Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
Pekala, benim sorum: yalnız mıyız?
İnsanların hikayesi, fikirlerin hikayesidir -- karanlık köşelere ışık saçan bilimsel fikirlerin, mantıklı ya da mantıksız bir şekilde benimsediğimiz fikirlerin, uğruna yaşadığımız ve öldüğümüz ve öldürdüğümüz ve öldürüldüğümüz fikirlerin, tarih içinde kaybolan fikirlerin, ve dogma, inanç haline gelen fikirlerin. Bu hikaye; toplumların, ideolojilerin, ülkelerin, ve onlar arasındaki çatışmaların hikayesidir. Ama; insanlık tarihinin her anı, Taş Devri'nden Bilgi Çağı'na kadar, Sümer ve Babil'den iPod ve ünlülerin dedikodusuna, hepsi burada yapıldı -- okuduğunuz her kitap, her şiir, her kahkaha, her gözyaşı, hepsi burada oldu. Burada. Burada. Burada. (Gülüşmeler)
Bakış açısı çok güçlü bir şeydir. Bakış açıları değişebilir. Bakış açıları değiştirilebilir. Benim bakış açıma göre, kırılgan bir yaşam adasında, bir olasılıklar evreninde yaşıyoruz. Pek çok milenyum boyunca, insanlar cevapları bulmak için çıktıkları bir seyahattelerdi; doğallık ve doğaüstülük hakkındaki soruların cevaplarını, kim olduğumuz ve neden olduğumuz, ve tabii ki, orada bir yerde başka kimin olabileceği hakkındaki soruların. Gerçekten sadece biz miyiz? Biz, bu uçsuz bucaksız evrende enerji ve madde ve kimya ve fizik evreninde yalnız mıyız? Öyleyse, eğer yalnızsak, bu gerçekten korkunç bir yer israfı. (Gülüşmeler) Ama, ya değilsek?
Ya, orada bir yerde, başkaları da benzer soruları soruyor ve cevaplıyorsa? Ya onlar da gece karanlık gökyüzüne, aynı yıldızlara; ama karşı taraftan bakıyorlarsa? Orada bir yerde, bizimkinden daha eski bir medeniyetin bulunması giderek artan belirsizliğe sahip teknolojik ergenliğimizi atlatmamız için yol bulmamıza ilham verir mi? Uzak bir medeniyetin bulunması ve bizim kozmik kökenlerimiz, en sonunda, tüm insanlar arasındaki bağı eve getiren şey olabilir mi? İster San Francisco'da, ister Sudan'da, ister Samanyolu Galaksisi'nin kalbinde doğmuş olalım, biz gezinen yıldız tozlarının milyon yıllık soyunun ürünleriyiz. Biz, hepimiz, en eski hidrojen ve helyum karışımı, çok uzun bir süre boyunca evrim geçirip, nereden geldiğini sorgulamaya başladığında olanız. Elli yıl önce, cevapları bulma yolculuğu yön değiştirdi ve SETI, the Search for Extra-Terrestrial Intelligence (Dünya Dışı Zeka Arama), başladı.
Pekala, SETI tam olarak nedir? SETI, astronominin araçlarını, orada bir yerde başkasının teknolojisini arayıp bulmak için kullanır. Bizim teknolojimiz, yıldızlararası mesafelerde bile görülebilir durumda ve onlarınki de pekala olabilir. Büyük bir iletişim ağı, ya da küçük gezegenlerin etkisine karşı bir kalkan, ya da bizim anlamaya bile başlayamadığımız büyük bir uzay mühendisliği projesi, radyoda ya da optik frekanslarda sinyaller yaratıyor olabilir ve kararlı bir arama programı bu sinyalleri ortaya çıkarabilir. Milenyum boyunca, din adamlarından ve filozoflardan orada bir yerde akıllı yaşamın olup olmadığı sorusunda rehberlik ve talimat istedik. Şimdi, 21inci yüzyılın araçlarını, olanı denemek ve incelemek için kullanabiliriz; neye inanmamız gerektiğini sormaktansa.
