Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
Her biriniz doğal ayıklanma tarafından tasarlanmış çok güçlü, tehlikeli ve yıkıcı bir özelliğe sahipsiniz. O, diğer insanların zihinleriyle bağlantı yapmak için kullanılan bir çeşit sinirsel işitsel teknoloji. Dilinizden söz ediyorum, hiç kuşkusuz. Çünkü sizin zihninizde bulunan bir düşünceyi direkt olarak başka birinin zihnine yerleştirir ve onlar da size aynı şeyi yapabilir. Üstelik her iki tarafın kafasına cerrahi bir müdahale yapılması gerekmeden. Buna karşın, konuştuğunuzda gerçekte televizyonunuzun uzaktan kumandasından fazlaca farklı olmayan bir çeşit telemetri kullanırsınız. Aynen böyle, telemetri kızılötesi ışık dalgalarına dayanır, konuşmanız ses dalgalarına, aralıklı ses dalgalarına dayanır.
Ve nasıl uzaktan kumandayı kullanarak televizyonunuzun iç düzeneklerini değiştirme yoluyla duygularınızı ayarlarsanız Dilinizi de başkasının beyninin içindeki düzenekleri değiştirerek kendi ilgilerinize uydurmak amacıyla kullanırsınız. Diller genlerin konuşmasıdır, onların isteklerini karşılamak için. Ve bir bebeğin bir sözcük hecelemeyi ilk kez keşfettiğindeki, sanki büyü yapılmış gibi odanın içinde hareket eden bir cismi yakalayış anındaki ya da hatta ağzına götürüşü sırasındaki hayretini tahayyül edin.
Şimdi dilin yıkıcı bir güç olduğu; yüzyıllar boyudur sansür, okuyamadığınız kitaplar, kullanamadığınız sözcükler ve söyleyemediğiniz kelimeler nedeniyle bilinmektedir. Nitekim, İncil'deki Babil Kulesi hikayesi dilin gücü konusunda çok ünlü ve uyarıcıdır. Hikayeye göre, eski insanlar öyle garip bir fikir geliştirmişler ki, dillerinin gücünden yararlanarak birlikte çalışıp eğer bir kule yapabilirlerse bu kulenin onları cennete ulaştıracağına inanmışlar. Ve Tanrı bu girişimi kendi gücüne karşı tehdit olarak görüp kızmış ve kuleyi tahrip etmiş ve sonra bir daha asla yeniden yapılmasın diye insanlara farklı diller vererek --farklı diller yoluyla onların kafası karışsın diye-- onları dağıtmış. Ve bu da harika bir hicive yol açtı ki dillerimiz aslında bizleri (başkalarıyla) iletişimden korumak için vardır. Hatta bu gün bile, biliyoruz ki kullanamadığımız kelimeler var, söyleyemediğimiz sözcükler, çünkü biz bunları yaparsak, sözlü saldırıya uğrayabilir, hapse atılabilir, ya da hatta öldürülebiliriz. Ve bütün bunlar ağızlarımızdan çıkan bir parça hava dolayısıyla olabilir.
Şimdi karakter özelliklerimizden tek bir tanesiyle ilgili olan bu yaygara açıklama gerektiren bir şey olduğunu söylüyor. Ve o da bu kaydadeğer özelliğin nasıl ve neden evrimleştiği ve niçin sadece bizim türümüzde ortaya çıktığı ? Şimdi bir parça sürpriz olacak ama bu soruya cevap bulmamız için şempanzelerdeki alet kullanımına gitmemiz gerekiyor. Şimdi bu şempanzeler alet kullanıyorlar, ve biz bunu zekalarının bir belirtisi olarak kabul ediyoruz. Fakat onlar gerçekten zekiyseler, (o zaman) neden karıncaları topraktan kürekle değil de bir çöp kullanarak çıkarıyorlar? Ve eğer gerçekten zekiyseler, ( o zaman) neden kabukları açılmış fındıkları hala taşla kırıyorlar? Niye sadece bir dükkana gidip kendileri için hazır hale getirilmiş bir paket fındık almıyorlar? Niye almıyorlar? Bizim yaptığımız şey bu.
