Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
İlk soru şu. Ülkemizde iki keşif programı mevcut. Birincisi NASA'nın büyük karanlığı, gökleri, yani hepimizin şanslıysak gitmek istediğimiz yerleri araştırma misyonu. Bakarsanız, Sputnik'e ve Saturn'e sahip olduğumuzu ayrıca diğer uzay araştırma göstergelerine sahip olduğumuzu görürsünüz. Aslında, okyanus araştırması ile ilgili başka bir program devletimize bağlı başka bir kurumda da var. NOAA, Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi içinde. Sorum şu: "neden okyanusları göz ardı ediyoruz?" Sebebi şu, belki sebebi değil ama şu nedenle bu soruyu sordum. Eğer NASA'nın gökleri araştırmaya ayırdığı yıllık bütçesi ile karşılaştırırsak, bu bir yıllık bütçe, NOAA'nın okyanusları 1600 yıl boyunca araştırması için yetecek bütçeye tekabül eder Neden? Neden yukarılara bakıyoruz? Bunun sebebi orasının cennet olması mı? Ve cehennemin aşağılarda bir yerde olması mı? Yoksa bu kültürel bir mesele mi? İnsanlar neden okyanustan korkuyor? Veya onlar okyanusları hiçbir şey vaat etmeyen karanlık ve kasvetli yerler olarak mı kabul ediyorlar?
Şimdi sizi 16 dakikalık bir yolculukla gezegenin yüzde 72'lik yerine götüreceğim. Bu yüzden kemerlerinizi bağlayın. Pekala. Şimdi yapacağımız şey şu; kendimizi benim dünyama daldıracağız. Deneyeceğim şey, -- Umarım şunları tam manası ile gösterebilirim. Unutmamak için hemen şimdi bunu gerçekleştireceğim. Bugün size göstereceğim herşey ben okula giderken ders kitaplarında yoktu. Hatta daha da önemlisi, bunlar üniversite kitaplarında bile bulunmuyordu. Ben bir jeofizikçiyim ve öğrenciyken kullandığım tüm yer bilim kitaplarımı kastediyorum. A alabilmek için yanlış cevaplar vermek zorundaydım. Kıta kaymaları ile dalga geçerdik. Üzerine epey güldüğümüz bir mevzuydu. Marshall Kay'in jeosenklinal döngüsü öğrendik; saçma sapan birşeydir. Bugünnün bağlamında hiçbir şey ifade etmese de sonuçta bu dikey tektonikler jeolojinin kanunuydu. Bugün üzerinden geçeceğimiz şeyler okyanuslar üzerine yaptığımız keşif ve araştırmalarda çoğunlukla raslantı sonucu yaptığımız keşiflerimiz üzerine olacak. Buluşların çoğu şans eseri yapılmıştır. Birşeyi ararken başka birşey bulduk. Ve bugün konuşacağımız herşey yüzde birlik bulgularımızın onda birini temsil ediyor çünkü şu ana kadar ancak bu kadarını görebildik.
Bir tanımlama yapacağım. Bu tanımlama suyu yok sayarsak nasıl birşey ortaya çıkacağı üzerine. Haritaymış gibi yanlış bir izlenim veriyor. Bu bir harita değil. Aslında ofisimde bunun daha farklı bir versiyonu var. ve insanlara soruyorum, " Neden bu alanda dağlar varken şurada hiç yok?" Söyledikleri şey, " Ahh, yani, bilemiyorum". "Bu bir kırık mı? Bu sıcak bir bölge mi?" Hayır hayır, bu sadece gemilerin geçtiği yerler. Güney yarıkürenin büyük çoğunluğu henüz hiç araştırılmadı. Bu aşağı kısımlarda Kaptan Cook zamanında şimdikinden daha çok araştırma gemisine sahiptik. Gerçekten inanılmaz. Pekala, buradan kendimizi gezegenin yüzde 72'lik kısmına indireceğiz, biliyorsunuz, Paskalya Tavşanı'nın herşeyi sadece kıtalara koyduğunu düşünmek gerçekten çok safça.
