Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
"Kirli İşler" ekibi ve ben Colorado'da küçük bir kasabaya çağırılmıştık. Birkaç bin hektar kadar. Rocky Dağları'nda. Mevzubahis iş de koyun çiftçiliği.
Benim programdaki rolüm, izlememiş olanlarınız için söylüyorum-- epey basit. Ben bir çırağım ve bahsi geçen işi gerçekte yapan insanlarla birlikte çalışıyorum. Ve yapmam gereken de sadece ayak uydurmaya çalışmak ve hayatlarının bir gününde bu insanların yerinde olmanın nasıl bir şey olduğunun dürüst bir hesabını çıkarmak. Mevzubahis iş: koyun gütmek. Harika.
Craig'e gidip bir otele yerleşiyoruz ve ertesi gün fark ediyorum ki hadım etmek bu işin kesin bir parçası olacak. Normalde hiçbir araştırma yapmam. Ama bu hassas bir konu ve ben Discovery Channel'da çalışıyorum, yaptığımız ne varsa doğru olarak göstermek istiyoruz ve elbette bunu hayvanlara büyük bir saygıyla yapmak istiyoruz. Ben de Humane Society'yi aradım ve "Bakın, ben birkaç kuzu kadım edeceğim, bana durumun nasıl olduğunu anlatır mısınız?" dedim.
Bunlar da "Evet, bayağı basit" filan dediler. Bir bant kullanıyorlar -- böyle lastik bir bant, sadece daha ufak. Bu aslında dün aldığım oyun kağıtlarının etrafındaydı, ama onunla bir benzerliği var.
Ben de "Pekiii, işlem tam olarak nedir?" dedim.
Onlar da: "Lastik kuyruğa tutturulacak, sıkıca. Sonra başka bir lastik de testis torbasına sıkıca tutturulur. Kan akışı yavaşça bozulur; bir hafta sonra da bahis konusu kısımlar düşer.
"Harika -- kaptım." Tamam, bunu onaylatmak için SPCA'i arıyorum -- onaylıyorlar. PETA'yı da arıyorum, sırf eğlencesine, hiç hoşlanmıyorlar ama onlar da onaylıyor. Tamam, temel olarak böyle yapılıyor.
Ertesi gün dışarı çıkıyorum. Bana bir at veriliyor ve kuzuları almaya gidiyoruz ve kendi yaptığımız bir ağıla götürüyoruz sonra da hayvancılık işine girişiyoruz.
Melanie Albert'ın karısı. Albert mevzudaki çoban. Melanie kuzuyu alıyor -- iki eliyle -- bir eli sağda iki bacağı tutuyor, solda da aynı şekilde. Kuzuyu direğin üstüne koyuyor ve açıyor. Tamam. Harika. Albert giriyor, ben Albert'ı takip ediyorum, ekip etrafımızda. Ben her zaman işlemi kendim denemeden önce yapılışını izliyorum. Bir çırak olarak da, bilirsiniz, böyle yapılır. Albert cebine uzanıyor, bu bahsettiğim lastik bantı çıkarmak için fakat onun yerine bir bıçak çıkıyor. Ben de "bu hiç lastik filan değil" oluyorum. Ve sustasını öyle bir açıyor ki o Rocky Dağları'nın üzerinden gelen güneşi yakalıyor sanki, epey -- epey etkileyiciydi.
İki saniyelik bir zaman içinde Albert bıçağı kuyruğun kıkırdağından kuzunun kalçasının hemen yanına getiriyor, ve kuyruk çok hızlı bir şekilde çıkıp benim tuttuğum kovanın içine giriveriyor. Bir saniye sonra büyük bir başparmağı ve iyice nasırlı bir işaret parmağı ile testis torbasını avcunun içinde sıkıca tutuyor. Sonra kendisine doğru çekti, aynen bu şekilde, bıçağı aldı ve ucunda tuttu. Şimdi neyle karşılaşacağını bildiğini sanıyorsun, Michael -- bilmiyorsun, tamam mı? Kırpıyor, ucunu omzuna atıyor, testis torbasını kavrayıp yukarı itiyor, sonra benim görüşümü engeleyecek bir biçimde kafasını aşağı daldırıyor, ama benim duyduğum höpürtülü bir ses, yapışkan bir duvardan cırt cırtlı bir bantın aniden çekilmesi gibi bir ses ve şaka yapmıyorum.
