Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
Bir sihirbaz olarak insanları durdurup düşünmeye teşvik eden imajlar yaratmaya çalışırım. Ayrıca doktorların "imkansız" dediği şeyleri yapmak için kendime meydan da okurum. New York'ta bir tabutun içinde canlı olarak gömülmüştüm, 1999'un Nisan ayıydı, bir hafta kaldım. Yanımda su dışında birşey olmadan yaşadım. Ve çok eğlenceli bir şekilde sonuçlanınca bu çeşit şeyleri daha çok yapmak için aranır oldum. Bir sonrakinde kendimi New York'ta bir buz bloğunda 3 gün 3 gece dondurdum. Bu beklediğimden çok daha zor oldu. Ondan sonrakinde 31 metre boyunda bir direkte 36 saat ayakta durdum. O kadar yoğun halisünasyonlar gördüm ki, arkamdaki binalar bana büyük hayvan kafaları olarak görünmeye başlamıştı.
Sonra Londra'ya gittim. Londra'da 44 gün cam bir kutuda su dışında birşey olmadan yaşadım. Bu bana göre şimdiye dek yaptığım en zor ve en güzel işlerden biri gibi gelmişti. O kadar çok kuşku vardı ki, özellikle Londra'da üstümden geçen helikopterlerden beni ayartmak için kutuma uçan cheeseburger'ler atmaya başladılar. (Kahkaha) Yani New England Journal of Medicine bu deneyimi bilimsel olarak kullandığında, kendimi bayağı onaylanmış hissettim.
Bir sonraki araştırmam, nefes almadan, hatta hava bile olmadan, ne kadar yaşayabileceğim üzerineydi. Bunun hayatımdaki en muhteşem yolculuk olacağının farkına varmamıştım.
Genç bir sihirbaz olarak Houdini ve onun sualtında yaşadığı zorlukları takıntı haline getirmiştim. Yani çok önceleri diğer çocuklarla yarışmaya başlamıştım; ben suyun altında tek nefesle ne kadar durabileceğimi görmeye çalışırken onlar nefes almak için beş defa yukarı çıkıp inerlerdi. Ergenlik çağımda nefesimi 30 saniye tutabiliyordum. Daha sonra bunun Houdini'nin kişisel rekoru olduğunu öğrenecektim.
1987'de buzun arasından düşüp bir nehirin altında mahsur kalan bir çocuğun hikayesini duydum. 45 dakika aşağıda nefessiz kalmıştı. Kurtarma ekibi gelip kurtarıldığında beyninde hiç hasar yoktu. Vücut ısısı 25 dereceye düşmüştü. Bir sihirbaz olarak herşeyin mümkün olduğunu düşünürüm. Birisi bir şeyi yapabiliyorsa, diğerleri de yapabilir. Düşünmeye başladım, eğer çocuk bu kadar uzun süre nefes almamasına rağmen kurtulduysa bunu benim de yapmamın bir yolu olmalıydı.
Yetenekli bir beyin cerrahı ile biraraya geldim, Ve ona ne kadar uzun süre havasız nefes almadan kalabileceğimi sordum. O da bana 6 dakikadan sonra hipoksik (oksijensizliğe bağlı) beyin hasarı için ciddi risk başladığını söyledi. Ben de bunu bir meydan okuma olarak aldım tabii. (Kahkaha) İlk denememde benzer birşeyler yapabilirim diye düşünerek bir su tankı icat edip, içine de buz ve buz gibi su ile doldurdum. Ve bu su tankında vücut ısımın düşmesini umut ederek bekledim. Titriyordum. Nefesimi ilk tutma denemem 1 dakika bile sürmedi. Bunun işe yaramayacağını anladım.
