Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
Yüzümüz fazlasıyla önemlidir. çünkü o diğer herkesin gördüğü dış görsel parçamızdır. Tabii işlevsel bir eleman olduğunu da unutmayalım. Bizim, vücudumuzdaki en önemli organımızı: beynimizi koruyan güçlü kafatası kemiklerimiz vardır. Bu duyularımızın bulunduğu yerdir, özel duyularımızın-- görmemizin, konuşmamızın, işitmemizin, koku almamızın, tad almamızın. Ve bu kemik süslenmiştir, ışığın kafatasından saçılmasıyla gördüğünüz gibi, boşluklarla, yani soluduğumuz havayı ısıtan ve nemlendiren sinüsler ile. Ancak hayal edin, eğer onlar katı kemikle dolu olsaydı, başımız çok ağır olurdu, dik tutamazdık, çevremizdeki dünyaya bakamazdık. Bu kadın yavaşça ölüyor çünkü; yüz kemiklerinin içindeki iyi huylu tümörler ağzını ve burnunu tamamen kapatmış, bu nedenle nefes alamıyor ve yemek yiyemiyor.
Yüz kemiklerine tutturulmuş olan, yüzümüzün yapısını belirleyen kaslar bulunur, bunlar yüz ifademizi iletir ki bu, evrensel ifade dilimiz, sosyal haberleşme sistemimizdir. Ve bunu saran da deri örtümüzdür, ki çok karmaşık bir üç-boyutlu yapıdır-- orada burada dik açılı kıvrımlar yapar, göz kapakları gibi ince alanlara, yanaklar gibi kalın alanlara, farklı renklere sahiptir. Ve sonra yüzün duygusal öğesi vardır. İnsanları nereden öpmeyi severiz? Dudaklardan. Kulağı hafifçe ısırmak belki. Bizim çekimine kapıldığımız yer, yüzdür.
Ancak tüyleri de unutmayalım. Sol tarafınızdaki görüntüye bakıyorsunuz-- bu benim oğlum ve kaşları yerinde duruyor. Bakın kaşları yokken ne kadar tuhaf görünüyor. Arada açık bir fark var. Ve hayal edin eğer burnunun ortasından filizlenen tüyler olsaydı, daha da tuhaf görünürdü.
Dismorfofobi, kendimizi başkalarının bizi gördüğü şekilde görmediğimiz gerçeğinin aşırı uç bir versiyonudur. Bu şok edici bir gerçektir ki, biz kendimizin sadece ayna görüntülerini görürüz, ve biz kendimizi sadece yaşadığımız zamanın sadece önemsiz bir parçasını yakalayan sabit-kare fotoğraf görüntülerinde görürüz. Dismorfofobi bunun sapmasıdır, insanların belki de çok iyi görünümlü olup kendilerini korkunç çirkin kabul etmesi ve yüzlerinin görünümünü düzeltmek için sürekli ameliyata yönelmesi durumudur. Onların buna ihtiyacı yoktur, psikiyatrik yardıma ihtiyaçları vardır. Max, bu fotoğrafı kibarca bana bağışladı. Onda dismorfofobi yok , ama onun fotografını tam bir dismorfofobik gibi göründüğü gerçeğini belirtmek için kullanıyorum. Başka bir deyişle, tamamen normal görünüyor.
Yaş, görünüşümüze karşı tutumumuzun değiştiği başka bir olgudur. Bu nedenle; çocuklar çevrelerindeki yetişkinlerin davranışlarıyla kendilerini yargılarlar, yargılamayı öğrenirler. İşte klasik bir örnek: Rebecca'nın kafatasından dışarı doğru büyüyen iyi huylu bir kan damarı tümörü var, burnunu kapatmış, ve görme zorluğu yaşıyor. Görebildiğiniz gibi, görüşünü kapatıyor. Ayrıca, buna hasar verdiğinde, yoğun kanama tehlikesi içinde. Araştırmamız gösterdi ki, bu çocukların ebeveynleri ve en yakın sevdikleri onlara tapıyorlar. Onlar, yüzlerine alışkın büyümüşler ve özel olduklarını düşünüyorlar. Aslında, bazen ebeveynler bu çocukların lezyonlarını aldırıp aldırmaması konusunda tartışırlar. Ve bazen yoğun yas tepkileri yaşarlar çünkü; büyütürken sevdikleri çocuk çok çarpıcı biçimde değişmiştir ve onu tanıyamamaktadırlar. Ama diğer yetişkinler inanılmaz acı verici şeyler söylerler. Derler ki," Ne cüretle bu çocuğu evden dışarı çıkarır ve diğer insanları ürkütürsünüz. Bu konuda bişey yapıyor olmanız gerekmiyor mu? Neden hala aldırmadınız?" Ve diğer çocuklar merakla gelir ve lezyonu dürter, çünkü-- doğal bir meraktır. Ve bu açıkça çocuğu sıradışı doğasına karşı alarma geçirir. Ameliyattan sonra, herşey normale döner. Yetişkinler daha doğal davranırlar, ve çocuklar diğer çocuklarla daha kolayca oynarlar.