Videoyu gösterebilir miyiz? Yok, şaka yapıyorum (Kahkahalar) Görüntülerle konuşmak en iyisi olur diye düşündüm.
Bu yüzden bir "Kirli İşler" çekiminde hiç yapmadığım bir şey yapıyorum, hiç bir zaman. "Mola" diyorum. "Durun". Siz programı biliyorsunuz, biz ilk çekimi kullanıyoruz, ikinci kez kayıt yapmıyoruz. Yazım yok, senaryo yok, hiçbir saçmalık yok. Oyalanmıyoruz, prova yapmıyoruz -- elimizde ne varsa onu çekiyoruz!
"Durun" dedim, "çılgınlık bu." (nuts: 'çılgınlık', aynı zamanda 'testisler') İşte, biliyorsunuz. (Kahkahalar) "Delilik bu. Yapamayız bunu."
Ben de "Az önce n'oldu bilmiyorum, ama bu kovanın içinde testisler var ve bu iş böyle yapılmıyor."
O da "Bizde böyle yapılıyor" dedi.
"Neden böyle yapıyorsunuz?" dedim. Açıklamasına bile fırsat vermeden "Doğru şekliyle yapmak istiyorum, lastik bantlarla." dedim.
O da "Humane Society gibi mi?" dedi.
Dedim "Evet, Humane Society gibi. Kuzuyu bağırtıp kanatacak bir şey yapmayalım, olur mu -- beş kıtada çıkıyoruz abi. Günde iki kez Discovery Channel'dayız -- böyle yapamayız."
Tamam dedi. Kutusunun yanına gidip bu küçük lastik bantlardan çıkardı bir torba. Melanie başka bir kuzu aldı, direğe koydu, bant kuyruğa tutturuldu, diğeri testis torbasına. Kuzu düzlüğe salınıyor, iki adım atıyor, düşüyor, ayağa kalkıyor, biraz sallanıyor, birkaç adım daha atıyor, düşüyor. Ben böyle 'bu kuzu için hiç de iyi bir işaret değil' diyorum. Ayağa kalkıyor, köşeye kadar yürüyor, titriyor, yere yatıyor ve bariz bir acı içinde.
Ben kuzuya bakıyorum ve "Albert, daha ne kadar sürecek? Ne zaman ayağa kalkar?" diyorum.
"Bir gün! Düşmeleri ne kadar sürüyor?" diyorum.
Bu arada az önce küçük prosedürünü üzerinde uyguladığı kuzu bildiğin hoplayıp zıplıyor, kanaması durmuş. Biraz to kemiriyor filan, muziplik yapıyor. Ben de o anda tamamen ne kadar yanlış olduğuma şaşkınım. Ve ne kadar çok zaman nasıl düpedüz yanlış olduğumu hatırlıyorum. (Kahkahalar) Ve özellikle o gün ne fena bir yenilgiye uğradığımı hatırlıyorum çünkü şimdi Albert'ın biraz önce yaptığını yapmak zorundayım, ağılda da bu kuzulardan 100 tane filan var ve bir anda bütün bu durum bir Alman pornosu gibi gelmeye başlıyor ve ben de ... (Gülüşmeler)
Melanie kuzuyu alıyor, direğe koyuyor, açıyor. Albert bıçağı bana veriyor. Yapıyorum, kuyruk çıkıyor. Testis torbasını kavrıyorum, ucu çıkıyor. Albert komut veriyor "Tamamen yukarı kadar it." Yapıyorum. "Daha da yukarı it." Yapıyorum.
Testisler ortaya çıkıyor -- başparmak gibiler, böyle dosdoğru sana geliyor -- "Isır" diyor. "Isırarak kopar." Adamı duydum, bütüm kelimelerini duydum. (Kahkahalar) Ben nasıl -- nasıl buraya geldim? Nasıl -- yani -- işte -- bu noktaya nasıl geldim? (Kahkahalar)
Beynin kendi kendine dolandığı o anlardan biri: ve bir anda orda Rocky Dağları'nda dikilmişim, ve tek düşünebildiğim Aristotelyen bir trajedi tanımı. İşte Aristo der ki trajedi kahramanın gerçek kimliğiyle yüzyüze geldiği o andır. (Kahkahalar)
"Bu hasta metafor ne şimdi?" diyorum. "Şu anda düşündüğüm şeyden hoşlanmıyorum." Bu düşünceyi kafamdan atamıyorum, O görüntüyü gözümün önünden çıkaramıyorum, ben de yapmam gerekeni yaptım. Girdim ve onları çıkardım. Şöyle aldım ve suratımı geri çektim hemen. Orda öylece duruyorum çenemde iki tane testis. (Kahkahalar) Şimdi de -- o metaforu atamıyorum.
