Ekim 2010'da Amerika Adalet Ligi ile The 99 bir ekip oluşturacak. Batman, Süperman, Wonder Woman ve arkadaşları Cebbar, Nura, Cami gibi ikonlarla takım olacaklar. Bu bir kültürlerarası kesişimin öyküsü. Bu konuşmayı tarihlerinde ve coğrafyalarında faşizm ile savaşan gruptan daha iyi kim yapabilirdi? Faşizm Avrupa'yı 1930'da ele geçirdi ve beklenmeyen bir tepki Kuzey Amerika'dan geldi. Hıristiyan ikonografisi değişince, haçlardan gamalı haçlar yapılınca, Batman ve Süperman genç Yahudi adamlar tarafından ABD'de ve Kanada'da Tevrat'a dayanılarak oluşturuldu.
Şuna bakın: tıpkı peygamberler gibi, tüm süperkahramanların anne ve babası ölmüştür. Süperman anne ve babasını Kripton'da bir yaşından önce kaybediyor. Bruce Wayne, Batman olacak kişi, anne ve babasını Gotham şehrinde altı yaşında kaybediyor. Örümcek Adam amcası ve yengesi tarafından büyütülüyor. Ve hepsi, tıpkı peygamberlerin mesajları Allah'tan Cebrail ile alması gibi, mesajlarını yukarıdan alıyorlar. Peter Parker Manhattan'da bir kütüphanede iken bir örümcek yukarıdan iniyor ve ısırarak mesajını ona iletiyor. Bruce Wayne yatak odasında iken bir yarasa kafasının üzerinden uçuyor, ve o da bunu Batman olmak için bir işaret olarak görüyor. Süperman Dünya'ya sadece cennetten, ya da Kripton'dan gönderilmiyor, tıpkı Musa'nın Nil'de gönderildiği gibi bir botun içinde gönderiliyor. (Gülüşmeler) Ve babası Jor-El Dünya'ya şöyle diyor: "Sana tek oğlumu gönderdim."
Bunlar açıkça Tevrat örnekleri ve bunun arkasındaki düşünce başka insanların kötü düşünceler ürettiği şeylerden olumlu, küresel çapta ses getiren hikayeler üretmekti. Çünkü o zaman dini yanlış amaçla kullanan kişi, kötü mesajlı kötü bir adama dönüşüveriyor. Ve sadece olumlu şeyleri düşünerek olumsuzlardan kurtulabilirsiniz. The 99'u oluştururken düşünce böyleydi. The 99'da Allah'ın Kur'andaki 99 ismine atıfta bulunuluyor, cömertlik, merhamet, basiret, hikmet ve herhangi iki insanın karşıt olmayacağı birçok başka sıfata. Hangi dine mensup olduğunuzun bir önemi yok. Ateist bile olsanız çocuklarınızı "her gün üç yalan söyleyeceksin" diyerek yetiştirmezsiniz. Bunlar temel insani değerler.
The 99'un hikayesi 1258'de başlıyor, tarihin bize söylediğine göre, bu tarihte Moğollar Bağdat'ı ele geçirdi ve yok etti. O zamanların meşhur kütüphanesi Beyt-ül Hikmetin kitapları Fırat nehrine atılmıştı ve Fırat nehri mürekkep renginde akmıştı. Bu nesilden nesile aktarılan bir hikaye. Ben bu hikayeyi yeniden yazdım. Benim hikayemde, kütüphaneciler bu olayın olacağını biliyorlar -- ve yan bir not: eğer başarılı bir çizgi roman yapmak istiyorsanız: kütüphanecileri kahraman yapın. Her zaman çok başarılı oluyor. (Gülüşmeler) (Alkışlar) Kütüphaneciler bu olaydan haberdar oluyorlar ve biraraya gelip özel bir çözelti yapıyorlar, kimyasal bir çözelti, Kral Suyu, ondan sonra onu 99 tane taşla karıştırıyorlar. Bu 99 taş, kitaplardaki bütün kültür ve tarihi kurtarabilecek. Fakat Moğollar oraya daha önce geliyor. Kitaplar ve çözelti Fırat nehrine atılıyor. Bazı kütüphaneciler kurtuluyor ve sonraki gün ve haftalarda, taşları Fırat'a daldırıyor ve kaybettiğimizi düşündüğümüz tüm bilgileri topluyorlar.
