Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
Biyoenerji nedir? Biyoenerji etanol değildir. Biyoenerji küresel ısınma da değildir. Biyoenerji beklenenin dışında olan bir şeydir. Biyoenerji petroldür. Doğalgazdır. Ve geleceğe uzanan köprüyü kurmanın bir parçası, yani okyanusları gercekten mantıklı bir şekilde görebilecegimiz, veya hızla dönecek Jeo-uzaysal yörüngeler çıkarabileceğimiz, ya da mikrodalgalar falan yapabileceğimiz noktaya, bioenerjiyi nasıl anladığımız ve yönettiğimize bağlı olacak. Ve bunu yapmak için, ilk olarak gerçekten tarıma bakmanız gerek.
Şimdi 11,000 yıldır bir şeyler ekiyoruz. Ve bir şeyler ektiğimiz ölçüde, tarımdan öğrendiğimiz şey haşerelerle uğraşmanız gerek, her türlü korkunç şeyle uğraşmanız gerek, bir şeyler ekip biçip yetiştirmeniz gerek. Bunun için suyu nasıl kullanabileceğinizi öğrendiğiniz ölçüde de Nil'in ötesine yayılabileceksiniz. Bir şeylere güç verebileceksiniz, yani sulama fark yaratır.
Sulama istediğiniz yere bir şeyler ekmenize olanak sağlamaya başlar, sadece nehirlerin aktığı yerler dışında. Bu organic tarımı yapmaya başlarsınız, bu şeyleri makinayla yapmaya başlarsınız. Makinalaşma, fazla miktarda suyla birlikte yüksek ölçekli tarıma yol açar. Makinaları ve suyu bir araya koyup bunun gibi manzaralar elde edersiniz. Ve bunun gibi satışlar elde edersiniz. Bu kaba kuvvettir. Yani bunca zamandır tarımda yaptığınız şey oldukça doğal bir sistemle başlamış olmanız. Bu doğal sistemi ehlileştirmeye başlarsınız. Bu doğal sistemin arkasına çok fazla kuvvet koyarsınız. Bütün bir demet böcek öldürücü ve zararlı ot öldürücü -- (Gülüşmeler) -- koyarsınız bu doğal sistemin arkasına ve elinizde buna benzeyen sistemler kalır.
Ve bunların hepsi kaba kuvvet. Ve biz enerjiye böyle yaklaşıyoruz. Yani tarımdan alınacak ders aslında bu sistemi kaynaştırmaya ve bu sistemi öğrenmeye ve gerçek olarak biyolojiyi uygulamaya başlayarak kaba kuvvete dayalı bu sistemi değiştirebilirsiniz. Ve mühendislik disiplininden, kimya disiplininden, biyoloji disiplinine geçmiş oluyorsunuz. Ve büyük ihtimalle gezegendeki en önemli insanlardan birisi bu arkamdaki adam.
Bu adamın adı Norman Borlaug. Nobel Ödülünü kazandı. Kongre Onur Madalyası var. Bütün bunları hakediyor. Ve bütün bunları hakediyor çünkü büyük ihtimalle diğer herkesten daha fazla insan besledi çünkü tohumların ardına biyolojinin nasıl konulacağını araştırdı. Bunu Meksikada yaptı. Hindistan'ın ve Çin'in artık o şiddetli kıtlıkları yaşamamasının nedeni Norman Borlaug'ın onlara tahılları nasıl daha verimli şekilde yetiştirileceğini öğretmesi ve Yeşil Devrim'i başlatmasıdır. Bu çoğu insanın eleştirdiği bir şey. Ama tabi ki, bu insanların farketmediği şey Çin ve Hindistan'ın muazzam miktarda aç insana sahip olmalarının aksine tahıl ihraç etmeleridir.
Ve bu belirli sistemin komik olan tarafı ise araştırmasını yaptığı yer, yani Meksika, bu teknolojiyi benimsemedi, bu teknolojiyi reddetti, neden bu teknolojinin uzerinde düşünülmesi gerektiğini konuştu, ama tam olarak uygulamadı. Ve Meksika gezegendeki en büyük tahıl ihracatçılarından birisi çünkü Meksika'da bulunan teknolojiyi uygulamıyor. Ve aslında, bu adamı tanıyamadı, o yüzden Meksika'nın her tarafında bu adamın heykelleri yok. Çin'de ve Hindistan'da var. Ve bu adamın yönettiği enstitü şimdi Hindistan'a taşındı.İşte bu, teknolojileri benimsemek ve teknolojileri tartışmak arasındaki farktır. Şimdi, asıl olay bu adamın muazzam miktarda insanı beslemesi değil. Asıl olay bunun teknolojinin belirgin etkisi olması, tabi biyolojiyi anlarsanız.
