Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
Bugün, biraz alışılmadık yollarla öykü koleksiyonu yapmaktan bahsedeceğim. Bu, hayatımın çok tuhaf bir döneminde çekilmiş bir fotoğraf. Aşırı dar, kesik, balonlu alt pijamam hoşunuza gidebilir. Neyse, bu dönemde daha cok hayali öyküler biriktirmekle ilgileniyordum. Bu, yaptığım ilk suluboya resimlerden birini tutarken çekilmiş bir fotoğrafim. Ve son zamanlarda gerçek hayattan öyküler, yani gerçek öyküler biriktirmek çok daha fazla ilgimi çekiyor. Ve ilgimi özellikle çeken kendi öykülerimi, internetten bulduğum öyküleri, son zamanlarda da hayattan öyküler biriktirmek, ki bu sonuncusu yeni yeni girdiğim bir calisma alani. Bugün bunlar üzerine konuşacağım. Şimdi, ilk olarak: kendi öykülerim. Bunlar eskiz defterlerimden ikisi. Bu defterlerden bir sürü var bende, neredeyse son 8-9 yıldır tutuyorum bunları. Hayatta nereye gidersem benimle geliyorlar ben de içlerini her cesit şeyle, yasadigim tecrubelerin kayitlariyla dolduruyorum. Yani suluboya resimler, gördüğüm şeylerin çizimleri, ölü çiçekler, ölü böcekler, kullanılmış biletler, paslanmış paralar, kartvizitler, yazılar. Ve bu defterlerin içinde bu anlara, deneyimlere ve tanıştığım insanlara ait anlik goruntuler bulabilirsiniz. Ve bu defterleri birkaç yıl tuttuktan sonra sadece kendi yaptığım şeyleri değil, başka insanların yaptıklarını da toplamak oldukça ilgimi çekmeye başladı. Böylece yolda bulduğum nesneleri biriktirmeye başladım. Bu, yaklaşık 10 yıl önce New York'ta, sokaktaki bir su giderinde bulduğum bir fotoğraf. Önünde bir kadının suratının parçalanmış siyah-beyaz fotoğrafını görüyorsunuz, arkasında da "Judy'ye, Bill Bailey sesli kıza, Her ne yaparsan eğlenerek yapman dileğiyle," yazıyor. Ve bir insanın hayatını kısmi göruntuleri fikri çok hoşuma gidiyor, tüm hikâyeyi bilmenin tersine yalnızca kucuk bir kısmını bilip sonra, gerisini tamamlamayi kendi akliniza birakmak. Ve bu kısmen görme fikri bugün göstereceğim diğer işlerde de sık sık karşılaşacağımız bir şey. Bu sıralarda Princeton Üniversitesi'nde bilgisayar bilimi okuyordum ve aniden, bu tür şahsi eşyaların yalnızca sokak köşelerinden değil, aynı zamanda internetten de biriktilebileceğini fark ettim. Ve bir anda insanların toplu halde internette, özel hayatlarını anlatan bir sürü ama bir sürü dijital ayak izi bıraktığını fark ettim. Blog girişleri, fotoğraflar, düşünceler, duygular, fikirler, bütün bunlar insanlar tarafından internette açıklanıyor ve arkalarından iz bırakıyorlardı. Böylece bu online ayak izlerini çok büyük kümeler halinde inceleyecek bilgisayar programları yazmaya başladım. Bu projelerden biri bir buçuk yaşında. Adı, İyi Hissediyoruz. Bu, dünyadaki yeni girilen blog yazılarını her iki-üç dakikada bir tarayıp "Hissetmekteyim" ve "Hissediyorum" kelimelerini arayan bir proje. Ve bu kelimelerden birini bulduğunda, noktaya kadar tüm cümleyi alıyor ve aynı zamanda yazar hakkında demografik bilgi toplamaya