Doktor bir arkadaşımla görüşmeye gittim. Ona nasıl yapabilirim diye sordum. "Çok uzun süre nefesimi tutmak istiyorum. Bu nasıl yapılır?" Oda bana "David sen bir sihirbazsın, nefes almama illüzyonu yarat, çok daha kolay olacaktır" dedi. (Kahkaha) Bana kapalı devre solunum aleti yaratma fikriyle geldi; Home Depot'dan alınmış CO2 gazını temizleyici basit bir tüp ve ona yapıştırılmış bir balon, bunu içime yerleştirecektik ve bir şekilde havayı sirküle edip temizleyecek, kapalı devrede içimde bu şeyle nefes alacaktım. Bunu seyretmek biraz zor. Ama girişimimiz buydu. Kesinlikle olmayacak bir şeydi. (Kahkaha)
Ve ben cidden sıvı solunumunu düşünmeye başladım. Perflubron adı verilen bir kimyasal var. Ve oksijen seviyesi o kadar yüksek ki teorik olarak içinde nefes alabilirsiniz. Hemen bu kimyasal'dan edindim, küveti onunla doldurup yüzümü içine soktum. Ve onun içinde nefes almaya çalıştım, elbette ki bu imkansızdı. Bir doktor şöyle demişti; göğsünde bir fil otururken nefes almaya çalışmak gibi bir şey. Bu fikir hemen yokoldu.
Sonra düşünmeye başladım, Arterimden bir tüple girilmesini sağlayan bir ameliyat ile bir kalp/akciğer bypass makinasına bağlanmam ve kanım oksijenlenirken nefes almıyormuş gibi yapmam mümkün olur muydu? Bu da elbette diğerleri gibi çılgınca bir fikirdi.
Sonra tüm bunların içinde en delice olanını düşündüm; gerçekten bunu yapabilirim. (Kahkaha) Doktorların beyin ölümü diyecekleri noktanın ötesinde kadar nefesimi tutabilirim. Ve inci dalgıçlarını araştırmaya başladım. Bilirsiniz, tek bir nefesle 4 dakika aşağıya iniyorlar. İnci dalgıçlarını araştırırken, serbest dalış dünyası ile tanıştım. Keşfettiğim en muazzam şeylerden biriydi. Serbest dalışa pek çok farklı yaklaşım var. Derinlik rekorları var, insanlar inebildikleri kadar derine iniyorlar. Bir de statik apne var (apne: nefes tutma) Bu da bir yerde durup nefesinizi tutabildiğiniz kadar tutmak demek. Ben bunu çalıştım.
İlk öğrendiğim şey, nefesinizi tutarken asla kımıldamalısınız bu enerji kaybına neden olur. Buda oksijen tükettirir ve kanınızda CO2 arttırır. Kımıldamayacaktım. Ve kalp hızımı nasıl düşüreceğimi öğrendim. Tamamen hareketsiz ve rahatlamış bir şekilde durup vücudumda olmadığımı düşünecektim, ve bunu kontrol edecektim. Ve nasıl tamamen temizleneceğimi öğrendim. Bu basitçe sık sık soluk almak demek. İçinize çekip dışarıya üflüyorsunuz... Bunu yapınca kafanız sersemleşiyor, karıncalanıyorsunuz Ve gerçekten de vücudunuzdaki CO2 den kurtuluyorsunuz. Böylece nefesinizi tutmak çok daha kolay oluyor. Sonra derin nefes almayı öğrendim, ve öylece tutup dışarıya hiç hava kaçırmıyorsunuz, ve öylece tutup onca acının içinde rahatlıyorsunuz.
Her sabah, aylarca, uyandığım an yaptığım ilk şey nefesimi 52 dakikanın 44 dakikasında tutmak oldu, Nefesimi 44 dakika tutuyordum. Yani arındırma yapıyordum, Bir dakika gerçekten sık sık nefes alıp nefesimi hemen ardından beş buçuk dakika tutuyordum. Yine bir dakika boyu nefes alıp, yapabildiğim kadar sık nefes alıp verip, hemen ardından yine beş buçuk dakika tutuyordum. Bunu sekiz defa ardarda tekrarlıyordum. Yani bu 52 dakikanın içinde toplam sekiz dakika nefes alıyorsunuz. En sonunda beyniniz tamamen kızarıyor. Etrafta sersem sepelek dolaştığınızı hissediyorsunuz. Ve korkunç baş ağrısı çekiyorsunuz. Kısaca, bunu yaparken konuşulacak biri olmaktan çıkıyordum.
