Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
İlk kez yaptığım şeyi tekrar yapmayı çok isterdim, o da fazla ağır olmayan, tasasız bir konu seçmektir. Geçen sefer ölüm ve ölme üzerine konuştum. Bu kez zihin hastalığı üzerine konuşacağım. Fakat bu konuşma teknolojik olmalı, bundan dolayı elektroşok terapisi üzerine konuşacağım. (Gülüşmeler)
Bildiğiniz gibi, insan eskiden beri diğer insanların, çevresindekilerin farklı, garip, ciddi biçimde depresif ya da şimdilerde şizofreni dediğimiz gibi oldukları konusunda gözlem yaptığında, bu gibi hastalıkların vücuda girmiş olan şeytani ruhlardan kaynaklandığı konusunda emin olmuştur. Eski zamanlarda bu hastalıkların tedavisi şu ya da bu yolla şeytani ruhların gövde dışına çıkarılmalarıydı, ve bildiğiniz gibi bu iş hala devam ediyor.
Fakat sadece rahiplerin kullanılması bu iş için yeterli değildi. Tıp Hipokrat ve arkadaşlarıyla birlikte M.Ö. 450 civarında az çok bilimsel hale geldiğinde kötü ruhları dışarı çıkartacak otlara, bitkilere bakmaya çalıştılar. ve konvülziyonlara neden olabilecek bazı bitkiler buldular. Ve de otlar, orta çağın geç dönemlerine, Rönesans'a kadar botanik kitapları konvülsiyonlara neden olarak kötü ruhların çıkmasına yol açan reçetelerle dolduruldu.
Sonunda, 16.yüzyıl içinde adı Theophrastus Bombastus Auricularis von Hohenheim olan bir doktor Paracelsus olarak da anılır, bu isim muhtemelen buradaki bazılarına tanıdıktır, (Gülüşmeler)--- bildiğimiz Paracelsus, konvülsiyonlara neden olan naftalinin farklı miktarlarını kullanarak konvülsiyonun şiddetini önceden tahmin edebileceğini buldu. Kendinizi depresif hissettiğinizde ilaç dolabınıza gidip bir naftalin topu alıp çiğnediğinizi düşünebiliyor musuz? Prozac'tan daha iyidir, ama kullanmanızı tavsiye etmezdim.
şimdi, 17, 18. yüzyıllarda gördüğümüz naftalin gibi size oyun edecek bir şeyin dışındaki ilaçlar için devamlı araştırmadır. Benjamin Franklin' le bir gelişme olur, ve uçurtmasının kuyruğundan kaynaklanan bir elektrik kaçağı nedeniyle konvülsiyon geçirmenin eşiğine kadar gelir. Ve bundan dolayı insanlar konvülsiyona neden olmada elektriğin rolünü düşünmeye başlarlar.
Ve sonra hızlı biçimde 1932 civarına geldiğimizde, depresyonu büyük ölçüde tedavi etmekte olan üç İtalyan psikiyatristi aynı zamanda epileptik olan bazı hastalarında, eğer hastalar kısa zaman içinde bir dizi epileptik atak geçirmişlerse-- depresyonun çok büyük sıklıkla ortadan kalktığını, hatta sadece ortadan kalkmadığını üstelik geri de gelmeyebildiğini gördüler. Böylece, ölçülü bir şekilde konvülsiyon üretme işine büyük ilgi gösterdiler.
Ve düşündüler ki, " Tamam, elimizde elektrik var, insanları elektriğe bağladık mı, her zaman saçları diken gibi olur ve bir yığın sarsıntı geçirirler." Böylece, onu bir kaç domuzda denediler, ve domuzlardan hiç biri ölmedi. Sonra polise gidip dediler ki " Roma tren istasyonunda anlamsız biçimde homurdanarak etrafta dolaşanlar var. Bu kayıp ruhlulardan birini bize getirir misiniz? Mesela, İtalyanların deyimiyle "cagutis" olarak adlandırılan birini." Sonra böyle bir "cagutis" buldular, 39 yaşında olan adam gerçekten umutsuz bir şizofrenikti, eskiden beri öyle olduğu biliniyordu, kelimenin tam anlamıyla altına pisleyen, anlamlı hiç bir şey konuşmayan, ve onu hastaneye getirdiler. Sonra bu üç psikiyatrist, iki ya da üç haftalık bir gözlemden sonra, onu masaya yatırdılar, şakaklarına çok ufak bir akım kaynağı bağladılar. " saniyenin onda-ikisi süreyle 55 volt deneyelim. Bu ona kötü hiç bir şey yapmayacak." diye düşündüler. Ve yaptılar da.