çalışıyor. Yani cinsiyetleri, yaşları, coğrafi konumları ve o cümleyi yazarlarkenki hava koşulu. Günde bunun gibi yaklaşık 20.000 cümle topluyor ve yaklaşık bir buçuk yıl önce başladığı günden bu yana neredeyse 10 buçuk milyon duygu biriktirdi. İşte bu, sunuluş biçimleri. Buradaki noktalar, bazı İngilizce konuşan cevrelerin son saatlerden duygularını temsil ediyor. Her nokta tek bir blogcu tarafından yazılan tek bir cümle oluyor. Ve noktaların renkleri duygunun türüne karsilik geliyor. yani açık renk olanlar mutlu, koyu olanlarsa üzgün. Ve noktaların çapları cümlelerin uzunluğuna karsilik geliyor. Yani küçük olanlar kısa, daha büyük olanlarsa daha uzun. "Icinde oldugum vücutla barışığım, erkek arkadaşımla yakınlaşmanın bana kendimi hâlâ rahatsız hissettirmesi için kolay bir bahane bulamayacağım," diyor Japonya'dan 22 yaşında biri. "Bunu buralardan değiş tokuş yoluyla aldım ama hiç de kablo veya oyle zirvalarla ugrasacagim gibi gelmiyor." Aynı zamanda blog girişlerindeki bazı duygular fotoğraf da içeriyorlar, böyle olunca, otomatik olarak cümleyle görseli birleştiren derleme montajlar oluşuyor. Ve bunlardan herhangi biri içindeki cümleyi ortaya cikarmak için açılabilir. "İyi hissediyorum." "Şu an rahatsiz hissediyorum ve büyük ihtimalle 100.000 kilo aldım, ama buna değdi." "Kendilerini doğaya yakın hissettiren şeyleri --kelebekleri, insan yapımı ormanlari, kireçtaşı mağralarıni, hatta kocaman bir pitonu-- saklayabilmiş olmalarına bayılıyorum." Bir sonraki olayin adı çeteler. Bu, olan bitene biraz daha istatistiksel bakmamızı sağlıyor. Bu şu an dünyadaki en genel hissedilen duyguyu gösteriyor, çok iyi'nin onculugunde, sonra kötü, sonra iyi, sonra suçlu ve bu sekilde gidiyor. Hava durumu, duyguların, temsil ettikleri havanın fiziksel özelliklerini almalarına neden oluyor. Yani güneşli olanlar fırıl fırıl dönüyor, bulutlu onlarlar kayıp gidiyor, yağmurlu olanlar inis yapiyor, ve karlı olanlar pırpır ederek yere düşüyor. Aynı zamanda bir yağmur damlasını durdurup içindeki duyguya bakabiliyorsunuz. Son olarak, konumları duyguların dünya haritasındaki yerlerini değiştirip size coğrafi dağılımlarıyla ilgili bir fikir veriyor. Şimdi size İyi Hissediyorum'da en sevdigim montajları göstereceğim. Bunlar otomatik olarak yaratılan görseller. "Paralel bir evrende çapraz park edilmişim gibi hissediyorum."¥ (Gülüşmeler) "Başka bir sürü çocukla öpüştüm ve bu iyi hissettirmiyor, o öpücükler pis ve yanlış hissettiriyordu, ama Lucas'ı öpmek güzel ve neredeyse ruhani bir his veriyor." "Kanserimin ilerledigini hissedebiliyorum." "Kendimi güzel hissediyorum." "Kendimi cılız hissediyorum, ama değilim." "23 yaşında, iyileşmekte olan bir meth ve eroin bağımlısıyım ve hâlâ hayatta olduğum icin kutsanmisim gibi hissediyorum." "Onları gelecek ay Daytona'da ilk kez yarışırken görmek için sabırsızlanıyorum, çünkü hıza ihtiyac duydugumu hissediyorum." (Gülüşmeler) "Kendimi arsız hissediyorum." "Bu yeni perukla kendimi