Şimdi şempanzelerin bunu yapmamasının nedeni, psikologların ve antropologların sosyal öğrenme dediği şeye sahip olmamalarıdır. Öyle görünüyor ki başkalarından öğrenmede kopya ya da taklit ya da sadece seyretme işlerine yaramıyor. Sonuç olarak da, Diğerlerinin fikirlerinden yararlanamıyorlar ya da başkalarının hatalarından öğrenemiyorlar-- diğerlerinin bilgeliğinden fayda sağlayamıyorlar. Ve böylece hep aynı şeyleri tekrar tekrar yapmaya devam ediyorlar. Hakikaten, eğer milyonlarca yıl uzaklaşabilip tekrar geri gelebilseydik bu şempanzeler aynı şeyleri yapıyor olabilirdi karıncalar için aynı çöpler ve kırılmış kabukları yeniden kıran taşlar.
Şimdi bu kibirlilik ya da hatta kasıntılık gelebilir. Bu söylediklerimizi nereden bilebiliyoruz? Çünkü bütün bunları bizim atalarımız, Homo erektus yaptı da ondan. Bu iki ayakları üzerinde duran maymunlar iki milyon yıl kadar önce Afrika'nın düz ovalarında evrimleştiler ve şimdi bile sizin elinize uyabilecek bunun gibi muhteşem baltalar yaptılar. Ancak fosil kayıtlarına baktığımızda bir milyon yıl süresince onların tekrar tekrar aynı baltayı yaptığını görüyoruz. Bunu fosil kayıtları boyunca izleyebilirsiniz. Şimdi eğer Homo erektusun ne kadar süre ortada olduğuna, bu türün varlığına ait bazı tahminlerde bulunursak bu da her nesilde evebeynlerden çocuklara ve diğer izleyen kişilere kadar bu el baltasının yapım şeklinin değişmediği 40,000 nesil anlamına gelir. Hatta çok yakın genetik akrabalarımız, Neanderthallerin bile sosyal öğrenme yeteneklerinin olduğu aşikar değildir. Anlaşılan o ki, onların aletleri Homo erectusunkinden daha karmaşık ama onlar da 300,000 yıl ya da daha fazlasında çok az bir ilerleme göstermişler, ki bu tür, Neanderthaller, Avrasya'da yaşadılar.
Pekala, bu da bize, eski bir vecize olan "maymun gör, maymun yap" a uymayan bir şeyi gösterir. sürpriz olan şu ki diğer hayvanların tamamı gerçekten bunu beceremezler--en azından belirgin biçimde. Ve hatta bu fotoğraf Barnum& Bailey Sirkinde bir takım hileli şeyler döndüğünü gösteriyor.
Fakat ( bunlarla) kıyaslandığında, biz öğrenebiliriz. Diğer insanları seyrederek ve kopya ya da taklit ederek onların yaptığını öğrenebiliriz. Sonrasında da seçenekler dizisinden en iyisini seçeriz. Diğerlerinin düşüncelerinden fayda sağlayabiliriz. Onların bilgeliklerini geliştirebiliriz. Ve sonuç olarak, fikirlerimiz birikim gösterir ve teknolojimiz ilerler. Antropologlar tarafından verilen adla bu kültürel adaptasyonun birikimi, bu fikirlerin birikimi, telaş içinde ve yardımlaşarak yaşadığınız gündelik hayatınızdaki her şeyden sorumludur. Dünyanın, bilebildiğimiz tüm zamanlarına ve hatta 1,000 ya da 2,000 yıl öncesine kıyasla çok büyük oranda değiştiğini kastediyorum. Ve bütün bunlar biriken kültürel adaptasyonun sonucudur. Oturduğunuz koltuklar, toplantı salonunun ışıkları, benim mikrofonum, yanınızda taşıdığınız iPad'ler ve iPod'lar hepsi kültürel adaptasyon birikimi nedeniyledir.