Bu taşlar her birisinde 33 taş bulunan üç tesbih şeklinde Arabistan'dan 200 yıl boyunca korunacakları İspanya'daki Endülüs'e kaçırılıyor. Fakat 1492'de iki önemli şey meydana geliyor. İlki Avrupa'daki son Müslüman şehri Granada'nın düşüşü. İkincisi ise Kolomb sonunda Hindistan'a gidecek parayı buluyor, fakat kayboluyor. (Gülüşmeler) Taşların 33'ü Nina, Pinto ve Santa Maria'ya kaçırılıyor ve Yeni Dünya'da yayılıyor. 33'ü İpek Yolu ile Çin, Güney Asya ve Güneydoğu Asya'ya götürülüyor. 33'ü de Avrupa,
Orta Doğu ve Afrika'da yayılıyor. Şimdi de yıl 2010 ve toplam 99 ülkeden 99 kahraman var. Kütüphanenin ismi El-Hikme olduğu için içindekilerin Müslüman kitapları olduğunu düşünmek kolay, fakat gerçek öyle değil, çünkü kütüphaneyi inşa eden halifenin adı El-Ma'mun idi -- Harun El Reşid'in oğlu. El-Ma'mun danışmanlarına şöyle demişti: "Bana ellerindeki herhangi bir kitabı Arapça'ya çevirecek tüm alimleri bulun ve ben de onlara kitabın ağırlığı kadar altın vereceğim." Bir süre sonra, danışmanları yakınmaya başladılar. "Değerli Efendimiz, bilim adamları hile yapıyorlar. Daha fazla altın almak için yazıları büyük yazıyorlar." O da şöyle cevap veriyor, "İzin ver yazsınlar, çünkü onların bize verdikleri bizim onlara verdiklerimizden çok daha değerli." Açık mimari, açık bilgi kavramı benim için yabancı değil.
Fikir Nur taşları denen şeyler üzerine kurulu. Nur Arapça ışık demek. Bu 99 taş, bu oyunun birkaç kuralı var: Birinci kural, taşı siz seçmiyorsunuz, taş sizi seçiyor. Hikayede bir King Arthur izi var, tamam mı. İkinci kural, The 99'daki tüm kahramanlar, taşı ilk elde ettikleri zaman, onu kötüye kullanıyorlar; kendi çıkarları için kullanıyorlar. Ve çok kuvvetli bir mesaj veriliyor, eğer taşını kötüye kullanırsan senin güçlerini kullanan insanlar tarafından sömürülüyorsun, tamam mı. Üçüncü kural, 99 taşın içinde kendini güncelleyen bir mekanizma var.
Müslüman dünyasında iki tane grup var. Herkes Kur'an'ın tüm zamanlar ve mekanlar için olduğuna inanıyor. Bazıları bugünle ilgili olan şeyin Kur'an'ın birkaç bin yıl önceki yorumlaması olduğuna inanıyor. Ben onlardan değilim. Diğer bir grup da Kur'an'ın yaşayan, canlı bir kitap olduğuna inanır. Ben de o fikri kendini güncelleyen taşlarla ifade ettim. Ana kötü karakter, Rughal, bu taşların kendilerini güncellemesini istemiyor. Onların güncellemelerini durdurmaya çalışıyor. Taşları kullanamıyor, fakat durdurabiliyor. Taşları durdurunca, daha faşist istekleri var, o da bazı The 99'ları kendisi için çalıştırmak. Hepsi aynı tip ve renkte üniformalar giyiyorlar. Kim ve ne olduklarını söylemelerine izin verilmiyor. Rughal onları tamamen kontrol ediyor. Sonunda diğer tarafta çalıştıktan sonra, kandırıldıklarını ve yanlış insan için, çalıştıklarını anlayınca hepsinin farklı renkte bir giysisi oluyor.
