Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
65 milyon yıl önce, çok önemli bir felaket, dünya üzerindeki yaşımın kaderini değiştirdi. Bugün bahsedeceğim kara hayvanlarının, çoktan yokolup toprağa karıştıklarını bilsek de, etrafımızdaki toprak -- ama bizim için önemliler, çünkü bu yaratıklar, milimetreye göre metre ne ise, bize göre o kadar farklıydılar. Ve bu hayvanlar yokoldukça, yerlerini yeni bir hayvan çeşidi, yani memeliler aldı. Bu olayı, olağandışı ayrıntılı olarak biliyoruz. Bu gördüğünüz, Bermuda'nın yakınlarında bir göktaşı çukuru. İnsalık tarihinde yaşadığımız bütün felaketlerin, tsunamilerin, depremlerin hiç birinin bu felaketin dünya yarattığı etkinin yanına bile gelmediğini biliyoruz.
Bu felaketin etkisini keşfetmemizden önce bile bilim adamları evrim teorisi üzerinde ortak bir kanıya ulaşmadan önce bile, değişik milletlerden bilim adamları ve doğa tarihçileri Dünya'daki yaşamın tarihini iki döneme ayırmışlardı: Mezozoik, orta yaşam, ve Senozoik, yakın yaşam. Bu iki dönemin, jeolojik tarih ile de çok güzel örtüştüğü ortaya çıktı. Dağılmayla geçen bir Mezozoik dönemimiz, bir de yeniden birleşmeyle geçen bir Senozoik dönemiz var - Güney ve Kuzey Amerikalar, Hindistan ve Asya. Dolayısıyla, benim işim, Mesozoik yayılım ile Senozoik yayılımın karakterlerinin arasındaki farkı bulmak; dinozorlar ve diğer hayvanlardan hangi esrarları çözebileceğimizi, hareket eden kıtalardaki yaşamın bize evrimle ilgili ne söyleyebileceğini öğrenmek.
Bu çalışma, önce şu soruyu sorduruyor: "Niye denizlere gitmediler?" Bazı memeliler gitti. Bir örneğini burada görebilirsiniz. Başka örnekler de var, dışarıda gezip görmeniz mümkün. "Bolide" çarpışmasının beş, on milyon yıl sonrasında bir çok hayvan denizlere girmişti. Niye bu sefer de aynısını yapmadılar? Neden yüksek ağaçlara tırmanmadılar, veya yer altına göç etmediler? Neden bunları denemediler, ve eğer denemedilerse, bu bölgelerde ne tür hayvanlar yaşıyordu? Eğer bu bölgelerde hiç hayvan yoktuysa, buna bakarak karada evrimleşme ile ilgili ne öğrenebiliriz? Bunlar çok ilginç sorular. Cevabın, vücut boyutuyla bir ilgisi olduğunu düşünüyorum. Hatta, en önemli faktörün vücut boyutu olduğunu düşünüyorum. Yani, ekolojik sistemdeki boş bir bölgeye bir felaket sonucu taşındığınızdaki vücut boyutunun.
Yıllarca dinozorların evrimini inceleyip, kazdıktan sonra, sonunda memelilerin evrimleşmesine baktım. Sanki herşey hızla gerçekleşme gibi, teknolojinin ilerleyişi gibi, öncesine göre katlarla hızlanmış. Dinozor evrimi, düzenli ve yavaş gelişti; nasıl ölçerseniz ölçün, katlarca daha yavaştı. Çeşitlilikle mi ölçeceksiniz? Veya maksimum vücut boyutuna ulaşana kadar geçen süreyle mi? Evet, vücutları daha büyük, ama bir çoğu da küçük. Ama bizim ilgilendiğimiz, ne kadar sürede bu hale geldikleri. Bu maksimum vücut boyutu gelmek için 50 milyon yıl geçmesi gerekti. Bu, memelilerin maksimum vücut boyutuna ulaşmak ve bu bölgeleri ele geçirmek için geçirdiği süreden 10 kat uzun.
