Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
Peki.Şimdi,birçok kişinin bu konferansta insan beyninin gücü üzerine konuştuğunu duyduk. İşte,bugün size kişi hayati tehlike içindeyken bu gücün nasıl salınabileceğinin insanda hayatta kalma isteğinin nasıl oraya çıkabileceğinin canlı bir örneğini sunacağım. Bu olay Everest Dağı'nda gerçekleşti. Everest tarihindeki en büyük faciaydı. Ve olay sırasında,dağdaki tek doktor bendim. Şimdi size birilerinin hayatı sizin ellerinizde olduğunda neler olur onu göstereceğim.
Bu Everest Dağı. 8.850 metre yüksekliğinde. Orda 6 kez bulundum,4 kez National Geographic ile tektonik tabaka ölçümlerinde çalıştım. İki kezde NASA ile gittim uzaktan algılama aygıtları yaptım. Everest'e 4.ziyaretimde dağın üzerinden bir kuyruklu yıldız geçti.Hyakutake Kuyruklu Yıldızı. Şerpalar bize o zaman bu yıldızın çok kötü bir şeytan olduğunu söyledi aslında onlara kulak vermeliydik. Everest çok zor koşulların olduğu bir yer. Zirvede,deniz seviyesindeki oksijenin üçte biri vardır. Zirvenin yakınlarında,ısı eksi 40 dereceyi bulabilir. 32-64 km/saatlik rüzgarlara rastlayabilirsiniz. Aslında bu,bir yaz günü Mars'ta olan ısıdan çok daha düşük bir ısıdır. Hatırlıyorum, bir keresinde zirvenin yakınlarındaydım. Şu şişemden bir yudum almak için montumun içinde olan su şişeme uzandım ve suyun çoktan donduğunu farkettim. Bu size zirvenin etrafında koşulların ne denli çetin olduğuna dair bir fikir verir.
Burası Everest'in tepesine giden rota. 5334 metrede bulunan ana üs başlar. 1. kamp 609 m. daha yüksektedir. 2. kampta ondan 609m. daha yüksektedir ve Western Cwm ismi verilmiştir. 3.kamp Lhotse üssüdür. ki buda dünyanın 4. en yüksek dağıdır ama Everest onu sollamıştır. Ve 4.kamp en yüksekte olanıdır. Zirveden sadece 914 m. aşağıdadır. Burası ana üs. 5334 m.'deki buzulların üzerine konumlandırılmıştır. Burası yüklerinizi taşıyan himalayan öküzünü getirebileceğiniz son noktadır. Bunlar benim için taşıdıkları malzemeler. Çadıra koyduğum 4 öküz yükü tıbbi malzemem vardı. Burda eşyaları düzenlemeye çalışıyorum.
Bu bizim keşif gezimizdi. National Geographic keşif gezisiydı ama The Explorers Klübü tarafından organize edilmişti. Dağda başka keşif yapanlarda vardı, bunlar Amerikan takımı, Yeni Zelanda takımı ve IMAX takımıydı. Ve yaklaşık iki aylık bir hazırlıktan sonra kamplarımızı dağa kadar kurabilmiştik.
Bu ykarıdaki donmuş şelalenin görüntüsü. İlk tırmanış ana üsten 609 m. yüksekliğe yapılıyor. Donmuş şelalenin bir resmi. Aslında bir şelalele, ama donumuş, çok yavaş hareket , ve hergün biraz değişiyor. İçindeyken sanki labirentte gibi oluyorsunuz, hatta üstten bile göremezsiniz. Burası donmuş şelalenin üstüne yakın bir yer. Burdan buz donmuşken yani gece geçiliyor. Böylece düşme ihtimaliniz biraz daha azalıyor. Burda da donmuş şelalenşn zirvesine gündoğmunda ulaşan bazı dağcılar. Bu bana göre bir buz yarığını geçmek demek. Üzerimizde güvenlik halatlarıyla aliminyum bir merdivenle geçiyoruz karşıya. Bu başka bir buz yarığı. Bunlardan bir kısmı 10 kat veya daha fazla derinlikte bulunuyor dağcılardan biri burdan gece geçmemizin bir sebebi var demişti çünkü üzerinden geçtiğimiz şeyin dibini bir kez görürsek, asla yapamayız.
