Tamam. Evet, bütün iyi hikâyeler gibi bu da, esasen hiçbir şeyin varolmadığı, çok çok uzun zaman önce başlıyor. Evet, burada evrenin 14 küsur milyar yıl önceki eksiksiz bir resmi var. Bütün enerji, tek bir enerji noktasında yoğunlaşmış. Bir nedenden dolayı patlıyor ve bunları görmeye başlıyorsunuz. Yani bunun içinde, şimdi 14 milyar yıl ilerlemiş durumdasınız. Ve bu şeyler, genişleye genişleye genişleye dev galaksilere dönüşüyor ve trilyonlarcası oluyor. Ve bu galaksilerin içinde dev toz bulutları oluşuyor. Ve sizden, resmin ortasındaki üç küçük çatala
özellikle dikkat etmenizi istiyorum. Eğer daha yakından bakarsanız böyle görünüyorlar. Ve gördüğünüz şey tozdan sütunlar, o kadar fazla toz var ki-- bu arada, bunun uzunluğu düşeyde 1.6 trilyon km-- ve gerçekleşen şey şu, o kadar çok toz var ki bir araya gelip birleşiyorlar ve bir termonükleer reaksiyonu ateşliyorlar. Ve, yani, izlediğiniz şey, yıldızların doğuşu. Bunlar buradan doğan yıldızlar. Yeteri kadar yıldız oluştuğunda bir galaksi meydana getiriyorlar. Görünen o ki bu, özellikle önemli bir galaksi çünkü siz buradasınız. (Gülüşmeler) Ve bu galaksiye yaklaşınca, görece normal, pek de ilginç olmayan bir yıldız bulursunuz.
Bu arada, şu anda aşağı yukarı hikâyenin 2/3'ündesiniz Yani bu yıldız hikâyenin 2/3'lük noktasına gelinceye kadar görünmüyor bile. Ve sonra, şu oluyor: Kalan toz miktarı bir yıldız oluşturmuyor, bir gezegene dönüşüyor. Ve bu, dört milyar yıldan biraz daha fazla bir zaman önce.
Ve bundan kısa zaman sonra yeteri kadar malzeme artıyor ve "ilk çorba"yı elde ediyorsunuz ve bu da yaşamı oluşturuyor. Ve yaşam, genişlemeye başlıyor, genişliyor, genişliyor, ta ki bozulup bitene kadar.
Şimdi, gerçekten ilginç olan şey şu ki yaşam bir kez değil, iki kez değil, tam beş kez bitiyor. Yani, Dünya'daki neredeyse tüm yaşam kabaca beş kez silinmiş. Ve siz bunu düşünürken şu oluyor: Yeni şeyler oluşturmak için daha fazla karmaşıklık ve daha fazla madde elde ediyorsunuz. Ve, hikâyenin aşağı yukarı % 99.96'lık bölümü tamamlanana kadar biz yokuz; sadece kendimizi ve atalarımızı yerli yerine koymak için söyledim.
Dolayısıyla bu bağlamda, neden burada olduğumuz konusuyla ilgili iki teori var. Konuyla ilgili birinci teori tüm hikâyenin bundan ibaret olduğu. Bu teoriye göre tüm yaradılışın en önemli parçası biziz. Ve trilyonlarca galaksinin, sekstilyonlarca gezegenin olmasının nedeni, buna ve buna benzer bir şey yaratmak. Ve evrenin amacı budur; ve sonra da ölür, daha da düzelmez.
Kendinize sadece şu soruyu sormak isteyebilirsiniz: "Bu, sadece birazcık kibirlilik olabilir mi?" Ve eğer öyleyse -- ve özellikle tarihte soyumuzun tükenmesine ramak kaldığı gerçeğini de düşünürsek, türümüzün sadece 2000 bireyi kalmıştı... Yağmursuz birkaç hafta daha geçse, bunların hiçbirini asla göremeyecektik.