Bilirsiniz, gülünç bir şey. Her saban sabit bir şekilde sıfır toplamlı oyunu oynuyoruz. Bilirsiniz, birşeyi başka birşeyden çıkartıp alacağız. Bunun sadece ekonomiyi geliştirmeye yarayan birşey olduğuna inanıyorum. Bizim masaya koyduğumuz şey o kadar büyük ki, gezegenin yüzde 72'si. Sunumun ilerleyen zamanında ele alacağım ancak, Amerika Birleşik Devletleri'nin yüzde 50'si denizin altında yatmakta. Sahip olduğumuz ülkenin yüzde 50'si, tüm yasal yetkilerin olduğu, istediğimiz herşeyi yapmaya hakkımız olan kısım denizin altında yatıyor ve bu yüzde 50'lik kısıma kıyasla Mars'ı gösteren daha iyi hariyalarımız var. Neden? Pekala. Şimdi araştırmalarımıma zor yoldan başlıyorum. Çok önceleri --aslında ilk seferime henüz 17 yaşındayken çıkmıştırm. 49 yıl önceydi. Hesabını yapın, 66 yaşındayım. Denize Scripps gemisiyle açıldım ve haydut bir dalga yüzünden az kalsın batıyorduk. Orada olmak için çok gençtim --bilirsiniz, düşündüğümde inanılmaz birşeydi! Ben bir vücut sörfcüsü gibiydim ve "Vay be, ne muhteşem bir dalga!" diye düşünüyordum. Sonrasında neredeyse gemiyi batırıyorduk fakat birbirini destekleyen serüvenlerle başım dönmüştü bile. Ve 49 yıl boyunca yaklaşık 120, 121 --hala devam etmekteyim-- sefer yaptım.
Fakat ilk zamanlarda aşağılara inebileceğim tek yol bir denizaltının, çok küçük bir denizaltının içine yatarak en aşağılara doğru inmekti. Birçok çeşit derin dalış denizaltısıyla dalışlar gerçekleştirdim. Alvin, Sea Cliff ve Cyana ve sahip olduğumuz tüm temel derin denizaltılar; sanıyorsam bunlar sekiz civarında. Gerçekte, elverişli bir günde dünyanın ortalama bir derinliğinde bulunan yaklaşık dört veya beş kişiyizdir -- diğer bir ifadeyle ne yapıyorlarsa artık onlarla meşgul olan milyanlarca insan arasından dört ve beş kişi. Sonuçta fiziksel olarak yapmanız gerekiyorsa, oraya ulaşmak çok zor bir iş. Fakat başım dönmüştü ve lisans üstü eğitimim zamanında plaka tektoniği gündemdeydi. Farkettik ki dünyanın en büyük sıra dağları denizin altında uzanmaktaydı.
Okayonus ortası tepeler sanki bir beysbol topunun çevresindeki dikişler gibi uzanır. Coğrafi ifadeyle bu Mercator projeksiyonunun üzerinde. Ancak eğer bunu eşit alan projeksiyonuna yerleştirmeye kalkarsanız ara okyanus tepelerinin dünyanın toplam alanının yüzde 23'ünü kapladığını bulursunuz. Neredeyse gezegenin bir çeğreği sadece tek bir sıra dağ gibi ve buraya Neil Armstrong ve Buzz Aldrin'in aya gitmesinden sonrasına kadar giremedik. Öyleyse aya gittik, orada golf oynadık ve bunu kendi gezegenimizdeki en büyük şeye gitmeden önce yaptık. Günümüzün yerbilimcileri olarak bu sıra dağ üzerine olan ilgimiz, sadece onun gezegende baskın inanılmaz boyutlarından ötürü değil aynı zamanda onun dünyanın dış kabuğunun oluşumundaki rolünden kaynaklanıyor. Aynı zamanda bunun sebebi onun büyük kabuk plakalarının birbirinden ayrıldığı yerde okyanus ortası sırt ekseni boyunca uzanmasından kaynaklanıyor. Ve tıpkı canlı bir organizma gibi onu yırtıp açarsanız erimiş kanını akıtır, bu yarayı iyileştirmek için astenosferden yükselir, sertleşir ve yeni bir doku oluşturarak yanlamasına hareket eder.