Tarımda ne oldu? Şimdi tarımı yüzyıl içinde ele alırsanız, 1900'lerdeki tarım bin yıl önce birşeyler eken birine tanıdık gelebilirdi. Yani tamam sabanlar farklı gözüyordu. Makinalar katırlar yerine traktörler falandı ama, çiftçi olan anlardı, bu adam bunu yapıyor, bu yüzden yapıyor, bu yöne doğru gidiyor. Tarımda gerçekten değişmeye başlayan şey bu kaba kuvvet mühendisliğinden ve kimyadan biyolojiye geçmeye başladığınız zamandır. Ve bu verimliliğinizin arttığı yerdir. Ve bu şeyi yaptığınız takdirde verimliliğe olan şey de budur.
Esasında, 100 kile üretmek için 250 saatten, 40 saate, sonra 15 sonra 5 saate. 1950'den 2000'e ekonominin diğer kısımları iki buçuk kat artarken, tarım işgücü verimliliği 7 kat arttı. Bu kişi başına düşen üretimin mutlak şiddetli bir artışıdır. Bunun etkisi, tabi ki, sadece kehribar tahıl dalgaları değil, dağlar kadar tahıl. Ve AB bütçesinin yüzde 50'si insanların fazladan ürettiği dağlar kadar şeyden tarıma mali destek sağlayacak.
Bu enerji için iyi bir sonuç olur aslında. Ve elbette şimdi büyük ihtimalle kendinize "Kendim, ben buraya enerji ile ilgili bir konuşma için geldim sanıyordum ama işte bu adam biyoloji hakkında konuşuyor. O zaman bu ikisi arasındaki bağlantı nerde? Bu bütün sistemin ironilerinden bir tanesi anlamadığımız bir sistemle ilgili ne yapsak diye tartışıyoruz. Daha petrolün ne olduğunu bile bilmiyoruz. Petrolün nereden geldiğini bilmiyoruz. Demek istediğim tam anlamı ile, bu kara nehirler dolusu şeyin ne olduğu ve nereden geldiği hala bir tartışma konusu. En iyi varsayım, ve bu şeyle ilgili en iyi tahminlerden birisi, bu şeyin bu şeyden geliyor olduğu. Yani bu şeylerin güneş ışığını emiyor, millionlarca yıl basınç altında çürütüyor, ve bu kara nehirleri alıyorsunuz.
Şimdi bu tez ile ilgili garip olan şey-- tabi bu tezin doğru olduğu ortaya çıkarsa -- petrolün, ve tüm hidrokarbonların yoğunlaştırılmış güneş ışığı olması. Ve biyoenerjiyi düşündüğünüzde, biyoenerji etanol değildir. Biyoenerji güneşi alıp, amiplerin içinde yoğunlaşmak bitkilerin içinde yoğunlaştırmaktır, belki bu gökkuşakları bu şekilde oluyodur. Ve bu sisteme baktığınız takdirde, eğer hidrokarbonlar yoğunlaştırılmış güneş ışığıysa, o zaman biyoenerji faklı bir şekilde çalışıyor. Ve petrol ve diğer hidrokarbonlar hakkında bu güneş panellerinin parçası gibi düşünmeye başlamamız gerek. Belki de, batı Teksas üzerinden uçtuğunuzda görmeye başladığınız kuyuların tiplerinin, Kansas'ın ve o sulanmış arsaların fotoğraflarından farklı gözükmemesinin sebeplerinden biri budur.