Ergenlik çağındakiler olarak-- dönüp kendi ergenlik yıllarınızı bir düşünün-- yüzümüzün görünümünde çarpıcı ve sıklıkla orantısız bir değişim geçirmekteyizdir. Kimliğimizi bulmak için savaş vermekteyizdir. Akranlarımızın onayını arzulamaktayızdır. Bu yüzden, kendimizi dünyaya yansıtmaya çalışırken yüzümüzün görünümü bizim için hayatidir. Size birkaç gün boyunca köstek olan o tek sivilce lekesini hatırlayın sedece. Her gün aynaya bakarak ne kadar zaman geçirdiniz, küçümseyici bakışınızı çalışarak, ciddi bakışınızı çalışarak, benim yaptığım gibi, Sean Connery'e benzemeye çalışarak, tek kaşınızı kaldırmaya çalışarak. Bu felç edici bir zamandır.
Sue'nin bu profil görüntüsünü göstermeyi seçtim çünkü; alt çenesinin öne doğru çıktığını ve alt dudağıın öne doğru çıktığını göstermektedir. Şimdi,siz tüm seyircilerin alt çenesini öne doğru itmesini rica ediyorum, yanınızdaki kişiye dönün, alt çenenizi öne doğru itin, yanınızdaki kişiye dönün ve onlara bakın -- mutsuz görünmüyorlar mı? Bu tam da insanların Sue'ya söylediği şeydi. O hiç de mutsuz değildi. Ama insanlar ona "Niçin bu kadar mutsuzsun?" diyorlardı. İnsanlar onun ruh haliyle ilgili sürekli yanlış yargılara varıyorlardı. Öğretmenleri ve akranları onu küçümsemişlerdi, okulda onunla dalga geçilmişti. Bu nedenle yüz ameliyatı olmayı seçti. Ameliyattan sonra, dedi ki," Yüzüm şimdi benim kişiliğimi yansıtıyor. İnsanlar şimdi coşkulu olduğumu, mutlu bir insan olduğumu biliyorlar." Ve işte bu ergenlik çağındakiler için başarılabilecek değişikliktir.
Bu değişim ,yine de, gerçek bir değişim miydi, yoksa hastaların kendi hayal güçlerinin bir ürünü müydü. Biz, düzeltici yüz ameliyatı olan hastaların fotograflarına karşı ergenlik çağındakilerin tavırlarını inceledik. Ve bulduğumuz şu idi-- fotoğrafları karıştırdık ki, öncesi ve sonrasını ayırt edemesinler -- Bulduğumuz şu idi, hastalar amelyattan sonra daha çekici kabul ediliyorlardı. Şey bu şaşırtıcı değil , ancak biz onları ayrıca dürüstlük, zeka, cana yakınlık, şiddete meyil açısından da yargılamalarını istedik. Onların hepsi ameliyattan önce bu özellikler açısından daha kötü olarak algılanmışlardı. şiddete daha meyilli vs. Ameliyattan sonra, daha zeki, daha canayakın, daha dürüst, daha az şiddet eğilimli olarak algılandılar-- oysaki biz onların zekalarını ameliyat etmemiştik ya da kişiliklerini.