Fakat gerçek manası ile hiç kimse Rift Vadisi olarak adlandırdığımız bu yapımının sınırlarının bulunduğu yere yedimizden oluşan bir grup 1973/1974 yazında küçük denizaltılara girene kadar gitmedi ve bu ekibin üyeleri Büyük Rift Vadisi'ne giren ilk insanlar oldu. Rift Vadisi'nin içine indik, bu bir şey hariç tamamiyle net -- orası zifiri karanlık. Zifiri karanlık çünkü güneş ışınları okyanusun ortalama derinliği olan 12.000 feet'e ulaşamaz. Rift Vadisi'nin derinliği 9.000 feet. Gezegenimizin büyük çoğunluğu güneşin ısısını hissedemez. Gezegenimizin büyük çoğunluğu ebedi karanlıktadır. Bu sebepten ötürü derin denizde fotosentez gerçekleşmez. Fotosentez olmayınca bitki yaşamı bulamazsınız ve sonuç olarak da bu yeraltı dünyasında yaşayan çok az hayvan bulursunuz. Veya biz böyle düşündük. İlk aşama araştırmalarımızda tamamiyle gözlerimizi yapının sınırlarını araştırmaya, 42.000 mil boyunca uzanan volkanik özelliklere bakmaya odaklamıştık. Bu tüm 42.000 mil boyunca onbinlerce etkin volkan bulunmakta. Onbinlerce aktif volkandan bahsediyoruz. Denizin altında karaya kıyasla yaklaşık 100 kat daha fazla etkin volkan bulunmakta. Yani burası olağanüstü aktif bir bölge. Sadece karanlık kasvetli bir yer değil. Bucası capcanlı bir yer. Ayrıca burası yırtıp açılan bir yer.
Sonrasında özel bir bilimsel konuyla ilgilenmeye başladık. Anlayamadığımız şey bu gerginlik altında dağların nasıl bulunduğuydu. Plaka tektoniği teorisine göre eğer plakalar çarpışırsa mantıklı olarak biri diğerinin içine geçebilir, tabakayı kalınlaştırabilir veya onu yükseltebilir. Deniz kabuklarını Everest Dağı'nın üstünde bulmanızın sebebi de budur. Bu bir sel baskının değil tamamen yukarıya itilmenin bir neticesi. Basınç altındaki dağları anlamıştık, falat anlayamadığımız şey sıkıştırma altında dağların nasıl bulunduğu mevzusuydu. Bu olmaması gereken birşey. Meslektaşlarımdan birisi bana gelip dedi ki; "Bana termal kabarma gibi görünüyor ve okyanus ortası sırt bölgesi soğuyan bir dönemeç olmalı. Biz de ona " Haydi gidip bakalım" dedik. Bir yığın ısı sondası çaktık. Bir düzlemde ısı kaybı bulunması dışında herşey mantıklı gidiyordu. Bir ısı kaybı mevcuttu. Sıcaktı ama yeterince sıcak değildi. Böylece birçok hipotez ortaya attık, aşağıda küçük yeşil insanlar onu alıp götürüyordu gibi. Bir yığın şey oluyordu. Fakat en mantıklısı kaplıcaların varlığı ile açıklanabilirdi. Bu yüzden deniz altında bir kaplıca var olmak zorundaydı.
Kayıp ısıyı aramak amacı ile bir araştırma başlattık. Bu amaçla Galapagos Çatlağı'nda uzanan bir alanda bu dağ silsilesi boyunca ilerledik ve kayıp ısının kaynağını bulduk. Gerçekten inanılmazdı. Bu büyük, koskocaman bacalar. Denizaltı araçlarımızla bunların üzerine çıktık. Sıcaklık ölçümü almak istedik ve sondayı oraya yerleştirdik gözlemledik -- ölçün değerleri skalanın dışındaydı. Pilot şu büyük gözlemi yaptı: "Burası gerçekten sıcak."
Sonrasında farkettik ki sondamız herzaman ki malzemeden üretilmişti -- erime şansı vardı. Fakat sonradan anlaşıldı ki buradaki sıcaklık 650 fahrenhayt dereceydi, yani kurşunu eritecek yeterlilikte değildi. Bu Juan de Fuca Sırtı'nda bulunanlardan bir tanesi. Burada baktığınız ise okyanustan fışkıran kimyasallardan oluşan inanılmaz bir borulu org. Bu resimde gördüğünüz herşey ticari nitelikte: bakır, kurşun, gümüş, çinko ve altın. Yani Paskalya Tavşanı okyanus zeminine değişik şeyler bırakıyor ve araştırma yaptığımız bu sıra dağ üzerinde kocaman metal yataklarına sahipsiniz. Bu sıradağ boyunca ticari değeri olan geniş cevher yatakları üzerine önemli keşifler yapıyoruz. Var olmaması gereken bir dünyada bol miktarda yaşam kaynağı keşfettik. 10 feet uzunluğunda dev tüp kurtları. Onu örneklemek için votka -- kendi şahsi votkamı -- kullandığımı hatırlıyorum çünkü formaldehit taşımıyorduk. Gittik ve bu inanılmaz midye yataklarını çıplak kayalar üzerinde bulduk. O kadar büyük midyeler ki onları açtığımızda artık midye gibi görünmüyorlardı. Ayrıca onları kesip açtığımızda midyelerin anatomik özelliklerini göstermiyorlardı. Ağız yok, mide yok, sindirim sistemi yok. Vücutlarının başka bir organizma, bir bakteri türü tarafından tamamen ele geçirilmişti. Sonrasında fotosentezi karanlıkta nasıl taklit ettiğini çözdük ki bu yöntemi şu anda kemosentez olarak adlandırıyoruz. Bu okul kitaplarında yok. Bunlarla ilgili hiçbir şey okul kitaplarında yok. Bu yaşam sistemini hiç bilmiyorduk. Biz bunu tahmin etmiyorduk. Kayıp ısı arayışımız konusunda tökezledik kaldık.