Yani belki de ikinci bir teoriyi düşünmelisiniz... eğer birincisi yeterince iyi değilse. İkinci teori şu: Bir üst modele yükselebilir miydik? (Gülüşmeler) Peki, biri neden böyle bir soru sorar? Çünkü insansılarda şimdiye kadar en az 29 kez bu oldu. Yani görünüyor ki yükseldik. Defalarca yükseldik. Ve görünüyor ki bunları keşfetmeye devam ediyoruz. Bunu geçen sene bulduk. Bir diğerini geçen ay bulduk.
Ve bunu düşünürken şu soruyu sorabilirsiniz: "Neden tek bir insan türü?" Afrika'ya, Asya'ya ve Antartika'ya gidip tıpatıp aynı kuşu bulsanız bu çok garip olmaz mıydı -- özellikle de en az 8 insansı türüyle bu gezegende aynı zamanda var olduğumuzu hesaba katarsak? Yani gidişatın normali, sadece bir Homo sapiens olması değil; gidişatın normali farklı insan versiyonlarının etrafta geziniyor olması.
Ve eğer normal gidişat öyleyse, o zaman kendinize şunu sorabilirsiniz, "Tamam, eğer başka bir şey yaratmak istiyorsak bir mutasyon ne kadar büyük olmalı?" Güzel, cevabı Svante Pääbo'da. İnsanlarla Neandertal arasındaki farklılık genetik kodun %0.004'ü kadar. Bir türün diğerine olan farklılığının büyüklüğü bu kadar. Bu günümüzdeki politik tartışmaların çoğunu açıklıyor.
Fakat siz bunu düşünürken, enteresan şeylerden biri, bu mutasyonların ne kadar küçük oldukları ve nerede gerçekleştikleri. İnsan/Neandertal farklılığı, sperm ve testisler, koku ve deride. Ve bunlar, ikisi arasında farklılık gösteren belirli genler. Yani çok küçük değişikliklerin büyük etkileri olabilir.
Ve siz bunu düşünürken mutasyona uğramaya devam ediyoruz. Yani aşağı yukarı 10 bin yıl önce Karadeniz'de bir genimizdeki bir mutasyon sonucu mavi göz ortaya çıktı. Ve bu, sürüyor ve sürüyor ve sürüyor.
Ve bu sürerken bu sene olacak şeylerden biri de, ilk 10 bin insan genomunu (ç.n. genetik şifre) keşfedecek olmamız çünkü gen dizileme işlemi yeteri kadar ucuz hale geldi. Ve bunları bulduğumuz zaman farklılıklar bulabiliriz.
Ve bu arada, bu hazır olduğumuz bir tartışma değil çünkü bundaki bilimi gerçekten kötüye kullandık. 1920'lerde insanlar arasında büyük farklılıkların olduğunu düşündük. Bu, bir miktar Francis Galton'un çalışmaları nedeniyleydi. Darwin'in kuzeniydi. Fakat ABD, Carnegie Enstitüsü, Stanford, Amerikan Nöroloji Kurumu bunu çok ileriye taşıdılar. Bu ihraç edildi ve gerçekten kötüye kullanıldı. Aslında, bu insanlara aşırı derecede korkunç muamelelerin yapılmasına neden oldu. Böylece, 1940'lardan beri, farkılıkların olmadığını, hepimizin aynı olduğunu söyleyegeldik. Yıl sonunda bunun doğru olup olmadığını göreceğiz.
Ve biz bunu düşünürken aslında şu gibi şeyleri bulmaya başlıyoruz: Bir ACE geniniz (ç.n. egzersiz kapasitesi ve fiziksel dayanıklılıkla ilişkilendirilen bir gen) var mı? Bunun ne önemi olabilir? Çünkü ACE geni olmayan hiç kimse, henüz 8000 metrelik bir zirveye oksijensiz tırmanmadı. Ve eğer daha da ayrıntıya girmek isterseniz 577R genotipiyle ilgili ne denebilir? Evet, görünüyor ki şimdiye kadar test edilmiş her erkek olimpik güç atleti bu varyantlardan en az birini taşıyor.