99 Nur taşı hakkındaki son şey ise şu. The 99'lar üç kişilik takımlar halinde çalışıyorlar. Neden üç? Birkaç sebepten dolayı. Birinci sebep, İslam'da bir erkek ve bir kadın yanyana bırakılmaz, çünkü üçüncü kişi şeytandır, değil mi? Bu bütün kültürlerde var, doğru mu? Fakat bunun dinle ve dini yaymakla ilgisi yok. Burada en küçük hoşgörüsüzlük deliğine ulaşması gereken çok güçlü bir sosyal mesaj var. Ve oraya ulaşmanın tek yolu da oyunu oynamak. Bu da benim bu soruna bulduğum çözüm. Üç kişilik takımlarla çalışıyorlar, iki erkek bir kız, iki kız bir erkek, üç erkek, üç kız, problem yok. Ve İsviçreli psikoanalist Carl Jung üç sayısının bütün kültürlerdeki önemi hakkında konuştu, sanırım aradığımı buldum. Pekala ... Birkaç blog benim aslında Papa tarafından Teslis ve Katolikliği Orta Doğu'da anlatmak için gönderildiğimi düşündü ve beni suçladı. yani sizler -- (Gülüşmeler) sizler istediğiniz şeye inanın -- ben hikayenin kendi sürümümü anlattım.
Bu da karakterlerimizden bazıları. Mujiba, Malezya'dan, onun gücü her türlü soruya cevap verebilmesi. İsterseniz, Trivial Pursuit kraliçesi de diyebilirsiniz. Fakat gücüne ilk defa sahip olduğunda, yarışmalara katılıyor ve para kazanıyor. Suudi Arabistan'dan Cabbar, gücü parçalamak. Şimdi, Mumita'nın ismini koymak eğlenceli idi. Mumita yok edici demek. Allah'ın 99 isminde yin ve yang var. Güçlü, üstün ve kuvvetli var. Bir de iyi ve cömert. Şöyle düşündüm, kızların hepsi iyi ve merhametli, erkekler de kuvvetli mi olacak? Aslında, hayatımı yok eden birkaç kızla tanıştım, o zaman ... (Gülüşmeler) Macaristan Cami, ilk başta silah yapıyor. Teknoloji dehası. Gana'dan Musavvira, Pakistan'dan Hadya, İran'dan ateşi kullanan Calel. Bu da en sevdiklerimden, Yemen'den El-Batina. El-Batina gizli demek. El-Batina gizli, ama süperkahraman. Eve geldim ve hanımıma "Sana ithafen bir kahraman yaptım." Hanımım Yemenli bir Suudi. O da dedi, "Göster." Ben de bunu gösterdim. Dedi ki, "Bu ben değilim." Ben de, "Gözlere bak. Onlar senin gözlerin dedim."
Yatırımcılarıma ürününün bir başka beşinci dünya ürünü olmayacağına söz verdim. Ya Süperman gibi olacaktı, ya da benim buna zamanımı ve paramı vermeme değmeyecekti. Birinci günden itibaren projede yer alanlar, aşağıda solda Fabian Nicieza, X-Men ve Power Rangers yazarı. Yanında Dan Panosian, modern X-Men için karakter oluşturuculardan. Yukarıda, Stuart Moore, Demir Adam yazarı. Yanında John McCrea, Örümcek Adam'da mürekkepçi olarak çalışmıştı. Batıya şöyle bir sloganla girmiştik: "Bir sonraki Ramazan'da, dünyanın yeni kahramanları olacak" 2005 yılında.
