Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
Burada esas olarak "Nasıl" üzerine konuşacağız. Peki, biz, tabir-i caizse, dünyayı sarsan bu buluşu nasıl gerçekleştiriyoruz? Şimdi size kısa bir hikaye anlatmak istiyorum. Bir yıldan biraz daha geriye gideceğiz. Aslında, bu tarih -- Merak ediyorum da acaba herhangi biriniz bu çok önemli tarihte ne olduğunu hatırlar mı? Tarih 3 Şubat 2008'di. 3 Şubat 2008'de ne olduğunu hatırlayan var mı? Super Bowl (Amerikan Futbol Ligi Finali). Super Bowl'un
oynandığı tarihti bu. Ve bu tarihin çok önemli olmasının nedeni şuydu: mesketaşlarım, John King ve Hailey Fischer-Wright ve ben fark ettik ki, çeşitli Super Bowl izleme partileri hakkında bilgi toplamaya başlarken, bize öyle geldi ki, Birleşik Devletler'in dört bir yanında kabile konseyleri toplanmıştı sanki. Ve bunlar büyük milli öneme sahip konuları tartışmışlardı. "Budweiser reklamını sevdik mi?" gibi Ya da "mısır cipsinden hoşlanıyor muyuz" ve "Maçı kim kazanacak?" gibi. Ama hangi adayı destekleyeceklerini de konuştular.
Ve zamanda yolculuk yaparak 3 Şubat'a gidersek, O tarihte Hilary Clinton Demokrat'ların başkan adayı olacak gibi görünüyordu. Ve hatta bazı anketler onun yolun sonuna kadar başarıyla gideceğini öngörmekteydi. Ama insanlarla konuştuğumuzda, Birleşik Devletler'in dört bir yanındaki bu kabilelerde bir "huni etkisi" vuku bulmuş görünüyordu. Peki kabile nedir? Kabile, bir spor takımından biraz fazla insandan, yani yaklaşık 20 kişi ila 150 kişiden oluşan bir gruptur. Ve yaptığımız tüm işler, bu kabilelerin içerisinde gerçekleşir. Ama sadece iş mi? Toplumlar bu kabilelerde kurulur, önemli şeyler bu kabilelerde meydana gelir.
Biz, tabir-i caizse, toplanan çeşitli kabile konseylerinden gelen temsilcileri inceledikten sonra, ki bu kabile konseyleri "Super Bowl partileri" olarak da bilinir, ertesi gün, birazdan bahsedeceğim email'i 40 gazete editörüne gönderdik. 4 Şubat'ta Ve websitemize koyduk. Yani tarih adayların belirleneceği Süper Salı'dan önceydi Şöyle dedik: "İçinde bulunduğumuz kabileler demokrat adayın Obama olacağını söylüyorlar." Bunu bilmemizin nedeni, önceki 10 yılımızı kabileleri, bu kendiliğinden oluşan grupları incemekle geçirmiş olmamızdı.
Herbiriniz kabilelerin üyesisiniz. Ara verildiğinde etrafta dolaşırken birçoğunuz kendi kabilenizin üyeleriyle tanıştınız. Ve onlarla konuşuyordunuz. Ve birçoğunuz büyük kabile önderlerinin yaptığı şeyi yapmaktaydınız: bir kabileye üye olan birini bulmak, ve değişik bir kabileye üye olan başka birini bulmak, ve ikisini tanıştırmak. Gerçekten de büyük kabile liderleri böyle yapar.
Yani sonuç olarak: Böyle bir gruba odaklanırsanız -bu örnek bir futbol maçını gösteriyor- ve şu süper uydu kameralarından biriyle zoom yaparsanız, ve bireyleri görecek kadar büyütürseniz, aslında tek bir kalabalık güruh görmezsiniz, tam da burada da tek bir kalabalığın bulunmaması gibi, onun yerine, o anda bir araya gelmekte olan kabileleri görürsünüz. Ve bu da, uzaktan bakıldığında tek bir grupmuş gibi görünür. Yani insanlar kabileler oluşturur. Her zaman olduğu ve gelecekte de olacağı gibi. Nasıl balıklar yüzüyor ve kuşlar uçuyorsa, insanlar da kabileler oluşturur. Yapımızda var. Ama mesele şurada: Bütün kabileler aynı değildir. Ve farkı yaratan şey de kültürdür.