SETI, oldukça değişmez görünen bu uçsuz bucaksız evrende dünya dışı zekanın var olduğunu farzetmez; bunun olasılığını değilse bile, sadece olanağını belirtir. Sayılar, bir olasılıklar evrenini ortaya çıkarır. Güneşimiz, galaksimizdeki 400 milyon yıldızlardan sadece biri ve pek çok başka yıldızın gezegenler sistemine sahip olduğunu biliyoruz, son 14 yıl içerisinde 350 tanesini keşfettik, bu haftanın başında duyrulan ve Dünya'nın iki katı büyüklüğünde bir yarıçapı olan küçük gezegen de dahil olmak üzere. Ve, bizim galaksimizdeki tüm gezegen sistemleri hayattan yoksun olsa bile, orada bir yerde hala 100 milyon başka galaksi var, hep beraber 22 yıldıza 10 tane. Şimdi, bir numara deneyeceğim, ve bu sabahtan bir deneyi canlandıracağım. Bir milyonu hatırlıyor musunuz? Ama bu sefer bir milyon dolar değil, bir milyon yıldız. Peki, bir milyon yıldız. Şimdi, sahnenin 6 metre yukarısı orası 10 trilyon. Peki, 10a 22 ne oldu? Bunu belirten çizgi nerede? Bu çizgi, sahnenin 6.1 milyon km üstünde olmalı. (Gülüşmeler) Ay'a olan uzaklığımızın 16 katı, ya da Güneş'e olan uzaklığımızın dörtte biri.
Yani, pek çok olasılık var. (Gülüşmeler) Ve bu uçsuz bucaksız evrenin büyük bir kısmı bizim bir zamanlar sandığımızdan çok daha yaşanabilir olabilir, Dünya üzerindeki ekstramofilleri (aşırı koşullarda yaşayan canlıları) incelediğimiz gibi -- bize göre yaşanması tamamen zor olan koşullarda yaşayabilen canlılar, okyanusun dibindeki sıcak ve yüksek basınçlı yarıklarda, buzda donmuş halde, kaynayan batarya asidinde, nükleer reaktörlerin soğutucu sularında. Bu ekstramofiller, bize başka pek çok ortamda yaşamın var olabileceğini söylüyor.
Ama bu ortamlar, evrende her yöne dağılmış bir şekilde bulunacaklar. Güneşin, yani bize en yakın yıldızın, bile yaydıkları ışık hızının zulmüne uğruyor. Güneşin radyasyonunun bize ulaşması tam 8 saniye alıyor. Ve en yakın yıldız 4.2 ışık yılı uzaklıkta, yani oraya ulaşmak 4.2 yıl alıyor. Ve galaksimizin diğer ucu bize 75,000 ışık yılı, ve bize en yakın galaksi 2.5 milyon ışık yılı uzaklıkta. Yani tespit ettiğimiz herhangi bir sinyal, yolculuğuna çok uzun zaman önce başlamış olmalı. Ve bir sinyal bize onların geçmişleri hakkında bir fikir verebilir, şimdiki zamanları değil. Bu yüzden Phil Morrison SETI için "geleceğin arkeolojisi" diyor. Sinyaller bize onların geçmişini anlatır, ama bir sinyalin tespiti bizim uzun bir geleceğe sahip olabileceğimizi söyler.
Bence 2005'te David Deutsch'un Oxford TEDTalk'taki konuşmasının finalinde söylemek istediği de tam olarak buydu; o, yaşamla ilgili iki ilkesi olduğunu ve bunları taş tabletlere oymak istediğini söylemişti. Birinci ilkesi, sorunların kaçınılmaz olduğuydu. İkincisi de sorunların çözülebilir olduğu. Yani, en sonunda, SETI'nin başarısını ya da başarısızlığını belirleyecek olan teknolojilerin dayanıklılığı, ve evrendeki teknolojiler arasındaki ortalama uzaklıktır -- yer ve zaman olarak uzaklık. Eğer teknolojiler ısrar etmez ve kalmazlarsa, biz başarılı olamayacağız. Ve biz yaşlı bir galaksideki çok genç bir teknolojiyiz, ve teknolojilerin devam etmelerinin mümkün olup olmadığını bilmiyoruz.