Bu yüzden işleyişi biraz hızlandırmak istedik. Denizaltı ile inip çıktığımız bu aptalca yolculuktan uzaklaşmak istedik: okanusun ortalama derinliği 12.000 feet, sabahtan 2 buçuk saat işe başlamak için; 2 buçuk saat da eve dönmek için. Beş saatimiz yolda geçiyordu. Üç saat zeminde harcıyorduk. Gezdiğimiz ortalama mesafe -- bir mil.
42.000 millik sıra dağın üzerindeydik. İş güvenliği çok iyiydi ancak gidilmesi gereken yol bu değildi. Bu yüzden bir çeşit uzaktan kontrol teknolojisi dizayn etmeye başladım. Beni kopyalamak amacı ile robotik sistemi kullanacaktık. Böylece araç sistemimi döndürüp durmak zorunda kalmayacaktım. Bunları keşiflerimize entegre etmeye başladık ve yeni robotik teknolojimizi kullanarak inanılmaz keşifler yapmaya başladık. Yeniden başka bir şey arıyor, okyanus ortasındaki tepenin bir kısmından diğerine hareket ediyorduk. Bilim adamları gece gündüz çalıştı ve inanılmaz yaşam türleri ile karşı karşıya geldi. Daha önce hiç görmedikleri yeni yaratıklara rastladılar. Fakat daha önemlisi, aşağılarda anlayamadıkları yapılar keşfettiler. Anlam ifade etmiyordu. Mağma çemberinin üzerinde değillerdi. Burada olmamaları gerekiyordu. Bu yüzden onu Kayıp Şehir olarak isimlendirdik.
Kayıp Şehir bu inanılmaz kalker oluşumları ve ters dönmüş havuzların yanında karakterize edildi. Şuna bir bakın. Bu nasıl olabilir? Bu ters şekilde duran şey su. Altına giderek ölçümler aldık ve gördük ki Drano'dakine bender bir pH a sahip. pH değeri 11 ve yine de içinde, bu uç noktada yaşayan kemosentetik bakteriler var. Hidrotermal bacalar asidik çevrede yer alıyorlar. En ucunda ise bazik bir çevre yer alıyor. buranın pH'ı 11 ve yaşam bulunuyor. Yaşam şimdiye kadar düşündüğümüzden çok daha yaratıcıydı. Yeniden, şans eseri yapılan bir keşif. Sadece iki yıl önce insanların kumsalda güneşlendiği bir yer olan Santorini'de çalışırken kimsenin haberi olmadığı yakın bir kalderada inanılmaz hidrotermal baca sistemlerini ve daha fazla yaşam türünü bulduk. Burası insanların güneş banyosu yaptığı yere iki mil mesafedeydi ve insanlar bu sistemin varlığı konusunda tamamen umursamazdı. Yeniden, bilirsiniz, suyun kenarında duruyoruz.
Yakın zamanda Meksika Körfezi'ndeki dalışlarımızda bulduğumuz su havuzları, bu kez ters değiller, doğru şekilde duruyorlar. Bingo. Bir balık yüzüp geçene kadar havada olduğunuzu düşünebilirsiniz. Burada tuz diyapirlerinden oluşmuş tuzlu su havuzlarına bakıyoruz. Bunun yanındaki metan. Daha evvel hiç metan volkanı görmemiştim. Lav püskürtmek yerine buralardan büyük çok büyük kabarçıklar püskürüyor. Bunlar volkanları oluşturuyordu ve akan şey ise lav değil yeryüzünden çıkan ve gücünü buradan alan balçıktı. Daha evvel böyle birşey görmemiştim.