Tüm bunların özü şudur: Hepiniz kabilelere üyesiniz. Eğer mensubu olduğunuz kabileleri alıp kabile aşamalarından ileri doğru itekleseniz, bizim Beşinci Aşama dediğimiz aşamaya doğru, ki bu Dağın zirvesidir. Ama biz Birinci Aşama'yla başlayacağız. Bu en düşük aşamadır. Bunu istemezsiniz. Tamam mı? Ekrana koyması biraz zor bir resim bu. Ancak sanırım bu resimden öğreneceklerimiz var.
Birinci Aşama korkunç şeyler yapan insanlar yaratır. Bu çocuk Virginia Tech üniversitesindeki silahlı saldırıyı yapan kişi Birinci Aşama, insanların işlevsel kabilelerin ilişkilerini sistemli olarak zedeledikleri ve daha sonra kendileri gibi düşünenlerle bir araya geldikleri bir gruptur. Birinci Aşama, tam olarak çetelerin ve ve hapisanenin kültürüdür. Ama yine de, bizler Birinci Aşama ile sıklıkla muhatap olmayız. Burada anlatmak istediğim şey, toplumun üyeleri olarak aslında buna ihtiyacımız olduğu. İnsanların basitçe üzerini çizmek yeterli değil.
Ama biz şimdi İkinci Aşama'ya geçelim. Birinci Aşama, fark edeceksiniz, şöyle diyor: "Hayat Berbat." Steve'in bahsettiği daha geçenlerde yayımlanan diğer kitapta, "Performansın Üç Kralı"nda, meslektaşım Steve Zaffron ve ben insanların dünyayı nasıl görürlerse öyle davrandıklarını öne sürüyoruz. Yani, eğer insanlar dünyayı "hayat berbat" demelerine yol açacak bir şekilde görüyorlarsa davranışları da otomatik olarak bu bakış açısını izleyecektir. Ve bu da umudunu kaybetmiş bir şiddet olacaktır. Hayatta kalmak için ne gerekiyorsa yapacaklardır, bu başka insanlara zarar vermek anlamına gelse bile.
Şimdi, benim doğumgünüm bu yakınlarda, ve o tarihte ehliyetimin süresi dolacak. Neden bundan bahsediyorum? Çünkü çok yakında İkinci Aşama kabilesi olarak adlandırdığımız bir kabileye gireceğim. Böyle bir şey. (Gülüşmeler) Yani şimdi ben ülkenin her yerindeki bütün "Motorlu Araçlar Departmanları"nda bir İkinci Aşama kültürünün bulunacağını mı söylüyorum? Hayır. Ama birkaç gün içinde uğramak zorunda olduğum bana en yakın olanında sırada beklerken şöyle diyeceğim: "Nasıl oluyor da insanlar bu kadar salak olup, yine de hayatta kalabiliyorlar?" (Gülüşmeler)
Yani, burada salak insanların çalıştığını mı söylüyorum? Aslına bakarsanız, hayır, onu söylemiyorum. Ama söylediğim kültürün insanları salaklaştırdığı. Bir İkinci Aşama kültüründe --ve bunlardan her yerde bulunur-- aslında, bunları dünyanın en iyi organizasyonlarında da bulunursunuz. Toplumun her yerinde rastlarsınız bunlara. Ben bunlara herkesin alanında en iyi dediği organizasyonlarda da rastladım. Ama önemli nokta şu. Eğer kabilenizdeki insanlara inanarak şöyle diyorsanız: "Hayatım berbat. Yani, eğer TEDx USC'ye gitme imkanım olsaydı hayatım berbat olmazdı. Ama bu imkanım yok. Demek ki hayatım berbat." Eğer böyle konuşursanız, nasıl çalışmalar yapılırdı bir düşünün. Ne gibi buluşlar yapılırdı? Dünyayı değiştiren davranışların ne kadarı gerçekleşiridi? Aslına bakarsanız, cevap basitçe "sıfır".