Şu ana dek size çok büyük sayılardan behsedip durdum, şimdi izninizle göreceli olarak küçük bir sayıdan bahsedeceğim. Ve bu, Dünya'nın yaşamsız olduğu sürenin uzunluğu. Eğer batı Avustralya'nın Jack Tepelerinde gömülü olan zirkon taşlarını incelersek, batı Avustralya'nın Jack Tepelerinden alınan zirkon taşları bize gezegenin başlangıcından birkaç yüz milyon yıl içinde verimli suyun ve belki de yaşamın var olduğunu söyleyecektir. Yani, gezegenimiz 4.56 milyar yıllık tarihinin çok büyük bir bölümünü kendiliğinden oluşmasını beklemeden yaşamı geliştirmekle geçirmiştir. Yaşam çok hızlı oluştu ve bu, evrenin bambaşka bir yerinde yaşamın oluşma olasılığını gösterir.
Ve kişinin bu tablodan anlaması gereken bir diğer şey ise, insanların dünya üzerindeki baskın zeka olduklarını iddia edebilecekleri zaman aralığının çok kısıtlı oluşudur. Sadece son birkaç yüz binyıl boyunca modern insanlar teknolojiyi ve medeniyeti sürdürüyorlar. Yani, kişinin çok derin bir değerlendirmeye ihtiyacı var; bu gezegendeki yaşamın inanılmaz derecesi ve çeşitliliği üzerine. Bu da evrenin bambaşka bir yerindeki yaşamla iletişim kourmaya hazırlığın ilk aşaması olur.
Biz, evrimin doruk noktası değiliz. Biz, milyarlarca yıl süren evrimsel çizimin ve planlamanın gelişimi sona erdirilmiş ürünleri değiliz. Biz devamlı süren bir uyum sürecinin tek sonucu değiliz. Biz Samanyolu Galaksisi'nin bir köşesindeki küçük bir gezegenin sakinleriyiz. Ve homo sapiens (akıllı insan), milyonlarca yıl boyunca, hayatta kalmak için yeteneklerini geliştiren organizmalarla dolu olan çok geniş bir Yaşam Ağacı'nın küçük bir yaprağı. Biz dili suistimal ediyor ve "insanın yükselişi"nden bahsediyoruz. Yaşamın bağıntısının belirli bir bilimsel altyapı gerektirdiğini anlıyoruz, ama egomuz henüz bize yetişemedi. Yani insanlığın bu yükselişinin, evrimin zirvesinin, gitmesi gerekiyor. Bu, doğal evrenin paylaşmadığı bir ayrıcalık duygusu.
Loren Eiseley demiş ki, "İnsan, bir başkasının gözündeki kendi yansımasını görmedikçe, kendisiyle tanışmamaz." Bir gün, bu göz zeki bir uzaylıya ait olabilir, ve evrime ilişkin dar bakış açımızdan sıyrıldığımız zaman, gerçek kökenimizi ve hedeflerimizi inceleyebileceğiz.
Biz evrimsel evrim hikayesinin küçük bir kısmıyız, ve bu hikayedeki varlığımızın devamlılığından biz sorumlu tutulacağız, ve belki de SETI bu konuda bize yardımcı olacak. Zaman zaman, tarih boyunca, bu çok büyük evrensel bakış açısına ilişkin kavramlar su yüzüne çıkar, ve sonuç olarak dönşebilen ve derin buluşlarla karşılaşırız. 1543 yılında, Nicholas Copernicus (Kopernik) "Göksel Kürelerin Dönüşleri Üzerine" adlı eserini yayımladı ve Dünya'yı merkezden çıkarıp Güneş'i Güneş Sistemi'nin merkezine koyarak çok küçük bir kısmını oluşturduğumuz çok daha büyük bir evrene gözlerimizi açmamızı sağladı. Ve Kopernik'in başlattığı devrim bugün de bilimi, felsefeyi, teknolojiyi ve teolojiyi etkilemeye devam ediyor.
Pekala, 1959 yılında Giuseppe Coccone ve Philip Morrison akademik bir dergide ilk SETI makalesini yayımladı ve SETI'yi bilimsel akım haline getirdi. Ve 1960 yılında, Frank Drake ilk SETI gözlemini yönetti. Bu gözlemde, Tau Ceti ve Epsilon Eridani adlı iki yıldıza 150 saat boyunca baktı. Drake dünyadışı zekayı keşfetmedi; ama gözlemi sırasında önünden geçen uçaktan çok değerli bir şey öğrendi; ki bu da dünyasal teknolojinin dünyadışı zeka arayışıyla karışabileceğiydi.
