Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
Sanırım Everest'in tepesinde Coca-Cola tenekeleri ve Monterey'de Budist bir keşiş bulabilmek küreselleşmenin bir sonucu. (Gülüşmeler) Nazik davetiniz üzerine henüz iki gün önce Himalayalar'dan geldim. Sizi de bir süreliğine Himalayalar'a davet etmek ve meditasyon yapanların, Pasteur Enstitüsü'nde moleküler biyolog olarak başlayan benim gibi, yolunun nasıl dağlara düştüğünü göstermek isterim.
İşte orada bulunma şansına sahip olup çektiğim fotoğraflardan bazıları. Doğu Tibet'te Kailash Dağı- olağanüstü bir manzara. Bu Marlboro ülkesinden. (Gülüşmeler) Bu Turkuaz Gölü. Meditasyon yapan biri. Bu Doğu Tibet'te bir yerlerde 11 Ağustos'ta, yılın en sıcak günü. Bir gece önce kamp yaptık ve Tibetli arkadaşlarım dışarıda uyuyacağımızı söyledi. Ben de "Neden? Çadırda yeterince yer var" dedim. "Evet, ama şu anda yaz" dediler. (Gülüşmeler)
Şimdi, mutluluktan bahsedeceğiz. Bir Fransız olarak söylemeliyim ki, mutluluğun hiç de ilginç olmadığını düşünen birçok Fransız entelektüel var. (Gülüşmeler) Mutlulukla ilgili henüz bir makale yazdım ve bir tartışma çıktı. Ve biri de "Bizi mutluluğun kirli işlerini kabul etmeye zorlama" diyen bir yazı yazdı. (Gülüşmeler) Biz mutlu olmayı önemsemiyoruz. Biz tutkuyla yaşamak zorundayız. Hayatın iniş çıkışlarını seviyoruz. Istırabımızı seviyoruz; çünkü bir süreliğine dindiğinde bu gerçekten çok güzel. (Gülüşmeler)
Himalayalar'daki keşiş kulübemin balkonundan gördüğüm şey bu. İki metreye üç metreye boyutlarında ve hepiniz istediğiniz zaman buyurabilirsiniz. (Gülüşmeler)
Şimdi, mutluluğa ya da refaha gelelim. Öncelikle, bilirsiniz, Fransız entelektüellerinin söylediklerinin aksine, görünüşe göre kimse sabah kalkıp da "Bütün gün acı çekebilir miyim?" diye düşünmüyor. (Gülüşmeler) Bu da demek oluyor ki bir şekilde- bilinçli olarak ya da bilinçsizce, doğrudan ya da dolaylı olarak, kısa vadede ya da uzun vadede, ne yaparsak yapalım, neyi umut edersek edelim, neyin hayalini kurarsak kuralım- bu bir şekilde, bu derin ve yoğun bir mutluluk ya da refah isteğiyle ilişkili. Pascal'ın dediği gibi, kendini asan kişi bile, bir şekilde acısını dindirmenin bir yolunu arar- başka bir seçenek bulamamaktadır. Doğu ve Batı edebiyatına bakacak olursanız, mutluluğun tanımıyla ilgili inanılmaz bir çeşitlilik bulursunuz. Bazıları der ki; ben sadece geçmişi hatırlamaya, asla şimdiyi değil, geleceği hayal etmeye inandım. Bazıları mutluluğun tam bu anda olduğunu söyler; mevcut anın diriliğinin niteliğindedir. Ve bu da, Fransız filozof Henri Bergson'un şöyle demesine yol açmıştır; "İnsanlığın tüm büyük düşünürleri tanımlamak için- kendi tanımlarını yapabilmek için mutluluğu belirsizlikte bırakmışlardır."
Şey, eğer bu hayatta sadece ikincil bir meşguliyet olsa iyi olabilirdi. Ama şimdi, bu hayatımızdaki her anın niteliğini belirleyecek bir şeyse, o zaman onun ne olduğunu bilmemiz ve onun hakkında daha net bir fikir sahibi olmamız daha iyi olur. Ve muhtemelen, onun ne olduğunu bilmediğimiz gerçeği, çoğu zaman, mutluluğu aradığımız halde ona sırt çevirmemizin nedenidir. Acı çekmeyi önlemek istediğimiz halde, görünen o ki bir şekilde ona doğru koşuyoruz. Bu bazı karışıklıklardan da kaynaklanabilir.