Tamam, hala Poetika'da, Aristo'dayım ve düşünüyorum -- durup dururken, aklıma iki terim geliyor yıldırım gibi üniversitedeki klasikler dersinin hocası kafama kazıdığından beri hayatımda duymadığım. Anagnorisis ile peripeteia. ... Anagnorisis Yunanca'da keşif demek. Tam karşılığıyla, cehaletten bilgiye geçiş anagnorisis. Bizim çevrenin yaptığı bu; "Kirli İşler"in yaptığı bu. Her gün boğazıma kadar anagnorisis doluyum. Müthiş. Diğer kelime peripeteia. Büyük trajedilerdeki o an -- Evripides ve Sofokles gibi -- Oedipus'un kendi anını yaşadığı bir anda, seviştiği ve birlikte bebek yaptığı o seksi hatunun annesi olduğunu anladığı an. Tamam. Bu peripeti veya peripeteia. Bu metafor kafamda -- anagnorisis ve peripeteia çenemde. (Kahkahalar)
Fakat söylemeliyim müthiş bir alet. Peripeteia'ya bakmaya başladığınızda her yerde buluyorsunuz. "Altıncı His"te Bruce Willis mesela, di mi? Bütün film boyunca ölüler gören çocuğa yardım etmeye çalışır, sonra birden pat -- "Aa, ben ölüyüm" -- peripeteia. Anlıyor musunuz? İzleyici gerçeği öğrendiğinde yıkıcıdır. "Matrix"te Neo, di mi? "Aa, bilgisayar programında yaşayan benim" -- tuhaf.
Böyle ani fark edişlere sebep olan bu keşifler; 200'den fazla kirli iş boyunca bunları yaşıyorum ben, her an onlarlayım. Fakat bu seferki -- bu seferki bana öyle bir şeyi kabul ettirmişti ki hazır değildim. Orda öylece duruyorum o biraz önce mahvettiğim mutlu kuzuya bakarak -- ama normal gözüküyor. Doğru yolla yaptığım o diğer zavallıya bakıyorum ve ne kadar yanlış olduğuma şaşırıyorum ve eğer bu kadar sıklıkla yanlışa düşüyorsam gerçekten de acaba başka hangi peripetik yanlış fikirler hakkında yorum yapabilirim?
Çünkü bakın, ben kendim sosyal antopolog değilim ama olan bir arkadaşım var. Ve onunla konuşuyorum. (Gülüşmeler) "Mike" diyor. "Bak, aklın böyle şeylere ilgi duyuyor mu bilmiyorum ama her eyalette çekim yaptın, biliyorsun di mi? Madencilikte çalıştın, balıkçılıkta da çalıştın, çelikte de çalıştın, bütün büyük endüstrilerdede çalıştın. Politikacılarımızın her dört yılda bir anlamak için can attıkları bu insanlarla sen her gün omuz omuza çalıştın, di mi?"
Hala Hillary'yi görebiliyorum çelik işçileriyle çavdar tekleri atarken, çenesinden aşağı akıyor böyle. Yani bu insanlar benim her gün birlikte çalıştığım insanlar. "Eğer onların fikirleri hakkında topyekün bir şey sylemek istersen şimdi bunu düşünmenin zamanı olabilir. Çünkü Abi dört yıldan bahsediyoruz." Neyse aklımda bu var, çenemde testisler, düşünceler dolanıp duruyor. Ve o çekimden sonra Kirli İşler çok da değişmedi, programın ne olduğu açısından, ama benim için kişisel olarak değişti.