İnsanlar yaşlandıkça, bu tip bir cerrahi yol izlemeyi seçmeleri gerekmez. Onların muayene odasında bulunmaları kaderin bir oyunu sonucudur. Onlara olan şey, kanser veya travmadan muzdarip olmalarıdır. İşte bu Henry'nin bir fotografı, yüzünün sol tarafından --elmacık kemiğinden, üst çenesinden, göz çukurundan kötü huylu bir kanserin çıkarılmasından haftalar sonra. Bu aşamada oldukça iyi görünüyor. Ancak takip eden 15 yıl süresince, 14 operasyon daha geçirdi, hastalık yüzünü harap etti ve düzenli olarak benim onarımlarımı berbat etti. Henry'den çok şey öğrendim. Henry bana, çalışmaya devam edebileceğini öğretti. O bir avukat olarak çalıştı. Kriket oynamaya devam etti. Hayatın tadını sonuna dek çıkardı. Ve bu muhtemelen başarılı, doyurucu bir işi, ilgili bir ailesi olduğu ve sosyal hayata katılabildiği içindi. Sakin bir aldırmazlık hali gösterdi. Bunun üstesinden geldi demiyorum; üstesinden gelmedi. Bu ondan daha da fazlasıydı.O, bunu görmezden geldi. Hayatında gerçekleşmekte olan bu şekil bozukluğunu görmezden geldi ve bunu unutarak hayatını devam ettirdi. Ve işte insanlar bunu yapabilir.
Henriapi de bu fenomeni açıklamaktadır. Bu, Nijerya dışına ilk gezisi, bu kötü huylu kanser sebebiyle ameliyat olmak için İngiltere'ye geldiğinde olan 20'li yaşlarında bir adamdır. Benim en uzun ameliyatımdı. 23 saat sürdü. Beyin cerrahımla birlikte yaptım. Yüzünün sağ tarafındaki tüm kemikleri-- gözünü,burnunu, kafatası kemiklerini, yüz derisini çıkardık ve sırtından alınan dokuyla onardık. O, bir psikiyatrik hemşire olarak çalışmaya devam etti. Evlendi. Jeremiah adında bir oğlu oldu. Ve yine, dedi ki; Oğlum Jeremiah ile olan bu resmim beni, olduğumu hissettiğim, başarılı adam olarak gösteriyor. Yüzündeki şekil bozukluğu, onu etkilemedi, çünkü bir aile desteğine sahipti, başarılı, doyurucu bir mesleği vardı.
Yani gördük ki, insanların yüzlerini değiştirebiliyoruz. Ancak yüzlerini değiştirdiğimizde, kimliklerini de daha iyi ya da daha kötü yönde değiştiriyor muyuz? Örneğin, yüz cerrahisinin iki farklı tipi vardır. Şu şekilde sınıflandırabiliriz. Diyebiliriz ki; Sue gibi, yüz cerrahisi olmayı seçen hastalar vardır. Yüz cerrahisi olduklarında, hayatları değişmiş gibi hissederler, çünkü diğer insanlar onları daha iyi insanlar olarak algılamaktadır. Farklı hissetmezler. Aslında, daha önce hiç sahip olmadıkları bir şeyi, kazandıklarını hissederler, yüzleri şimdi kişiliklerini yansıtmaktadır. Ve aslında, estetik cerrahi ile bu tip cerrahi arasındaki fark muhtemelen budur. Çünkü, diyebilirsiniz ki; "Bu tip cerrahi de kozmetik olarak sayılabilir." Eğer kozmetik cerrahi yaparsanız, hastalar genelde daha az memnun olurlar. Hayatlarında bir fark yaratmaya çalışmaktadırlar. Sue hayatında bir fark yaratmaya çalışmıyordu. o sadece kişiliğiyle eşleşen yüzü sağlamaya çalışıyordu.
Ve bir de yüz cerrahisi olmayı seçmemiş olan insanlarımız var. Yüzleri vurulup dağıtılmış insanlar bunlar. Bunu kaldırıyorum ve aranızda hassas olanlar için bir boş slayt koyacağım. Onlar buna mecbur kalmışlardır. Ve yine , size söylediğim gibi, eğer ilgili bir aileleri varsa ve iyi bir çalışma hayatları, o zaman normal ve doyurucu bir hayat sürdürebilirler. Kişilikleri değişmez.
Bu iş görüntüyle ve onun kaygısıyla ilgili bir batı fenomeni midir? Muzetta'nın ailesi bunun doğru olmadığını gösterdi. Bu, yüzünün sağ tarafında kocaman bir kötü huylu tümörü olan, Londra'nın doğu ucundan küçük bir Bangladeşli kız, onu neredeyse çoktan kör etmiş, hızla büyüyor ve yakında onu öldürecek. Tumorü çıkarmak için ameliyat olduktan sonra, ailesi ona bu güzelim yeşil kadife elbiseyi giydirdi, saçına pembe bir kurdele taktı, ve geleneksel müslümanlar olmaları , ve annesinin çarşaf giydiği gerçeğine rağmen, resminin dünyanın her yerinde gösterilmesini istediler. Yani bu basit bir Batı fenomeni değildir.