çok seksi hissediyorum." Gördüğünüz gibi, İyi Hssediyorum çok çok küçük çapta kişisel öyküler topluyor. Bazen iki-üç kelime kısalığında öyküler. Hatta neyin öykü sayılabileceği fikrini bile sorgulatabiliyor gercekten. Ve son zamanlarda tek bir öykünün derinliklerine daha da dalmak ilgimi çekmeye başladı. Ve bu beni, internetle değil de fiziksel dünyayla çalışmaya ve interneti ancak en son anda bir sunum platformu olarak kullanmaya itti. Şimdi bunlar henüz yayınlanmamış daha yeni projeler. İlkinin adı "Balina Avı". Geçen Mayıs ayında Barrow, Alaska'da, Amerika'nın en kuzeyindeki yerleşim bölgesinde, bir Inupiat Eskimoları aileyle 9 gün geçirip her yıl baharda yaptıkları balina avını görüntüledim. Burası balina avı kampı, kıyıdan yaklaşık 10 kilometre uzaktayız, 2 metre kalınlığında buzun üzerinde kamp yapıyoruz. Ve burada gördüğünüz su, buzların arasındaki açık alan ve Bowhead balinaları her baharda bu alandan kuzeye göç ediyorlar. Ve Eskimo halkı burada buzun kenarında kamp kurup balinanın saldırabilecegi kadar yakınlarına gelmesini bekliyor ve geldiğinde onu zıpkınlayıp buzun altından çekerek çıkarıyor ve kesiyor. Ve bu çok uzun bir süre boyunca halka gida temini saglayabilir. İşte ben de oraya gidip bu adamlarla balina kamplarında yaşadım ve New York'taki Newark havaalanına yaptığım taksi yolculuğumdan başlayıp 7 buçuk gün sonra ikinci balinanın kesilmesine kadar yaşadığım her şeyi fotoğrafladım. Tüm macerayı 5 dakikalık aralarla fotoğrafladım. Yani her 5 dakikada bir, bir fotoğraf çektim. Uyanıkken boynumda duran fotoğraf makinesiyle; uyurken tripod ve zamanlayici ile. Ve yüksek adrenalin anlarında, yani mesela heyecan verici bir şeyler yaşanırken, bu fotoğraf ritmini 5 dakikada 37 fotoğrafa kadar çıkardığım oluyordu. Böylece yaratilan bu sey; kendi kalp atışımla az cok senkronize bir şekilde hızlanan ve yavaşlayan fotografik bir kalp atışı olmustu. Burada, ilk dusunce buydu. İkincisi, bu deneyimi herhangi bir öykünün ana bileşenlerinin ne olduğunu düşünmek icin kullanmakti. Bir öyküyü hazirlayan seyler nelerdir? Öykülerde karakterler vardır. Öykülerin konulari vardır. Öyküler belli bir mekânda geçerler. Bağlamları vardır. Renkleri vardır. Neye benzerler? Zamanları vardır. Ne zaman gerçekleşti? Tarihler, ne zaman yaşandı? Ve balina avına gelince, aynı zamanda bir heyecan seviyesi fikri var. Ama yine de oykulerle ilgili durum, alışık olduğumuz mevcut medya araçlarındaki -roman, radyo, fotoğraf, film, hatta bunun gibi konferanslardaki- öykülerde, bir anlatıcı ya da kamera acilari fikrine çok alışık oldugumuz. Öyküyü onun gözlerinden gördüğünüz, her şeyi bilen disaridan biri. Buna çok alışığız. Ama gerçek hayati dusunurseniz, bu hiç de böyle değil. Demek isteğim, gerçek hayatta her şey çok daha incelikli ve karmaşık; ve birbiriyle ortusen, birbiriyle kesişen, birbirine dokunan bir sürü öykü var. Ben de bu tür öyküleri su üstüne çıkaracak bir çerçeve yaratmanın ilginç olabileceğini