Eğer bu doğruysa, Londra Olimpiyatı için çok karmaşık sorular ortaya çıkıyor. Üç opsiyon: Olimpiyatların sıkı çalışan mutantlar için bir vitrin olmasını ister misiniz? (Gülüşmeler) 2 numaralı opsiyon: Neden golf ya da yelkendeki gibi yapmıyoruz? Sende olduğu ve sende olmadığı için sana saniyenin onda biri kadar bir avantaj veririm. Üç numaralı versiyon: Bu doğal bir gen olduğu için, sende olduğu ve sen de doğru ebeveyni seçmediğin için senin kendini modifiye etme hakkın olur. Üç farklı opsiyon; eğer bu farklılıklar olimpik madalya almakla almamak arasındaki çizgiyi belirliyorsa.
Ve görünüyor ki, biz bunları keşfettikçe, biz insanlar nasıl göründüğümüzü, nasıl davrandığımızı, bedenimizin ne yaptığını değiştirmeyi gerçekten seviyoruz. Ve Amerika'da 10.2 milyon (2008'de) estetik ameliyat yapıldı ki kullanıma giren teknolojilerle bugünün düzeltme, silme, büyütme ve iyileştirme işlemleri çocuk oyunu gibi gelmeye başlayacak.
Tony Atala'nın yaptıklarını TED'de çoktan gördünüz fakat mürekkepli yazıcı kartuşu benzeri şeyleri hücrelerle doldurabilme becerisi, bizim, deriyi, organları ve birçok başka vücut parçasını basmamıza izin veriyor. Ve bu teknolojiler ilerledikçe şunu görüyorsunuz, bunu görüyorsunuz, bir şeyler görüyorsunuz -- 2000 İnsan Genomu Projesi -- ve sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi görünüyor olana kadar. Ve biz tam da böyle haftalarda olabiliriz.
Ve siz bunu düşünürken, bu iki tip bir insan genomunun dizilimini çıkarırken ve Kamu Projesi 2000'de insan genomunun dizilimini çıkarırken pek bir şey duymuyorsunuz, ta ki Çin'de geçen sene yapılan, bu fareden deri hücreleri aldıkları, üzerine dört kimyasal madde koydukları, deri hücrelerini kök hücrelere dönüştürdükleri, kök hücreleri büyüttükleri ve farenin tam bir kopyasını çıkardıkları deneyi duyana kadar...
Bu hatırı sayılır bir şey. Çünkü esas itibariyle şu anlama geliyor: Pluripotent (ç.n. canlıyı oluşturan hücre ve dokulara dönüşebilen ama tek başına organizma üretemeyen) kök hücre olan bir hücreyi alıp -- dağın tepesindeki bir kayakçı gibi, ve bu iki kayakçı iki pluripotent kök hücre oluyor, 4, 8, 16 ve 16 bölünmeden sonra o kadar kalabalıklaşıyor ki hücrelerin farklılaşması gerekiyor. Böylece bir kısmı dağın bir tarafından bir kısmı başka bir tarafından aşağı iniyor. Ve onlar bunu seçerken bunlar kemik oluyor, ve sonra başka bir yolu seçiyorlar ve bunlar trombosit oluyor ve bunlar makrofaj oluyor ve bunlar T-hücreleri oluyor. Fakat bir kere kaymaya başlarsanız tekrar başa dönmeniz çok zor oluyor. Tabii bir telesiyejiniz yoksa. Ve bu dört kimyasalın yaptığı, herhangi bir hücreyi alıp tekrar dağın tepesine çıkarmak ki böylece herhangi bir vücut parçasına dönüşebilsin.