İnsanların yüzleri hakkında her zaman yargılara varırız. Bu Lombrosso zamanından ve onun suçlu yüzlerini tanımlama biçiminden beri devam etmektedir. O dediki; suçlu yüzlerini , sadece gösterilen fotoğraflar üzerinden değerlendirerek tanıyabiliriz. İyi görünümlü insanlar her zaman daha arkadaş canlısı olarak değerlendirilmiştir. O.J. 'ye baktığımızda-- iyi görünümlü bir adam. Onunla zaman geçirmek isteriz. Canayakın görünüyor. Şimdi biliyoruz ki, eşini dövmekten suçlu bulunan biri, ve aslında iyi bir adam değil. Ve güzellik iyilik anlamına gelmiyor, ve kesinlikle hoşnutluk anlamına da gelmiyor.
Böylece, durağan yüzü ve durağan yüzü değerlendirmeyi konuştuk, ama aslında biz hareketli yüzü değerlendirmede daha rahatızdır. İnsanları ifadeleriyle değerlendirebileceğimizi düşünürüz. İngiltere adalet sistemindeki juriler, bir canlı tanığı ,yalan söylendiğinin belirtilerini-- göz kırpma, tereddüt-- yakalayıp yakalamayacaklarını anlamak için, görmek isterler. Bu nedenle canlı tanıkları görmek isterler. Todorov bize der ki, saniyenin onda birinde, bir insanın yüzü hakkında bir yargıya varabilirz. Bu görüntüden rahatsız mıyız? Evet öyleyiz. Eğer doktorumuzun, avukatımızın, finans danımşanımızın yüzü kapalı olsa mutlu olur muyduk? Oldukça rahatsız olurduk. Peki, yüz görünümünü ve hareketi hakkında yargılara varmak konusunda iyi miyiz? Doğrusu şu ki, bir beş dk. kuralı var-- Todorov gibi saniyenin onda biri kuralı değil ama bir beş dakika kuralı. Eğer bir kişiyle beş dakika geçirirseniz, yüz görünümünün ötesine bakmaya başlarsınız ve başlangıçta etkilendiğiniz insanlar sıkıcı görünebilir ve siz onlara olan ilginizi kaybedersiniz, ve sizin, özellikle çekici bulmadığınız için, hemen arayıp bulmadığınız insanlar, kişilikleri sayesinde çekici insanlar haline gelirler.
Böylece, yüz görünümü hakkında bolca konuşmuş olduk. Şimdi. sizinle biraz yaptığımız cerrahiyi paylaşmak istiyorum-- şu an nerdeyiz ve nereye doğru gidiyoruz. Bu çenesinin sağı ve kafatası tabanı çıkarılmış olan Ann'in bir görüntüsü. Ve sonraki görüntülerde , onarımı başarıyla yapabildiğimizi görebilirsiniz. Ancak bu yeterince iyi değil. İşte Ann'in istediği bu. O dışarıda kanoculuk yapıyor olmak istiyor. O dışarıda dağlara tırmanıyor olmak istiyor. Ve işte kazandığı da bu ve gelmemiz gereken nokta da bu.
Bu korkunç bir görüntü, bu nedenle ellerimi şu an kaldırıyorum. Bu,silahlı bir soygunda yüzü vurularak dağıtılmış Nijeryalı bir banka müdürü olan Adi'nin bir fotografı. Ve alt çenesini, dudaklarını, üst çenesini ve dişlerini kaybetti. Bu, onun bize belirlediği çıtaydı. "Bunun gibi görünmek istiyorum. Önceden böyle görünüyordum." Modern teknolojiyle, modeller yapmak için bilgisayarları kullandık. İçinde kemik olmayan bir çene modeli yaptık. Sonra plakayı ona uygun büktük . Doğru pozisyon olduğunu bilelim diye bunu yerine yerleştirdik. Sonra sırttan aldığımız kemik ve dokuyu yerleştirdik. İşte burada onu tutan plakayı görebilirsiniz ve konmakta olan implantları görebilirsiniz-- böylece tek operasyonda bunu başardık ve bunu. Böylece, hastanın hayatı eski haline döndürüldü. Bu iyi haber. Ancak, çene derisi daha öncekinin aynısı gibi görünmüyor. Bu sırtından alınmış bir doku. Daha kalın, daha koyu, daha kaba, uygun hatları yok. Ve işte başarısız olduğumuz yer burası. Ve yüz nakline ihtiyacımız olan yer burası.