Bunlardan en yaygın olanlardan biri mutluluk ve zevktir. Ama bu ikisinin özelliklerine bakarsak, zevk; zamana, nesneye ve yere bağlıdır. Maddenin doğasını değiştiren bir şeydir. Güzel bir çikolatalı pasta: ilk porsiyon lezizdir, ikincisi o kadar da değildir, sonra da tiksinti duyarız. (Gülüşmeler) Bu maddenin doğasıdır: onlardan sıkılırız. Bir Bach hayranıydım. Gitarla çalardım, bilirsiniz. İki, üç, beş kere dinleyebilirim. Eğer 24 saat durmaksızın dinlemek zorunda olsaydım çok sıkıcı olabilirdi. Eğer çok üşümüşseniz, ateşin yanına gelirsiniz, şahanedir. Birkaç dakika sonra, biraz uzaklaşırsınız ve sonra da yakmaya başlar. Siz onu deneyimledikçe bir şekilde kendini tüketir. Ve aynı zamanda, bu- bu dışarıya yayılan bir şey değildir. Mesela, siz yoğun bir haz hissederken etrafınızda bazıları çok acı çekiyor olabilir.
Şimdi, o zaman, mutluluk ne olacaktır? Ve mutluluk, tabii ki, çok belirsiz bir kelime, o yüzden refah diyelim. Bence en iyi tanım, Budist görüşe göre, refahın yalnızca zevk veren bir his olmadığıdır. Bütün duygu durumlarını, kişinin karşılaşabileceği bütün sevinçleri ve üzüntüleri aslında istila eden ve onların temelini oluşturan yoğun bir huzur ve tamamlanma hissidir. Bu sizin için şaşırtıcı olabilir. Mutsuzken bu tür bir refaha sahip olabilir miyiz? Bir bakıma, neden olmasın? Çünkü farklı bir seviyeden bahsediyoruz.
Sahile gelen dalgalara bakın. Dalganın altındayken, dibe vurursunuz. Sert kayalara çarparsınız. Dalganın üstünde sörf yaparken, coşkunsunuzdur. Dolayısıyla coşkudan bunalıma geçersiniz, derinlik yoktur. Şimdi, eğer açık denize bakarsanız, güzel, ayna gibi dingin bir okyanus olabilir. Fırtınalar da olabilir, ama okyanusun derinliği hala mevcuttur, değişmemiştir. Peki şimdi, bu nasıl oluyor? Sadece bir varolma durumu olabilir, geçici bir duygu, his değil. Mutluluğun kaynağı olabilen sevinç bile böyledir. Ama aynı zamanda habis sevinç de vardır, başkasının çektiği acıdan memnun olabilirsiniz.
Öyleyse mutluluk arayışımıza nasıl devam ederiz? Çoğu kez dışarıya bakarız. Düşünürüz ki eğer şunu bunu, bütün koşulları söylediğimiz bir şeyi, mutlu olmak için gereken her şeyi toplayabilirsek- Her şeye sahip olmak, mutlu olmak. Bu cümlenin kendisi zaten mutluluğun yıkımının kaçınılmaz sonunu ortaya koyuyor. Her şeye sahip olmak. Bir şeyi ıskalarsak, bozulur. Ve aynı zamanda, işler yolunda gitmediğinde dışarıdakini düzeltmek için çok uğraşırız; ama dış dünya üzerindeki kontrolümüz kısıtlı, geçici ve çoğu zaman, aldatıcıdır. O zaman şimdi, içsel koşullara bakalım. Daha güçlü değiller mi? Harici koşulları mutluluk ve ıstırap olarak yorumlayan zihin değil midir? Ve bu daha güçlü değil midir? Deneyimlere dayanarak biliyoruz ki, "küçük cennet" dediğimiz bir yerde olabilir ve yine de için için tamamen mutsuz olabiliriz.