Dünya-rekorunu elinde tutan kişiyi araştırdım. Adı Tom Sietas. Bu kişi nefes tutmak için oldukça donanımlı. 1.95 boyunda ve 73 kilo. Toplam akciğer kapasitesi normal bir insanın iki katı. Ben 1.85'im ve şişmanım. Biz iri kemikli deriz. (Kahkaha) Üç ayda 23 kilo vermem gerekiyordu. Ve ben de vücuduma aldığım herşeyi ilaç olarak düşünmeye başladım. En ufak besin maddesini bile besleyici özelliği için alıyordum. Gün boyu küçük ve kontrollü porsiyonlarda yedim. Ve gerçekten vücudumu adapte etmeye başladım. (Kahkaha)
Ne kadar zayıflasam o kadar uzun süre nefesimi tutabilecektim. Bu kadar dengeli yiyip, bu kadar iyi idman yapınca, istirahattaki kalp hızım dakikada 38'e düştü. Bu pek çok olimpik atletinkinden düşük. 4 aylık idman sonunda nefesimi yedi dakika üzerinde tutuyordum. Her yerde nefesimi tutmaya çalışıyordum. En aşırı durumlarda nefesimi tutmayı deneyip tahrik altında iken kalp hızımı yavaşlatmayı deniyordum. (Kahkaha)
Canlı yayında prime-time'da dünya rekorunu kırmaya karar verdim. Dünya rekoru sekiz dakika ve 58 saniyeydi, ve size bahsettiğim neredeyse bir balinanın ciğerlerine sahip olan Tom Sietas'a aitti. (Kahkaha) Lincoln meydanına bir su tankı koyup orada yemek yemeden bir hafta kalırsam rahatlayacağımı, metabolizmamın yavaşlayacağını, nefesimi daha rahat ve yapabildiğimden daha da uzun süre tutabileceğimi düşünmüştüm. Tamamen yanılmışım.
Yayına bir hafta kala küreye girdim. Herşeyin yolunda gittiğini düşünüyordum. Büyük nefes tutma girişimimden iki gün önce, rekorumu yayınlayacak olan özel televizyon yapımcıları birisinin öylece nefesini tutup neredeyse boğulmasını izlemenin çok sıkıcı olacağına karar verdiler. (Kahkaha) Ben de nefesimi tutarken içlerinden çıkmam gereken kelepçeler eklemek zorunda kaldım. Bu çok kritik bir hataydı. Hareket yüzünden oksijen harcıyordum. Ve yedinci dakikada o korkunç nöbetler başladı. 7:08'de bayılmaya başladım. 7 dakika 30 saniyede beni çıkarıp hayata geri döndürmeleri gerekti. Her basamakta batmıştım. (Kahkaha)
Doğal olarak, bu batıştan çıkmanın tek yolu yani aklıma gelen tek yolu, Oprah'ı aramaktı. (Kahkaha) Ona bahsi arttırdığımı ve yaşayan herhangi bir insandan daha uzun süre nefesimi tutacağımı söyledim. Bu farklı bir rekordu. Bu dünya rekoru Guiness'te 13 dakika olarak kaydedilmiş statik apne rekoru denemesiydi. Yani en başta saf O2 soluyorsunuz vücudunuzu oksijenlendirip, CO2 dışarı atıyorsunuz ve böylece nefesinizi çok daha uzun tutuyorsunuz. Benim gerçek yarışmamın kunduzla olduğunu anlamıştım. (Kahkaha)
2008 Ocak ayında Oprah bana hazırlık ve idman için 4 ay verdi Böylece her gece hipoksik çadırda uyuyacaktım. Hipoksik çadır 15.000 feet yükseklikteki rakımı taklit eder, bu Everest'de kamp kurmak gibi bir şey. Peki bu ne sağlar; vücudunuzda oksijeni taşıyan kırmızı kan hücresi sayınız artar ve daha çok oksiyenlenirsiniz. Her sabah, tekrar ve tekrar o çadırdan çıktığınızda beyniniz silinmiş gibi olursunuz. İlk saf O2 solumayı denediğimde en çok 15 dakika devam edebilmiştim. Büyük başarı sayılabilir.