Şimdi ben programdan bahsederken Artık sadece az önce duyduğunuz hikayeyi ve daha başka onun gibi 190 tanesini anlatmıyorum. Onu da yapıyorum ama artık yanlış öğrendiğim diğer şeylerden de bahsetmeye başlıyorum, emeğin bazı diğer kavramlarından bugüne kadar dokunulmaz varsaydıklarımdan ve aslında değiller. Kirli işleri olan insanlar sandığınızdan daha mutlular. Bildiğim en mutlu grup onlar. Öyle "İşçi Marşı" filan söylemeye başlayacak değilim. bütün o mutlu işçi saçmalığı filan da değil. Sadece diyorum ki bunlar akla gelmeyecek işleri yapan aklıbaşında kişiler. Yolda hayvan ölüsü toplayanlar -- yemin ediyorum -- ıslık çalıyorlar çalışırken. Ben de çaldım onlarla birlikte. Hayatlarında müthiş bir çeşit simetri var. Ve ben bunu sürekli tekrar tekrar görüyorum.
Ben de merak etmeye başladım Acaba bu kutsal ineklere meydan okusak n'olur diye. Tutkunun peşinden git -- Son 36 saattir burda bundan bahsediyoruz. Tutkunu takip et -- bundan ne zarar gelebilir ki? Muhtemelen hayatımda aldığım en berbat tavsiye. (Gülüşmeler) İşte, tutkunun peşinden git ve beş parasız kal, di mi? Yani büyürken bütün duyduğum buydu. Hayatımla ne yapacağımı bilmiyordum, ama duyduğuma göre eğer tutkunu takip edersen her şey yoluna girer.
Size şu anda 30 tane örnek verebilirim -- Las Vegas'taki domuz yetiştiricisi Bob Combs kumarhanelerden yenmemiş yemek artıkları toplayıp domuzlarına yediriyor. Neden? Çünkü yemediğimiz şeylerde çok fazla protein var domuzları normalin iki katı hızla büyüyor ve kendisi de zengin bir domuz çiftçisi çevre için de yararlı ve günlerini bu inanılmaz işi yaparak geçiriyor, korkunç kokuyor ama Allah ondan razı olsun. Müthiş kazanıyor. Eğer "Buraya tutkularının peşinden giderek mi geldin?" diye sorarsanız adam size güler. Adamın değeri -- daha yeni 60 milyon dolarlık teklif aldı Vegas'ın hemen dışındaki çiftliği için ve geri çevirdi. O adam tutkusunun peşinden filan gitmedi. Bir adım geriye attı ve herkesin ne tarafa gittiğini izledi sonra kendisi diğer tarafa gitti. Ve ben bu hikayeyi sürekli bir daha dinliyorum.
Matt Froind New Canaan, Connecticut'ta bir mandıracı. Bir gün kalkıyor ve fark ediyor ki ineklerinin pisliği sütlerinden daha değerli oluyor eğer şu biyolojik ayrışabilen saksıların yapımında kullanabilirse. Şimdi bunları Walmart'a satıyor. Tutkusunu takip mi etmiş? Adam şimdi -- yapmayın yani.
Böylece ben de tutkuyla ilgilenmeye başladım. Verimlilikle etkililik farkına bakmaya başladım -- Tim de bahsetmişti, arada büyük bir fark var. Ekip çalışması ve kararlılığa bakmaya başladım ve genel anlamda o "başarı anahtarları" denilen klişelere hani şimdilerde büyük toplantı odalarındaki aşırı duygusal sanat yapıtlarıyla birlikte asılı duruyorlar. Bütün onlar -- Bir anda tamamen farklı bir anlama büründüler.
Güvenlik -- güvenlik ilk önce gelir? OSHA, PETA ve Humane Society'ye geri dönecek olursak: ya OSHA'nınki yanlışsa? Ya -- birazdan söyleyeceğim şey sapkınlık ama -- ya güvenlik aslında üçüncü geliyorsa? Öyle değil mi? (Kahkahalar) Yok, gerçekten diyorum. Demek istediğim bu manyak işleri yaparken birlikte çalıştığım insanlar kadar değer veriyorum kendi güvenliğime, fakat bu işleri gerçekten yapan insanlar kalkıp güvenliğin önce geldiğinden bahsetmiyorlar. Başka şeylerin önce geldiğini biliyorlar -- işi yapma meselesi önce geliyor, işi bitirme meselesi.
