Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
Seul, Kore'de büyüdüm, ve 1999'da New York City'e üniversitede okumak için taşındım. O zamanlar tip okuyordum, ve bir cerrah olucağımı düsünürdüm çünkü anatomiye meraklıydım. ve hayvanları kesip parçalara ayırmak benim gerçekten ilgimi çekti. Aynı zamanda New York City'e aşık oldum. Bütün şehre canlı bir organizma olarak bakabileceğimin farkına varmaya başladım. Kesip parçalara ayırmak ve keşfedilmemiş katlarına bakmak istedim. Ve benim için bunu yapmanın yolu sanatsal yöndendi. Böylece, sonunda MD (Medıcal Doctor) yerine MFA (Masters Degree in Fine Arts) elde etmeye karar verdim ve üniversitedeyken şehrin saklı köşelerinde oturan yaratıklarla ilgilenmeye başladım.
New York City'de, fareler işten eve gidip gelen insanların günlük yaşamlarının parçaları. Birçok insan onlara önem vermiyorlar ya da onlardan korkuyorlar. Ama ben onları sevmeye başladım çünkü onlar toplum dışı hayat sürüyorlar. Ve laboratuvarlarda insan hayatını ilerletmek için kullanılsalarda, anyı zamanda zaralarlı olarak görülüyorlarç Şehrin etrafına da bakmaya başladım ve onların fotoğrafını çekmeye çalışmaya başladım. Bir gün, metrodayken rayların fotoğraflarını çekiyordum, Bir iki tane fare yakalamayı umarak ve bir adam bana geldi ve dedi ki, "Burada fotoğraf çekemezsiniz. MTA kameranıza el koyacak." Çok şaşırmıştım, ve kendi kendime düşündüm ki "Peki, tamam o zaman." Fareleri takip ediceğim." Sonra, tünelin içine gitmeye başladım, ki bu olay şehrin tamamen farklı bir boyutu olduğunun farkına varmamı sağladı daha önce hiç görmediğim ve birçok insanın göremeyeceği."
Buna yakın zamanlarda, benzer görüşlü insanlarla tanıştım. Bu insanlar kendilerine şehir kâşifleri, maceracılar, mağara kâşifleri gerilla tarihçileri ve benzeri isimlerle hitap ediyorlar. Kent kalıntılarını düzenli olarak inceleyen insanların bulunduğu bu dağınık, Internet tabanlı ağda hoş karşılanmıştım. Terk edilmiş metro istasyonları, tüneller, kanalizasyonlar, su kemerleri, fabrikalar, hastaneler, tersaneler ve bezneri gibi yerler.
Bu yerlerde fotoğraf çekerken, resimlerde bir şeyin eksik olduğunun farkına vardım. Yakında yıkılacak olan bu yapıları sadece belgelemek bana yeterli değildi. Bu yüzden kurgusal bir karakter yaratmak istedim ya da bu yeraltı mekanlarında hayat süren bir hayvan, ve, o zaman, bunu yapmanın en basit yolu kendimi şekillendirmekti. Kıyafete karşı bir karar aldım çünkü figürün hiç bir kültürel içeriği veya zamanı belirli öğeler olmamasını istedim. Ben canlı bir vücudu temsil edicek basit bir yöntem istiyordum; bu zamanla bozulan, sahipsiz mekanlarda yaşayan bir vücut.
Red Hook, Brooklyn'deki Riviera Şeker Fabrikası'nda çekildi. Şu anda boş, altı dönümlük bir arsa. Yeni IKEA'nın tam karşısındaki gibi bir alışveriş merkezini bekliyor. Bu mekana çok düşkündüm çünkü kendi başıma bulduğum ilk terk edilmiş, büyük endüstriyel yerdi. İçeriye ilk girdiğimde, korkmuştum çünkü köpeklerin havlamasını duydum ve onların bekçinin köpekleri olduklarını sandım. Ama onlar sadece orada yaşayan köpeklermiş ve tam suyun yanındaydı, dolayısıyla etrafta yüzen kuğular ve ördekler vardı ve her yerde büyüyen ağaçlar ve şeker varillerine yerleşmiş arılar.
Doğa bütün mekanı tamamengeri almıştı. Ve bir bakımı, resmin içinde bir insan figürünün o doğanın bir parçası olmasını istedim, Ortama alıştığımda sanki büyük bir oyun bahçesi gibi geldi, Tankerlerin üstünde zıpladım ve meydana çıkmış kirişlerin üstünde seke seke yürüdüm. Sanki zamanda geri gitmişimde ve tekrar çocuk olmuşum gibi.
Eski Croton Aqueduct'ta çekilmişti. New York City'ye temiz su veren ilk yerdi. İnşaat 1837'de başladı. Yaklaşık beş yıl sürdü, 1890'da yeni Croton Aqueducts açılınca terk edildi. Böyle yerlere girince, direk olarak geçmişe ulaşıyorsunuz çünkü on yıllarca enlememiş bir şekilde duruyorlar. Çok fazla geçmişi olan bir yerin yarattığı aura hissine bayılıyorum. Evdeki taklitlere bakmak yerine aslında elle yerleştirilmiş tuğlaları hissediyorsunuz ve dar çatlaklar arasında aşağı ve yukarı yalpalanıyorsunuz ve ıslanıyor ve çamulanıyorsunuz ve karanlık bir tünelde el lambasıyla yürüyorsunuz.