Şimdi Üçüncü Aşama'ya gelirsek: bu aşama çoğumuza en çok tanıdık gelen aşamadır. Çünkü çoğumuz Üçüncü Aşama'nın içinde hareket ederiz. Ve arabamızı park eder, bu aşamada ikamet ederiz. Üçüncü aşama şöyle der: "Ben harikayım. Ve sen değilsin." (Gülüşmeler) Ben harikayım ve sen değilsin. Şimdi bir oda dolusu insan hayal edin, esas olarak, "Ben harikayım ve sen değilsin" diyor olsunlar. Ya da, "Seninle rekabet etmenin bir yolunu bulacağım ve sonuçta galip gelen ben olacağım." Bu şekilde birbiriyle iletişime geçen, bu şekilde konuşan tüm bir insan grubu.
Bunun kulağa bir fıkra gibi geleceğini biliyorum. Üç doktor bir bara girer. Ama, bu örnekte, üç doktor bir asansöre binerler. Bu kitap için veri toplamak amacıyla, ben de o asansördeydim. Doktorlardan biri diğerlerine şöyle dedi: "' New England Journal of Medicine'de yayımlanan yeni makalemi gördünüz mü?" Biri de şöyle yanıtladı: "Hayır. Bu harika. Tebrikler!"
Sonra yüzünde alaylı bir gülümseme belirdi ve şöyle dedi: "Biliyorsun sen araştırmanla uğraşırken," -tepeden bakan tonlamaya dikkat edin- "Sen araştırmanı yaparken, ben bu kurumun Ameliyat Departmanı'ndaki herkesten daha fazla ameliyat yapmakla meşguldüm."
Üçüncü doktorun da yüzünde aynı alaycı sırıtış belirdi ve şöyle dedi: "Eh, sen araştırmanla uğraşırken, ve sen de köfte ameliyatlarınla meşgulken, ki onu maymunlar bile yapacak ileride, ya da hücreler yahut robotlar, ya da belki hiç ihtiyacımız olmayacak o ameliyata, Ben stajyer doktor programını yürütüyordum, ki tıbbın geleceği de aslında burada yatar."
Ve hepsi gülüştüler ve arkadaşlarının sırtını sıvazladılar. Asansör kapısı açıldı ve doktorlar dışarı çıktılar. Bu bir Üçüncü Aşama kabilesinin bir toplantısıydı. Bu aşamaya gerçekten zeki insanların boy gösterdiği yerlerde rastlarız. Tam da, ne bileyim, TEDx USC gibi (Gülüşmeler)
Yeni buluşlar bakımından karşılaştığımız en büyük zorluk buradadır. Üçüncü Aşama'dan Dördüncü Aşama'ya geçmek. Gelin şu kısa video'ya bir göz atalım. Video, merkezi Las Vegas'ın hemen dışında bulunan Zappos adında bir şirkete ait. Diğer taraftan, benim sorum şu olacak: "Sizce neye değer veriyorlar?" Noel zamanı değil. Bir Noel ağacı var. Burası şirketin lobisi. Çalışanlar danışma kabininde gönüllü olarak vakit geçiriyorlar. Dikkat ederseniz, sanki Snoopy çizgi-bantından fırlamış gibi görünüyor.
Tamam, Zappos binasının holünden içeri doğru ilerliyoruz. Burası bir çağrı merkezi. Dekorasyona dikkat. Bakın bizi nasıl da alkışlıyorlar. Kim olduğumuzu bilmiyorlar ve bu umurlarında da değil. Bilselerdi, muhtemelen alkışlamazlardı. Ama ne kadar heyecanlı olduklarını farkedeceksiniz. Yine dekorasyona dikkat edin. Şimdi, Zappos çalışanları için önemli olan şeyler sizin için önemli olmayabilir. Ama eğlenceye değer veriyorlar. Ve yaratıcılığa da. Sloganlarından biri şöyle: "Biraz garip ol." Ve dikkat ederseniz, biraz garipler.