Hiç unutmam, Bering Denizi'nde bir yengeç gemisinde hala üzerinde çalıştığın "Deadliest Catch"in elemanlarıyla birlikteydim ilk sezon. Rusya kıyısının yaklaşık 100 mil açığındayız: Kocaman, 15 metre dalgalar, dümen köşküne yeşil dalgalar geliyor, tamam mı? Hayatımda gördüğüm en tehlikeli ortam, ben geride başka bir adamla sepetleri bağlıyorum. Güvertenin 12 metre yukarsındayım ve yukardan ayakkabının ucuna bakmak gibi bir şey bir yandan okyanusta şu hareketi yapıyor. Tarif edilemeyecek kadar tehlikeli.
Ben aşağı seyirtiyorum, dümen köşküne giriyorum ve bir miktar inanmazlık haliyle "Kaptan, OSHA" diyorum.
"OSHA? Okyanus." diyor ve orayı gösteriyor. (Kahkahalar) Fakat o anda söylediği dondurucu soğukta tekrar edilemez Herhangi bir fabrika zemininde veya şantiye alanında tekrar edilecek bir şey değil. Ama bana bakıyor be "Evlat" diyor -- benim yaşımda bu arada ama bana evlat diyor, bayılıyorum -- "Ben bir yengeç gemisinin kaptanıyım" diyor, "Benim sorumluluğum seni eve sağlam götürmek değil, benim sorumluluğum seni eve zengin götürmek." (Kahkahalar) Eve sağlam dönmek istiyorsan o senin bileceğin iş. Artık o gün boyunca güvenlik önce geldi
benim için. Yani kendi uydurduğumuz bu sahte fikir -- yaptığımız tek şey bir başkasının sorumluluğundan kendimizinmiş gibi bahsettiğimizde aynı şekilde tam tersi bir durumda da oluşan bu memnunluk hissi. Neyse, daha bir sürü şey. Yaptığımız bir sürü küçük ayrımdan ve benim olayı sonsuz yanlış anlama şekillerimden uzun uzun bahsedebilirim. Fakat neticede geldiği nokta şu. Bir teori geliştirdim ve bunu önümüzdeki kalan 30 saniye içinde paylaşacağım.
Şöyle bir şey -- emeğe karşı toplum olarak hepimiz savaş açmış durumdayız. Sivil bir savaş. Soğuk bir savaş gerçekten. Bunu yapmak için yola çıkmadık ya da bıyığımızı da şöyle Makyavelce burmadık ama sonuçta yaptık. Ve bu savaşı en azından dört cephede savaştık, hiç kuşkusuz Hollywood'da. Çalışan insanları televizyonda gösterme biçimimiz -- gülünç. Eğer bir tesisatçı varsa kesin 130 kilodur, kocaman bir kıç yarığı vardır. Kabul edin. Her zaman görürsünüz. Tesisatçılar hep böyle gözükür, di mi? Onları vezir de ederiz, rezil de ederiz. Televizyonun yaptığı budur. "Kirli İşler"de bunu yapmamak için çok uğraşıyoruz. hile yapmayıp işi gerçekten kendim yapmamın sebebi de bu.
Fakat biz bu savaşı Madison Avenue'de yaşadık. Yani ordan çıkan reklamların bir çoğunda -- mesajın veriliş şekliyle gerçekten söylenen ne oluyor? Biraz daha az çalışabilsen hayatın çok daha iyi olur, bu kadar çok çalışmak zorunda olmasaydın eve biraz daha erken gelebilirdin, biraz daha erken emekli olabilirsen, biraz daha erken çıkabilsen -- hepsi orda, hep en baştan, tekrar tekrar.
Washington? Mevcut işlerin özündeki gerçekliği etkileyen işlemler ve politikalar hakkında konuşmaya başlayamam bile çünkü aslında bilmiyorum. Sadece onun da savaşta bir cephe olduğunu biliyorum.
Tam burda ya, Silikon Vadisi'nde, Ya -- kaç kişide şu an iphone var? Kaç kişide Blackberry var? Prize takılıyız, bağlantıdayız. Ben hiçbir zaman bir saniyeliğine bile teknoloji devriminden kötü bir şey geldiğini iddia etmem. Aman Allahım, bu topluluğa hiç değil. (Kahkahalar) Ama iddia edeceğim şey, öykünme olmadan yapılan icadın vakit kaybı olduğudur. Kimse öykünmeyi "Kirli İşler" ekibinin yapılması gerektiğini bildiği şekilde övmez. Aynı arayüzü, aynı devreyi, aynı kartı tekrar tekrar yapan o insanlar olmadan iphone'unuz nedir? Bütün hepsini? Onu içine giren deha kadar eşit bir şekilde mümkün kılan da bu.