Tamam. Bu birinci kamp. Burası donmuş şelalenin tepesine ulaştığınızda bulabileceğiniz tek düz alan. Burdan biraz daha önde bulunan ikinci kampa tırmanıyoruz. Burda dağcılar Lhotse yüzünden üçüncü kampa doğru tırmanıyor. Burda herkes halatla bağlanmış durumda, çünkü düşme ihtimalinde halatsız olursanız yaklaşık 1500m. aşağı düşersiniz. Bu resim içüncü kamptan çekildi. Lhotse yüzünü profilden görebilirsiniz. Yaklaşık 45 derecelik bir açı. Tırmanması 2 gün alıyor. Burda kampı yarılamış haldesiniz.
Dikkat ettiyseniz Everest'in zirvesi siyah. Üzerinde buz yok. Bu Everest'in çok yüksek olmasından ve jet rüzgarında bulunmasından kaynaklanıyor. rüzgar tepeyi sürekli silip süpürüyor, kar birikemiyor. Zirvenin sırtında bulut gibi görünen şey aslında zirveden uçuşan kar.
Burda da 3.kamptan 4. kampa gidrerken bulutların içinden geçiliyor. Ve buda 4. kamp. Bir kere 4. kampa ulaştıktan sonra zirveye gidip gitmeyeceğinize karar vermek için sadece 24 saatiniz var. Herkes oksijen desteği alıyor. Araçlarınız limitli, ya tırmanacaksınız ya inişe geçeceksiniz ama bu kararı çok çabuk vermelisiniz. Bu Rob Hall'ın fotoğrafı. Yeni Zelanda takımının lideriydi. Bu radyoyuda daha sonra karısını aramak için kullandı, o bölümü anlatacağım. Burda da birkaç dağcı zirveye gitmek için bekliyor. 4. kamptalar ve rüzgarın zirvede nasıl estiğini görebilirsiniz. Tırmanmak için iyi bir hava değil, bu yüzden dağcılar bekleyip rüzgarın dinmesini umuyorlar. Ve gerçektende rüzgar akşama diniyor. Çok sakinleşiyor ve hiç rüzgar kalmıyor. Zirveye gitmek için iyi bir firsat gibi görünüyor. Burda da dağcıların bir kısmı Triangular Face denilen kısımdan zirveye doğru tırmanmaya başlamış. Bu tırmanışın ilk bölümü. Bu bölüm karanlıkta tamamlanıyor çünkü bir sonraki kısım çok daha dik ve eğer bu aşama karalıkta geçilirse sonrası gün ışığında geçilmiş oluyor.
İşte burası ne olduğu. Dağcılar güneydoğu tepesine çıktılar. Bu güneydoğu tepesinin görünümü. Zirve burdan yaklaşık 457 metre 30 derecelik bir açıyla daha yukarıda olmalı. O sene burda olan şey rüzgarın ansızın hiç beklenmediği bir şekilde esmeye başlamasıydı. Kimse beklemezken bir fırtına patladı. Burda şiddetli rüzgarın zirvedeki karları ne kadar yükseğe fırlattığını görebilirsiniz. Ve zirvenin bu tarafında dağcılar vardı.
Bu aynı bölgede benim bir yıl önce çekilmiş fotoğrafım gördüğünüz gibi oksijen maskesi ve solunum cihazına bağlıyım. Buraya bağlı bir oksijen hortumum var. Bu dağcıda görebileceğiniz gibi sırt çantalarımızda iki oksijen tankımız var, küçük titanyum tanklar, oldukça hafif. başka birşey taşımıyoruz. Herşeyimiz bunlar. Zirvenin kenarında herşeye açıksınız.