İlk elden gözlem yapan kişinin 35 yıl kadar önce bana söylediği şu olmuştu, ki ben o zaman bu konular üzerinde kendimle ilgili araştırma projem nedeniyle düşünüyordum "Geçirdiği büyük konvülsiyondan sonra uykuya bile dalmayan bu adam, kalktı, oturdu, üç arkadaşa bir bakış fırlattıktan sonra dedi ki, " Puşt herifler, ne yapmaya çalışıyorsunuz?" (Gülüşmeler) Keşke bunu İtalyanca olarak söyleyebilseydim.
Onlar olabildiğince mutluydular çünkü gözlem haftaları boyunca tek bir mantıklı söz bile söyleyememişti. Sonra onu yeniden bağladılar, ve bu kez yarım saniye için 110 volt kullandılar. Ve onları müthiş derecede etkileyen, bu olaydan sonra mükemmel biçimde sağlıklı bir adam gibi konuşmaya başlamasıydı. O biraz gevşedikten sonra ona bir seri tedaviler uyguladılar, ve o kökünden iyi olmuştu. Ancak tabii ki şizofreni olduğu için, bir kaç ay içinde geri geldi.
Fakat bu konuda bir makale yazdılar, ve batı dünyasındaki herkes hastalar ister şizofrenik, ister ağır depresyonlu olsunlar onlarda konvülsiyon oluşturmak için elektriği kullanmaya başladılar. Şizofrenikler üzerinde çok iyi etki göstermedi, fakat 30' lu yıllar boyunca ve 40'ların yarısına kadar depresyonun tedavisinde elektrokonvülsif terapinin çok, çok etkili olduğu çok açıktı.
Ve tabii ki, o günlerde antidepresan ilaçlar yoktu, ve bu terapi çok, çok popüler hale geldi. İnsanlara anestezi verebiliyorlardı, konvülsiyona sevkedebiliyorlardı, ancak gerçek güçlük oydu ki kasları paralize etmenin bir yolu yoktu. Bundan dolayı da insanlar gerçek büyük nöbet geçirebilirlerdi. Kemikler kırılıyordu--özellikle yaşlı, kırılgan insanlar, Bunu (bu şekilde) kullanamazdınız. Ve sonra 1950'lerde, 1950'lerin sonunda, farmakologlar kas gevşetici olarak adlandırılan ilaçları geliştirdiler ve bu sayede bütün bir konvülsiyon oluşturabilirdiniz, elektroensefalografik konvülsiyon-- onu beyin dalgaları üzerinde görebilirdiniz--, ayak baş parmağında görülen ufak bir atma dışında gövdede bir konvülsiyon olmaksızın beyin dalgalarını görebileceğiniz bir konvülsiyon. Böylece, tekrardan çok çok popüler ve çok çok kullanışlı hale geldi.
Bildiğiniz gibi 60'ların ortasında ilk antidepresanlar ortaya çıktı. Bunlardan ilki Tofranil'di. 70'lerin sonunda, 80'lerin başında diğerleri geldi, ve çok etkiliydiler. Ve hasta hakları grupları şahit oldukları çeşitli şeylerle ilgili olarak çok tepkilendiler. Ve bundan dolayı eletrokonvülsif, elektroşok terapi fikri ortadan kalktı. ---fakat son 10 yıl içinde yeniden ortaya çıkış yaşandı. Ve bu yeniden ortaya çıkışın nedeni de muhtemelen ağır depresyonluların yaklaşık yüzde 10'nunun ne yapılırsa yapılsın tedaviye cevap vermemeleriydi.
Şimdi, neden size bu hikayeyi bu toplantıda anlatıyorum? Size bu hikayeyi anlatıyorum çünkü Richard beni arayarak- -diğer konuşmacılar için yaptığı gibi- bu topluluk için yeni olabilecek, hakkında hiç konuşulmamış, yazılmamış bir konu hakkında konuşma yapmamı istedi. Ben de bu an için planlar yapmaya başladım. Esas neden ise benim neredeyse 30 yıl önce iki uzun elektroşok terapisi süreci tarafından hayatı kurtulmuş birisi olmamdı. Müsaadenizle bu hikayeyi size anlatayım.
