Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
Ben bir kalpazanın kızıyım, öyle diğer kalpazanlar gibi değil... "Kalpazan" sözcüğünü duyduğunuzda "paragöz" aklınıza gelir. "Sahte para", "sahte resimler" aklınıza gelir. Benim babam öyle biri değil. Hayatının 30 yılında, sahte evraklar hazırladı-- asla kendisi için değil, her zaman başka insanlar için, zulüm gören ve ezilenlerin yardımına koştu. Sizi onunla tanıştırayım. Burada babam 19 yaşında. Onun için herşey İkinci Dünya Savaşı sırasında, 17 yaşında kendisini sahte evrak atölyesine sığınırken bulduğunda başladı. Çok hızlı bir biçimde sahte evrak uzmanı oldu. Bu sıradan bir hikaye değildir-- kurtuluştan sonra 70 lere kadar sahte evrak hazırlamaya devam etti.
Küçükken konu hakkında hiçbir bilgim yoktu tabi ki. Ortadaki, dil çıkaran benim. Paris'in banliyölerinde büyüdüm ve üç kardeşin en küçüğüydüm. Herkes gibi benim de "normal" bir babam vardı, benden 30 yaş büyük olması dışında... aslında, büyükbabam olabilecek kadar yaşlıydı. Herneyse, o bir fotoğrafçı ve sokak eğitimcisiydi, ve her zaman bize katı bir biçimde kurallara uymamızı öğretti. Ve tabiki bir kalpazan olduğu zamanlar hakkında hiç konuşmadı.
Buna rağmen size anlatacağım bir olay var belki de bu olay birşeylerden şüphe etmeme yol açmış olabilir. Lisedeydim ve düşük bir not almıştım, benim için nadir bir olaydı, bu yüzden bunu ailemden saklamaya karar verdim. Bunu yapabilmek için onların imzasını taklit etmeye koyuldum. Annemin imzası üzerinde çalışmaya başladım, çünkü babamınki taklit edilemeyecek kadar imkansızdır. Böylece, çalışmalara başladım, birkaç yaprak kağıt aldım ve pratik yapmaya başladım, düzgün bir imza elde ettiğimi düşünene kadar denedim, denedim.. ve harekete geçtim. Sonra, annem okul çantamı karıştırırken okul belgesini buldu ve hemen imzanın sahte olduğunu gördü. Bana daha önce hiç bağırmadığı kadar bağırdı . Odama, battaniyenin altına saklanmaya gittim ve sonra da babamın işten dönmesini bekledim daha çok korkuyla beklediğim de denilebilir. Geldiğini duydum. Battaniyenin altında kaldım. Odama girdi, yatağın köşesine oturdu, ve sessizdi, bu yüzden battaniyeyi başımdan çektim, beni gördüğünde gülmeye başladı. O kadar çok gülüyordu ki gülmeyi durduramıyordu ve elinde benim belgem duruyordu. Sonra dedi ki: "Ama gerçekten Sarah üzerinde daha fazla çalışabilirdin! Görmüyor musun bu gerçekten çok küçük" Gerçekten birazcık küçüktü.
Cezayir'de doğdum. Orası insanların babama "mücahit" dediğini duyacağım yerdi ve bu "savaşçı" demekti. Sonrasında, Fransa'da büyüklerin konuşmalarına kulak kabartmayı sevdim, ve babamın önceki yaşamı hakkında hikayeler duyacaktım, özellikle de 2. Dünya Savaşında "yaptıklarını" Cezayir savaşında "yaptıklarını". Ve kafamda "savaşıyorsa" o bir askerdir diye düşünecektim. Fakat babamı tanıdığımdan ve sürekli nasıl pasifist ve şiddet karşıtı olduğunu söylediğinden onu başında miğfer ve elinde silahla canlandırmak çok zordu. Ve gerçekten ikonuya çok uzaktım.