Dalay Lama bir keresinde Portekiz'deydi ve her yerde bir sürü inşaat devam ediyordu. Bir akşam şöyle dedi, "Bakın, bütün bu şeyleri yapıyorsunuz, ama içinizde bir şeyler inşa etmek de güzel değil mi?" Ve dedi ki, "Son derece modern ve rahat bir binanın yüzüncü katında yüksek teknolojiye sahip bir daire alsanız bile- eğer içten içe gerçekten mutsuzsanız, arayacağınız tek şey, atlamak için bir pencere olacaktır." Şimdi, bunun aksine, pek çok insanın çok zor koşullarda huzur, iç kuvvet, iç özgürlük ve güvenlerini korumayı başardıklarını biliyoruz. Öyleyse, eğer manevi koşullar daha güçlüyse- tabii, harici koşulların da etkisi vardır, ve daha uzun, daha sağlıklı yaşamak, bilgiye ve eğitime erişebilmek, seyahat edebilmek, özgür olmak harikadır ve son derece arzu edilir. Ancak, bu yeterli değildir; bunlar sadece yardımcı unsurlar, durumlardır. Her şeyi yorumlayan deneyim zihindedir. O zaman, mutluluğun koşulunu,içsel koşulları nasıl besleyeceğimizi ve mutluluğun altını kazacak olanların hangileri olduğunu sorduğumuzda, bu biraz deneyim sahibi olmayı gerektirir.
Bu serpilmeye, bu refaha olanak sağlayan Yunanlılar'ın "eudaimonia", serpilmek dedikleri belirli zihinsel durumlar olduğunu kendimizden bilmemiz gerekir. Bu refaha zıt olan bazı zihinsel durumlar da vardır. Öyleyse, kendi deneyimlerimizden yola çıkarsak- öfke, nefret, kıskançlık, kibir, saplantılı arzular, güçlü doyumsuzluklar- onları deneyimledikten sonra bizi çok da iyi bir halde bırakmazlar. Ve aynı zamanda, başkalarının mutluluklarına da zarar verirler. O zaman, bunlar zihnimizi daha çok işgal ettikçe bir zincirleme reaksiyon gibi daha perişan, ıstırap içinde hissettiğimizi düşünebiliriz. Buna karşılık, herkes bilir ki çıkar gözetmeden, uzaktan, kimse bilmeden yapılan cömert bir davranışla bir çocuğun hayatını kurtarabilir, birini mutlu edebiliriz. Başkalarının takdirine ihtiyaç yoktur. Minnettarlığa ihtiyaç yoktur. Yalnızca bunu yaptığımız gerçeği, tabiatımızı yeterlilik duygusuyla doldurur. Ve her zaman bu şekilde olmak isteriz.
Öyleyse, varoluş şeklimizi değiştirmek, zihnimizi dönüştürmek, ve zihnin doğasında olan o olumsuz, yıkıcı duyguları değiştirmek mümkün müdür? Duygularımızda, özelliklerimizde, ruh hallerimizde bunu yapabilmek mümkün müdür? Bunun için şunu sormalıyız; Zihnin doğası nedir? Ve eğer deneysel bakış açısından bakacak olursak, bilinçliliğin öncelikli bir niteliği vardır; o da salt kavramsal, farkında olma gerçeğidir. Bilinçlilik, bütün imgelerin kendi üzerinde ortaya çıkmasına izin veren bir ayna gibidir. Çirkin ve güzel yüzler olabilir. Ayna buna izin verir, ama ayna kusurlu değildir, değiştirilmiş değildir, bu imgeler tarafından başkalaştırılmamıştır. Aynı şekilde, her düşüncenin arkasında yalın bilinçlilik, saf farkındalık vardır. Bu tabiatıdır. Özünde nefret ya da kıskançlık tarafından kirletilemez çünkü; her zaman orada olsaydı- bütün kumaşa nüfuz eden bir boya gibi- o halde daima, bir yerlerde bulunurdu. Her zaman kızgın, kıskanç, cömert olmadığımızı biliyoruz.
O yüzden, bilinçliliğin esas dokusu, onu bir taştan ayıran saf kavramsal nitelik olduğu için, değişim için bir olasılık vardır; çünkü bütün duygular geçicidir. Zihin eğitiminin temeli budur. Zihin eğitimi, iki karşıt zihinsel etkenin aynı anda gerçekleşemeyeceği düşüncesi üzerine kuruludur. Aşktan nefrete geçebilirsiniz. Ama aynı nesneye, aynı kişiye aynı anda hem zarar vermek hem de iyilik yapmak isteyemezsiniz. Aynı anda hem el sıkışıp hem de önemsemezlik edemezsiniz. İçsel refahımızı tahrip edici duyguların doğal panzehirleri vardır. İşte bu şekilde ilerleriz. Kıskançlığa kıyasla sevinç. Yoğun doyumsuzluk ve takıntıya karşılık bir çeşit içsel özgürlük hissi. Nefrete karşı iyilik ve merhamet. Ama tabii, bu şekilde her duygu belirli bir panzehire ihtiyaç duyardı.