1960'larda kötü kelimesinin bile belki yeterince açıklayamayacağı bir evlilik içindeydim. Gerçekten berbattı. Bu odada yeterli sayıda boşanmış ve düşmanlık nedir,öfke nedir bilen insan olduğuna eminim çok zor bir çocukluk ve ve çok güç bir ergenlik dönemi geçirmiş, sefalet olmasa da buna yakın bir hayat içinden gelen, hiç kimsenin İngilizce konuşmadığı, okumadığı ve yazmadığı bir ailede büyümüş olan, ölüm,hastalık ve diğer bir çok şey başından geçmiş bir kişi olarak --Bunların hepsiyle de ilişkili olabileceğini düşündüğüm üzere--depresyona biraz yatkındım.
Böylelikle,işler kötüye gittikçe, birbirimizden gerçekten nefret etmeye başladığımızda İki yıllık bir zaman dilimi sonrasında bu evliliği korumaya çalışsam da ki sonuçta kaçınılmaz olarak korunamadı,giderek daha fazla depresif olmaya başladım. Sonunda, tüm büyük cerrahi vakalarımın randevularını düzenlemeye başladım, Onları 12, öğleden sonra bir'e planlıyordum çünkü saat 11'den önce yataktan çıkamıyordum. Ve burada depresyonu olmuş olan herhangi biri bunun neye benzediğini bilir. Üzerimdeki örtüyü bile kaldıramıyordum.
Yani,herkesin herkesi tanıdığı bir üniversite tıp merkezindesiniz, ve (buradaki) meslekdaşlarımın çok açık biçimde anlayacağı gibi randevularim azalmaya başladı. Randevülerim azaldıkça da aşikar biçimde depresyonum arttı, "Tanrım,artık çalışamıyorum" diye düşünene kadar. Ve,aslında hiç bir şey farketmedi çünkü artık herhangi bir hastam kalmamıştı.
Böylece, doktorumun tavsiyesiyle, Üniversite hastanemizin Psikiyatri Üniti Akut Bakım' ına kendi kendimi yatırdım. Ve orada tıp fakültesinden beri beni tanıyan meslekdaşlarım " Dert etme,chap. Altı haftada, ameliyat odasına geri döneceksin. Herşey çok iyi olacak" dediler. Boka batmanın ne olduğunu bilirsiniz. Öyle bir şeydir ki battıkça daha fazla batarsınız. Orada bu tür yalanlar söyleyerek memuriyetlerine devam eden insanlar olduğunu biliyorum. (Gülüşmeler) Böylece onların üzerinde başarılı olamadığı bir kişi oldum.
Fakat konu o kadar da basit değildi. Çünkü ünitten taburcu olduğum zaman hiç bir işe yaramıyordum. Beş adım önümü bile göremiyordum. Yürümek istediğimde ayağımı sürüyordum.Kendi etrafımda sendeliyordum. Nadiren banyo yaptım.Bazen traş olmadım.Sefalet bir durumdu. Ve açıktı ki--bana öyle gelmiyordu aslında çünkü hiç bir şey artık bana açık gelmiyordu-- zihin hastanesi denen o korkunç yerde daha uzun süreli bir yatışa ihtiyacım vardı. Böylelikle,1973'de, 1973'ün ilkbaharında Hartford Bakımevi olarak da anılan Yaşam Enstitüsüne yatırıldım. Burası 18.yüzyılda kurulmuş, o zamanlar Connecticut eyaletinde bulunan dev devlet hastaneleri dışındaki en geniş psikiyatri hastanesiydi.
Ve onlar ellerinde ne varsa denediler. Alışımış psikoterapiyi denediler. O günlerde mevcut olan her ilacı denediler. Ve Tofranil ve diğerlerini de--Mellaril,başka bilmem ne! Bunlardan birinin neden olduğu sarılık dışında başka hiç bir şey olmadı. Ve sonunda, Connecticut'ta iyi tanınan biri olduğumdan deneyimli çalışanlarla bir toplantı yapmaya karar verdiler. Bütün deneyimli meslek mensupları biraraya geldiler, ve ben ne olduğunu daha sonra anladım.