Birgün babam, Fransız kimliğimizi elde etmek için bir dosya üzerinde çalışırken, ilgimi çeken bazı belgelerle karşılaştım. Bunlar gerçek! Bunlar benim, Arjantinli olarak doğmuşum. Fakat bulduğum bu belgeler yetkililer için örnek oluşturmamıza yardım edecek babamın gizli servisler adına yaptığı çalışmalar için ordudan aldığı teşekkür belgesiydi. Sonra aniden dedim ki :"Vay Canına!" Babam bir gizli ajan mı? Tam James Bond gibiydi. Ona sorular sormak istedim ama cevaplamadı. Ve sonra, kendime dedim ki bir gün onu sorgulayacağım. Daha sonra anne oldum, bir oğlum oldu, ve sonunda zamanı geldiğine karar verdim--artık bizimle konuşmak zorundaydı. Ben anne olmuştum ve o 77. doğumgününü kutluyordu, birden çok ama çok korktum. Gitmesinden sırlarıyla birlikte sessizliğiyle gitmesinden korktum. Bunun bizim, muhtemelen diğer insanlar için de önemli olduğuna onu ikna etmeyi başardım, ki o da hikayesini paylaştı. Bana anlatmaya karar verdi ve ben de bunlardan bir kitap yazdım ki size kitaptan bazı bölümleri daha sonra okuyacağım.
İşte onun hikayesi. Babam Arjantin'de doğdu. Annesi ve babası Rus asıllı idi. Tüm aile 30larda Fransa'ya yerleşmeye geldi Ailesi Yahudi, Rus'du, ve dahası çok fakirlerdi. Bu nedenle babam 14 yaşında çalışmak zorunda kaldı. Sadece diplomasıyla, ilkokul diplomasıyla, kendini boyacıda-kuru temizlemede çalışırken buldu. Burası onun tamamiyle sihirli birşey keşfettiği yerdi ve anlattıkça büyüleniyordu-- bu boya kimyasının sihriydi. Bu sırada savaş devam ediyordu ve babam 15 yaşındayken annesi öldürülmüştü. Bu kendi bedenini ve ruhunu kimyaya adadığı zamana denk geldi. çünkü acısının tek tesellisi buydu. Tüm gün patronuna öğrenmek, daha fazla bilgi toplamak için sorular soracak, ve geceleyin kimse bakmıyorken, öğrendiklerini uygulamaya geçirecekti. Babam daha çok mürekkep ağartmayla ilgileniyordu.
Bütün bunları size anlatmamın sebebi eğer babam bir kalpazan olduysa aslında bu tamamiyle bir rastlantı sonucudur. Ailesi Yahudiydi ve bu sebeble kovulmuşlardı. En sonunda hepsi yakalandı ve Drancy Kampına götürüldü ve Arjantin belgeleri sayesinde son anda oradan kurtulmayı başarabildiler. Artık dışarıdaydılar, ama her zaman tehlike içindeydiler. Belgelerinde hala büyük "Yahudi" damgası duruyordu. Sahte evraklara ihtiyaçları olduğuna karar veren büyükbabamdı. Zulüm görmüş olmasına rağmen babama kanunlara saygılı olması gerektiği aşılanmıştı, babam sahte evrakları hiç düşünmemişti. Fakat Direnişçiler'den bir adamla görüşmeye giden babamdı.
O zamanlardaki belgelerin el yazısı ile yazılmış ne iş yaptığınızı gösteren ciltleri vardı. Hayatta kalması için, çalışıyor olması gerekiyodu. Adamdan "boyacı" diye yazmasını istedi. Aniden adam çok hem de çok ilgili baktı. "Boyacı" olduğuna göre, mürekkep işaretlerini nasıl sileceğini biliyor musun? Tabiki biliyordu. Birden adam şunu açıklamaya çalıştı gerçekte tüm Direnişçilerin büyük bir problemi vardı: en gözde uzmanlar bile "silinemez" denilen "Waterman" mavi mürekkep lekesini beyazlatmayı başaramıyorlardı. Babam hemen tam olarak nasıl beyazlatıldığını bildiğini söyledi. Adam kendisine hemen formulü verebilecek olan 17 yaşındaki bu gençten şüphesiz etkilenmişti, bu yüzden onu işe aldı. Babam aslında bilmeden birşey icat etti her okul çocuğunun kalem kutusunda bulabiliriz: "düzeltme kalemi." (Alkışlar)
Ama bu sadece bir başlangıçtı. Bu babam. Laboratuara gelir gelmez, en gençleri olmasına rağmen sahte evrak hazırlamada bir problem olduğu hemen anladı. Gerçek belgeleri değiştirmek için yaptıkları tüm hamleler durduruluyordu. Fakat talep de hızla artıyordu ve mevcut belgeleri değiştirmek zordu. Kendi kendine herşeyi sıfırdan yapmak gerek dedi. Baskıya başladı. Fotoğraf klişesi yapmaya başladı. Lastik damgalar yapmaya başladı. Her türlü şeyin icadına başladı-- bazı materyallerle bisiklet tekerleği kullanarak santrifüjü buldu. Herneyse, O bunların hepsini yapmak zorundaydı çünkü babam sonuçlarla tamamiyle kafayı bozmuştu. Basit bir hesaplama yaptı: Bir saat içerisinde 30 sahte evrak hazırlayabiliyordu. Eğer bir saat uyursa 30 insan ölebilirdi.