Riverside Park'ının altındaki bir tüneldir bu. 1930'larda, Robert Moses tarafından inşa edilmişti. Duvardaki resimler bir graffitici artist tarafından yüzlerce evsiz insanları anmak için yapılmıştı. 1991'de tünel yeniden trenler için açıldığında, yeniden yerleştirilmişti. Bu tünelin içinde yürümek barış dolu. Etrafınızda kimse yok ve sizin üstünüzdeki parkta çocukların oynadığını duyuyorsunuz, Aşağıda ne olduğundan tamamen habersiz.
Böyle yerlere giderken kaygı ve yalnızlık hissediyorum çünkü hayatımda tek başıma olduğum bir dönemdeydim ve serimin adını 'Çığlak Şehir Dalağı' adını vermeye karar verdim. Charles Baudelaire'i referans ediyor. "Çıplak Şehir" New York için bir lakap ve "Dalak" kentsel bir çevredeki yabancılaşma duygusundan gelen melankoli ve ataleti somutlaştırıyor.
Bu aynı tünel. Güneş ışınlarının havalandırma kanallarından geldiğini görüyorsunuz ve yaklaşan treni.
"Hell's Kitchen"ın içinde terk edilmiş bir tüneldir bu. Orada yalnızdım, kuruyordum, ve evsiz bir adam yaklaştı. Açıkça onun yaşam alanına izinsiz girmiştim. İlk başta ödüm patlamıştı, ama sakince ona bir resim projesi üstünde çalıştığımı açıkladım ve umursamaz gibi göründü ve ben de böylece devam ettim ve kameramın zamanlayıcısını kurdum ve ileri geri koştum. Ve işim bittiğinde bana tişörtünü sundu ayaklarımı silmek için ve nazikçe beni dışarı çıkarttı. Onun için çok olağandışı bir gün olmuş olmalıydı. (Kahkahalar)
Beni şaşırtan bir şey, bu olaydan sonra, böyle bir alanın şehrin bir çok silinmiş hatırasını saklıyor olması. O evsiz adam bana şehrin bilinçaltındaki bir unsurunu ifade etti. Bana kendisinin yer üstünde suistimal edildiğini söyledi ve bir keresinde "Riker's Island"da bulunduğunu ve sonunda o mekanda barış ve huzur bulduğunu. Tünel bir zamanlar şehrin refahı için inşaa edilmişti ama şimdi toplumdan dışlanmış insanlar için bir sığınak. Sıradan kent sakinlerinin günlük hayatta tamamen unuttuğu insanlar.
Bu benim mezun olduğum okul, Columbia University'nin altında. Tüneller Manhattan Proje'sinin gelişiminde kullanılmış oldukları için ünlüler. Özellikle bu tünel enteresan çünkü "Bloomingdale Insane Asylum"un ilk kuruluşunu gösteriyor. 1890 da yıkılmıştı; Columbia taşındığında.
Bu New York City Çiftlik Kolonisidir. "Staten Island"da 1890'dan 1930'a kadar olan bir yoksullar evidir. Fotoğraflarımın bir çoğu yıllarca terk edilmiş yerlere aittir ama bu bir istisna.
Çocuk hastanesi 1997'de kapatılmıştı; Newark bulunuyor. Ben 3 yıl önce oradayken camlar kırıktı ve duvarlar dökülüyordu ama herşey olduğu gibi bırakılmıştı. Otopsi masasını, morg tepsilerini ve X-ray makinelerini görebiliyorsunuz ve hatta otopsi masasındaki kullanılmış aletleri görebiliyorsunuz.
Yakın zamanda terk edilmiş yapıları inceledikten sonra herşey harabe haline çok hızlı bir şekilde dönüşebileceğini hissettim: eviniz, ofisiniz, alışveriş merkezi, kilise... etrafınızdaki herhangi insan yapımı olan yapılar. Bizim güvenlik anlayışımızın ne kadar kırılgan olduğunu hatırladım ve insanların aslında ne kadar savunmasız olduğunu.
Gezmeyi çok seviyorum, ve Berlin benim favori şehirlerimden birisi haline gelmiştir. Geçmişle dolu, ve yeraltı sığınaklarıyla da dolu ve savaş harabeleriyle.
Bu, 1885'te 1,100 kişiyi barındırmak için inşa edilmiş bir evsiz sığınağının altında çekildi. Yapıyı trendeyken gördüm ve bir sonraki durakta indim ve oradaki insanlarla tanıştım. Bu insanlar bana kendilerinin yeraltı mezarlığına benzeyen bodrum katına ulaşmamı sağladı. Burası savaş zamanında cephane deposu olarak kullanılmıştı ve ayrıca bir noktada Yahudi mültecilerini saklamak için. Bu Paris'teki asıl katakomplardır. Orayı geniş olarak inceledim yasak alanların içinde ve hemen aşık oldum.