Şimdi yeni bir alet çantamız var mesela. Bugün aletlerimiz kazma kürek gibi gözükmüyor. Etrafta birlikte dolaştığımız şeyler gibi gözüküyor. Ve bütün bunların toplu etkisi de bir sürü işin marjinalize edilmesi haline geldi. Ve ben de fark ettim ki, bu oyunda muhtemelen artık çok geç -- Umuyorum değildir çünkü bunlardan bir 200 tane daha yapabilir miyim bilmiyorum -- ama yapabildiğimiz kadar yapacağız. Ve benim için bilinmesi ve gerçekten yüzyüze gelinmesi gereken en önemli şey birçok şeyde yanılmış olduğum sadece çenemdeki testislerde değil. Birçok konuda yanılmışım.
Sonra düşündük ki -- düşündük derken sadece ben -- yapılması gereken, emekle ilgili bir halka ilişkiler konusması yapmak el emeğiyle, kalifiye emekle ilgili. Birinin ortaya çıkıp unutulmuş yararlardan bahsetmesi gerek. Dedelerimizin yaptıklarından bahsediyorum muhtemelen birçoğumuzun onlarla büyüdüğü fakat bir şekilde birazcık unutmuş olduğumuz.
Barack iki milyon iş yaratmak istiyor. Altyapı çok büyük bir mesele. Varolduğunu düşündüğüm emek üzerine olan bu savaşın da kayıpları var, her savaşın olduğu gibi. Altyapı birincisi; meslek okulları kayıtlarındaki düşüş ikincisi. Her yıl: daha az elektirikçi daha az marangoz, daha az tesisatçı, daha az kaynakçı, daha az boru tesisatçısı daha az ısıtma döşemecisi var. Herkesin daha fazla yaratmaktan bahsettiği o altyapı işleri bu insanlar -- sürekli düşüşte olanlar. Diğer yandan -- Amerika İnşaat Mühendisleri Topluluğu'na göre en azından -- iki trilyon dolar harcama yapmamız gerekiyor altyapıda yalnızca bir adım bile atabilmek için ki şu anda "D eksi" seviyesinde değerlendiriliyor.
Şimdi, eğer ben bir şey için adaylığımı koyup yarışıyorsam, ki ben bunu yapmıyorum bile, en basit haliyle derdim ki; yapmayı ve üretmeyi umduğumuz işler insanların istediği işler olmadığı sürece tutmayacak. Biliyorum bu konferansın amacı bize yakın ve değerli olan şeyleri övmek, fakat temiz ve kirlinin birbirinin zıttı olmadıklarını da biliyorum. Aynı madalyonun iki yüzü onlar, tıpkı icatla öykünmek gibi, riskle sorumluluk gibi peripeteia ile anagnorisis gibi, artık titremediğini umduğum o zavallı kuzu, ve biten zamanım gibi.
Sizinle konuşmak çok güzeldi işinizin başına dönün, olur mu? (Alkış)
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
"Kirli İşler"in sunucusu Mike Rowe gerçek hayattan birtakım çetin (ve dehşet verici) iş hikayeleri anlatıyor. Ağır işin doğası ve günümüz toplumunda nasıl haklılaştırılamayacak şekilde alçaltıldığı üzerine anladıklarına ve gözlemlerine kulak verin.
Mike Rowe is the host of "Dirty Jobs" -- an incredibly entertaining and heartfelt tribute to hard labor. Full bio »
Translated into Turkish by Banu Karakaş
Reviewed by Sancak Gülgen
Comments? Please email the translators above.
People with dirty jobs are happier than you think. As a group, they’re the happiest people I know.” (Mike Rowe)
12:15 Posted: Mar 2009
Views 263,846 | Comments 42
17:43 Posted: Jun 2007
Views 595,200 | Comments 181
20:24 Posted: Nov 2008
Views 403,812 | Comments 151
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.