Tamam. Buda zirvenin kenarından çekilen bir görüntü. Buda 547m. deki köprüden zirveye doğru ilerlerken. Burda tüm dağcılar halatla birbirine bağlı değil çünkü her iki tarafta çok dik eğer düşerseniz ve birine bağlıysanız kendinizle birlikte bağlı olduklarınızıda çekersiniz. Bu yüzden herkes tek başına tırmanıyor. Ve burası öyle düz bir yer değil. Tırmanması çok zor ve her zaman iki taraftan birine düşme riski var. Eğer sol tarafınıza düşerseniz Nepal'e doğru 2438 m. düşersiniz. Sağ tarafınıza düşersenizde Tibet'e doğru 2657m. düşersiniz. Galiba Tibet'e düşmek daha iyi, en azından daha uzun yaşarsınız. (Gülüşmeler) Ama her iki tarafta da hayatınızın geri kalanına düşüyorsunuz.
Tamam. O dağcılar zirvenin yakınlarındaki zirve tepesindeydiler, burda görebilirsiniz ve bende aşağıda 3. kamptaydım. Bu dağcılar yukarıda fırtınanın içindeyken Benim keşif gezim 3. kamptaydı. Fırtına o kadar şiddetliydiki hepimiz tamamen giyinmiş ve ekipmanlarımızı almış halde çadırın zeminine çadır rüzgarda dağdan uçup gitmesin diye uzanmıştık. Hayatımda gördüğüm en korkunç rüzgardı. Ve dağcılar bizden 609m.daha yüksekte bu tepede bulunuyorlardı, rüzgara karşı tamamen savunmasızdılar. Bazılarıyla radyo teması halindeydik.
Bu resin zirvenin zirvenin çekilmişti. Radyodan duyduğumuza göre fırtına anında Rob Hall burda Doug Hansen'la birlikteydi. Rob'ın iyi olduğunu ama Doug'un aşağı inemeyecek kadar güçsüz olduğunu duyduk. Çok yorulmuştu ve Rob'da onunla kalıyordu. Fırtına esnasında başka kötü haberlerde aldık, diğer bir dağcı Beck Weathers karlara gömülmiş ve ölmüştü. Ayrıca durumundan habersiz olduğumuz 18 dağcı daha bulunmaktaydı. Kaybolmuşlardı. Dağa tam bir kaos yaşanıyordu. Duyduklarımız şaşırtıcıydı ve pek çoğu birbiriyle çelişiyordu. Fırtına esnasında ne olduğuna dair hiçbir fikrimiz yoktu. Sadece 3.kampta çadırlarımızda uzanmış bekliyorduk.
En güçlü iki dağcımız Todd Burleson ve Pete Athans şiddetli rüzgara rağmen yukarı tırmanıp kurtarabileceklerini kurtarmayı denemeye karar verdiler. Usta bir dağcı olan ama güçsüz bir tırmanıcı yüzünden zirvenin yakınlarında takılıp kalmış olan Rob Hall'a radyo mesajı vermeyi denediler. Onlardan Rob'a ''Dayan, geliyoruz'' demelerini bekliyordum ama onlar '' Doug'ı bırak ve aşağı gel'' dediler. ''Onu kurtarmamıza imkan yok, bu noktada sadece kendini kurtarabilirsin'' Rob bu mesajı aldı ama cevabı, ''Her ikimizde dinliyoruz'' oldu. Todd ve Pete zirvenin sırtına çıktılar ama yukarısı tam bir kaos halindeydi. Ama insanları sabitlemek için ellerinden geleni yaptılar. Bende onlara 3.kamptan radyoyla tavsiye verdim, ve aşağı kendi güçleriyle inebilecek dağcıları aşağı gönderdik. İnemeyecek olanları 4.kampta bırakmaya karar verdik. Dağcılar bu rotadan aşağı iniyordu.
Buda benim bulunduğum 3.kamptan bir görüntü. Herkes bana geliyordu bende onlara bakıyor ve ne yapabileceğimi anlamaya çalışıyordum. ki 45 derecelik açıyla buzun ortasında çentik gibi duran 3.kampta çokta imkan yoktu. Çadırın dışında zor ayakta duruyorduk. Çokta soğuktu, 7315 m. yükseklikteyiz. Bu yükseklikte elimde olanlar sadece ağrı kesici ve steroidle doldurulmuş şırıngalarla dolu iki plastik çantaydı.