Şimdi, bir çok yorumcuya göre kültürel adaptasyon birikimi ya da sosyal öğrenme hikayenin sonudur. Bizim türümüz her şeyi yapabilir bundan dolayı da diğer hiç bir canlı türünün yapamadığı şeyleri başardık. Sahiden de, "hayatın kendisini" bile yapabiliriz.-- biraz önce söylediğim gibi, etrafımızdaki her şeyi. Fakat gerçekte, 200,000 yıl kadar önce türümüz ayakları üzerinde dikildiğinde ve sosyal öğrenme özelliğini kazandığında ki bu sadece hikayenin başlangıcıydı, . sonu değil.. Sosyal öğrenme özelliğini kazanmamız sosyal ve evrimsel bir ikilem yaratabilirdi ki onun çözümü, doğru söylemek gerekirse, sadece psikolojimizin gelecekteki gelişimini değil, fakat tüm dünyanın gelecekteki gelişimini belirleyebilirdi. Ve en önemlisi, o bize neden dile sahip olduğumuzu söyleyebilir.
Ve ikilemin ortaya çıkışının nedeni de göründüğü kadarıyla sosyal öğrenmenin bir çeşit görsel yankesicilik olduğudur. Eğer ben sizi seyrederek öğrenebiliyorsam, sizin en iyi düşüncelerinizi çalabilir, ve onları geliştirirken sizin harcadığınız zamanı ve enerjiyi kullanmadan sizin çabalarınızdan fayda sağlayabilirim. Eğer daha iyisini yapabilmek adına sizin balık yakalarken hangi yemi kullandığınızı seyredersem ya da baltanızı nasıl pul pul yonttuğunuzu. ya da eğer gizlice sizi mantar ektiğiniz yere kadar izlersem sizin bilginizden ve bilgeliğinizden ve becerilerinizden yarar sağlar,ve belki de balığı sizden önce yakalayabilirim Sosyal öğrenme gerçekten görsel yoldan yankesicilik yapmaktır. Ve onu kazanan bir türde, başkaları sizden çalmasınlar diye en iyi fikirlerinizi gizlemeyi de gerekli kılar.
Ve bundan dolayı 200,000 yıl kadar önce bizim türümüz bu krizle yüzleşti. Ve bu görsel yankesicilik krizinin getirdiği çatışmalarla yüzleşmede gerçekten sadece iki seçeneğimiz var. Seçeneklerden birisi ufak aile grupları şeklinde birlikte olmaktı. Böylelikle fikirlerimiz ve bilgilerimiz sadece akrabalarımıza geçebilirdi. 200,000 yıl kadar önce eğer bu seçeneği seçmiş olsaydık hala 40,000 yıl önce Avrupa'ya geldiğimizde Neanderthallerin yaşadığı gibi yaşıyor olurduk. Ve bu, küçük grupların içinde fikirlerin,yeniliklerin daha az sayıda olmasından dolayı böyledir. Ve küçük gruplar kazalara ve talihsizliklere daha açıktır. Eğer gerçekten bu yolu seçseydik, evrim yolumuz ormanda sonuçlanır ve gerçekten kısa sürerdi.
Seçebileceğimiz diğer yol bir iletişimler sistemi geliştirmekti ki, fikirleri paylaşmamamıza izin versin ve diğerleriyle işbirliğimizi sağlasın. Böyle bir seçeneği seçmenin anlamı, geniş ölçüde birikim göstermiş bilgiden ve akıldan, kişilerin bir ailenin içinde olma nedeniyle yararlanacağının ötesinde ya da kendi başına yaşayan bir kişinin yararlanacağı şekilde faydalanması olurdu. Biz ikinci seçeneği seçtik ve dil de bunun sonucudur.
Dil görsel yankesicilik krizinin çözümü için evrimleşmiştir. Dil, sosyal teknolojinin bir bölümüdür, işbirliğinin faydaları yoğunlaşşsın diye-- anlaşmalara ulaşılsın, pazarlıklar yapılsın ve aktivitelerimiz koordinasyon içinde olsun diye gelişmiştir Ve bunu görebilirsiniz de, dil kazanımının henüz başındaki gelişmekte olan bir toplumda dile sahip olmamak kanatları olmayan bir kuş gibi olmak demektir. kanatların hava tabakası içinde açılması nasıl kuşa bir yarar sağlıyorsa, dil de insanların yararına işbirliği alanlarını açar. Ve biz bunu sonuna kadar imtiyazlı biçimde kullanırız, çünkü biz dile sahip bir türüz.