Dubai'ye Arap Düşüncesi Vakfı Konferansı'na gittim ve doğru bir gazeteci ile kahve içmeyi bekliyorum. Ürünümüz yoktu, fakat enerjimiz vardı. New York Times'dan birini buldum. Kenara çektim ve fikri sundum. Herhalde onu korkuttum -- (Gülüşmeler) çünkü o bana söz verdi -- ürünümüz yoktu -- fakat dedi ki, "Eğer hemen gidersen, sanat bölümünde sana bir paragraf ayıracağız." (Gülüşmeler) Ben de "Muhteşem." dedim. Birkaç hafta sonra onu aradım. "Selam, Hesa." dedim, o da "Selam." dedi. Ben: "Yeni yılın kutlu olsun." O da, "Teşekkürler. Bebeğimiz oldu." dedi. Ben de "Tebrik ederim." dedim. Sanki çok umrumda. "Pekala yazı ne zaman çıkıyor?" "Naif, Islam ve çizgi roman? Zamana uygun bir konu değil. Belki gelecek hafta, gelecek ay, gelecek yıl, fakat bir şekilde çıkacak." Bu olaydan birkaç gün sonra ne oluyor? Danimarka karikatür krizi patlak veriyor. Ben zamana uygun hale geliyorum. (Gülüşmeler) New York Times'dan heyecanlı telefonlar ve e-postalar. Ondan sonra, bizle ilgili tam sayfa haber, 22 Ocak 2006, hayatımızı sonsuza dek değiştirdi. Çünkü İslam ve karikatür ya da İslam ve çizgi roman diye aratan herkes tahmin edin neyi buldu; beni.
The 99'lar da dünyada olup biteni etrafa duyuran süperkahramanlar gibi idi. Bu da birçok şeye sebep oldu, üniversitelerde ve okullarda derslere girdi -- Güney Asya'dan en sevdiğim fotoğraflardan, uzun sakallı birkaç adam ve hicab giyen birçok kız -- okul gibi gözüküyordu. İyi haber ise hepsinin elinde The 99 nüshaları, ve imzalamam için beni bulmuşlar. Kötü haber ise hepsi fotokopi idi, bir kuruş kar etmedik. (Gülüşmeler) The 99 çizgi romanını şu ana kadar sekiz dilde lisanslamayı başardık, Çince, Endonezce, Hintçe, Urduca, Türkçe. Lisans sayesinde Kuveyt'te bir buçuk yıl önce bir lunapark açtım, ismi The 99 Köyü Lunaparkı, 27.870 metre kare, 20 oyuncak, hepsinde bizim kahramanlar var. İspanya'da ve Türkiye'de birkaç giysi lisansı.
Bu güne kadar yaptığımız en büyük şey, muhteşem bir şey, 26 bölümlük animasyon yaptık, küresel izleyiciler için, ve bildiğimiz kadarı ile ABD ve Türkiye'de yayınlanacağız. 3D CGI, çok yüksek kalitede bir animasyon, "Ben 10" ve "Örümcek Adam" ve "Star Wars: Klon Savaşları" gibi filmlerdeki yazarlar tarafından Hollywood'da hazırlandı. Daha önce gösterilmemiş bir klibi size göstereceğim. Bir mücadele söz konusu. Kahramanlardan ikisi, kaslı olan Cebbar ve ışığı kullanan Nura kullanıldıkları için herkesle aynı olan faşist gri üniformayı giyiyorlar. Bilmiyorlar, tamam mı. Ve The 99'dan başka bir üyeyi kendilerine katmaya çalışıyorlar. Takım içinde bir mücadele var. Eğer ışıkları ...
Cebbar: Dana, tutacağım yeri göremiyorum. Daha fazla ışığa ihtiyacım var.
Rughal: Yapabileceğimiz bir şeyler olmalı.
Adam: Güvenli olduğunu bilmediğim sürece başka komando göndermeyeceğim.
Dr. Razem: Gitme vakti, Miklos.
Miklos: Dosya içeriklerini indirmem lazım. Halacığımı unutamam.
Dana: Fakat ben yardım edemem.
Cebbar: Yapabilirsin, kendine güvenmemene rağmen. Ben sana güveniyorum. Sen Işık Nurasın.
Dana: Hayır. Ben ona layık değilim. Hiçbir şeye layık değilim.