Devam edersek; denizin altında yalnızca doğal kaynaklı bir tarihten fazlası var. İnsanlık tarihi. Titanic üzerine yaptığımız araştırmalarımız. Yeryüzünündeki en büyük müzenin derin deniz olduğunu farkedişimiz. Denizler karadaki tüm müzelerin toplamından daha fazla tarih barındırıyorlar. Ama onu anlamaya henüz başlıyoruz. Muhafazanın ne ölçüde olduğunu buluşumuz. Bismarck'ı 16.000 feet derinlikte bulduk. Daha sonra Yorktown'u bulduk. İnsanlar sürekli soruyor, "Doğru gemiyi mi buldunuz?" Teknenin kıç tarafında Yorktown yazıyordu.
Daha yakın bir zamanda antik dönem tarihine ilişkin buluşlarımız. Kaç eski denizci kötü bir gün geçirmiştir? Bu sayı bir milyon. Bir süredir keşfini yaptığımız bu eski ticaret yolları olmaması gereken yerlerde bulundu. Bu gemi enkazı İsa'nın doğumundan 100 yıl önce batmış. Bu ise depoda tutulan prefabrik bir Roma tapınağı taşırken batmış. Ve burada ise Homer zamanında M.Ö. 750'de batmış bir tane. Daha yakın zamana bakarsak, Karadeniz'i araştırıyoruz. Oksijen olmadığından, burası yeryüzündeki en geniş hidrojen sülfit yatağı. Gemi enkazları mükemmel şekilde korunmuş. Organik yapılarının tamamı mükemmel şekilde korunmuş. Onları kazmaya başlıyoruz. DNAları mükemmel durumda olan bedenleri çıkartmaya başlayacağımızı umuyoruz. Korumanın derecesine bir bakın -- marangozun marka reklamı hala duruyor. Şu eserlerin durumuna bir bakın. Damlayan balmumunu hala görebilirsiniz. Düştüklerinde onu kapatmışlar. Bu gemi 1.500 yıl önce batmış.
Ne mutlu ki meclisi ikna edebildik. Hill binası ve kulislerle devam etmeye başladık. Yakın zamanda Amerikan Donanması'ndan bir gemi aşırdık. Okeanos Explorer şimdi görev başında. Onun görevi amaçladığımız ölçüde güzel. Onun görevi Dünya'da daha evvel kimsenin gitmediği yerlere gitmek. Daha dün ona bakıyordum, şu an Seattle'da. Pekala.
Bu yaz devreye girecek ve keşif yolculuğuna başlayacak. Elimizdeki teknoloji ile oralara gittiğimizde neler bulacağımız konusunda hiçbir fikrim yok. Fakat kesin olan şu ki bu bilinmeyen Amerika'ya gidiş olacak. Bu Amerika'nın denizler altında yatan bir parçası. Bu maviliğin tamamına sahibiz ve -- dediğim gibi, özellikle batı itimat bölgesi-- henüz oraların ait haritalarımız yok. Oralara ait haritalarımız yok. Venüs'ün haritaları elimizde var fakat batı itimat bölgesi için aynı şey geçerli değil. Bunu yürüteceğimiz yol -- henüz ne keşfedeceğimiz konusunda hiçbir fikrimiz yok. Henüz ne keşfedeceğimiz konusunda hiçbir fikrimiz yok. Brezilya açıklarında eski bir Fenik batığını keşfedeceğiz veya yeni bir kaya oluşumunu, yeni bir yaşam türünü. Böylece bunu sanki bir acil yardım hastanesi gibi çalıştıracağız.
Komuta merkezimizi yüksek bant aralığına sahip bir uydu kullanarak Rhode Üniversitesi'nde inşa ettiğimiz Ara Alan Merkezi'ne bağlayacağız. Ve buradan onu tıpkı bir nükleer denizaltı gibi çalıştıracağız, mavi-altın ekip onları kapatıp açacak, günün 24 saati çalışacak. Bir keşif yapıldığında bu keşif bir saniye sonra komuta merkezinde görülecek. Fakat sonrasında internete de bağlantı olacak -- yeni internet otoyolu ilk interneti 10 gigabitlik bant aralığı ile bilgi otoyolundaki bir toprak yol gibi gösterecek. Hakkında hiç bilgimiz olmayan alanlara gireceğiz. Bu gezegenimizde kocaman boş bir sayfa. Onu saatler içinde haritalandıracağız, haritaları da büyük üniversitelere dağıtacağız. Ortaya çıkıyor ki ülkemizdeki oşinografik aklın yüzde 90'ı 12 tane üniversitemizde. Hepsi I-2'da yer alıyorlar. Bir komuta merkezi inşa edebiliriz. Bu Washington Üniversitesi'ndeki bir uzaktan kumanda merkezi. O pilotla konuşmakla. Burada 5.000 mil ötede fakat o komutayı eline almış durumda.