düşündüm. "Balina Avı"na gelirsek, Simeon ve Crawford'ın; vahşi hayat, el aletleri ve kan ile dolu, Arktik Okyanusu'nda geçen, kırmızı rengin egemen olduğu, 3 Mayıs'ta sabah 10 civarında gerçekleşen, heyecan dolu oykusu gibi birseyi nasıl çekip çıkarabiliriz? Bu oykuleme duzenini, o büyük öykünün içinden nasıl çıkarabiliriz? "Balina Avı" için tam da bunu yapmaya çalışan bir web arayüzü geliştirdim. Tüm bu 3,214 fotoğraf orada çekildi. Burası Brooklyn'deki stüdyo dairem. Burası Arktik Okyanusu ve 7 gün sonra ikinci balinanın öldürülüsü. Burada renklerle anlatılan öykünün bir kısmının görmeye baslayabilirsiniz. Bu kırmızı çizgi kaldığım zemin kat dairesinin duvar kâğıdının rengine işaret ediyor. Ve dışarı, Arktik Okyanusu'na doğru gittiğimizde resim beyazlaşıyor. Tam burada, balinalar kesilirken kırmızı başlıyor. Öykünün icinden heyecanlı anları gösteren bir zaman cetveli goruyorsunuz. Bunlar kronolojik sırayla düzenlendi. Çark aynı şeyin biraz daha eğlenceli bir halini sunuyor, yani bunlar da kronolojik sirayla dizilen tum o fotograflar. Ve bunlardan herhangi birine tiklayip oykuye o kismindan girebilirsiniz. Burada Alaska'ya giden uçakta uyuyorum. Önümdeki "Moby Dick". Bu yediğimiz yemek. Burasi Patkotak'ların* Barrow'daki evlerinin salonu. Bize ikram ettikleri şarap kutusu. Disarida sigara molası -- ben içmiyorum. Bu benim uyuduğum çok heyecanlı bir bölüm. Burası Arktik Okyanusu'ndaki balina kampı. Tıkladığım alttaki bu grafiği, tıbbi kalp atışı grafigine benzetmeye çalıştım, yani yuksek adrenalin dolu anları gösteriyor. Bu, buzun donmaya başlaması. Onlarin yaptıkları kar perdesi. Ve şimdi size gosterecegim sey alt-öyküleri çekip çıkarabilme yetisi. Burada karakterleri görüyorsunuz. Bunlar "Balina Avı"ndaki tum insanlar, ve öldürülen iki balina burada. Ve, mesela, Rony'nin* kan, balina ve el aletleri kavramlarini içeren, Arktik Okyanusu'ndaki Ahkivgaq kampında geçen, kalp atışı hızlı olan öyküsünü çıkarmak kadar rastgele bir şey yapabiliriz. Ve şimdi tüm öyküyü yalnızca 29 sihirli fotoğrafa indirgediğimize göre, hikayeye o noktadan girebiliriz. Ve burada Rony'yi* balinayı keserken görebilirsiniz. Bu balinalar yaklaşık 12 metre uzunluğunda ve 40 ton ağırlığında. Senenin buyuk bir bolumu boyunca topluluga yiyecek kaynagi sağlıyorlar. Biraz daha ileriye gidersek, burada Rony balina ölüsü üzerinde. Hiç testere ya da başka bir şey kullanmıyorlar, bastan sona yalnızca bıçak ve inanılmaz etkili bir yöntem kullanıyorlar. Bunlar ipi cekerek balinanın gövdesini açan insanlar. Bu bir muktuk, ya da balina yağı, halka bolusturulmek için siralanmis. Balina kemiği. Devam ediyoruz. Sizlere şimdi anlatacağım, çok yeni bir şey. Henüz bir proje bile değil. Daha dün buraya Singapur'dan geldim ve ondan önce, Himalaya'da, Tibet ve Hindistan arasına kurulmus ufak Bhutan Krallığı'nda 2 hafta geçiriyordum. Ve orada mutlulukla ilgili bir proje üzerinde çalisiyordum, yerel halktan bir suru insanla