kafa kafaya vererek karara vardılar ki bu karar kendini esas olarak dünyadan soyutlamış, zaman içinde aşırı yorgun düşmüş, sadece değersizlik ve uygunsuzluk düşünceleri yaratan depresyonu ve hisleri nedeniyle değil, aynı zamanda istenmeyen raslantılar sonucu oluşmuş obsesyonları olan bu cerrah için yapılacak hiç bir şey yoktur şeklindeydi. Her seferinde onlardan bir bölümünü karşımda gördüğümde beni çılgıncasına sinirlendiriyorlardı, yapmacık gözlemciliğin her türlüsü korkunç,korkunç şeyler. Çocukken her çizginin üzerinde zıpladığınız oyunu hatırlar mısınız? Ben koskoca bir adam olarak bunu yaptım, ve kafamın içinde zonklayıcı--parçalayıcı bir korkuyla sonuçlandı. Edvard Munch'un bu tablosunu görmüşsünüzdür. "Çığlık." "Çığlık." Her an bir çığlıktı. İmkansız hale geldi.Böylece terapi olamayacağına karar verdiler, Tedavi yoktu. Fakat aslında 40'ların başlarında Hartford hastanesinin öncülüğünü yaptığı bir tedavi vardı. ve onun ne olduğunu tahmin edebilirsiniz. Bu tedavi pre-frontal lobotomi idi. Böylece karar verdiler-- yine önceden bunu bilmiyordum, Daha sonra öğrendim-- ki bu 43 yaşındaki adama yapılabilecek tek şey pre-frontal lobotomiymiş.
Diğer bütün hastanelerde olduğu gibi benimle ilgilenen bir asistan vardı. 27 yaşındaydı ve benimle haftada iki ya da üç kere görüşüyordu. Ve ben orada üç ya da dört aydır yatıyordum. Ve o kıdemlilerle görüşmek istediğinde onlar da onunla görüşürdü. çünkü o orada çok iyi eğitimli olarak bilinirdi. Onun sıradışı bir geleceğe sahip olduğunu düşünüyorlardı.
topuklarının üzerine dikildi ve dedi ki, " Hayır. Ben bu adamı her birinizden daha iyi biliyorum. Onunla sürekli olarak biraraya geliyoruz. Siz onu ancak zaman zaman görüyorsunuz. Raporları okuyorsunuz ve bu böyle devam ediyor. Ben gerçekten, dürüst olarak inanıyorum ki buradaki esas problem sadece depresyon, ve bütün obsesif düşünceleri de ondan kaynaklanıyor. Ve eğer pre-frontal lobotomi yaparsanız neler olacağını biliyorsunuz kuşkusuz. Beklentiler içinde yer alan şeyler oldukça kötü'den korkunç, korkunç,korkunca doğru olacak. Eğer elinden gelebilen en iyisini yaparsa, daha fazla obsesyonu muhtemelen depresyonu olmayacak, fakat duygudurumu küntleşecek, cerrahlığa hiç bir zaman devam edemeyecek, iki çocuğuna hiç bir zaman sevgi dolu bir babalık yapamayacak, hayatı değişecek. Eğer beklenen sonuç gerçekleşirse sonu " Guguk Kuşu" filmindeki gibi olacak. Ve bunun ne olduğunu biliyorsunuz, esas olarak hayatının geri kalan bölümünü stupor'da geçirecek.
Sonunda, " Biz kür elektroşok terapisi deneyemez miyiz? Ve onun önerisini niçin kabul ettiler, biliyor musunuz? Onunla dalga geçebilmek için. Şöyle düşündüler " Ona 10 seans veririz. ve böylece az zaman kaybederiz. Hem anlaşırız hem de hiç bir şey de değişmez Böylece 10 seans verdiler, ve başlangıç olarak--alışılmış şekilde, hatırladığımı söyleyeyim altı-sekiz idi ve hala da altı-sekiz'dir. beni kablolara bağladılar, uyuttular, kas gevşetici verdiler. Altı bir şey yapmadı. Yedi işe yaramadı. Sekiz bir etki sağlamadı. Dokuzda, farketmeye başladım--- harikaydı ve her şeyin farkına vardım -- Değişiklik gördüm. Ve 10' da gerçek bir değişikilk hissettim.