185 milden fazla tünel var ve sadece yaklaşık olarak bir mili halka müze olarak açık. İlk tüneller 60 B.C'ye kadar geriye gidiyor. Sürekli olarak kireç taşı ocakları olarak kazılmışlardı ve 18 inci yüzyılda bazı ocakların çökmesi güvenlik tehlikesi yarattı ve bu yüzden hükümet mevcut olan ocakların sağlamlaştırılmasını emretti ve ortamı gözlemek ve haritasını yapmak için yeni gözleme tünelleri kazılmasını.
Gördüğünüz gibi, bütün sistem çok karmaşık ve uçsuz bucaksızdı. Orada kaybolmak çok tehlikeli. Ve aynı zamanda, şehirde dolup taşan mezarlıklarla ilgili bir problem vardı. Böylece kemikler mezarlıklardan taşınmış ve ocakların içine konmuştu ve onları katakomplara çevirmişti. Altı milyondan fazla insanın kalıntıları oraya yerleştirilmiştir; bazıları 1300 yıldan eski. Bu Montparnasse Mezarlığının altında çekildi. Birçok ölü kemiklerin koyulduğu yer. 50'lerde kullanılan telefon kabloları ve İkinci Dünya Savaşı zamanından kalan birçok sığınak da var.
Bu bir Alman sığınağı. Yakınında bir Fransız sığınağı var, ve bütün tünel sistemi o kadar karmaşık ki iki taraf hiçbir zaman bir araya gelmiyor. Tüneller "Direnç" tarafından kullanıldığı için ünlüler. Victor Hugo'nun "Les Miserables"de bahsettiği tünellerdir. Ve bunun gibi birçok 1800'lerden kalan duvar yazısı gördüm.
Paris'in yeraltını keşfettikten sonra yukarı tırmanmaya karar verdim ve Paris'in tam ortasında olan Gotik bir anıta tırmandım. Bu "Saint Jacques" Kulesidir. 1500'lerin başlarında inşa edildi. Ocak'ın ortasında, çıplak olarak, yaratık şeklindeki bir heykelciğin üstünde oturulmasını tavsiye etmiyorum. Çok rahat değildi.
Ve bütün bu zaman, bu yerlerin hiçbirinde bir tane bile fare görmedim geçenlerde Londra lağımlarında bulununcaya kadar. Burası muhtemelen keşfetmesi en zor olan yerdi. Zehirli dumanlar yüzünden gaz maskesi takmak zorunda kaldım. Tahminimce bu resim haricinde. Ve atık madde akıntıları içeri girdiğinde sanki bir fıtına size yaklaşıyormuş gibi ses çıkıyordu.
Geçenlerde üzerinde uğraştığım "Blind Door" adlı bir filmden bir sahne. Haraket ve doku yakalamaya merak sardım. Ve 16mm'lık siyah ve beyaz film başka bir his yarattı ona.
Ve bu benim üstünde uğraştığım ilk tiyatro projesi. August Strindberg'ün "A Dream Play"ini uyarladım ve sahneledim ve geçen Eylül ayında bir kereliğine canlandırıldı Brooklyn'deki Atlantik Bulvar'ında. 1844'te yapılmıştır ve en eski yeraltı tren tüneli olarak kabul ediliyor. Son zamanlarda bunlar gibi daha işbirlikçi projelere doğru eğiliyorum. Ama ne zaman şansım olsa hala serilerim üzerinde uğraşıyorum.
En son ziyaret ettiğim yer Mayalı harabeleri olan Copani Honduras'tı. Ana tapınağın içindeki arkeolojik tünelin içinde çekilmişti.
Bu alanları keşfetmekten fazlasını yapmaktan hoşlanıyorum. Sonsuza kadar kaybolmadan önce sürekli olarak bu yerleri canlandırmak ve insancıllaştırmak için kendimi zorunlu hissediyorum ki bu yerlerin hatıraları yaratıcı bir şekilde muhafaza edilsin. Teşekkür ederim.
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
Sanatçı Miru Kim, 2008 EG Konferans'ında çalışması hakkında konuşuyorç Kimö New York'un altındaki sanayi kalıntılarını kesfedıyor ve bunların içinde kendi çıplak fotoğrafını çekiyor -- bu muazzam, tehlikeli, gizli alanları net olarak ortaya çıkartmak için.
Miru Kim is a fearless explorer of abandoned and underground places. Her photography underscores the vulnerable nature of the human explorer in these no-woman's-lands. Full bio »
Translated into Turkish by Siir Tecirlioglu
Reviewed by Sancak Gülgen
Comments? Please email the translators above.
When you go into spaces like [New York’s 1837 Croton Aqueduct], you’re directly accessing the past, because they sit untouched for decades.” (Miru Kim)
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.