görüşmeler yaptım. Bhutan'da çok kaçık bir sistem söz konusu. Birçok yüksek seviye hükümet kararlarını gayri safi yurtiçi hasılası yerine gayri safi milli mutluluğa bağlı olarak veriyorlar ve bunu 70'lerden beri yapıyorlar. Bu tamamen farkli bir deger sistemine yol aciyor. Inanilmaz derecede materyalist-olmayan bir kültür; insanlarin çok fazla şeye sahip olmadigi ama inanılmaz mutlu olduklari. İşte ben de bunu ele alip, birçok insanla bu fikirlerin bazilari üzerine konuştum. Birkaç şey yaptım. İnsanlara bir dizi onceden hazirlanmis sorular sordum, birkaç belirli fotoğraf çektim ve görüşürken seslerini kaydedip aynı zamanda fotoğraflarını çektim. İlk başta insanlardan mutluluklarına 1 ile 10 arası bir puan vermelerini istiyordum ki bu doğal olarak absürd bir şey. Ve yanıtladıklarında, o kadar sayıda balonu şişirip onlara tutmaları için veriyordum. Böylece çok mutlu bir insanın elinde 10 balon ve çok üzgün birinin elinde 1 balon goruyordunuz. Ama, hani, tek bir balon tutmak bile mutlu bir şey. (Gülüşmeler) Sonra onlara bazı sorular soruyordum, mesela: Hayatlarındaki en mutlu gün hangisiydi, onları mutlu eden şey ne. En sonunda da onlardan bir dilek tutmalarini istiyordum. Ve dilek tuttuklarinda dileklerini balonlardan birine yazıp onlar o balonu tutarken fotoğraflarını çekiyordum. Simdi size konustugum bazi insanlarla yaptigim birkac roportajin ozet bolumlerini gosterecegim. Bu on bir yasinda bir ogrenci. Arkadaslariyla hirsiz-polis oynuyor, kasabada kosusturuyordu, ve hepsi de plastik oyuncak silahlarla oynuyordu. Onun dilegi bir polis memuru olmakti. Erken baslamis. Bunlar onun elleri. Herkesin ellerinin fotografini cektim. cunku birisi hakkinda ellerinin nasil gorunduguyle ilgili bircok sey soyeyebilirsiniz. Herkesi portreden birer kez aldim, ve herkesten komik bir yuz cikarmasini istedim. 17 yasinda bir ogrenci. Onun dilegi erkek cocugu olarak dogmus olmakti. Butan'da kadinlar icin gidisatin epeyce zorlu oldugunu dusunuyor, ve bunun eger erkekseniz daha kolay oldugunu. Yirmi sekiz yasinda bir cep telefonu bayii sahibi. Eger Paro'nun nasil gorundugunu bilseydiniz, orada bir cep telefonu bayiinin olmasinin ne kadar sasirtici odugunu anlardiniz. Fakir insanlara yardim etmek istedi. Elli yasinda bir ciftci. Saman copu ayiriyordu, ve arkasindaki bugday yiginini yapmasi yaklasik bir haftasini almisti. Ciftciligi olene kadar surdurmeyi istiyordu. Burada eller tarafindan anlatilan hikayeleri gercekten gormeye baslayabilirsiniz. Uzerine "ask" kelimesi kazinmis gumus yuzugu takiyor, ve onu yolda bir yerlerde bulmus. On alti yasinda bir maden ocagi iscisi. Bu adam sicak gunes isigi altinda kayalari cekicle kiriyordu, ama yasamini bir ciftci olarak gecirmek istemisti. Yirmi bir yasinda bir keşiş. Cok mutluydu. Manastirda uzun bi hayat yasamak istiyordu. Yuzunun sol tarafinda buyuyen bir benden disari cikan su inanilmaz killar vardi, bana iyi sans demek oldugu soylenen. Komik surat yapmak icin