Dağcılar bana geldikçe, Durumlarının aşağı inmeye uygun olup olmadığını kontrol ediyordum. Kendinde olmayanlara yada koordinasyonu iyi olmayanlara, kendilerine gelmeleri yada koordinasyon kazanmaları için steroid enjeksiyonu veriyordum böylece dağdan aşağı inebilecek hale geliyorlardı. O yükseklikte çalışmak çok tuhaftı bazen direk kıyafetlerinin üzerinden enjeksiyon yaptım. O kadar yükseklikte hareket imkanı çok kısıtlıydı.
Ben onlarla ilgilenirken Rob Hall'dan haber aldık. Yukarı tırmanıp onu kurtarmamıza imkan yoktu. Bizi aradı ve artık yalnız olduğunu söyledi. Dağdaki Doug ölmüştü. Ama Rob artık tek başına aşağı inemeyecek kadar güçsüzdü, ve yukarıdaki şiddetli rüzgar yüzünden kurtarılması imkansızdı ve Rob bunun farkındaydı. O an, bizden eşini aramamızı istedi. Kendinde de radyo vardı. Karısı Yeni Zelanda'daki evlerinde, ilk bebeklerine 7 aylık hamileydi. Rob eşiyle konuşmak istedi bağlantı sağlandı. Rob ve eşi son konuşmalarını yaptılar. Bebekleri için isim seçtiler. Sonra Rob hattan ayrıldı, bu onla yaptığımız son görüşme oldu.
7315 m. yükseklikte durumu kritik olan pek çok hastayı tedavi etmek zorunda kaldım ki bu bir mucizeydi. Afetzedeleri aşağı onları daha kolay tedavi edebileceğim 6400m.'ye taşıyorduk. Bu benim medikal edevatım. Medikal gereçlerle doldurulmuş bir alet çantası. Sadece bunu çıkarmıştım. Aşağıda daha fazla gerecim vardı, onları aşağı kampa getirmelerini söyledim ve bende oraya gittim. Buda aşağı kamptan bir görüntü.
Kurtulanlar tek tek geliyordu. Bir kısmı hipotermikti, bir kısmının uzuvları soğuktan donmuş, bazılarında da bu iki durum vardı. Onları elimizden geldiğince ısıtmaya çalışıyor oksijene bağlıyor ve hayata döndürmeye çalışıyorduk ki bunu 6400m. yükseklikte çadır donarken yapmak çok zordu. Bunlar ağır şekilde soğuktan donmuş ayaklar, ve burnun soğuktan donması. Bu dağcı kar körlüğüne uğramıştı.
Ben bu dağcılarla ilgilenirken ürkütücü bir şey oldu, Hiç ortada yokken, bize daha önce öldü diye haberi gelen Beck Weathers, çadırın içine bir mumya gibi sendeleyerek giriverdi. Ondan abuk sabuk konuşmasını beklerken çadırın içine yürüdü ve bana ''Merhaba Ken. Nereye oturayım?"dedi. Sonrada ''Sağlık sigortamı kabul edermisin?" diye ekledi (Gülüşmeler) Gerçekten böyle söyledi. (Gülüşmeler) Yani tamamen kendindeydi ama uzuvlarında ağır donma vardı. Elinin tamamen beyazladığını göebilirsiniz, Yüzü, burnu da donmuştu. Uzuvlar ilk önce beyazlaşır sonra dokular öldüğünde de siyaha döner ve düşer. Bu son aşaması, bir leke gibi.