Cebbar: Geri kalanlara ne olacak? Onlar kurtarılmaya layık değil mi? Ya ben? Şimdi bana nereye gitmem gerektiğini söyle.
Cebbar: Sana yardım etmeye geldik.
Dana: Miklos, o adam senin arkadaşın değil.
Miklos: Hayır. O bana izin verdi, ve siz de [anlaşılmıyor] tekrar başlatmak istiyorsunuz [anlaşılmıyor].
Yani "The 99" teknoloji, eğlence, tasarım. Fakat bu hikayenin yarısı. Beş çocuğun babası olarak, onlar ileride kimleri örnek alacaklar endişeleniyorum. Endişeleniyorum, çünkü her tarafımda, kendi uzak ailemde bile, dinin yanlış kullanıldığını görüyorum. Psikolog olarak, dünya için endişeleniyorum, fakat benim dünyamda insanların kendilerini görme biçiminden endişeleniyorum. Ben klinik psikologum, lisansım New York eyaletinde. Bellevue Hastanesinde siyasi işkence kazazedeleri programında eğitim gördüm. Ve insanların liderliklerini putlaştırarak büyüyüp, sonunda kahramanları tarafından işkence edildikleri çok hikaye dinledim. İşkence kötü bir şey, fakat kahramanınız tarafından yapıldığında sizi birçok yönden mahvediyor. Bellevue'den ayrıldım, iş okuluna gittim ve bu işi başlattım.
Atıf yaptığım şeylerden biri de -- mesajın önemi hakkında Kuveyt Üniversitesi tıp bölümünde ders veriyorum -- davranışın biyolojik temelleri üzerine -- öğrencilere iki tane makale veriyorum, bir tanesi New York Times'dan diğeri de New York dergisinden. Yazarın adını sildim -- gerçekler haricinde her şeyi sildim. İlk makalenin adı Sevgililer Günü'nü yasaklamak isteyen "Tanrının Partisi" adlı grup hakkında idi. Flört eden herhangi bir erkek ve kadın anında evlendiriliyor, tamam mı. İkincisi ise üç minibüste bulunan altı sakallı adam tarafından akrabası olmadığı bir adamla konuştuğu için sorguya çekilmesinden rahatsız olan bir kadın ile ilgili idi.
Kuveyt'teki öğrencilere bu olayların nerede meydana geldiklerini tahmin etmelerini istedim. Birincisi Suudi Arabistan dediler. Hiç tartışma olmadı. İkincisinde sınıf Suudi Arabistan ve Afganistan diye ikiye bölündü. Birincisinin Hindistan'da, Hindu Tanrısı partisi tarafından yapıldığını öğrenince afalladılar. İkincisi ise kuzey New York'ta olmuştu. Ortodoks Yahudi cemaati idi. Benim kalbimi kıran ve telaşlandırıcı olan şey ise o iki röportajda etraftaki insanlar, onlarla da röportaj yapılmış, bu tip davranışa Talibanizasyon diyorlar. Yani, iyi Hindular ve iyi Yahudiler öyle davranmaz. Bu İslam'ın Hinduizm ve Yahudilik üzerindeki etkisi. Kuveyt'teki öğrenciler ne dediler? Onlar biz dediler. Bu tehlikeli. Grubun kendi kendini aşırı tanımlaması tehlikelidir.
Bu benim oğullarımdan biri Rayan, Scooby Doo hayranıdır. Gözlüklerden anlayabilirsiniz. Bana ertesi gün burunlu çocuk dedi. (Gülüşmeler) Ondan öğrendiğim bir ders oldu. Geçen yaz New York'taki evimizde iken o dışarıda oyun evinde oynuyordu. Ben de ofisimde çalışırken, odama geldi ve "Baba, benimle gel. Oyuncağımı istiyorum." dedi. "Tamam Rayan, lütfen git." Scooby Doo'sunu kendi evinde bıraktı. Ben de "Buradan git. Çalışıyorum. Meşgulum." dedim. Ondan sonra Rayan oturdu, ayağını yere vurdu, saat üç buçukta, bana baktı ve dedi ki, "Baba, evimdeki ofisime gelmeni istiyorum. Yapacak işlerim var." (Gülüşmeler) (Alkışlar) Rayan durumun çerçevesini değiştirdi ve kendisini benim seviyeme getirdi.