Diğer insanların hayatları için sadece 17 yaşındayken bu sorumluluk duygusu-- ve ayrıca arkadaşları kaçamazken kendisi kamptan kaçtığı için hayatta kalmasının suçluluğu tüm hayatı boyunca peşini bırakmadı. Belki bu 30 yıldır, her türlü fedakarlıklar pahasına neden sahte evrak yapmaya devam ettiğini açıklar. Size bu fedakarlıklardan bahsetmek istiyorum, çünkü çoklardı. Açıkçası, maddi fedakarlıklar vardı çünkü babam kendisine para ödenmesini kabul etmiyordu. Ona göre, para almak paragöz olmak demekti. Eğer ödemeyi kabul etseydi, haklı yada hasız bir nedene inanmasına bağlı olarak "evet" ya da "hayır" diyemeyebilirdi. Bu yüzden 30 yıldır, gündüzleri bir fotoğrafçı, akşamları da kalpazandı. Her zaman parasızdı.
Sonra duygusal fedakalıklar oldu: Biri, bu kadar çok sırrı varken nasıl bir kadınla beraber yaşayabilir? Biri geceleyin laboratuarda ne yaptığını nasıl açıklayabilir, her bir gece? Benim daha sonra anladığım ailesini de içeren başka türlü fedakarlıklar da oldu tabiki. Bir gün babam beni kız kardeşimle tanıştırdı. Daha sonra bana bir erkek kardeşimin olduğunu da söyledi, onları ilk gördüğümde sanırım üç ya da dört yaşında olmalıydım benden 30 yaş büyüklerdi Şimdi her ikiside altmışlarında.
Bu kitabı yazmak için, kız kardeşime sorular sordum. Babamın kim olduğunu bilmek istedim, onun bildiği babası kimdi, Babalarının Pazar günü geleceğini ve onları alıp gezmeye götüreceğini söylediğini anlattı. Hepsi kıyafetlerini giyip onu beklemiş, ama o asla gelmemiş. "Arayacağım" demiş. Aramamış. Sonra gelmemiş de. Bir gün tatmiyle gözden kaybolmuş. Zaman geçti ve onlar babalarının kendilerini unuttuğunu düşündüler ilk önce. Daha sonra zaman geçtikçe, hemen hemen iki yılın sonunda, "Pekala, belki de babamız öldü" diye düşündüler. Sonra anladım ki babama bu kadar fazla soru sormak muhtemelen hakkında konuşmak istemediği geçmişini karıştırıyordu çünkü acı veriyordu. Üvey kız ve erken kardeşlerim terkedildiklerini öksüz kaldıklarını düşünürken, babam sahte evrakları hazırlıyordu. Eğer bunu onlara söylemediyse, şüphesiz ki onları korumak içindi.
Kurtuluştan sonra, toplama kampından sağ kurtulanların İsrail'in kuruluşundan önce Filistin'e göç etmesini sağlayacak sahte evraklar hazırladı. Sadık bir sömürgecilik karşıtı olduğu için Cezayir savaşı sırasında Cezayirliller için sahte evraklar yaptı. Cezayir savaşından sonra, uluslararası direniş hareketlerinin kalbinde ismi yayıldı ve tüm dünya onun kapısını çaldı. Afrika'da bağımsızlıkları için savaşan ülkeler vardı: Gine, Gine-Biassu, Angola. ve babam Nelson Mandela'nın ayrımcılık karşıtı partisine üye oldu. Zulüm gören siyah Güney Afrikalılar için sahte evraklar yaptı.