fazla utangac bir tipti. On alti yasinda bir ogrenci. Bagimsiz bir kadin olmak istiyordu. Ona bunun hakkinda sorular sordum ve sunu demek istedigini soyledi: evlenmek istemedigini, cunku onun fikrince, Butan'da bir kadin olarak evlendiginiz zaman, bagimsiz yasama sansiniz sona eriyor gibi birsey, ve bu yuzden ilgi duymuyordu. Yirmi dort yasinda bir kamyon surucusu. Orada bu korkunc derecede buyuk Hint kamyonlarindan vardi, tek seritli yollarda iki serit trafigi yapip yana yatarak gidiyorlardi, yolun sagindan 3,000 feet alcakliginda, ve o da, bu kamyonlardan birini suruyordu. Ama tek istedigi sadece diger insanlar gibi rahat bir hayat yasamakti. Yirmi dort yasinda bir sokak supurucusu. Onu ogle yemegi molasinda yakaladim. Isinabilmek icin yolun sag yaninda kucuk bir ates yakti. Onun dilegi arabasi olan birisiyle evlenmekti. Hayatinda bir degisiklik istiyordu. Yolun sag tarafinda bir isci kampinda yasiyor ve farkli bir gidisati olsun istiyordu. Yirmi bir yasinda bir gezgin ciftci. Bu adami yolun kenarinda gormustum ve aslinda evi yoktu da. Is bulmak icin her gun ciftlikten ciflige dolasiyordu, ve sonra ne ciftliginde is almissa orada uyumaya calisiyordu. Bu yuzden onun dilegi benimle birlikte gelmekti, boylece yasayacak bir yer bulmus olacakti. kiyafetinin icinden cektigi su ilginc bicagi vardi ve egenceli bir yuz ifadesi sergilemesini istedigimde sallamaya basladi. Tamamen iyi niyetiydi. On yasinda birisi. Okula baslamak ve okumayi ogrenmek istiyordu, ama ebeveynlerinin onu okula gonderecek kadar parasi yoktu. Parmaklariyla kaziyip durdugu portakal sulu seker yiyordu, ve elinde cok fazla tukuruk oldugu icin portakal eriyigi avucunun icinde kalmaya basladi. (Gulusmeler) Otuz yedi yasinda bir yol iscisi. Butan'daki hassas siyasi konulardan birisi Hindistan'dan yollari insa etmek icin ithal edilen ve yollar yapildiktan sonra eve geri gonderilen ucuz Hint isci sinifinin kullanilmasi. Bu adamlar bir sabah anayol tarafinda asfalti karistiran bir isci cetesindeydi. Onun dilegi biraz para biriktirmek ve bir dukkan acmakti. Yetmis bes yasinda bir ciftci. Yolun kenarinda portakal satiyordu. Ona dilegini sordum ve o da dedi ki, "Bilirsin, beki yasayacagim, belki olecegim ama bir dilegim yok." Hurma cigniyordu ki dislerinin yillar gectikce iyice kirmiziya donmesine bu neden olmustu. Ve son olarak bu da konustugum yirmi alti yasinda bir rahibe. Onun dilegi Tibet'e, hacca gitmekti. Ne kadar daha rahibe manastirinde yasamayi planladigini sordum ona, dedi ki; "Yani, bilirsin, bu kalici degil tabii ki, planim burada otuzuma kadar yasamak ve ondan sonra bir inziva yerine gitmek." Dedim ki, "Magara gibi bir yerden mi bahsediyorsun?" O da, " Evet, magara gibi." dedi. Ve ben dedim ki, "Vay canina, peki ne kadar magarada kalacaksin?" Dedi ki, "Guzel, bilirsin, butun hayatimi o magarada yasamak gibi birsey dusunuyorum." Bunun hayret verici oldugunu dusundum. Yani, konusmasi onu bir sekilde -- sasirtici bir