Ta en başından beri bir arayış içindeydik, ama geriye kalan arayışın büyüklüğünü abartmamak mümkün değil. Son 40 yıl boyunca, SETI'nin bir bütün içindeki tüm çabaları tüm okyanusları, tek bir bardak okyanus suyuyla incelemeye benziyor. Ve hiç kimse tek bir bardak suyu inceleyerek okyanusun balıksız olduğuna karar veremez. 21. yüzyıl, daha büyük bardaklar inşa etmemize olanak veriyor; çok daha büyük bardaklar. Kuzey Kaliforniy'da, Allen Teleskop Dizisi'nin ilk 42 teleskopu ile gözlem yapmaya başlıyoruz -- ve buradan Paul Allen ve Nathan Myhrvold'a ve TED topluluğundaki SETI Takımına teşekkür ediyorum. (Alkış)
ATA, çok sayıdaki küçük tabak antenlerden üretilen ve bilgisayarlara bağlanan ilk teleskoptur. Bu, silikonu aliminyum kadar önemli hale getiriyor ve gelecekte bu teleskopu, sayısı 350ye ulaşacak şekilde tabak anten ekleyerek büyüteceğiz. Amacımız, Moore'un daha fazla işlem gücü ile ilgili kanununu ölçümlerimizde hassaslığı arttırmak için kullanmak. Bugün, sinyal tespit algoritmalarımız (işlemlerimiz) çok basit gürültüleri ve suni sesleri bulabiliyor. Dikkatli bakarsanız, Voyager 1 uzay aracından gelen sinyalleri görebilirsiniz; Dünya'ya Güneş'in olduğundan 106 kat daha uzaktaki, bize en uzak insan yapımı nesnedir Voyager 1. Ve bu büyük mesafeler nedeniyle, sinyali bize eriştiğinde çok zayıflamış oluyor. Gözle görülmesi zor olabilir; ama verimli algoritmalarımız (işlemlerimiz) ile kolayce tespit ediliyorlar. Ama bu sadece basit bir sinyal, ve yarın daha karmaşık sinyallere ulaşabilmeyi istiyoruz.
Bu, gerçekten çok iyi bir yıl. 2009, Galileo'nun teleskopu ilk kullanışının 400. yıldönümü, Darwin'in 200. doğumgünü, "Türlerin Kökeni"nin yayımlanışının 150. yıldönümü, SETI'nin bir bilim olarak 50. ve SETI Enstitüsünün kar gütmeyen bir şirket olarak 25. yıldönümü, ve tabi ki, TED'in 25. yıldönümü. Ve gelecek ay, Kepler Uzaygemisi fırlatılacak ve bize Dünya benzeri gezegenlerin ne kadar yaygın olduğunu söylemeye başlayacak; ki bunlar da SETI'nin araştırmalarının hedefidir. Birleşmiş Milletler 2009 yılını Uluslararası Astronomi yılı olarak ilan etti, Dünya'nın sakinleri olan bizlere, evrensel kökenlerimizi ve evrendeki yerimizi yeniden keşfetmemizde yardımcı olacak küresel bir festival. Ve 2009'da, değişim ("change", yani Obama'nın seçim sloganı) Washington'a bilimi hakettiği yere taşımaya dair bir söz vererek geldi. (Alkış)
Peki, her şeyi ne değiştirebilir? Aslında, bu Edge adlı kuruluşun bu sene sorduğu soru ve cevaplayanların dördü "SETI." cevabını verdi. Neden? Pekala, alıntı yaparak: "Dünya'nın ötesindeki zeki yaşamın keşfi, türümüzü başından beri rahatsız eden yalnızlığı ve bencilliği tarihe gömecektir. Ve bu sadece her şeyi değiştirmeyecek; her şeyi bir anda ve hep birlikte değiştirecektir." Yani, eğer bu doğruysa, neden 151 zihinden sadece dördünü ele geçirebildik? Bence sorun tamamlama ve dağıtmada; çünkü Edge'nin sorusunun açıklamasında diyordu ki, "Nasıl oyunun kurallarını değiştirecek fikirler ve bilimsel gelişmeler görmeyi beklersiniz?" Yani tatminsizlik sorunu yaşıyoruz. Daha büyük bardaklara ve suyun içinde daha çok ele ihtiyacımız var, ve birlikte çalışarak, belki ilk dünyadışı sinyalin tespitini görebilecek kadar yaşayabiliriz.