Buradan çıkarılacak dersler var; Bu istisnai durumun bize öğretebilecekleri var. Bu istisnai durumu, bizim ve dünyanın etrafındaki bir çok akademisyenin yaptığı keşifler sayesinde biliyoruz. Bu slaydı ikinci kere görüyoruz. Gördüğünüz, Jura Dönemi'nde yaşamış olan ünlü Arkeopteriks. Bu değişimin, dinozorların, vücut ağırlıklarını azaltmalarının tek örneği olarak biliyoruz. Biraz sonra başlangıç noktalarını göreceğiz. Bu değişim, aynı zamanda, demin, dinozorların bulunmadığını söylediğim habitatları ele geçirdikleri tek seferdi. Denizlere geçtiler. Bugün, kalıntılarını buzullarda buluyoruz. Yer altına geçen kuşlar var. Ayrıca her boyuttaki ağaca yerleştiler, ve tabii ki, karaya da yerleştiler.
Bilim ve Doğa'nın sayfalarına sonradan büyük harflerle geçen kuşu ilk adlandıran bizlerdik. Bu kuşa "Sinornis" adını verdik. Arkeopteriks'ten biraz daha gelişmiş; ama ayrıntıya indiğinizde, Arkeopteriks'ten daha az gelişmiş özellikleri de olduğunu görüyoruz, dolayısıyla, bugün yeni bir keşif yapınca, kılı - daha doğrusu tüyü - kırk yararak araştırıp, uçup uçmadığını anlamaya çalışıyoruz. Bu, istisnasız olarak, bir habitattan, öteki bir habitata yapılan en büyük geçiş. Sıska, nispeten ağır, bir - bir kaç kilogramlık bir yaratığın, böyle bir geçişi nasıl becerdiğini anlamak. Bizim en büyük evrimsel süreçlerimizden biri.
Çalışmam, en başta başladı. Dinozor evrimini anlayabilmek için, en erken dinozorların varolduğu zamanlara, kalıntılarını bulunduğu taş yataklarına gitmem gerekti. Bu ufak video klibini göstermek istiyorum. Bizi ne tür sıkıntıların karşıladığını böylece biraz anlayabileceksiniz. Çoğu zaman "Bu tür yerlerde fosilleri nasıl bulabiliyorsunuz?" diye sorarlar. Lütfen videoyu çalıştıralım. Bu gördüğünüz, Kuzeydoğu Arjantin'deki taş yatakları arasında hoş bir helikopter uçuşu. Şimdi bir uçurumu geçiyoruz; dinozorlar, işte bu uçurumun üstüne ele geçirmişti. Ama uçurumun aşağısında, son derece az bulunduklarını görüyoruz. İşte dinozorların kökenlerini burada buluyoruz: Uçurumun aşağısında.
Böyle bir alana gidip, jeolojik haritayı, topoğrafik haritayı hazırlıyorsunuz, ama en önemlisi, işini bilen, istekli bir takımla gidiyorsunuz. Kalanı da size kalmış. Fosil bulmanız gerekli. Genelde, kendi boyutundan çok daha büyük bir çukur kazarak fosili çıkartıyorsunuz, bu uçurumları tırmanıp varolan her şeyi buluyorsunuz, sadece dinozorları değil, bütün öyküyü. Eğer şansınız varsa, kazmaya başladığınızda, bir kül yatağına ulaşabilirsiniz. Bizim şansımız yaver gitti. 228 milyon yıllık bir kül yatağı bulduk; içinde de en erken dinozorun kalıntılarına rastladık: bu bir Ur-dinozor. Bir metreden biraz daha uzun. Biçimli bir kafatası, avcı, etçil, iki ayaklı bir hayvan. Dolayısıyla, bildiğiniz bütün diğer dinozorlar, daha doğrusu, çocuklarınız bildiği dinozorlar, dört ayaklı. Burada kafatasını görüyorsunuz, 10-15 santimetre boyunca, şahane bir şey. Kuş kafatası gibi görünmesinin sebebi, gerçekten kuş kafatası gibi olması. Kuş kafataslarına benziyor; içi boş. Bir avcı, belki 25 "pound", veya belki 10 kilogram. İşte dinozorlar burada başladı. Dinozorların yayılımı, bu şekilde başladı. Dinozorların yayılımı, memelilerin yayılımından 10 kat büyük. Memelilerin yayılımı da 4 ayaklı bir yayılım. Dinozorlara çok benziyoruz; özellikle iki ayaklı oluşumuz önemli bir benzerlik.