Ingilizce, sasirtici bir mizah ve sasirtici kahkahasi ile -- New York'un ya da -benim geldigim- Vermont'un sokaklarinda rastlayabiecegim turden birisi gibi yapiyordu. Ama o son yedi senedir burada bir rahibe manastirinda yasiyordu. Magara hakkinda biraz daha sordum ona ve oraya gittiginde neler olabilecegini planladigi hakkinda, bilirsiniz. Peki ya sadece bir sene sonra gercegi gorurse, hayatinin kalan 35 yilinda ne yapardi? Ve bunlar da onun soyledikleri. Kadin: Otuz bes sene kalacagimi dusunuyorum -- belki olurum. Jonathan Harris: Belki olur musun? Kadin: Evet. JH: On sene? Kadin: Evet, evet. JH: On sene, uzun bir sure bu. Kadin: Evet, belki de bir, on sene degil, belki bir sene icinde olebilirim, ya da onun gibi birsey. JH: Oyle mi umit ediyorsun? Kadin: Aa, cunku bildigin gibi, bu gecici. JH: Evet, ama evet de, tamam. Umuyor musun -- magarada kirk sene mi yoksa bir sene boyunca mi yasamayi tercih ederdin? Kadin: Ama kirk-elli'yi falan tercih ederim. JH: Kirk-elli? Guzel. Kadin: Evet. Ondan sonra cennette olacagim. JH: Peki, bu konuda en iyi sans dileklerimle. Kadin: Tesekkur ederim. JH: Umarim ki diledigin hersey gerceklesir. Ve tekrar tesekkurler, cok sagol. Kadin: Hic onemli degil. JH: Eger yakaladiysaniz kirk civarina geldigi zaman olmeyi umdugunu soyledi. Bu onun icin yeterli bir yasam suresiydi. Ve yaptigimiz son sey, cok hizlica, butun bu dilek balonarini aldim -- 117 tane roportajdi, 117 dilek -- ve onlari Dochula diye isimlendirilen bir yere goturdum, Butan da 10,300 feet yuksekliginde bir dag gecidi orasi, Butan'daki en kutsal yererden birisi. Ve burada binlerce duaci bezi var ki insanlar yillardir yaymislar. Ve biz butun balonlari yeniden sisirdik, onlari bir iplige dizdik ve onari duaci bezlerinin arasina tutturduk. Ve aslina bakarsaniz hala orada dalgalaniyorlar. Yani herhangi birinizin yakin bir gelecekte Butan'a seyahat planlari varsa, bunlari kontrol etmeye gidebilirsiniz. Iste birkac goruntusu. Budist bir duaciya soyledik, bu yuzden butun bu dilekler gercege donusebilir. Burada birkac tanidik balon gormeye baslayabilirsiniz. Hintli yol iscisinden "Biraz para biriktirmek ve bir dukkan acmak" Cok tesekkurler. (Alkislar)
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
Kasim 2007'de EG konferansinda, sanatci Jonathan Harris kenisinin ve yabancilarin oykulerini biriktirmeyi kapsayan son projelerini ele aliyor ve bu oykuler, muhtesem "Iyi Hissediyoruz"u dahil, internetten toplanmis.
Artist and computer scientist Jonathan Harris makes online art that captures the world's expression -- and gives us a glimpse of the soul of the Internet. Full bio »
Translated into Turkish by Nazan Altun
Reviewed by Sancak Gülgen
Comments? Please email the translators above.
17:10 Posted: Jul 2007
Views 637,989 | Comments 124
08:13 Posted: Sep 2007
Views 1,888,670 | Comments 229
14:53 Posted: Apr 2007
Views 229,238 | Comments 37
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.