İşte ben Beck'le ilgilenirken bana başından geçenleri anlattı. Fırtınada kaybolmuş, karların içine düşmüş ve öylece kalmış hareket edememiş. bazı dağcılar gelmişler ona bakmışlar ve onların kendi için ''Ölmüş'' dediklerini duymuş Ama Beck ölmemiş, bunu duymuş ama hiçbir şekilde hareket edememiş. Bir çeşit katatonik durumdaymış yani etrafındakilerin farkında ama onlara yaşadığını göstermek için gözünü bile kırpamıyor. Dağcılar yanından geçip gitmişler ve Beck orada bir gün, bir gece ve birgün daha karın içinde öylece kalmış. Sonra da kendi kendine şöyle demiş '' Ölmek istemiyorum.'' ''Geri dönmem gereken bir ailem var.'' ve ailesini, çocuklarını ve eşini düşünmesi onda yeterli enerji ve motivasyon üretimine sebep olmuş, ve resmen uyanmış. O kadar uzun süre kara gömüldükten sonra kalkmış ve kampa dönüş yolunu bulmuş. Beck bu hikayeyi bana sessizce anlattı, ama ben resmen donup kaldım. Kimsenin karın içinde bu kadar uzun süre kalıpta ayağa kalkabileceğini düşünemiyorum. Belliki dönüşü olmayan hipotermiden dönmeyi başarmıştı. Ve ben bunu nasıl yaptığıyla ilgili tahminde bulunmaya çalışıyorum.
Eğer o an Beck'i bir SPECT taramasından geçirseydik, yani beyin fonksiyonlarını ölçebileceğimiz birşey. Çok basitçe, beynin üç bölümü: Ön lob, odaklandığınız dikkat ve konsantrasyon merkezi. Temporal lobe, görüntülerin ve hatıraların tutulduğu merkez. ve beynin arka lobu, hareketleri kontrol eden beyincik ve kalp atımı ve solunum gibi istemdışı hareketlerin kontrol edildiği beyin sapı.
Şimdi beyni burdan keselim, ve Beck'in bir SPECT taramasından geçtiğini varsayalım. Bu beyindeki kan akışını ölçüyor yani beyinde bir enerj akışı var. Burda kırmızıyla gösterilen yer prefrontal korteks. Bu enerjinin iyi dağıldığı bir scan. Orta bölüm, temporal lob işte burada olabilir, ve arka porsiyon, ve arkada da istem dışı hareketler var.
Bu genel olarak enerjinin eşit dağıldığını gösteren normal bir scan. Şimdi bu taramada ön lobun çok daha fazla parladığını göreceksiniz. Bu Beck'in tehlikede olduğunu anladığı an aşadığı durum olabilir. dikkatini kendini bu felaketten kurtarmaya odaklıyor. Beynin bu bölümleri hareketsizleşmeye başlıyor. Burda ailesini veya başka birini düşünmüyor, burda kaslarını harekete geçirmeyi ve kendini burdan çıkarmaya çabalıyor. Tamam. Burda da kendinden geçiyor. Enerjisi bitmek üzere. Hava çok soğuk. Metabolik enerjisini sürdüremiyor. Ve gördüğünüz gibi burda hiç kırmızılık yok. Beyni sessizleşmeye başlıyor. Burda kara düşmüş halde. Herşey sessiz. Burda çok az kırmızılık var. Beck'in gücü tükeniyor. Ölüyor.
Bir sonraki scan. Ama Beck'in durumunda, gördüğünüz gibi beyninin orta bölümü yeniden parlamaya başlıyor. Ailesini düşünmeye başlıyor. Kendini ayağa kaldıracak görüntüleri hatırlamaya başlıyor. Bu alanda düşünce sayesinde enerji oluşturmaya başlıyor. ve burda da düşünceyi herekete çeviriyor. Beynin bu bölümüne ön singulat kıvrımı adı verilir. pek çok sinir sistemi uzmanı bu alanda dilek kavramının yer aldığına inanır. Burası insanları karar verdiği irade güçlerinin olduğu yerdir. ve gördüğünüz gibi enerji akışı beyninin ailesinin görüntülerinin olduğu orta bölümünden bu alana dileğin oluştuğu alana geçiyor.