Yani, bireyler bir araya geldikleri ve kendilerini birleştiren bir şey buldukları zaman, bireylerin yeterliliklerinden daha büyük bir şey ortaya çıkar. ve sonra çok önemli birşey olur. Grup jöle kıvamına gelir, ve ileri derecede motive olmuş ancak hayli birey-merkezci insanlardan daha büyük birşeye dönüşür: kendi varlığının farkında olan bir kabileye. Dördüncü Aşama kabileleri çarpıcı şeylere imza atabilirler. Ama farkındaysanız hala dağın en tepesinde değiliz. Aslında bakarsanız, bir aşama daha var.
Bazılarınız, perdeye yansıyan bu sahneye aşina olmayabilir. Ve eğer Beşinci Aşama'nın başlığına, "Hayat Şahane"ye bakacak olursanız, bu size biraz tutarsız gelebilir. Bu görüntü, Desmond Tutu'ya Nobel kazandıran Güney Afrika'daki "Gerçek ve Uzlaşma" sürecine ait bir sahne. Biraz bunun üzerine düşünün. Güney Afrika. Korkunç zulümler vuku buldu o toplumda. Ama insanlar bir araya geldiler, ve sadece iki değere odaklandılar: gerçek ve uzlaşma. Bir yol haritası yoktu. Kimse daha önce böyle bir şey yapmamıştı.
Ve bu ortamda, insanların değerlerinin ve soylu davalarının tek rehber olduğu bu ortamda bu grup tarihi bir başarı gerçekleştirdi. Ve insanlar, o zamanlar, Güney Afrika'nın sonunun Ruanda'ya benzeyeceğini düşünüyorlardı. Bir çatışmadan diğerine sürüklenen, sonu gelmeyen bir iç savaş idi sözü edilen. Ancak, Güney Afrika bu yolu izlemedi. Büyük oranda Desmond Tutu gibi insanların bir Beşinci Aşama süreci oluşturmaları sayesinde. Böylece ülkedeki binlerce, hatta belki milyonlarca kabile süreçte rol alacak, herkes bir araya gelecekti. İnsanlar bunu dinlediler ve şu sonuça vardılar: -ki aynı sonuca çalışmamızda biz de varmıştık-
Tamam, anlaşıldı. Birinci Aşama'yı istemiyorum. Çünkü, "Hayat Berbat" filan diyor o. Kim böyle şeyler söylemek ister ki? Dave'in evinin yakınlarındaki şu Motorlu Araçlar Departmanı'ndaki insanlar gibi de konuşmak istemem. Sadece "Ben harikayım" demek de istemem. Zira, kulağa narsisist bir tabir gibi geliyor. Hiç arkadaşım kalmayıverir sonra. "Biz Harikayız" dense... işte bu kulağa çok güzel geliyor. Ama herhalde Beşinci Aşama'nın dediği en güzeli. "Hayat Şahane."
Eh, bütün bunların sonucunda, bir bakıma sağduyuya aykırı gibi görünen üç bulguya ulaşıyoruz. Birincisi, Özgürlük Bildirgesi'ne bakacak olursak, ve hakikaten de metni okursak, çoğumuzun aklında kalan kısım vazgeçilemez ve devredilemez haklarla ilgili kısımdır. Ve bu Beşinci Aşama'ya dahildir, öyle değil mi? Hayat Şahane. tabii bizim değerlerimizle yönlendirilir, ve başka hiçbir yol gösteren olmazsa. Aslında, bu belgenin büyük bölümü İkinci Aşama'da yazılmıştır. "Hayatım berbat, çünkü bir tiranın yönetimi altındayım, Kral George olarak da bilinir. Bir harikayız. Kim harika değil? İngiltere!" Kusura bakmayın. (Gülüşmeler)
Peki diğer büyük liderler? Gandhi mesela? Ya da Martin Luther King? Yani, bu insanlar hep "Hayat Şahane" anlayışını vaaz ettiler, değil mi? Hep bir biri ardına sıralanmış küçük mutluluk ve neşeler. Aslında, Martin Luther King'in en ünlü vecizesi Üçüncü Aşama'dadır. "Bizim bir rüyamız var." değil, "Benim bir rüyam var." demiştir. Neden böyle yaptı peki? Çünkü çoğu insan Beşinci Aşama'da değildir.