Bir de Latin Amerika vardı. Babam, Dominik Cumhuriyeti ve Haiti diktatörlüklerine direnen insanlara yardım etti. ve sıra Brezilya, Arjantin, Venezuela, El Salvador, Nikaragua, Kolombiya, Peru, Uruguay, Şili ve Meksika'daydı. Sonra Vietnam savaşı vardı. Vietnamlılara karşı silahlanmak istemeyen Amerikalı asker kaçakları için sahte evrak hazırladı. Avrupa da kurtulmuş değildi. Babam, İspanya'da ki Franco'ya karşı muhalifler için Portekiz'deki Salazar karşıtı muhalifler için Yunanistan'da albayların diktatörlüğüne karşı, Fransa'da bile sahte evraklar hazırladı. Sadece bir kez 1968'in Mayıs ayında birşey oldu. Babam elbette ki yardımsever bir şekilde mayıs ayı gösterilerini izledi, ama kalbi başka bir yerdeydi, zamanı da çünkü hizmet edeceği 15 ülke daha vardı.
Birkez daha, tanıyabileceğiniz biri için sahte evrak hazırlamayı kabul etti. (Gülüşmeler) O zamanlarda daha genç idi babam onun bir toplantıya gelip konuşabilmesi için sahte evrak yapmayı kabul etti. Bana dedi ki bu sahte evraklar medya ile alakalı ve yapmak zorunda olduğu en yararsız şeydi. Daniel Cohn-Bendit'in hayatı tehlikede olmamasına rağmen bunu yapmayı kabul etti çünkü bu otoritelerle dalga geçmek için sınırlardan daha geçirgen birşey olmadığını--fikirlerin sınırları olmadığını göstermek için iyi bir fırsattı.
Tüm çocukluğum, arkadaşlarımın babaları onlara Grimm'in peri masalları anlatırken babam bana, mucizeler yaratmayı başaran sarsılmaz ütopyaları olan fazlaca alçakgönüllü kahramanlar hakkında hikayeler anlatırdı Ve bu kahramanların orduya ihtiyaçları yoktu. Zaten, inançlı ve cesaretli bir avuç erkek ve kadın dışında onları kimse takip etmeyecekti. Daha sonra anladım ki babamın uykuya dalmam için anlattığı hikaye, aslında kendi hikayesiymiş. Yapmak zorunda kaldığı fedakarlıkları göz önünde bulundurarak babama hiç pişman olup olmadığını sordum. Hayır dedi. Hiçbirşey yapmadan adaletsizliğe tanık olamayacağını ya da teslim olamayacağını söyledi. Başka bir dünyanın mümkün olduğuna-- bir kalpazanın ihtiyaç duyulmadığı bir dünyanın varlığına ikna edilmiş, ve hala buna inanır. Hala bunu hayal eder. Babam şu anda bu odada. Adı Adolfo Kaminsky ve ondan ayağa kalkmasını isteyeceğim. (Alkış) Teşekkür ederim
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
Sarah Kaminsky, babası Adolfo'nun olağanüstü hikayesini ve onun 2. Dünya Savaşı sırasındaki faaliyetlerini-- kalpazanlık marifet ve yeteneğini hayat kurtarmak için kullanmasını anlatıyor. Bu konuşma Fransa'da yapılan TEDxParis'dendir; Öntanımlı olarak İngilizce altyazılıdır.
Sarah Kaminsky writes about her father, Adolfo Kaminsky, a forger with a mission. Full bio »
Translated into Turkish by Tuba Şahin
Reviewed by Sancak Gülgen
Comments? Please email the translators above.
[My father] had made a simple calculation: In one hour he could make 30 forged documents. If he slept one hour, 30 people would die.” (Sarah Kaminsky)
18:49 Posted: Oct 2009
Views 2,941,933 | Comments 656
19:45 Posted: Jul 2010
Views 611,032 | Comments 1195
05:57 Posted: Jul 2009
Views 178,418 | Comments 62
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.