The 99 ile amaçladığımız şey de bu. Bence haçların şeklini bozup gamalı haç üretmek arasında çok paralellik var. Bir şeyi protesto etmek için küçük bir çocuğun eline Kur'an verip beline de bomba bağlamanın çok sevimli olduğunu düşünen velilerin ya da amcaların resimlerini görünce, tek umut yeterince fazla olumlu şeyi Kur'an'la bağdaştırmak, ve bir gün bu çocuğu onların orada gurur duyduğu şekilde gurur duymaktan bu halde gurur duymaya çevirmek. Bence -- Bence The 99 bu görevi yerine getirecek.
Tufts Üniversitesi'nde lisans öğrencisi iken, bir gün bedava falafel dağıtıyorduk, Orta Doğu günü mü neydi. İnsanlar geliyordu falafeli alıyordu, yiyip, konuşup, gidiyorlardı. Herhangi iki insan bedava ve falafelin ne olduğu hakkında tartışmıyordu, arkamızda, "bedava falafel" yazıyor. (Gülüşmeler) Ya da öyle düşünüyorduk, ta ki kampüsün içinden koşarak gelen bir bayan çantasını yere bırakıp, elini yazıya uzatarak, "Falafel kim?" diye sorana kadar. (Gülüşmeler) Gerçek hikaye. (Gülüşmeler) Uluslararası Af Örgütü toplantısından geliyordu.
Bugün D.C Comics sonraki crossover kapağını açıkladı. Kapakta Batman'i, Süperman'i tamamen kapalı Wonder Women'i The 99'un Suud, BAE'li ve Libyalı üyeleri ile görüyorsunuz. 26 Nisan 2010'da Başkan Barack Obama meşhur Kahire konuşmasında -- Müslüman dünyasına seslendiği konuşmada -- tüm girişimlerden en yenilikçi olanının Amerikan Adalet Ligi'ne uzanan The 99'un olduğunu söyledi. En zararsız kültürel sembollerin, falafel gibi, dil yüzünden yanlış anlaşılabildiği ve dinin bilerek başkaları tarafından çarpıtıldığı bir zamanda yaşıyoruz. Böyle bir dünyada, Süperman ve The 99 için her zaman yapacak iş olacaktır.
You can share this video by copying this HTML to your clipboard and pasting into your blog or web page. This video will play with subtitles.
You either have JavaScript turned off or have an old version of the Adobe Flash Player. To view this rating widget you
need to get the latest Flash player.
If your browser allows only "trusted sites" to execute Javascript, you should add the "googleapis.com" domain to your whitelist to allow our Flash detection to work properly.
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
Naif El Mutava'nın yeni nesil çizgi romanı "THE 99"'da karakterler dövüşmekten daha fazlasını yapıyorlar -- basmakalıp şeyleri yok ediyor ve aşırılıklara karşı savaşıyorlar. Allah'ın 99 sıfatına ithafen bu adı taşıyan çizgi romandaki karakterler İslam'ın olumlu mesajlarını pekiştiriyor ve farklı kültürleri birleştirerek kötü ile yüzleşecek yeni ahlaki bir çerçeve oluşturuyorlar, hatta Amerika Adalet Ligi ile takım oluyorlar.
Naif Al-Mutawa has created a group of comic superheroes based on Islamic culture and religion. They derive their superpowers from the 99 attributes of Allah. Full bio »
Translated into Turkish by Ahmet Yükseltürk
Reviewed by yasin alp aluç
Comments? Please email the translators above.
04:28 Posted: Dec 2009
Views 168,571 | Comments 158
18:26 Posted: Nov 2009
Views 873,169 | Comments 433
19:45 Posted: Jul 2010
Views 799,705 | Comments 1105
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign Out.