Eğer ne olduğunu anlamak istiyorsanız, kıtalar parçalandığında ve dinozorların, yani karada yaşayan dinozorların, kendilerini uzaklara gider halde bulduklarına bakmak gerek. Bulmacanın kayıp parçaları var. Kayıp parçaların çoğu güney kıtalarında, çünkü en az keşfedilmiş kıtalar bunlar. Bu manzarayı küresel olarak anlamak isterseniz, dişinizi sıkıp, kendinizi zorlayıp, dünyanın dört bir köşesine gitmeniz gerekir. Afrika, Hindistan, Antarktika, Avustralya - Bundan sonra bulmacanın parçalarını koymaya başlayabiliyoruz. Bu kıtaların bazılarına gittim; ama Afrika, Steven Pinker'ın dediği gibi, boş bir tahtaydı, büyük ölçüde. Ama ortasında, bir sürü küçük dinozor kayası içeren kocaman bir karatahta var. Ama buraya ulaşmak çok güç.
Sahra'nın içine giden yol yok. Kocaman bir bölge. Sahra'daki 80 ton dinozoru toprak üstüne çıkarıp, dışarı taşımak için, gerçekten zorlu koşulları karşılayabilecek bir takım bulup ortaya çıkartmanız gerekli. Bazı sorunlar politik. Çoğu başka sorun fiziksel. Bazıları - en önemliler - zihinsel. Ve gerçekten de bu koşulları göğüslemeniz lazım - çölün ortasına gidip, başka kimsenin görmediği manzaralar görüyorsunuz. Keşiflerimizden de bunu görmek mümkün. Bu işi yapan takımdakiler nasıl insanlar? Bu takımlar, genelde, bilimi, hedefi olan bir macera olarak gören insanlardan oluşuyor. Genelde, hiç çöl görmemiş öğrenciler oluyor. Bazıları daha deneyimli oluyor.
Lider olarak göreviniz - bu kesinlikle bir takım sporu - Lider olarak göreviniz, onları motive edip, hayatları boyunca yaptıklarından daha fazla işi, hayal bile edemedikleri koşullarda yaptırmak. Dolayısıyla, 50 derece normal. Yer, genelde 65 dereceye kadar ısınıyor. Dolayısıyla, metal eşyalarınızı yere bırakamazsınız. Yoksa bir daha elinize aldığınızda elinizde birinci dereceden yanık olur. Kendinizi, şaşırtıcı bir sosyo-kültürel ortamda buluyorsunuz. Dünyanın son büyük göçebe insanlarıyla gerçekten omuz omuzasınız. Bunlar, Tuareg göçebeleri, hayatlarını, yüzyıllardan beri nasıl geçirdilerse, yine öyle geçiriyorlar. Sizin işiniz, bu önde görünen gibi şeyleri gün ışığına çıkarıp, tarihin sayfalarına yerleştirmek. Bunu yapabilmek için, gerçekten bunları binlerce mil boyunca kum ve çöl içinden götürmeniz gerekiyor.
Etiopya^'dan bahsediyoruz; ama Nijer'den bahsedelim - Bizim "Nijer" adını verdiğimiz bölge, Nijerya'nın kuzeyi. Bu fotoğraf orada çekildi. Bu öyle bir ülke ki, kazılara başladığımız, tır trafiği yoktu. Kemikleri, Sahra Çölü'nden çıkartıp da, Afrika sahiline, bir bota yüklemek istiyorsanız, bunu kendiniz yapmak zorundaydınız. Bu bahsettiğim, 3000 km'lik bir yolculuk. Yani, çok büyük bir kazı çalışması ve çok çaba gerektiriyor; Gömülü haline gördüğünüz bir dinozor sürüsünün arasından, Jobaria'yı bulup çıkardık. Jobaria, Sauropoda ailesinden bir dinozor; başka kıtalarda görmedik. Yaşadığı zamana göre aykırı bir dinozor. Kuzey Amerika'daki yatakları kazınca çıkan dinozorlardan çok farklı. Başına dert olan hayvan da burada.