Ve onlara geri gitti, diğer bir 10 seans konusunda hemfikir oldular. Tekrar ediyorum, onlardan bir tanesi bile Sanırım yedi ya da sekiz kişiydiler-- bunun işe yarayacağını düşünmedi. Onlara göre bu geçici bir değişimdi. Fakat umulmadık bir şekilde 16'da, 17'de gözle görülür değişiklikler olduğunu hissettim. 18' de ve 19'da bütün gece uyumaya başladım. Ve 20'de bir his geldi bunu atlatabileceğimi gerçekten hissettim. Kendimi istekli ve yeterince güçlü hissettim. Obsesif düşüncelerimi fırlatıp atabilirdim. Depresyonu fırlatıp atabilirdim.
Ve asla unutmadım-- asla unutmayacağım ünitin mutfağında ayaktaydım, 1973'ün 4 Ocak pazar sabahıydı. mutfakta kendibaşıma duruyor ve düşünüyordum. " Bunu yapmak için yeterli güce sahibim" kafamda taşımaya alıştığım sıkıca sarılmış kablolar artık çıkarılmıştı. ve ben berrak biçimde düşünebiliyordum. Fakat bir formüle ihtiyacım var. Obsesif gibi, obsesif olarak düşünmeye başladığım zaman kendime bir şeyler söylemeye ihtiyacım var. Bu odadaki Gilbert ve Sullivan hayranlarıve . " Ruddy Gore" u ve Mad Margaret'i hatırlarlar ve yine onun Sir Despart Murgatroyd isimli adamla evli olduğunu hatırlarlar. Ve oyun sırasında her beş dakikada bir ya da o civarda kadın sapıtır, ve adam kadına " seni gerçekliğe geri getirmek için bir kelimeye sahip olmamız şart ve kelime,tatlım 'Basingstoke" olacak" der. Böylelikle, ne zaman sapıtsa adam "Basingstoke" der. Ve kadın da " Basingstoke " diye tekrarlar. Ve belli bir süre için düzelir.
Biliyorsunuz ben Bronx' danım. "Basingstoke" diyemem. Fakat ondan daha iyi bir şeyim vardı. Ve o çok basitti. " Aah siktir et gitsin" (Gülüşmeler) Basingstoke 'dan çok daha iyi. en azından benim için. Ve yardımcı oldu, Tanrım, yardımcı oldu. Ne zaman obsesif biçimde düşünmeye başlasam-- bir daha söyliyeyim, 20 şok tedavisinden sonra, " Aah, siktir et" derdim. Ve işler iyiye, daha iyiye giderdi, ve üç ya da dört ay içinde Hastaneden taburcu oldum ve bir cerrahlar grubuna katıldım. orada toplumdaki diğer insanlarla çalışabildim, New Haven'in içinde değil,fakat oldukça yakındı. Orada üç yıl kaldım. Üç yılın sonunda New Haven'e geri döndüm, evlenmiştim zaten. Karımı da birlikte getirdim, aslında, bunu atlatabileceğimden emin olması için. Çocuklarım bizimle birlikte yaşamak için geri geldi. O olaydan sonra iki çocuğumuz olmuştu. Kariyerde yeniden yaşama dönüş, hatta önce olduğundan daha iyi bir biçimde. Hemen üniversiteye geri döndüm ve kitaplar yazmaya başladım. harika bir hayat oldu anlayacağınız. söylediğim gibi 30 yıla yakın zaman oldu. Altı yıl kadar önce ameliyat yapmayı bıraktım ve bir çok insanın bildiği gibi tam gün yazar oldum. Fakat çok heyecan verici oldu. Çok mutluluk verici oldu.
Arada sırada kendimi " Aah, siktir et" demek zorunda hissediyorum. Arada sırada bir parça depresif ve biraz obsesif oluyorum. Yani bunu tamamiyle atlatmış değilim. Fakat işe yaradı. Daima işe yaradı. Hiç bir zaman, asla bu konuda konuşmamışken neden şimdi konuşmayı tercih ettim? Bu kitaplardan bazılarını bilenleriniz birinin ölüm ve ölme üzerine olduğunu, birinin insan vücudu ve insan ruhu hakkında olduğunu, birinin zihinlerimizde sürekli olarak var olan mistik düşünmeyle ilgili olduğunu bilir. ve bunların hepsi benim kişisel deneyimlerimle ilgilidir. Bu kitapların okunmasıyla --ve onlar hakkında bu şekilde düşünen insanlardan binlerce mektup almış durumdayım-- kitaplarıma yansıyanın benim kendi hayat hikayem olduğu düşünülebilir, Benim önceki hayat hikayem, ben zorlukları aşmış birisiyim. Ben çocukluğunda felakete yakın güçlüklerin içinde boğulmuş birisiyim ve sadece kendini korumuş değil güçlenmiş olarak çıkan birisi. Bunun gerçekten ne olduğunu anlayabildiğim için insanlara ölüm ve ölme hakkında tavsiyelerde bulunabilirim. Mistisizm ve insan ruhu hakkında konuşabilirim.