Ve sonunda motivasyon haline geleceği noktaya kadar giderek güçleniyor. Bir gün, bir gece, ve bir gün daha karın içinde kaldıktan sonra kendini ayağa kaldıracak motivasyon için enerji üretiyor. Ve burda gördüğünüz gibi, ön lobda daha da fazla enerji üretmeye başlıyor. Odaklanmaya başlıyor. Konsantre olabilir. Kendini burdan kurtarması için ne yapabilir onu düşünüyor. Bu enerji beyninin ön bölümüne transfer ediliyor ve burda enerji azalmış ama bu enerjiyi hala kendini ayağa kaldırmak için ne yapacağını düşünürken kullanıyor. Ve sonra enerji beyninin düşünce alanlarına yayılmaya başlıyor. Artık ailesini düşünmüyor, kendini motive etti. bu posterior kısım, kaslarının hareket edeceği ve sonunda kendini harekete geçireceği yer. Kalbi ve ciğerleri daha hızlı çalışmaya başlayacak. Bunlar sadece benim bu yaşam mücadelesinde Beck'i bir SPECT taramasından geçirebilseydik neler olduğunu anlama üzerine tahminlerim.
Burda 6400 m. yükseklikte Beck'le ilgilenirken ve onun kendi için yaptığıyla kıyaslayınca benim yaptığım işi son derece önemsiz buluyorum. Bu bize aklın gücünün neler yapabileceğini gösteriyor. Durumu çok ciddiydi. Orda başka ciddi hastalarda vardı. Neyseki onları kurtaracak bir helikopter ayarlayabildik. Helikopter 6400m. yüksekliğe çıktı ve bu helikopter kurtarma tarihindeki en yüksek noktadır. Buz üzerinde durdu ve Beck ve diğer kurtulanları tek tek alıp daha biz ana kampa ulaşmadan Katmandu'daki bir kliniğe taşıdı.
Bu ana kamptan bir görüntü bu kampların birinde dağcılardan bir kısmı kayboldu. Birkaç gün sonra burda bir anma töreni düzenledik. Burda Şerpalar (Himalaya Halkı) ardıç dalları yakıyorlar. Ardıç dumanının kutsal olduğuna inanıyorlar. Ve dağcılar yüksek kayaların etrafında durarak zirvenin yakınlarında kaybettiğimiz dağcılarla, direk dağa, onlara dönerek konuşmalarını yapıyorlar. Burda 5 dağcı kaybettik. Bu Scott Fischer'di, Rob Hall, Andy Harris, Doug Hansen, ve Yasuko Namba. Ve bir dağcı daha o gün ölebilirdi ama ölmedi ve oda Beck Weathers'dı. Yaşayabildi çünkü o inanılmaz irade gücünü üretti kendini kurtarabilmek için aklının tüm gücünü kullandı.
Bunlar Tibet dua bayrakları. Şerpalar bu bayraklara dua yazarsanız mesajınızın tanrılara ulaşacağına inanıyorlar, ve o yıl Beck'in duası kabul oldu.
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
Everst Dağı tırmanışları tarihindeki en büyük facia yaşandığında,Ken Kamlar dağdaki tek doktordu.TEDMED'de dağcıların zor koşullara karşı verdiği mücadelenin hikayesini paylaşıyor ve yaklaşık 36 saat kar altında kalıp hayatta kalan adamın tıbbi mucizesini göstermek için zihin haritalama teknolojisini kullanıyor.
Ken Kamler has served as doctor on some of the world’s most daring expeditions, but also performs delicate microsurgery when at home in New York. Full bio »
Translated into Turkish by Kerime Gunturk
Reviewed by Sancak Gülgen
Comments? Please email the translators above.
The [Everest] climbers passed him by, and Beck lay there for a day, a night and another day, in the snow. Then he said to himself, ‘I don’t want to die. I have a family to come back to.’ The thoughts of his family, his kids and his wife, generated enough energy, enough motivation in him, so that he actually got up.” (Ken Kamler)
16:48 Posted: Feb 2009
Views 133,313 | Comments 28
18:03 Posted: Oct 2006
Views 212,449 | Comments 43
17:43 Posted: Jun 2007
Views 595,198 | Comments 181
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.