Ve siz bunu düşünürken, bu şu anlama geliyor: Potansiyel olarak bir organizmanın tam bir kopyasını onun herhangi bir hücresini kullanarak yeniden oluşturabilirsiniz. Bu işte gayet hatırı sayılır bir durum çünkü şimdi, sadece fare hücrelerini değil, insan deri hücrelerini alıp onları insan kök hücrelerine çevirebilirsiniz. Ve sonra, Ekim ayında yaptıkları ise şuydu: Deri hücreleri aldılar, bunları kök hücrelere dönüştürdüler ve bunları karaciğer hücrelerine dönüştürmeye başladılar. Yani teoride, hücrelerinizin birinden, herhangi bir organınızı yapabilirsiniz.
Bu da ikinci bir deney: Eğer vücudunuzun fotokopisini alabilseydiniz belki aklınızı da beraberinde almak isterdiniz. Ve TED'de bir buçuk yıl önce gördüğünüz şeylerden biri, bu adamdı. Çok güzel, teknik bir konuşma yaptı. MIT'de bir profesör. Ama temelde söylediği şu: Bir farenin beynine girmiş olan retrovirüsleri (ç.n. kendi RNA'sını DNA'ya çevirip konak hücrenin DNA'sına eklemleyerek çoğalan virüs) alabilirsiniz; onları, aydınlattığınızda parlayan proteinlerle etiketleyebilirsiniz ve farenin gördüğünde, hissettiğinde, dokunduğunda, hatırladığında, aşık olduğunda aktifleşen (nöral) yolların haritasını çıkarabilirsiniz. Ve sonra bir fiber optik kablo alıp bunlardan bazılarını aydınlatabilirsiniz. Ve bu arada, bunu yaparken, iki renkte resimleyebilirsiniz, bu da şu anlama gelir: Bu bilgiyi ikili kod olarak doğrudan bilgisayarınıza indirebilirsiniz.
Peki nihai sonuç ne burada? Evet, kendi anılarınızı, bir gün, belki yeni bir vücuda, indirebileceğiniz çok da tasavvur edilemez değil. Ve belki başka insanların anılarını da yükleyebilirsiniz. Ve belki bu durumun bir iki küçük etik, politik ve ahlaki sonucu da olabilir. (Gülüşmeler) Sadece bir düşünce.
Bunlar, filozoflar, yöneticiler, ekonomistler, bilim insanları için ilginçleşen sorular. Çünkü bu teknolojiler gerçekten hızlı ilerliyor.
Ve siz bunu düşünürken benim beyinle ilgili bir örnekle kapamama izin verin. Bugün, inanılmaz bir evrimsel baskı görmeyi bekleyeceğiniz yer; hem gitgide muazzam hale gelen girdilerden ve hem de organın esnekliğinden dolayı, beyindir.
Bunun olduğuna dair herhangi bir kanıtımız var mı? Peki, her bin kişideki otizm durumuna bir göz atalım. Bu, 2000'deki durum. Bu, 2002'deki durum. 2006, 2008. 10 yıldan kısa bir sürede olan artış. Ve biz hâlâ neden olduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz şey şu: Potansiyel olarak, beyin, hiperaktif, hiperesnek bir şekilde reaksiyon gösteriyor ve böyle olan (ç.n. slayt: hiper-algılayan/hafızalı/dikkatli) bireyler yaratıyor. Ve bu ortaya çıkan durumlardan sadece bir tanesi. İnanılmaz derecede zeki olan insanlar var, hayatları boyunca gördükleri her şeyi hatırlayan insanlar var, sinestezik insanlar var, şizofrenik insanlar var. Bir sürü şey oluyor ve biz hâlâ nasıl ve neden olduğunu anlamıyoruz.