Kendimi daima suçlu hissetmiştim. Kendimi daima bir şekilde sahtekar gibi hissetmiştim çünkü okurum size biraz önce söylediklerimi bilmedi. New Haven'deki bazı insanların bildiği aşikar ama genel olarak bilinmiyor. Bu gün buraya gelip konuşmamın nedenlerinden birisi de -- samimi olarak, kendimi düşünerek-- size içimi dökerek, yazılmış bütün bu kitapların sorunsuz bir zihinden kaynaklanmadığını söylemek. Ama daha da önemlisi, bana göre, bu dinleyici topluluğu içinde insanların çok büyük bir bölümünün 30'un altında olması ve tabii ki 30'un üzerinde olan bir çok kişi de var. 30'un altında olanlar, bana öyle geliyor ki neredeyse hepiniz --ben tümünüz demeyi tercih ederdim-- ya muhteşem ve heyecan verici bir kariyerin tepesindesiniz ya da muhteşem ve heyecan verici bir kariyerin başlangıcındasınız; her şey gelebilir başınıza. İşler değişir. Kazalar olur. Çocukluğunuzla ilgili bir şey geri gelip sizi esir alabilir. İlerlediğiniz yolun dışına savrulabilirsiniz. Umarım bu hiç birinizin başına gelmez, ama muhtemelen ufak bir yüzdenizin başına gelecektir.
Başına bu gelmeyenler için (bazı) şanssızlıklar olacaktır. Eğer ben, iç karartan ve ruhsuz bir şekilde 1970'lerde yaşadığım ve çok deneyimli bir grup psikiyatristin düşündüğü gibi herhangi bir düzelme ümidi olmayan ben; eğer ben bundan kurtulduysam, inanın bana, herhangi biri de hayatında ortaya çıkan şanssızlıklardan kurtulmada kendi yolunu bulacaktır.
Ve daha yaşlı olup ta belki de bunun gibi kötü olmasa da hayatlarındazor zamanlar yaşamış, belki de benim gibi herşeyini kaybetmiş ve herşeye yeniden başlamış olanlarınız için bunlardan bazıları tanıdık gelebilir. Düzelme şansı vardır. Kurtulma vardır. Yeniden hayata dönme vardır. Her toplumda daha önceden beri bilinen yeniden toparlanma- hayata geri dönme- deneyimleri vardır. ve bu yalnızca bizim düzelme ve toparlanma olasılıkları konusunda yaptığımız fanteziler düzeyinde değildir, gerçekten olur. Ve bir çok kere olur.
Özel dini örnekler dışında belki de en iyi bilinen yeniden hayata dönüş teması phoenix hakkında olandır, phoenix'le ilgili antik hikayede o, her 500 yılda bir kendi küllerinden hayata yeniden döner ve hatta bu hayat daha öncekinden daha mükemmeldir. Richard, Çok teşekkür ederim.
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation.
Cerrah ve yazar Sherwin Nuland kendisininki de dahil olmak üzere ağır, hayati tehlike arzeden depresyonun tedavi yöntemi olarak elektroşok terapisinin gelişimini tartışıyor. Dertten kurtulma, rahatlama ve ikincil şanslar hakkında dokunaklı ve samimi bir konuşma.
A practicing surgeon for three decades, Sherwin Nuland witnessed life and death in every variety. Then he turned to writing, exploring what there is to people beyond just anatomy. Full bio »
Translated into Turkish by Oguz Tanridag
Reviewed by Sancak Gülgen
Comments? Please email the translators above.
18:44 Posted: Mar 2008
Views 8,536,159 | Comments 2111
23:34 Posted: Oct 2007
Views 1,659,606 | Comments 354
13:33 Posted: Sep 2008
Views 203,869 | Comments 34
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.