Fakat kabul etmeniz gerekir ki yapmakta olduğumuz en basit alışveriş türleri bile kesinkes dile dayanmaktadır. Ve bunun nedenini görmek için, evrimin erken safhalarından iki senaryoyu düşünelim. Tahayyül edin ki gerçekten usta biçimde ok başı yapabiliyorsunuz, fakat başı oynak olan tahtadan bir dingil yapmada ümitsizsiniz. Bildiğiniz diğer iki kişi de tahta dingil yapmada çok iyi fakat ok başı yapmada ümitsizler. peki ne yaparsınız? insanlardan biri henüz dil yeteneği kazanmamış. Ve diğerininse dil yeteneklerinin iyi olduğunu varsayalım.
Bir gün ok başlarını alıp, iyi konuşamayan kişiye gidip, sizin ok başlarınızı ok haline getirmek üzere sizinle ticaret yapacağını umarak önüne yığınla onları koyarsınız. Fakat o ok başları yığınına baktığında onların hediye olduğunu düşünür, onları alır, gülümseyerek uzaklaşır. Şimdi siz el kol hareketleriyle onun peşinden koştunuz. Boğuşma başladı ve kendi başlarınızla yaralandınız. Tamam, şimdi sahneyi yeniden düşünün, ve dil kullanabilen diğerine yaklaşıyorsunuz. Ok başlarını yere koydunuz ve " ben bu ok başlarının bitmiş ok haline gelmesini istiyorum. Kazancımızı seninle 50/50 paylaşalım." dediniz. Diğeri " Güzel. Bana uyar. Öyle yapalım." dedi. Böylece iş amacına ulaştı.
Bir kez dile sahip olduğumuzda, fikirlerimizi birleştirir ve zenginleşmek için işbirliği yaparız. ona sahip olmadan önce yapamadığımız şeyi (yaparız) Ve bu nedenledir ki bizim türümüz dünyanın her tarafında zenginleşti. Halbuki hayvanların geri kalanı hayvanat bahçelerinde parmaklıkların arkasında çürüyor. İşte bu nedenle biz uzay gemileri ve katedraller yapabildik dünyanın geri kalanı karınca çıkarmak için çöplerle toprağı kazmaya devam ederken. Pekala, dille ilgili bu görüş ve görsel hırsızlık krizinin çözümündeki değeri doğruysa, ona sahip olan herhangi bir tür yaratıcılık ve zenginlik patlaması gösterecektir. Ve arkeolojik kayıtların gösterdiği gerçekte de budur.
Eğer atalarımıza bakarsanız, Neandertaller ve Homo erektus, bizim yakın atalarımız, dünyanın sınırlı bölgeleri içindeydiler. Ancak türümüz 200,000 yıl kadar önce ayakları üzerinde dikildiğinde, Bir süre sonra Afrika'nın çabucak dışına dışına çıktılar ve yeryüzünün neredeyse her iklimini işgal ederek tüm dünyaya yayıldılar. Şimdi diğer canlılar genlerinin kendilerini adapte ettiği yerlerle sınırlı kalırken , sosyal öğrenme ve dille bizler çevreyi gereksinimlerimiz doğrultusunda dönüştürebiliriz. Ve diğer hiç bir hayvanın yapamadığı tarzda geliştik. Dil gerçekten de evrimleşenler arasında en güçlü özelliğimiz. O, yeni toprakların ve kaynakların daha fazla insana ve onların genlerine açılmasına neden olan doğal ayıklanmanın bugüne kadar yaptıklarının arasında en güçlü özelliğimiz.
Dil gerçekten de genlerimizin sesi. Şimdi, dili evrimleştirmemize rağmen, bir takım tuhaf, hatta garip şeyler de yaptık. Dünyaya yayıldıkça, binlerce farklı dil geliştirdik. Şu anda yeryüzünde yedi ya da 8,000 farklı dil konuşuluyor. Diyebilirsiniz ki, bu doğal. Biz birbirimizden ayrıldıkça dillerimiz de ayrılıyor. Ama hayret edilecek şey ve çelişki şudur ki, yeryüzünde farklı dillerde görülen yoğunluk insanların çok yakın topluluklar halinde yaşadığı yerlerde görülür.