Bu, bana dileğimi hatırlatıyor. Dünyalı herkesi, evrensel arkadaşlıklar arayışında aktif katılımcı olarak yer almaları için yüreklendireceğinizi diliyorum.
İlk adım, küresel zihin havuzuna tıkaç takıp işlenmemiş verilerin saklanabileceği ve bu verilere ulaşılabileceği ve bu verilerin kullanılabileceği ve yeni algoritmaların oluşturulup eski algoritmaların daha verimli hale getirilebileceği bir ortam yaratmaktır. Bu, çözümü için teknik olarak yaratıcılık gerektiren sorundur, ve üstünde çalışanların bakış açılarını değiştirecektir. Ve sonra, otomatikleştirilmiş aramayı insan içgörüsüyle arttırmayı düşünüyoruz. İnsan gözünün kalıp tanıma kapasitesini kullanmak istiyoruz; şu anki algoritmamızın kaçırdığı zayıf, karmaşık sinyalleri bulmak için.
Ve, tabi ki, gelecek nesillere ilham vermek ve onların ilgisini çekmek istiyoruz. Eğitim için ürettiğimiz eşyaları alıp her yerdeki öğrencilere dağıtmak istiyoruz, bizi ATA'da ziyarete gelemeyen öğrencilere. Hikayemizi daha iyi anlatmak istiyoruz, ve genç insanların ilgisini çekip, onların bakış açılarını değiştirmek istiyoruz.
Özür dilerim Seth Gordin, ama Milenyum'un ardından, kabileciliğin nereye gittiğini gördük. Zaten küçücük olan bir gezegeni, çok daha küçük adacıklara bölünce ne olduğunu gördük. Ve, aslında, biz hepimiz sadece bir kabileye bağlıyız; Dünyalılar'a. Ve SETI bir aynadır; bize kendimizi, sıradışı bir bakış açısından gösterebilen ve bize aramızdaki farklılıkları önemsizleştirmemizde yardım edebilecek bir aynadır. Eğer SETI bu gezegendeki insanların bakış açılarını değiştirmekten başka şey yapmazsa, bu tarihteki en derin çabalardan biri olacaktır.
Yani, 2009'un ilk günlerinde, öngörülü bir başkan Amerikan Kongre Binası'nın basamaklarında durup, "Eski nefretlerin bir gün geçeceğine, kabilelere ait çizgilerin bir gün yok olacağına, ve dünya küçüldükçe, ortak insanlığımızın kendisini göstereceğine inanmaktan başka bir şey yapamıyorum." dedi. TED Topluluğunda çalışmak için can atıyorum; sizin dileğimi gerçkeleştirebilecek fikirlerinizi duymak ve sizinle işbirliği yapmak için ve o öngörü sahibi açıklamanın gerçekleşebileceği günün gelişini hızlandırmak için.
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
SETI Enstitüsü'nden Jill Tarter'ın aldığı TED Ödülü'nden tek bir dileği var: kozmik arkadaşlara ilişkin araştırmamızın hızlandırılması. Büyüyen bir radyo teleskop dizisini kullanarak, o ve takımı evrenin bambaşka bir yerindeki bir tür zekanın göstergesi olabilecek ses paternlerini dinliyor.
SETI's Jill Tarter has devoted her career to hunting for signs of sentient beings elsewhere, and almost all aspects of this field have been affected by her work. Full bio »
Translated into Turkish by Deniz Aybas
Reviewed by Sancak Gülgen
Comments? Please email the translators above.
We, all of us, are what happens when a primordial mixture of hydrogen and helium evolves for so long that it begins to ask where it came from.” (Jill Tarter)
19:11 Posted: Jul 2008
Views 189,243 | Comments 65
18:16 Posted: Feb 2009
Views 366,993 | Comments 129
19:41 Posted: Jan 2009
Views 199,233 | Comments 37
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.