İste petrolü bu şekilde yetiştirirsiniz. Ve petrolü yetiştirmeyi ve petrolün nasıl geliştiğini düşünürseniz, bu kaba kuvvetler başladık. Ve sonra ne öğrendik? Sonra öğrendik ki daha da ileri gitmemiz lazım. Peki sonra ne öğrendik? Sonra hatta daha da ileri gitmemiz lazım. Ve çıkıp bu biyoenerjiyi yetiştirdikçe gitgide daha da tahrip edici oluyoruz. Bunlar Athabasca katran kumları, ve burda çok büyük miktarda -- öncelikle madencilik, dünyanın en büyük kamyonları çalışıyor burda, ve sonra bu siyah tortuyu çekip çıkarmanız lazım, yani esasında akmayan petrolü. Kuma yapışmış şekilde. Ve petrolü ayırmak için çok fazla su buharı kullanmanız lazım, ki anca bugünün petrol fiyatları karşılıyor.
Kömür. Gözüken o ki kömür neredeyse aynı şey. Büyük ihtimalle bitkiler, yalnız bunlar yanmış ve basınç altında ezilmiş. Yani bunun gibi birşeyi alıyorsunuz, yakıyorsunuz, basınç altında bırakıyorsunuz, ve belki bunu elde ediyorsunuz. Gerçi yine altını çiziyorum. Bilmiyoruz. Bütün bunları tartışıyo olmamız garip. Ama kömürü düşünürseniz, yanmış buğday taneleride böyle gözüküyor. Kömürden tamamen farklı değil.
Ve elbette, kömür madenleri çok tehlikeli yerler, çünkü bazı kömür madenlerinde, gaz çıkıyor. Gaz patlayınca, insanlar ölüyor. Yani bazı madenlerde kömürden biyogaz üretiyorsunuz, ama bazılarında değil. Farklılık gördüğünüz herhangi bir yerde, bazı ilginç sorular vardır. Bu şeyle ne ne yapıyor olmalısınız gibi sorular. Ama sonuç olarak, kömür. Belki aynı şey, belki aynı sistem, belki biyoenerji, ve tamamen aynı teknolojiyi uyguluyorsunuz.
İşte size kaba kuvvet metodunuz. Bir kere kaba kuvvetinizi iyice ilerletince, sonra dağların tepelerini söküp atıyorsunuz. Ve elinizde, tek başına en büyük carbon yayılımı kaynağı kalıyor, yani kömür yakıtlı gaz istasyonları. Muhtemelen bu biyoenerjinin en iyi kullanımı değil. Bu sistemin alternatifleri nedir diye düşündüğünüzde alternatifleri bulmak önemlidir, çünkü görünen o ki Amerika'nın petrol reservleri azalıyor, ama kömür reservleri azalmıyor, Çin'inkiler de azalmıyor. Orda öylece duran kocaman kömür reservleri var, ve biz onları biyolojik enerji gibi düşünmeye başlamamız lazım, çünkü onları kimyasal enerji ya da mühendislik enerjisi diye düşünmeye devam edersek kakaya batmış olucaz.
Doğalgaz da benzer bir konu. Doğalgaz da biyolojik bir ürün. Ve doğalgazı düşündüğünüzde, şey, gazı biliyorsunuz. İşte kömürü çıkarmanın farklı bir yolu. Buna grizu deniyor. Bu fotoğraf neden ilginç? Çünkü eğer kömürün yoğunlaştırılmış bitki olduğu ortaya çıkarsa, bir madende gaz çıkışında diğer madene göre farklılık görmenizin sebebi -- bir maden patlayabilecekken diğer madenin patlamamasının nedeni -- orda o şeyleri yiyen ve gaz üreten birşeylerin olması olabilir. Bu iyi bilinen bir olgu. (Gülüşmeler) Belli şeyleri yerseniz, fazlaca gaz üretirsiniz. Kömür madenlerindeki biyolojik süreçler de aynı süreçler olabilir. Eğer bu doğruysa, o zaman kömürden enerji elde etmenin yollarından biri dağların tepelerini söküp atmak olmayabilir, ve kömürü yakmak ta olmayabilir. Aynen tarımda yaptığınız gibi kömürü biyolojik bir şekilde işleyecek şeyler bulmak olabilir.
İşte biyoenerji budur. Etanol değildir. Bir kaç şirkete para yardımı değildir. Çok fazla etanol fabrikası kurdunuz diye Iowa'ya mısır ihracatı yapmak değildir. Tarımda yaşanan, kaba kuvvetten biyolojik kuvvete olan geçişi anlamaya başlamaktır. Ve bunu yapabildiğiniz ölçüde, bazı şeyleri temizleyebilirsiniz, ve oldukça da çabuk temizleyebilirsiniz. Daha şimdiden elimizde bu şeyle ilgili verimlilik göstergeleri var. Tamam, eğer onlarca yıldır devam eden kömür ya da petrol yataklarına buhar koyarsanız, üretiminizde gerçekten azımsanamayacak bir artış elde edebiliyorsunuz, sekiz katlık bir artış. Bu sadece bu şeyin başlangıç safhası.