Fakat bunun aynı zamanda güzel yanı tüm bunları çocuklarımıza ulaştırabiliriz. Bunları yayabiliriz. Onlar bu keşif seferini izleyebilirler. Bir program başlattım -- Jim neredesin? Jim Young, adını Jason Projesi koyduğumuz programı başlatmamda yardımcı olan kişidir. Daha yakın zamanda, Amerika Erkekler ve Kızlar Klübü ile beraber bir program başlattık ki böylece araştırmayı ve canlı araştırmanın heyecanını, onları motive etmek ve heyecanlandırmak için ve sonrasında onlara hazırlandıkları şeyi vermek için kullanabiliriz. Yetişkin birisinin robotumu kontrol etmesine izin vermezdim. Sizin yeterli oyun tecrübeniz yok. Fakat bir çocuk hiçbir yetki belgesi olmadan araç sistemimin kontrolünü alabilir.
Çünkü yaratmak istediğimiz-- yarının dersliğini yaratmak istiyoruz. Yoğun bir rekabet içindeyiz; motivasyona ihtiyacımız var ve bunun altından kalkıyoruz. Bir mühendisi veya bir bilim adamını sekizinci sınıftan sonra kazanır ya da kaybedersiniz. Oyun henüz bitmedi -- sekizinci sınıftan sonra bitiyor, başlamıyor. Sadece üniversitelerimizle gurur duymamız yetmez. Ortaokullarımızla da gurur duymalıyız. Ve dünyadaki en iyi ortaokula sahip olduğumuzda, söylememe izin verin, bu sistemden fışkıran en iyi çocuklara sahip olacağız. Çünkü biz bunu istiyoruz. Bunu istiyoruz. Bu genç bir bayan, futbol oyunu izlemiyor, basketbol oyunu da izlemiyor. Binlerce mil uzaktan canlı bir araştırmayı izliyor, gördüğü şeylerle birlikte onun için gün yeni ağarıyor. Çenesinin düştüğünü görüyorsanız, bilgiyi de verebilirsiniz. Bu aklın içine o kadar çok bilgi koyabilirsiniz ki, şu anda o tamamen alıcı modda.
Bu, öyle umuyorum ki, gerçeğin savaşında geleceğin bir mühendisi veya geleceğin bir bilim adamı olacak. Son sorum, son sorum şu -- neden denizin üzerine taşınmanın yollarına bakmıyoruz? Neden Mars üzerinde yaşam götürme programlarımız var ve neden ayda kolonileşmeye yönelik programlarımız var da neden kendi gezegenimizde kolonileşmeye yönelik bir programımız yok? Teknoloji elimizde.
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
Okyanus araştırmacısı Robert Ballard bizi diğer araştırmacılarla beraber beklenmedik yaşam türleri, kaynaklar ve hatta yeni dağlar buldukları gizli sualtı dünyasına olan baş döndürücü yolculuğuna götürüyor. Ciddi keşif ve haritalama çalışmaları ile ilgili bir durumu ele alıyor. Google Okyanus, kim ister?
On more than 120 deep-sea expeditions, Robert Ballard has made many major natural discoveries, such as the deep-sea vents. Oh, and he found the Titanic. Full bio »
Translated into Turkish by Ercan Selçuk ÜNLÜ
Reviewed by Sancak Gülgen
Comments? Please email the translators above.
Everything I’m going to present to you was not in my textbooks when I went to school … not even in my college textbooks. I’m a geophysicist, and [in] all my Earth science books when I was a student — I had to give the wrong answer to get an A.” (Robert Ballard)
17:09 Posted: Oct 2007
Views 716,425 | Comments 162
18:03 Posted: Oct 2006
Views 212,442 | Comments 43
17:43 Posted: Jun 2007
Views 595,185 | Comments 181
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.