Fakat sormak isteyebileceğiniz bir soru şu: "Beynin ve bilgiyi nasıl işlediğimizin hızlı bir evrimini görüyor muyuz?" Çünkü beynimize ne kadar verinin geldiğini düşünürseniz, eskiden insanların hayatları boyunca aldıkları bilgiyi bir günde almaya çalışıyoruz. Ve siz bunu düşünürken, bunun neden ilerliyor olabileceğine dair dört teori var ve ayrıca bir sürü başka teori de var. İyi bir cevabım yok. Bu konuda gerçekten daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.
Bir opsiyon fast food (ç.n. hızlı tüketim yemeği) fetişi. Obezite ve beslenme biçiminin gen değişimleriyle bir ilgisi olduğuna yönelik bazı kanıtlar bulunmaya başlanıyor ki bunların, bir bebeğin beyninin çalışmasına etkisi olabilir ya da olmayabilir.
İkinci opsiyon, seksi "teknoinek" opsiyonu. Bu tür durumlar hayli seyrek. (Gülüşmeler) (Alkış) Fakat olmaya başlayan şey şu ki bu teknoineklerin hepsi biraraya geliyor -çünkü bilgisayar programcılığında ve ayrıca diğer detay odaklı işlerde de çok yetkinler ve iyi para alıyorlar- coğrafi olarak belli yerlerde toplanıyor ve aynı kafada olan çiftlerini buluyorlar. Yani, bu, birbirlerini bu yapılar içinde karşılıklı destekleyen genlerin olduğu sınıflandırıcı çiftleşme hipotezi.
Üçüncüsü. Çok fazla bilgi? O kadar fazla bilgiyi işlemeye çalışıyoruz ki bazı insanlar sinestezik oluyor ve her şeyi hatırlayan "dev boruları" oluyor. Başka insanlar bilgi miktarına karşı aşırı derecede duyarlı oluyor. Başka insanlar çeşitli psikolojik durumlarla ya da reaksiyonlarla bu bilgiye tepki veriyorlar. Ya da belki kimyasallar.
Ama, bir durumla ilgili olarak bu düzeyde bir değişiklik görüyorsanız ya doğru ölçmüyorsunuzdur ya da çok hızlı değişen bir şey vardır ve bu, gerçek zamanlı evrim olabilir.
Sözün özüne gelirsek... Bence, olan şey, türsel olarak bir geçişteyiz. Ve Steve Gullans'la beraber yazmaya başladığımda bunu düşünmemiştim. Bence, biz, öyle ya da böyle, sadece kendi çevresinin farkında olan bir insansı olmakla kalmayan, aynı zamanda, doğrudan ve isteyerek kendi türünün, bakterilerin, bitkilerin ve hayvanların evrimini de kontrol eden Homo Evolutis'e dönüşüyoruz. Ve bence bu öyle düzeyde bir değişim ki sizin torunlarınız ya da onların torunları sizden çok farklı bir tür olabilir.
You can share this video by copying this HTML to your clipboard and pasting into your blog or web page. This video will play with subtitles.
You either have JavaScript turned off or have an old version of the Adobe Flash Player. To view this rating widget you
need to get the latest Flash player.
If your browser allows only "trusted sites" to execute Javascript, you should add the "googleapis.com" domain to your whitelist to allow our Flash detection to work properly.
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation.
İnsan evrimi boyunca farklı insan tipleri bir arada var oldu. Biz, "ara-yükseltme" olabilir miyiz? TEDxSummit'te Juan Enriquez bizi şu ana getirmek için bir yolculuk yapıyor ve hızlı bir evrimin gerçekleşmekte olduğuna işaret eden, teknolojinin ortaya koyduğu kanıtları gösteriyor.
Juan Enriquez thinks and writes about profound changes that genomics will bring in business, technology, and society. Full bio »
Translated into Turkish by Anon Occupy
Reviewed by Cagla Taskin
Comments? Please email the translators above.
18:50 Posted: Feb 2009
Views 1,694,209 | Comments 319
17:51 Posted: Apr 2009
Views 268,455 | Comments 138
17:21 Posted: Apr 2011
Views 503,976 | Comments 309
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign Out.