Ve biyomateryalleri düşündüğünüzde, bu adam -- ki insan geninin diziliminin bir parçasını yaptı, ki dünyayı gemiyle dolaşarak dünyada bilinen gen ve protein verilerini ikiye katladı -- bunun nasıl yapılandırılabileceğini düşünüyordu. Ve bunun hakkında düşünen bir dizi zeki insan var. Ve bu adamlar Syntetic Genomics gibi, Cambria gibi, Codon gibi şirketleri biraraya getiriyorlar, ve bu şirketler de kaba kuvvetten kaçınmak için biyolojik ilkelerin nasıl uygulanabileceğini düşünmeye çalışıyorlar. Bunu şu şekilde düşünün. Bunu belirli amaçlar için bir şeyleri programlamaya başlamak gibi düşünün. Hücreyi donanımmış gibi düşünün. Genleri yazılımmış gibi düşünün. Ve yaşamı değiştirilebilir bir kodmuş gibi düşünmeye başladığınız ölçüde, bu enerji olabilir, bu yemek olabilir, bu elyaf olabilir, bu insanlar olabilir, bu bütün bir dizi şey olabilir. Ve sonra yaklaşiminizi enerjiyi nasıl yapılandıracağınıza ve onla nasıl başaçıkacağınıza ve enerjiyi nasıl farklı bir şekilde düşüneceğinize doğru kaydırmanız gerek.
Bu şeyin ilk ilkeleri nelerdir ve biz nereye doğru gidiyoru? Bu gezegendeki nazik devlerden birisi. Tanıyabileceğiniz en kibar insanlardan birisi. Adı Hamilton Smith. Restriksiyon enzimleri denilen bir yöntemle genlerin nasıl kesileceğini bulduğu için Nobel aldı. Bunu yaptığında Hopkins'teydi, ve o kadar mütevazı bir adam ki ödülü kazandığı gün annesi aradı ve dediki " Hopkins'te başka bir Ham Smith olduğunu farketmemişim. Nobel'i kazandı biliyor musun?" (Gülüşmeler) Yani annesiydi. Neyse. Bu adam tamamıyla karizmatik. Her gün elinde pipetle bir şeyler yapıyorken tezgahın başında bulabilirsiniz. Ve bu adamın yaptığı şeylerden birisi de bunlar.
Nedir bu? Bu çıplak DNA'nın ilk nakledilişi yani bir hücrede çalışan bütün bir DNA'yı çıkarıp başka bir hücrenin içine sokuyorsunuz ve o hücre çalışıp çoğalıp başka bir tür oluyor. Bu daha bir aylık. Gelecek ay içinde en az bunun kadar önemli şeyler göreceksiniz. Ve bu şeyleri ve ne anlama geldiklerini düşündüğünüz zaman, ciddi para yardımlarıyla sadece mısırı etanole çevirmemeye başlayacağız Biyolojinin enerjiye giriş yaptığını düşünmeye başlayacağız. Bu şeyi işlemek çok pahalı, hem ekonomik anlamda hem de enerji anlamında.
Alberta katran kumlarında birikenler bunlar. Bunlar sülfür blokları. Çünkü petrolü kumdan ayırdığınız zaman, ve bu şeyi ayırmak için o su buharının içinde muazzam miktarda kullandığınızda, aynı zamanda sülfürü de ayrıştırmanız gerek. Hafif ham petrolle ağır ham petrol arasındaki fark -- şey, yaklaşık varil başına 14 dolar. İşte bu yüzden bu sülfür bloğu piramitleri inşa ediliyor. Ve bu arada, bu şeylerin ölçeği baya geniş.
Şimdi, eğer bunu yaparken harcanan enerjinin bir kısmını çıkarabilirseniz, sistemi indirgemiş, ve gerçekten enerjiye biyolojik ilkeleri uygulamaya başlamış oluyorsunuz. Bu rüzgar enerjisine ulaşabildiğiniz, güneş enerjisine ulaşabildiğiniz nükleer enerjiye ulaşabildiğiniz köprü olmalı. Ve inşallah bir sonraki nükleer fabrikayı deprem bölgesi üzerindeki güzel bir sahile kurmazsınız. (Gülüşmeler) Sadece bir düşünce.