Ve bunlarla beraber daha başkalar, büyük bir hayvan topluluğu. Böyle bir şeyi bulup - dokunma imkanını edindiğinizde - bu tarihin bir parçası. 110 milyon yıllık bir şeye dokunuyorsunuz. Bu parça bir pençenin başparmağı. Burada, bulunmasından bir dakika sonra görüyorsunuz. Hayat üzerine inanılmaz bir deneyim; zamanın derinliğini anlamaya başladığımız zaman bu deneyim de başladı. Aslında bu deneyimi bir yüzyıldan az zamandır yaşıyoruz, bu süre içinde, dördüncü boyut, kardon tarihlendirme yöntemi bulunduğunda, ve bu parçaları tarihlendirebilmeye başladığımızda başladı; bu en önemli değişim, çünkü kendimize ve dünyaya karşı bakış açımızı büyük ölçüde değiştirdi. Böyle tarihin bir parçasını elimize aldığımızda, bilimle ilgilenen çocukları etkileyip hayatlarını değiştirebilir.
Başparmak, işte bu gördüğünüz hayvana ait: Suchamimus. Burada da bir kaç tane daha görebilirsiniz. Bunu Fas'ta bulduk; kocaman bir yaratık. CAT-Scan ile beyninin prototipini çıkarttık. İnsanınkinin on beşte biri boyutunda bir önbeyni olduğu görünüyor. Science dergisine kapak oldu; çünkü insanların bu hayvanlardan daha zeki olduğu sanılıyordu, ama ülkeyi idare edenlerde gördüğümüz gibi, beyin boyutundaki müthiş avantajlarımıza rağmen, tavırlarımızın bazıları aynı kalıyor. Neyse, burada da daha küçük "raptor"lar görünüyor. Jurassic Park filminden tanıdığınız - bütün bu küçük hayvanlar - Hepsinin anavatanı kuzey kıtalarında. Bu, güney kıtalarından ilk iskelet, şu işe bak - siz oturup hazırlıyorsunuz. Arka ayağında büyük bir pençe yok. "Velociraptor"lara benzemiyor. Tümüyle farklı bir yayılım. Şimdi, burada yapmak istediğimiz, bir öyküyü tamamlamak. Afrika'dan çıkarttığımız bu Pterosor gibi uçan sürüngenler de bu öykünün bir parçası.
Timsah, doğal olarak bir başka parça. Bu da, daha isimlendirmediğimiz korkunç bir yaratık. Bu yaratıklar kocaman - yani, şuna bakın, çölün ortasında öyle kendi başına duran bir alt çene. Bu timsaha ait. Bu timsahın teknik ismi Sarkosukus. Ağzında gördüğünüz, ergen bir Orinoco timsahı. Bu rekonstrüksiyon için uğraşmamız gerekti. Daha yakın dönemdeki timsahlara bakarak, timsah orantılarını anlamaya gayret ettik. İkinci videoyu da çalıştırabilir miyiz? Bu alan sadece - biliminin diğer alanları gibi - sadece bir macera. Bugün yaşayan en büyük timsahları arayıp bulup ölçmemiz gerekti.
Belgesel: ... bu tekne kadar büyük.
Adam: Şu çeneye bakın! Kocamanmış be!
Belgesel: Becerebilirlerse, bu timsah, Paul'e, Sarkosukus'u anlamasına yarayacak önemli bilgiler sağlayacak.
Adam: Tamam, biraz daha lütfen. Diğeri: Tamam.
Belgesel: Paul'e, gözlerini kapatmak kalıyor.
Adam: Dikkat et! Dikkat et! Hayır hayır, arka bacaklarının üstüne çıkman gerek.
Diğeri: Arka bacakları mı? Hayır abi, ön bacakların üstündesin! Tuttum. Arkaları tuttum. Birisi ön bacakları tutsun.
Paul Sereno: Ölçmek için mezurayı kullanalım. Buraya getir. Vay. 65. Vay. Kafatası bayağı büyük.
Belgesel: Büyük, ama Sarkosukus'un kafatasının yarısından küçük.
Adam: Kocaman. Paul: Üç buçuk metrelik bir timsah.
Adam: Büyük çıkacağını tahmin ediyordum.
Paul: Kalkma. Kalkma, beni de merak etme.
Belgesel: Paul, istediği ölçümleri aldı; artık hayvanı ırmağa bırakmaya karar veriyorlar.
Belgesel: Paul fosillerle çalışıyor. Daha önce fosilin böyle tepki verdiğini hiç görmemişti.
Paul: Peki, ben üç dediğimde, kaçıyoruz. Bir, iki, üç! Ohha!