Yüzde ikisi Birinci Aşama'da bulunur. Yaklaşık yüzde 25i İkinci Aşama'dadır, ve esas olarak "Hayat Berbat" derler. Çalışan kesim kabilelerinin yüzde 48i "Ben harikayım ve sen değilsin" der. Her gün işte bunlarla boğuşmak zorunda kalırız. Ve haliyle çareyi politikada ararız. Kabilelerin yalnızca yüzde 22si Dördüncü Aşama'dadır, değerleriyle yönünü bularak, "Biz harikayız, ve değerlerimiz de bizi birleştiriyor" derler. Sadece yüzde iki, kabilelerin sadece yüzde ikisi Beşinci Aşama'ya ulaşır. Ve işte dünyayı değiştirenler de bunlardır.
Bunların ortaya koyduğu ilk bulgu liderlerin her seviye ile konuşmaya kabil olmalarının gerekliliğidir, ki toplumdaki her insana ulaşılabilsin. Ama onları bulduğunuz seviyede bırakmayın, tamam mı? Kabileler sadece bir seviye üst ve altlarını işitebilirler. Yani bütün seviyelerle konuşma ve onların bulundukları yere ulaşabilme yetisine sahip olmalıyız. Hem sonra, önderler insanları kendi kabilelerinden bir üst seviyeye doğru itekler. Size bunun bazı örneklerini göstermek isterim.
Mülakat yaptığımız insanlardan biri Frank Jordan'dı, San Fransisco'nun eski belediye başkanı. Ve ondan önce de, San Fransisco Polis Şefi idi. Ve esas olarak Biinci Aşama'da büyümüştü. Hayatını değiştiren ne oldu biliyor musunuz? Şu Oğlanlar ve Kızlar Klüplerinden birine gitmek. Daha sonra San Fransisco belediye başkanı olacak bu insanın başına gelen şey şuydu: Birinci Aşama'da bulunan canlı ve tutkulu birinden - ki hatırlayın, "Hayat berbat, ümitsiz husumet, hayatta kalmak için herşeyi yaparım" - İşte böyle birinden Oğlanlar ve Kızlar Klübü'ne giden, ve kollarını kavuşturup, bir sandalyeye oturarak şöyle diyen birine dönüştü: "Yuh. hayatım gerçekten de berbat. Kimseyi tanımıyorum. Yani, eğer onlar gibi boksla ilgilenseydim, o zaman hayatım bu kadar berbat olmazdı. Ama durum bu değil, o yüzden berbat. Ben de gider sandalyeme otururum ve hiç bir şey yapmadan dururum."
Bu, aslında ilerlemedir. İnsanları Birinci Aşama'dan İkinci Aşama'ya geçirmenin yolu, onları yeni bir kabileye dahil etmek, ve sonra, zamanla, iletişime geçmelerini sağlamaktır. Peki, Üçüncü Aşama'dan Dördüncü Aşama'ya nasıl geçilecek? Burada tam da bunu yapmakta olduğumuzu öne sürüyorum. T-E-D bir dizi değeri temsil etmektedir. Biz bu değerlerin etrafında birleştikçe, gerçekten ilginç bir durum ortaya çıkmakta.
Bu deneyimin tarihsel öneme sahip bir şey olarak varlığını sürdürmesini istiyorsanız, o zaman, bu akşamki resepsiyonda insanların normalde yaptıkları ve "networking" adını verdikleri şeyden daha fazlasını yapmanız için sizi teşvik etmek isterim. Sadece yeni insanlarla tanışmak, ve böylece menzilinizi genişletmek ve etkinizi artırmak değil bahsettiğim. Onun yerine, tanımadığınız birini bulun, ve tanımadığınız bir kişi daha bulun, ve bu ikisini birbirleriyle tanıştırın. Buna "üç ögeli" ilişki adı verilir.