Ama aynı zamanda, en azından önümüzdeki on yılda, oyunun adı hidrokarbonlar. Ve bu petrol olsun, doğalgaz olsun, kömür olsun, uğraştığımız şey bu. Ve bu konuşmayı fazla uzatmadan önce, işte şu anda enerji sisteminde yaşananlar. Kullandığımız enerjinin yüzde 86'sı hidrokarbonlar. Bu demek oluyorki kullandığımız şeyin yüzde 86'sı muhtemelen işlenmiş bitkiler ve amipler ve diğer şeyler. Ve burada muhafaza etmek için bir rol var. Burada alternatif şeyler için de bir rol var, ama aynı zamanda diğer kısmı da doğru yapmamız lazım. Bu diğer kısımla nasıl uğraştığımız geleceğe olan köprümüzdür. Ve bu geleceğe olan köprüyü düşününce, uzun uzun düşünmeniz gereken şeylerden biri: bugün petrolün yaklaşık üçte ikisini o kuyuların içinde bırakıyoruz. Yani muazzam miktarda para harcıyoruz ve enerjinin çoğunu aşağıda bırakıyoruz. Bu da elbette çıkığ enerji almak için daha fazla enerji gerektiriyor. Etanola ulaştığınızda oranlar ahmakça oluyor. Enerji girdisinin enerji çıktısına oranı bire bir bile olabiliyor. Bu sistemi yönetmenin aptalca bir yolu.
Son nokta, son grafik. Yapmamız gereken şeylerden birisi petrol fiyatlarını sabitlemek. Petrol fiyatları böyle gözüküyor. Tamam mı? Bu çok kötü bir sistem çünkü olan şu ki eşik kurları çok düşük kalıyor. İnsanlar gerçekten güneş panelleriyle ya da rüzgarla ya da başka şeylerle ilgili gerçekten zeki fikirlerle geliyorlar, ve tahmin edin? Petrolün fiyatı tabana düşüyor. O şirket batıyor ve sonra petrolün fiyatını yeniden çıkarabiliyorsunuz.
Yani bir tane mütevazı kapanış önerim varsa, hadi Avrupada ve Amerikada sabit bir petrol fiyatı belirleyelim. Bu nasıl yapılır? Yani, hadi petrole gelir dışı bir vergi koyalım, ve temel olarak önümüzdeki 20 yıl için şöyle dese, petrolün fiyatı şu olucak -- ne isterseniz 35 dolar, 40 dolar. Eğer OPEC fiyatı bunun altına düşerse, vergi alırız. Eğer OPEC fiyatı bunun üstüne çıkarsa vergi kalkar. Bu girişimciler için ne yapmış oluyor? Şirketler için ne yapmış oluyor? Bu insanlara diyor ki, eğer varili 35 dolardan ucuza ya da 40 dolardan ucuza ya da 50 dolardan ucuza -- bu tartışılır -- enerji üretebilirseniz o zaman işiniz olabilir. Ama gelin insanları bu araştırma yapmaya değmeyen döngüye sokmayalım çünkü şirketler batıcak çünkü OPEC alternatiflerini bulup biyoenerjinin meydana gelmesini engelleyecektir. Teşekkür ederim.
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
Juan Enriquez bilinen biyoenerji tanımına meydan okuyor. Petrol, kömür, doğalgaz ve diğer hidrokarbonlar kimyasal ürünler değil, bitki özüne dayalı ve dolayısıyla yetiştirilebilir biolojik ürünlerdir.Ona göre yakıta olan yaklaşımımız bütünüyle değişmelidir.
Juan Enriquez thinks and writes about the profound changes that genomics and other life sciences will cause in business, technology, politics and society. Full bio »
Translated into Turkish by Mehmet Bilgin Esen
Reviewed by Sancak Gülgen
Comments? Please email the translators above.
15:58 Posted: Nov 2007
Views 438,268 | Comments 206
17:52 Posted: May 2007
Views 284,533 | Comments 129
17:34 Posted: Apr 2007
Views 410,884 | Comments 85
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.