Yüz nakli, muhtemelen yanık hastalarında deriyi yenisiyle değiştirmek açısından bir role sahiptir. Alttaki iskelet yapıyı yenisiyle değiştirebiliyoruz, ancak yüz derisini değiştirmede hala yeterince iyi değiliz. O nedenle yüz naklini, tedavi araçlarımız arasında bulundurmak çok değerli. Ancak, insanlar kalan hayatları boyunca, bağışıklık sistemlerini baskılayan ilaçlar almak zorunda kalacaklar. Bu ne anlama geliyor? Onlarda artmış enfeksiyon riski ve kanser riski vardır. Bu, kalp, karaciğer, akciğer nakli gibi hayat kurtarıcı bir nakil değildir; hayat kalitesini arttırıcı bir nakildir, ve sonuç olarak, hastalar, 10 veya 15 yıl sonra kötü huylu bir kansere yakalanırlarsa, "Keşke bunun yerine geleneksel onarım tekniklerini kullansaydım, şimdi bu yüzden kötü huylu bir kanserden öleceğim" diyecekler midir? Henüz bilmiyoruz. Ayrıca, tanınma ve kimlik konusunda da neler hissettiklerini bilmiyoruz. İlk ameliyatı yapan Bernard Devauchelle ve Sylvie Testelin bunu araştırıyorlar. Elimizdeki donorler az olacaktır, çünkü kaç insan sevdikleri kişinin yüzünün ölüm döşeğinde çıkartılmasını isteyecektir. Bu nedenle yüz transplantıyla ilgili problemler olacaktır.
Daha iyi haber ise gelecek neredeyse kapımızda-- ve gelecek doku mühendisliğidir. Bir hayal edin, biyolojik olarak parçalanabilir bir şablon yapabilirim. Onu olması gereken yere yerleştirebilirim. Üzerine biraz hücre serpiştiririm, ,hastanın kendi uyluğundan alınmış kökhücreleri, biraz da genetik olarak işlenmiş protein, ve şu işe bakın ki, dört ay bu halde bıraktığınızda yüz gelişmiş olur. Bu biraz Julia Child'ın yemek tarifleri gibi.
Ancak hala problemlerimiz var. Çözmemiz gereken bir ağız kanseri var. Hala yeterince hastayı tedavi edemiyoruz-- bu en şekil bozucu kanserdir. Hala onları yeterince iyi onaramıyoruz. İngilterede, genç insanlara arasında yüz yaralanmaları salgını var. Hala yara izlerinden kurtulamıyoruz. Araştırma yapmamız gerekiyor. Ve en iyi haber ise cerrahların araştırma yapmamız gerektiğini bilmesidir. Ve biz, şu anki en iyi tedavi uygulamasını ve gelecekteki daha iyi tedavileri belirlemek için yapılan klinik çalışmları finanse etmek için dernekler kurduk; yani biz sadece kazandıklarımızla yetinip,"Tamam fena gitmiyoruz. Olduğu gibi bırakalım." demiyoruz.
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
Yüz cerrahi Iain Hutchison, yüzleri ciddi biçimde şekil bozukluğuna uğramış insanlarla çalışmaktadır. Cerrahi teknikleri geliştirmeye zorlayarak, onların hayatlarını iyileştirmeye yardım etmektedir; ve portrelerini görevlendirmek aracılığıyla, onların insanlıklarını kutlamaktadır. NOT: Bu konuşma, rahatsız edici olabilecek, şekilleri bozulmuş ve ağır yaralanmış yüz görüntüleri içermektedir-- ve Hutchison şekli bozulmuş bir yüzün bizi neden derinden sarsabileceği sorusuna düşünceli cevaplar sunmaktadır. Aşırı hassas mısınız? 12:10-13:19 arasında ekranı saklayın ancak dinlemeye devam edin.
Iain Hutchison is a pioneering oral and facial surgeon; his foundation, Saving Faces, explores the nature of our expressions. Full bio »
Translated into Turkish by Fulya Basoglu
Reviewed by Sancak Gülgen
Comments? Please email the translators above.
We only see mirror images of ourselves, and we only see ourselves in freeze-frame photographic images that capture a mere fraction of the time that we live.” (Iain Hutchison)
06:06 Posted: Oct 2009
Views 400,614 | Comments 77
17:52 Posted: Jan 2010
Views 679,113 | Comments 129
16:15 Posted: Oct 2008
Views 151,612 | Comments 40
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.