Yani - şimdi - (Alkış) Yani, bu fosil kaydı gerçekten muhteşem; çünkü yaşayan canlılara yeni bir bakış açısıyla bakmanızı sağlıyor. Bu ölçümler sayesinde, timsahların izometrik olarak orantılandığını kanıtladık. Ama kafataslarının yapısı önemliydi; bu nedenle, rekonstrüksiyonun gerçekçi olması için, bilim dünyasına Sarkosukus'un gerçekten de 12 metrelik bir timsah olduğunu kanıtlayabilmek için gidip de bu ölçümleri yapmamız gerekliydi. Neyse, başka şeyler de buluyorsunuz. Ben bu sene Afrika'nın en büyük neolitik sitesini kazmak için Sahra'ya gideceğim. Geçen sene bunu bulduk. 200 tane iskelet, ayrıca araçlar, süs eşyaları.
Bu gördüğünüz, törenlerde kullanılan bir disk. Sahra'ya yerleşilmesinin inanılmaz bir kaydı. 5000 yıldan beri orada durup, bizim gelip bulmamızı bekliyormuş. Çok heyecan verici. Bu iş bizi daha sonra Tibet'e götürecek. Genelde Tibet'i dağlık bir bölge olarak biliriz. Aslında ada nitelikli bir kıta. Hindistan'ın öncüsü, Gondwana'da bir ulak - milyonlarca yıldır izole kalmış kayıp bir dinozor cenneti. Kimse bulmadı. Nerede olduklarını biliyoruz, gelecek sene gidip çıkaracağız. Sadece 4000 - 4500 metre arasında bulunuyorlar; Ama yılın ılık döneminde gidince sorun olmuyormuş. Evrimin temel yapıtaşlarını anlamaya başlayabilmek için, dinozor evriminin tarihçesini birleştirip öykünün tamamını çıkartmaya çalışıyorum. Birazını anlattım. Dahasını da yapmamız gerekli. Bu topladığım anatomi bilgisinin içine girip, değişiklerin olduğu yerleri, ve bundan çıkarılacak sonuçları bulmamız gerekli. İlla da evrimin tam olarak nasıl gelişeceğini tahmin edebilmemiz gerekmez, ama oyunun kurallarının birazını öğrenebiliriz; yapmaya çalıştığımız şey de bu.
Biyojeografik sorunsal bağlamında, Dünya bölünüyor. Bunların tümü kara hayvanları. Bir kaç seçenek var. Sen de bölünebilirsin, senin bulunduğun kıta, evrim ağacında yeni bir dala karşılık gelir, veya becerikliysen, ve bir kıtadan diğerine kaçıp bu bölünmeyi ortadan kaldırırsan, her iki tarafta da huzurla yaşarsan, ve bir tarafta soyun tükenip de, öteki tarafta devam edip bir fark yaratabilirsin. Dördüncü seçenek de, bu üç seçenekten birini yapmışsındır, ama paleontologlar seni bir türlü bulamaz. Bu dört ihtimali ortaya koyunca, karmaşık bir problem ile karşı karşıya kaldığınızı anlarsınız. Dolayısıyla, kazmanın ötesinde, dinozor kaydından bazı cevapları bulduğumuza inanıyorum. Bu dinozorların dağıldığını, hem de, en ufak bir kara köprüsü oluştuğunda hemen yayıldığını, kutupların iki üç derece yakınına kadar geldiklerini, ve bu şekilde kıtalar arasında benzerliği sağladıklarını düşünüyorum. Ama bölündüklerinde de, ki gerçekten de bölündükleri de oldu, kıtaların bu dinozorlar arasında farklılıklar yarattıklarını biliyoruz.
Daha önemli bir konu daha var, bu da soy tükenmesi. Bu faktöre gereken önemi vermedik. Yaşamın tarihçesini biçimlendiriyor, ve sonundaki "Bolide" çarpışmasından hemen önce dinozorlar arasında gördüğümüz büyük farklılıkları ortaya koyuyor. Bunu test etmenin en iyi yolu bir model yaratmak. Dolasıyla, eğer geçmişe gidersek, bu yaşam ağacının iki boyutlu modeli. Size 3'üncü boyutu da göstermek isterim. Şimdi yine yaşam ağacını görüyorsunuz, ama coğrafi bölgeyi de bir boyut olarak ekledim. Yaşam ağacı, genelde zaman boyunca dağılımı gösterir. Şimdi ise, yine zaman boyunca dağılım var, ama üçüncü boyut olarak coğrafi bölgeyi de yarattık.