Dünyanın gidişatını değiştiren kabileleri inşa edenler, böyle yaparlar. Kabilelerinin ulaşabileceği menzili genişletirler. Yani, yalnızca kendi takipçilerim çoğalsın diye insanları kendime bağlamıyorum. Ama, birbirini tanımayan insanları bizzat kendilerinden daha büyük olan bir yapıyla bağlantıya geçiriyorum. Bu da, en nihayetinde kendi değerlerini artırıyor.
Ama henüz işimiz bitmedi. Çünkü, daha Dördüncü Aşama'dan -ki şahanedir- Beşinci Aşama'ya nasıl geçeceğimiz meselesi var. Şu hikayeyle bitirmek istiyorum: Gallup Kurumu'ndan geliyor bu hikaye. Anketlerini bilirsiniz, değil mi? Öyleyse Dördüncü Aşama'dayız. Biz harikayız. Kim değil? Anketleri gerçekleştiren neredeyse diğer herkes. Eğer Gallup ve NBC aynı gün anketlerini yayınlarlarsa insanlarlar Gallup anketini dikkate alacaklardır. Tamam, anlıyoruz. Yani, sıkılmışlardır. Dünyayı değiştirmek istiyorlardı ve biri şu soruyu sordu:
"Acaba nasıl yapsak da, Asya kıtasının ne düşündüğünün ya da A.B.D.'nin ne düşündüğünün ya da Obama - McCain çekişmesi hakkında kimin ne düşündüğünün, vb. anketini yapmak yerine, tüm dünyanın ne düşündüğünü sorabilsek" Ve dünya çapında gerçekleşen ilk anketi yapmanın bir yolunu buldular. Projeye canlarının sıkıldığını belirten bazı nobel ekonomi sahipleri de katılmaktaydı. Ve bu insanlar aniden kağıdı kalemi ellerine aldılar ve şu sorulara cevap aradılar: "Sahara-Altı Afrika'daki nüfusu nasıl araştırabiliriz? Teknolojik imkanları bulunmayan ve dillerini bilmediğimiz, ve dillerini bilen herhangi birini de tanımadığımız insanları nasıl araştırabiliriz? Çünkü bu büyük misyonda başarıya ulaşabilmek için, tam da bunları yapabilmemiz gerek." Ve bu işin altından kalkmayı başardılar. Dünya çapında yapılmış ilk anketi yayınladılar.
Sizleri şu düşüncelerle başbaşa bırakmak istiyorum. Birincisi: Bizler kabileler oluştururuz, hepimiz. Burada da kabilelelerin içindesiniz. Umarım kabilelerinizin menzillerini genişletiyorsunuzdur. Ama önümüzdeki mesele şudur: Dahil olduğunuz kabilelerin etkileri ne kadar? Sunum üzerine sunum dinlemektesiniz, ve bunlar çoğunlukla bir grup insanın, yani bir kabilenin dünyayı nasıl değiştirdiği hakkında sunumlar. Eğer konuştuğumuz şeyi yaparsanız, insanların sizin dahil olduğunuz kabilelerle nasıl iletişime geçtiğine kulak kesilirsiniz. Ve bulundukları noktada bırakmazsınız onları, ileri iteklersiniz. Beş kültürel aşamayla da konuşmayı unutmayın. Çünkü etrafımızda bu beş aşamanın hepsinden insanlar var. Ve size son olarak şu soruyu sormak isterim: Sizin kabileleriniz dünyayı değiştirecek mi? Çok teşekkür ederim. (Alkış)
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
TEDxUSC'de, işletme profesörü David Logan insanların doğal olarak oluşturduğu beş tür kabileden bahsediyor -- okullarda, iş yerlerinde, hatta ehliyet ofislerinde bile. Paylaştığımız bu kabilesel eğilimleri anlayarak, birbirimizi daha iyi bireyler haline gelmeye yönlendirebiliriz.
David Logan is a USC faculty member, best-selling author, and management consultant. Full bio »
Translated into Turkish by Hüseyin Çınar Öztürk
Reviewed by Sancak Gülgen
Comments? Please email the translators above.
17:29 Posted: May 2009
Views 809,754 | Comments 216
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.