiniz. Aslında, yönettiğim bir çok birlik tam olarak size benziyordu. Erkek, kadın, genç ve yaşılardan oluşuyordu -- sadece ordudan değil bir çok farklı organizasyondan gelen insanlar, birçoğuyla sadece el sıkışmıltık. Artık emirler vermek yerine fikir birliği yaratmalısınız ve ortak bir amaç hissi oluşturmalısınız. Muhtemelen en büyük değişim jenerasyonlar arasındaki farklılığın değiştiğini anlamaktı. Afganistan'da bir operasyona komando birliğiyle beraber gitmiştim. Bu operasyonda birlikteki bir çavuş ekibinin üzerine atılmış olan bir Taliban el bombasını tekrar düşmana atarken kolunun yarısını kaybetti. Operasyon hakkında konuştuk ve sonra konuşmanın sonunda, böyle bir birlike genelde ne yapıyorsam onu yaptım. "11 Eylül'de neredeydiniz?" diye sordum. Ve arkalarda, soğuk Afgan rüzgarında savaşmak yüzünden saçları birbirine girmiş yüzü kıpkırmızı genç bir komando şöyle dedi "6. kattaydım komutanım." Ve bu bana ortak bir amacı ve farkındalığı paylaşan ve farklı deneyimler yaşamış farklı kelimelere sahip dijital medyada benim ve üslerimin sahip olduğundan çok daha fazla yeteneğe sahip olan insanların oluşturduğu bir birliği yönettiğimizi hatırlattı. Ve ortak duyguya sahip olmaya ihtiyacımız vardıç
Bu aynı zamanda "deneyimin evrilmesi" dediğim şeyi yarattı. Çünkü aslarda çok fazla değişiklik vardı ve bizim teknoloji, taktik veya herhangi bir alanda yeni yeni yapmaya başladığımız şeyleri birliğimiz artık yapmıyorduç Yönettiği insanların kendi yaptığı şeyleri yapmadıkları bir ortamda nasıl olur da bir lider güvenilir kalmaya devam eder ve inandırıcılığını kaybetmez? Ve bu, liderlikte yepyeni bir meydan okumadır. Ve bu beni çok daha şeffaf, dinlemeye çok daha istekli, aslarıma danışmaya çok daha istekli hale getirdi. Ve dahası, yine, herkes tek bir odada değil. Sonra bir şey daha. Sizin ve liderlerinizin üzerinde bir etki var. Bir darbe var, kümülatif bir şok. Bataryanızı sürekli olarak doldurmazsınız.
Irak'ta bir gece, üslerimle birlikte bir ekranın önünde durduk ve birliklerimizden birinin açtığı ateşi seyrettik. Ve oğlunun birliklerimizden birinde olduğunu hatırladım. "John oğlun nerede? Ve nasıl?" dedim. "İyi komutanım. Sorduğunuz için teşekkür ederim." dedi "Nerede?" diye sordum. Ve ekranı işaret etti, ve dedi ki, "Bu savaşta." Erkek kardeşinizi, babanızı kızınızı, oğlunuzu, karınızı canlı olarak bir savaşta izlemekte olduğunuzu hayal edin ve hiçbir şey yapamadığınızı. Bunu sürekli olarak bildiğinizi düşünün. Ve bu liderler üzerinde yeni bir kümülatif baskıdır.
Ve izlemeli ve birbirinize özen göstermelisiniz. Muhtemelen ilişkiler hakkında birçok şey öğrendim. Çok güçlü olduklarını birliği birarada tuttuğunu öğrendim. Kariyerimin büyük bir kısmını komando alayında geliştirdim. Ve komando alayındaki her sabah herbir komando -- 2.000'den fazla komandonun herbiri -- altı kıtalık komando yeminini eder. Bir mısrasını biliyorsunuzdur, der ki, "Tek bir yoldaşımın bile düşman eline düşmesine izin vermeyeceğim." Ve bu öylesine bir yakarış, dua değildir. Bu bir şiir değildir. Bu bir sözdür. Her komando tüm diğer komandolara, ne olursa olsun ne pahasına olursa olsun bana ihtiyacın olduğu her anda senin yanında olacağım der. Ve her komando aynı sözü tüm diğer komandolardan alır. Bir düşünün. Olağanüstü derecede güçlü. Muhtemelen evlilik yeminlerinden bile daha güçlü. Ve bu sözü tutarlar, bu onlara özel bir güç verir. Ve onları birarada tutan organizasyonel ilişki inanılmazdır.
Ve ben kişisel ilişkilerin herşeyden çok daha önemli olduğunu öğrendim. 2007'de Afganistan'da çok zorlu bir operasyondaydık, kariyerimin farklı zamanlarında onunla çok uzun yıllar geçirdiğim eski bir arkadaşım -- hatta çocuklarından birinin vaftiz babasıyım -- bir zarf içinde bana bir not gönderdi, şöyle diyordu: "Ne zaman bir durumda kalırsam, yaşadığın sürece benim için geleceğini billiyorum." Ve böyle bir ilişkiye sahip olmak kariyerimin birçok noktasında benim için kritik bir dönüm noktası olmuştur.
Ve bunu bu çevrede vermek zorunda olduğunu öğrendim, çünkü bu oldukça zordur. Bu benim yolculuğumdu. Umarım bitmemiştir. Bir liderin haklı olduğu için iyi olduğuna inanmadım; öğrenmeye ve güvenmeye istekli oldukları için iyi olduklarına inandım. Bu kolay birşey değildir. Bu, ayda 15 dakika elektronik karın kası aletiyle çalışarak karın kası geliştirmek gibi birşey değil. (Gülüşmeler) Ve her zaman adil de değildir. Yere serilebilirsiniz, canınız yanabilir, ve yaralanabilirsiniz. Ama eğer liderseniz, güvendiğiniz insanlar size yardım edecektir. Ve eğer liderseniz, size güvenen insanlar sizi dimdik ayakta görmeye ihtiyaç duyarlar.
You can share this video by copying this HTML to your clipboard and pasting into your blog or web page. This video will play with subtitles.
You either have JavaScript turned off or have an old version of the Adobe Flash Player. To view this rating widget you
need to get the latest Flash player.
If your browser allows only "trusted sites" to execute Javascript, you should add the "googleapis.com" domain to your whitelist to allow our Flash detection to work properly.
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation.
4 yıldızlı general Stanley McChrystal onlarca yılını geçirdiği orduda liderlikle ilgili öğrendiklerini paylaşıyor. Farklı yaşlardaki ve farklı becerilere sahip insanlarda nasıl ortak bir amaç duygusu yaratırsınız? Dinleyerek ve öğrenerek -- ve başarısızlık olasılığını göz önünde bulundurarak.
General Stanley McChrystal is the former commander of U.S. and International forces in Afghanistan. A four-star general, he is credited for creating a revolution in warfare that fuses intelligence and operations. Full bio »
Translated into Turkish by Serkan Deveci
Reviewed by Sancak Gülgen
Comments? Please email the translators above.
23:43 Posted: Jun 2007
Views 494,998 | Comments 258
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign Out.