Eğer Papua Yeni Gine adasına gidersek sadece bu adada 800 le 1,000 civarında birbirinden ayrı insan dilinin , farklı insan dillerinin konuşulduğunu görürüz. Bu adada öyle yerler vardır ki, her iki ya da üç milde yeni bir dille karşılaşabilirsiniz. Şimdi, bu inanılmaz gibi geliyor, Bir keresinde bir Papuan adamıyla tanıştım, ve ona bunun doğru olup olmadığını sordum. Ve bana dedi ki " Oh hayır, onların arasındaki mesafe çok daha yakın" Ve doğrudur, adada öyle yerler var ki, bir milden daha az mesafede yeni bir dille karşılaşabilirsiniz. Ve bu bazı çok uzak okyanus adaları için de böyledir.
Ve görünen o ki, bizim dili kullanmamız, sadece işbirliği için değil, fakat işbirliği grupları etrafında çember çizmemiz ve kimlikler inşa etmemiz amacıyladır. ve belki de bilgimizi, bilgeliğimizi ve yeteneklerimizi dışarıya sızmaktan korumak içindir. Ve bunu biliyoruz çünkü, farklı dil grupları üzerinde çalıştığımızda ve onları kültürleriyle birleştirdiğimizde, görürüz ki farklı diller gruplar arasındaki fikirlerin akışını yavaşlatır. Teknolojilerin akışını yavaşlatır. Ve hatta onlar genlerin akışını bile yavaşlatır. Şimdi (belki) sizin için konuşamam, ama göründüğü kadarıyla konu şu ki konuşamadığımız insanlarla seks (bile) yapmıyoruz. (Gülüşmeler) Şİmdi kabul etmeliyiz ki , şu ana kadar duyduğumuz delillere karşı olsa da Neanderthallerle ve Denisovanlarla keyif verici olmayan genetik tembellikler yapmış da olabiliriz.
Tamam, bu sahip olduğumuz eğilim, göründüğü kadarıyla da doğal olan bu eğilim, bizi izolasyona doğru, kendi içimize kapanmaya doğru iten bu eğilim modern dünyada kafasını taşa çarpar. Bu etkileyici görüntü dünyanın haritası değil. İşin aslı, bu Facebook arkadaşlık bağlantılarının haritası. Ve bu arkadaşlık linklerinin enlemlerini ve boylamlarını işaretlediğiniz zaman gerçekten bir dünya haritası ortaya çıkar. Modern dünyamız geçmişin herhangi bir zamanında olandan daha fazla biçimde kendi içinde ve kendi arasında iletişim kuruyor. Ve bu iletişim, dünya içindeki bu bağlantı, küreselleşme şimdi bir sorumluluk ortaya çıkarıyor. Çünkü bu farklı diller biraz önce gördüğümüz gibi, malların ve fikirlerin ve teknolojilerin ve bilgeliğin değişimine karşı bir engel oluşturuyor. Ve işbirliğine karşı bir engel dayatıyor
Ve bunu hiç bir yerde Avrupa Birliğinde olduğundan daha açık biçimde göremeyiz. onun 27 üye ülkesi 23 resmi dil konuşur. Avrupa Birliği şimdi 23 resmi dilin kendi aralarında çevirileri için yılda bir milyar avro'dan daha fazlasını harcıyor. Bunun ifade ettiği anlam, 1.45 milyar doların sadece çeviri için harcandığıdır. Şimdi bu durumun şaçmalığını düşünün. Eğer 27 üye devletten 27 kişi masaya oturup kendilerine ait 23 dili konuşsalar basit bir matematik size söyleyecektir ki karşılıklı faaliyetlerin tümüne katılmaları için 253 çevirmenlik bir orduya ihtiyacınız olacaktır. Avrupa Birliği kalıcı statüyle 2500 kadar çevirmen çalıştırmaktadır. Ve sadece 2007'de-- ve eminim ki daha yakın tarihlere ait veriler de vardır--- sadece İngilizceye 1.3 milyon sayfalık çeviri yapılmıştır.