Bu, üç ayar düğmesi olan bir bilgisayar programı. Merak ettiğimiz konuları - yayılım, örnekleme, soy tükenme - bir bölgeden diğer bölgeye geçiş sırasında inceleyebiliriz. Ve nihayetinde, kıtaların neye benzediklerine göre dallanmayı kontrol edip, binlerce defa programı çalıştırıp, parametreleri tahmin edebiliriz; böylece, doğru tahminde bulunup bulunmadığımızı anlayabiliriz, en azından problemlerin bariyerlerini anlayabiliriz. Bu anlattığım bilimsel çalışmamızlar ilgiliydi.
Kalan bir kaç dakikamda da, Chicago'da yaptıklarımdan bahsetmek istiyorum. Bu benim öğrenciliğim - aslında, TED'cilerle konuştuğumda, benim gibi olan çok var - acaba dürüstçe sorsam cevap alır mıyım? Bilemiyorum. Ellerinizi kaldırmanızı istesem mi? Ama aranızda, kariyerlerinize, bilimsel, teknik, sahne sanatları - ne olursa - kariyerlerine, toplum standartlarına göre başarısızlıkla atılan bir sürü kişi var. Ben de bunlardan biriyim. Okulda başarısız oldum. Aslında okulum beni başarız etti. Kimi suçlayabilirim ki? Bir sürü öğretmen beni neredeyse öldürecekti. Kendimi sanat alanında buldum. Okulda çok başarısızdım, liseye devam edip etmeyeceğim bile belli değildi. Ben de devam ettim - bu benim kanvas üzerinde ilk çalışmam. Oturup sözlüğe çalıştım. Üniversiteye gittim. Sanatçı oldum. Çizime başladım. Soyut resimle ilgilendim. Portföy hazırladım; New York'a gitmeye niyetlenmiştim. Bazen vücuda bakarken, arkasındaki kemikleri görüyordum. Arka planda bir şeyler gelişiyordu. New York'ta bir atelyeye gidecektim. Yolda Amerikan Müzesi'ne gittim, ve bir daha asla iyileşmedim.
Ama aslında ikisi de aynı disiplin - kardeş disiplinler. Yani, bir hayvanın, başka bir hayvana doğru değişimini sahada bulduğunuz ufak bir dinozor kemiğine bakarak tahmin edebilmek kadar "görülmeyeni görebilmek" diye tanımlanabilecek bir disiplin var mıdır? Bu, son derece "görsel" bir süreç - "görsel sanatlara" bu nedenle yakın. Size insan çehresi çizdiririm, çünkü zaten bu konuda uzmansınız. Dinozorlarda aynısını yapabilmek için yıllar geçmesi gerekiyor. Gerçekten kardeş disiplinler. Chicago'da yapmaya çalıştığımız, bilim alanında çok az bulunan türden öğrencileri biraraya getirmek. Yeterince bilim adamı, mühendis ve teknik insan yetiştiremediğimiz biliyoruz; bu konuda çok fazla çalışma var.
Bunu uzun süre önce farkettik. Sputnik dönemini geçtik, şimdi de, yaptığımızı işi gördüğünüz gibi hızlandırdık, artık daha da önemli. Bütün bu insanlar nereden gelecek? Toplumumuz için daha önemli bir soru da, geride kalanlara ne olacak? Yani, okuldayken benim gibi olan çocukları ne yapacağız? Aranızda bazılarınızın çocukluklarındaki halleri gibi çocuklar - okula giden, ama bilim ve teknolojiyle ilgilenme fırsatı ele geçiremeyen, asla bu fırsatı yakalayamayacak çocuklar?