Başka bir yol da, tabiatlarına bakarak bütün duygulara karşı genel bir panzehir bulmaya çalışmaktır. Genellikle, birine sinirlenmiş, ondan nefret etmiş ya da onun yüzünden üzülmüşsek ya da bir şeyi saplantı haline getirmişsek, zihin tekrar tekrar o nesneye yönelir. O nesneye her yöneliğinde, o takıntıyı ya da sıkıntıyı pekiştirir. Dolayısıyla, bu kendi kendini devam ettiren bir süreçtir. O zaman şimdi bakmamız gereken yer, dışa doğru yerine içe doğrudur. Öfkenin kendisine bakın; kabaran bir muson bulutu ya da fırtına gibi tehdit edici görünür. Bulutun üstünde oturabileceğimizi zannederiz; ama oraya giderseniz, sadece sistir. Aynı şekilde, öfkenin düşüncesine bakacak olursanız, sabah güneşi altındaki çiğ gibi kaybolacaktır. Eğer bunu tekrarlarsanız, öfkenin tekrar ortaya çıkma eğilimi, siz onu her çözümlediğinizde daha az olacaktır. Ve sonunda, ortaya çıksa bile, bir iz bırakmadan gökyüzünden geçen bir kuş gibi sadece zihinden geçecektir. Zihin eğitiminin esası budur.
Şimdi, bu zaman alır- zihnimizdeki hataların, eğilimlerin ortaya çıkması zaman almıştır, o yüzden onları çözmek de zaman alacaktır. Ama takip edilecek tek yol budur. Zihin dönüşümü: meditasyonun anlamı tam olarak budur. Yeni bir varoluş şekline alışmak, varlığımızın ve bilinçliliğimizin olduğu gerçekliğe, karşılıklı bağımlılığa, akışa ve devamlı bilgiye daha uygun yeni bir algılama şekli demektir.
Ve bilişsel bilimle ortak noktası. Zira o noktaya gelmek zorundayız ve sanırım bu, bu kadar kısa süre içerisinde değinmemiz gereken konuydu. Beyin esnekliğiyle birlikte, beynin az çok sabitlenmiş olduğu düşünülüyordu. Bütün sözel bağlantıların, sayısal ve niceliksel olarak, son 20 yıla kadar erişkin yaşa ulaştığımızda sabitlendiği düşünülüyordu. Son zamanlarda, bunun çok fazla değişebileceği keşfedildi. 10.000 saatlik çalışma yapan bir kemancı için beyinde parmakların hareketini kontrol eden bir merkez, sinaptik bağlantıların pekiştirilmesinin artmasıyla birlikte çok fazla değişir. Peki beşeri özelliklerle bunu yapabilir miyiz? Merhamet, sabır ve açıklıkla bunu yapabilir miyiz?
Meditasyon yapan büyük kişilerin yaptıkları budur. Madison, Wisconsin ya da Berkeley'de laboratuarlara gelenlerden bazıları 20 saatten 40.000 saate kadar meditasyon yaptılar. Üç senelik inzivada olduğu gibi günde 12 saat meditasyon yaptılar. Sonra, hayatlarının geri kalanında bunu günde 3 yada 4 saat yapacaklar. Onlar zihin eğitiminin gerçek Olimpiyat şampiyonları. (Gülüşmeler) Bu meditasyon yapanların olduğu yer- gördüğünüz gibi ilham verici. Burada, 256 elektrotla birlikte. (Gülüşmeler)
Peki, ne buldular? Tabii ki, aynı şeyi. Eğer doğa üzerine bilimsel bir ambargo konulmuşsa, umarım, bu kabul edilir. Bu şefkat durumuyla, koşulsuz şefkatle ilgileniyor. Yıllardır bunu yapan kişilerden, zihinlerini şefkatten başka hiçbir şeyin olmadığı bir duruma- duygusal mevcudiyete müsait olmaya- sokmalarını istedik. Tabii, biz eğitim esnasında bunu nesnelerle yaparız. Acı çeken insanları, sevdiğimiz insanları düşünürüz; ama bir noktada, hepsini istila eden bir durum olabilir. İşte ilk sonuçlar, zaten gösterildikleri için onları gösterebiliyorum. Çan eğrisi 150 kontrol gösteriyor ve bakılan şey, sağ ve sol frontal lob arasındaki fark. Kısaca, prefrontal korteksin sağ tarafında daha çok faaliyeti olan kişiler, daha fazla bunalımlı ve çekingenler- çok fazla olumlu etki tanımlamıyorlar. Sol tarafta ise tam tersi söz konusu: daha fazla fedakarlık, mutluluk, kendini ifade etme, merak, vs. eğilimi. Yani insanlar için temel bir çizgi var. Ve o da değiştirilebilir. Eğer komik bir film izlerseniz, sol tarafa geçersiniz. Bir şey sizi mutlu ediyorsa, sol tarafa daha fazla geçersiniz. Bir bunalım devresindeyseniz, sağ tarafa geçersiniz. Burada -0.5, şefkat üzerine meditasyon yapan birinin tam standard sapmasıdır. Çan eğrisinin tamamen dışında olan bir şey.