Ve eğer dil gerçekten görsel hızsızlık krizinin çözüm yoluysa, eğer dil gerçekten işbirliğinin ana yoluysa, modern dünyada fikirlerin değişimini ve serbest dolaşımını mümkün hale getiren teknolojiyse bir soruyla yüzleşiriz ve bu soru eğer bu modern, küreselleşmiş dünya içinse bütün bu farklı dillere sahip olmaya tahammül edebiliriz.
Şu şekilde söylemeye çalışırsak, doğa işlevsel bakımdan dengeli karakterler ortaya koymaktan başkasını bilmez. Onlardan biri daima diğerini yönlendirir. Ve biz bunu küreselleşme yolundaki acımasız hareket içinde görüyoruz. Şeylerin ölçümü için bir çok yol vardır-- onları tartmakta ve ölçülerini ölçmekte--- fakat metrik sistem ağır basıyor. Zamanı ölçmek için bir çok yol vardır. fakat gerçekten de garip 60 sistemi ki saatler ve dakikalar ve saniyeler olarak bilinir dünyada neredeyse evrensel olandır. CD'leri ya da DVD'leri basmanın bir çok yolu var ama bunlar da diğerleri gibi standardize edilmiş durumda. Ve muhtemelen kendi gündelik hayatınızdan . bir çoğunu daha düşünebilirsiniz.
Ve bundan dolayı modern dünyamız bir ikilemle karşımıza çıkıyor. Ve bu ikilem de bu Çinli adamın yüzleştiği ikilemdir onun dili dünyada her hangi bir tek dili konuşanlardan daha fazla insan tarafından konuşuluyor, ve lakin o karatahtanın önünde Çince sözcükleri İngiliz dilinin sözcüklerine çeviriyor. Ve bu da bize artan bir olasılığı gösteriyor ki değişim ve işbirliğini arttırmayı istediğimiz bir dünyada ve gelişme seviyemizi arttırmak ve sürdürmekte işbirliğine daha önce olandan daha fazla bağımlı hale geldiğimiz bir dünyada onun yaptığı şey önlenemez bir şey bu da bizi kaderimizin tek dilli bir dünya olduğu fikriyle yüzleştiriyor.
Matt Ridley : Mark,bir soru. Svante' ın bulduğu ve dille ilişkilendirilen FOXP2 geni bizimkiyle aynı formda olmak üzere Neanderthallerde de paylaşılmış. Bir fikrin var mı? Eğer onlar da dile sahip olsalardı Neanderthalleri nasıl yenebilirdik?
Mark Pagel : Bu çok iyi bir soru. Aranızdan bir çoklarının aşikar olduğu bir düşünceye göre bu FOXP2 denen genin dile eşlik eden gelişmiş motor kontrolla ilişkili olduğu ileri sürülüyor. Neanderthallerin dile sahip olduğunun söylenmesine inanmamamın nedeni şu-- işte bir basit analoji: Ferrariler motorları olan arabalardır. Benim arabamın bir motoru var, ama o Ferrari değil. Şimdi buna basit bir cevap şudur ki genler dil gibi çok karmaşık şeylerin ortaya çıkmasını yalnız başlarına değil, hepsi beraber belirlerler. Bu FOXP2 ve Neanderthaller konusunda bildiğimiz şu ki onlar ağızlarının gelişmiş motor kontroluna sahip olmuş olabilirlerdi---kim bilir. Ama bu onların dile sahip oldukları konusunda bize bir şey söylemez.
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
Biyolog Mark Pagel insanların neden dilin karmaşık sistemine doğru evrim geçirdiğiyle ilgili merak uyandırıcı bir teoriyi paylaşıyor. Ona göre dil erken insan kabilelerinin işbirliği gibi güçlü yeni bir araca yönelmesini sağlayan sosyal teknolojinin bir parçası.
Using biological evolution as a template, Mark Pagel wonders how languages evolve. Full bio »
Translated into Turkish by Oguz Tanridag
Reviewed by Sancak Gülgen
Comments? Please email the translators above.
[Language allows you] to implant a thought from your mind directly into someone else’s mind, and they can attempt to do the same to you, without either of you having to perform surgery.” (Mark Pagel)
17:27 Posted: Sep 2007
Views 596,343 | Comments 83
02:15 Posted: Jun 2008
Views 243,817 | Comments 57
19:52 Posted: Mar 2011
Views 1,508,111 | Comments 307
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.