Bu soruları soruyorum. Etiopya'dan bahsederken bu çok önemli. Nijer de böyle önemli, ben de Nijer'de sonuç alabilmek için fevkalade çaba harcıyorum. AIDS problemleri var. Amerika İçişleri'ne geçenlerde "bu konuda ne yapmak istersiniz?" diyer sordum. İki tane problemden bahsettim. Biri dinozorlardı. Onlara bir Dinozor Müzesi verelim, turistlerin ilgisini çeksin. Turizm zaten ikinci büyük sektörleri. İnşallah, Amerika Birleşik Devletleri hükümeti, ben veya TED, veya herhangi biri bunu yapmamıza yardım eder, çünkü bu ülkeleri için müthiş olur. Ama kendi ülkemize baktığımda da, kendi şehirlerimize baktığımda, çoğunuzun da geldiği şehirler de dahil - benim şehrim kesinlikle dahil - oralarda da bu anlattıklarım gibi çocuklar sürüyle var. Sorun şu ki - bu sorunu yüzyıllardır soruyoruz: bu çocukları nasıl bilimle ilgilenir hale getireceğiz?
Chicago'da "Project Exploration" diye bir organizasyon - hayır kurumu - başlattık. Bunlar, Project Exploration'dan iki çocuk. Onlarla, lise yıllarının başındayken tanıştık. Başarız öğrencilerdi, şimdi biri Chicago Üniversitesi'nde, öteki de Illinois'te. Harvard'da da öğrencilerimiz var. Altıncı yılımızı dolduruyoruz. Rekord kırdığımızı söyleyebilirim. Çünkü akademisyen kimliğinizle buralara gittiğinizde, uzun vadeli çalışmaları bakınca, bu tür kayıtların yok denecek kadar az olduğunu söyleyebilirim. Sonuç olarak, yüzde yüz mezuniyet oranı gibi inanılmaz bir rekoru başardık. Yüzde doksanı üniversiteye gidiyor, çoğu ilk kuşak, yüzde doksanı, kariyer olarak bilimi tercih ediyor. Dikkate değer bir oran, dolayısıyla geriye dönüp, - yani, bunu baştan planlamıştık - ama geri baktığımızda, bilim eğitiminde teorik hareketler var.
Önemli bir soru olarak bilim dünyasınca kabul gördü, bu önemli bir aşamaydı, Chicago'da Dewey'nin dediği gibi yaparak öğrenirsin. Kendini bir bilim insanı olarak hayal ettiğin zaman öğrenirsin, ancak o zaman kendini bir bilim insanı olarak hayal edersin. Bir sonraki aşama, seni bilim insanı yapabilecek beceriyi geliştirmektir. Bu aşamalardan geçmeniz gerek. Eğer geçerseniz - Çocukların ilgisini bilime çekmenin en kolay yolu. Kendilerini bilim insanı olarak hayal edip de, bu kadar insanın karşısında, şimdi yaptığım gibi, bilgili bir insan olarak sunum yapmak, kendini bir bilim insanı rolünde görmek ve buna imkan verecek donanımı verebilmek zor.
Bizim yapmaya çalıştığımız şey de bu. Chicago'da kalıcı bir eve geçmeyi düşünüyoruz. Çok fazla fikrimiz var, ama şunu garanti edebilirim - TED'deki bazı kişilerle de konuştum - Dahha önce gördüğünüz hiç bir şeye benzemeyecek. Yarı okul, yarı müze yarı konservatuar, yarı hayvanat bahçesi olacak. Ve, çocukların bilime olan ilgilerini nasıl çekeceğimiz konusunda da cevap olacak. Çok teşekkür ederim.
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
Evrimin dehasını araştıran bilim adamlarını, bazen tuhaf manzaralar, yakıcı sıcaklık ve bazen de çılgın timsahlar bekleyebilir. Paleontolog Paul Sereno, tarih öncesiyle ilgili anılarını anlatıp, maceraya katılmak isteyenlere yol gösteriyor.
Surely not the only science career based on a museum tour epiphany, Paul Sereno's is almost certainly the most triumphant. He's dug up dinosaurs on five continents -- and discovered the world's largest crocodile, the (extinct) 40-foot Sarchosuchus. Full bio »
Translated into Turkish by Sinan Özel
Reviewed by Sancak Gülgen
Comments? Please email the translators above.
Your job as a leader is to try to inspire them to do more work than they’ve ever done in their life under conditions that they can’t imagine.” (Paul Sereno on leading a team excavating in the Sahara)
15:51 Posted: Sep 2007
Views 183,071 | Comments 41
15:36 Posted: Jul 2008
Views 146,872 | Comments 49
17:14 Posted: Jun 2008
Views 200,924 | Comments 49
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.