Tüm farklı bilimsel sonuçları irdeleyecek zaman yok. Umarım gelecekler. Ama şunu buldular- bu MR'da üç büçuk saat geçirdikten sonra, bir uzay gemisinden çıkmak gibi. Aynı zamanda, başka laboratuarlarda- Paul Ekman'ın Berkeley'deki laboratuarında olduğu gibi- meditasyon yapan bazı kişilerin duygusal tepkilerini zannedilenden daha fazla kontrol edebildikleri gösterildi. Örneğin irkiltme deneylerinde olduğu gibi. Eğer bir adamı vücut fonksiyonlarını ölçen bütün bu aletlerin olduğu bir sandalyeye oturtursanız ve patlayan bir bomba varsa, buna tepki vermek son derece içgüdüseldir, 20 senedir zıplamayan kimse görülmemiştir. Meditasyon yapan bazı kişiler, bunu durdurmaya çalışmadan basitçe tamamen buna açık olarak, patlamanın kayan bir yıldız gibi sadece küçük bir olay olacağını düşünerek, hiç hareket etmemeyi başarabilmektedir.
Bunun anlamı, bir çeşit sirk gibi bir şey yapıp zıplayabilen olağanüstü bireyler göstermek değildir. Daha çok, zihin eğitiminin önemli olduğunu söylemektir. Bu sadece bir lüks değildir. Ruh için tamamlayıcı bir vitamin değildir; bu hayatımızın her anının niteliğini belirleyecek olan bir şeydir. 15 yılımızı eğitimde başarılı olmak için geçirmeye hazırız. Koşu, egzersiz yapmayı seviyoruz. Güzel kalabilmek için her türlü şeyi yapıyoruz. Yine de şaşırtıcı bir şekilde, en önemli şey için çok az zaman harcıyoruz: zihnimizin çalışma şekli. Bu da, tekrar ediyorum, deneyimimizin niteliğini belirleyen nihai şeydir.
Öyleyse, merhametimizin harekete geçirilmesi gerekir. Farklı yerlerde yapmaya çalıştığımız şey bu. Bu örnek, çok fazla çalışmaya değerinde. Kemik tüberkülozu olan bu bayan, bir çadırda yalnız bırakılmış ve tek kızıyla ölmek üzere. Bir sene sonra, işte böyle. Farklı okullar ve Tibet'teki kliniğimiz.
Ve sadece, sizi mutluluk hakkında benim söyleyebileceklerimden çok daha fazlasını anlatan bu bakışların güzelliğiyle bırakıyorum. Ve Tibet'in zıplayan keşişleri. (Gülüşmeler) Uçan keşişler. Çok teşekkür ederim.
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
Mutluluk nedir ve nasıl hepimiz ondan bir parça alabiliriz? Biyokimyagerlikten Budist keşişliğe geçen Matthieu Ricard, mutluluk alışkanlıkları konusunda zihinlerimizi eğiterek gerçek bir huzur ve tatmin hissi yaratabileceğimizi söylüyor.
Sometimes called the "happiest man in the world," Matthieu Ricard is a Buddhist monk, author and photographer. Full bio »
Translated into Turkish by Cagla Taskin
Reviewed by Ramazan Gurer
Comments? Please email the translators above.
Mind training is based on the idea that two opposite mental factors cannot happen at the same time. You could go from love to hate. But you cannot, at the same time — toward the same object, the same person — want to harm and want to do good.” (Matthieu Ricard)
12:06 Posted: Jun 2007
Views 485,600 | Comments 163
26:20 Posted: Jul 2008
Views 345,302 | Comments 735
21:28 Posted: Mar 2008
Views 489,647 | Comments 387
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.