Beyin cerrahı beni sudan çekip aldı, çünkü cerraha göre 15 dakikada beyninizin işi bitmiştir, beyin ölümü gerçekleşir. Yani beni yukarı çekti ama ben iyiydim. Orada olup da bundan kesinlikle etkilenmeyen tek bir kişi vardı. Eski kız arkadaşımdı. Ben ilk defa su altı rekorumu kırmakla uğraşırken o benim Blackberry'mi eline almış tüm mesajlarımı kontrol etmekle meşguldü. (Kahkaha) Hatta erkek kardeşim fotoğrafını çekmiş, cidden..., (Kahkaha)
Daha sonra basına Sietas'ın rekorunu kıracağımı duyurdum. O da buna cevap olarak Regis ve Kelly'e gidip kendisine ait eski rekoru kırdı. Sonra da onun en güçlü rakibi çıkıp bu rekoru kırdı. Ve Sietas'da aniden rekoru 16 dakika 32 saniyeye yükseltti. Bu benim hazırlandığımdan üç dakika daha uzundu. Yani rekordan daha fazlaydı.
Şimdi, Science Times'ın bunu dokümente etmesini istedim. Bunun üstüne bir yazı hazırlamalarını. Yani, her ikna edici ve ciddi bilimsel gelişimci ne yaparsa ben de onu yaptım. New York times ofisine gidip herkese kartlarla numara yaptım. (Kahkaha) Yani, sihir mi yoksa Cayman adalarının ilim irfanı mı bilmiyorum ama John Tierney inanılmaz etkilendi ve nefes tutmanın ciddiyeti üzerine bir yazı hazırladı.
O henüz oradayken, onu elbette etkilemeye çalıştım. 160 feet derinliğine daldım, ki bu yaklaşık 16 katlı bir bina yüksekliğidir, ve yukarı çıkarken suyun altında bayıldım, bu oldukça tehlikeliydi, insanlar böyle boğuluyor. Şansıma Kirk beni görmüş, bana doğru yüzüp beni yukarı çekti. Ve artık tamamen odaklandım. Nefes tutma zamanımı kazanmak için ne yapmam gerekiyorsa, tam olarak yaptım. Ama canlı televizyon yayını kısmına, yani Oprah'a hazırlanmanın yolu yoktu.
Ama pratik olsun diye havuzda yüzüstü yatarak yapıyordum. TV ise benden ayakta durmamı istedi böylece yüzümü görebileceklerdi. Öbür problem elbisenin yüzerliğinin fazla oluşuydu, yukarıya çıkmamam için ayaklarımı bağlamak zorunda kaldılar. Yani bantlara gevşekce bağlanmış ayaklarımı tutmak için bacaklarımı kullanmak zorundaydım ve bu problemdi. Bu beni korkunç strese soktu, ve kalp hızımı arttırdı.
Daha sonra da önceden hiç yapmadığımız şekilde bir kalp hızı monitörü yerleştirdiler. Kürenin tam sağına koydular. Yani kalbim her attığında beep-beep-beep'lerini duyuyordum, sesi gerçekten yüksekti. Bu beni daha da gerdi. Bu şekilde kalp hızımı yavaşlatmanın yolu kalmadı. Ve, normalde dakikada 38 atımla başlardım, nefesimi tuttuğum sırada da dakikada 12 atıma dek inerdi, ve bu aslında bayağı tuhaf. (Kahkaha) Bu defa 120 ile başladım ve asla düşmedi.
İlk beş dakikamı suyun altında çaresizce kalp hızımı yavaşlatmaya çalışarak geçirdim. Orada oturuyor ve "Bunu yavaşlatmam lazım, yoksa yine kaybedeceğim, yine başarısız olacağım" diye düşünüyordum Ve elbette daha da geriliyordum. Kalp hızım yükseldikçe yükseldi, dakikada 150'ye dek çıktı. Lincoln Merkezinde çöküşüme sebep olan şeyle aynıydı. O2 kaybı yaşıyordum. 8. dakikada yolu yarılamışken bunu başaramayacağımdan %100 emindim. Bunu yapmamın hiçbir yolu yoktu.
Sonra Oprah'ın bu nefes tutma işine 1 saatini ayırdığını erken çatlarsam bütün gösterinin benim depresyonum üzerine kurulacağını düşündüm. (Kahkaha) Yani savaşa devam edip bayılana kadar orada kalırsam, en azından, onlar beni çekip çıkarır, benimle ilgilenirler filan diye düşündüm. (Kahkaha)
10 dakikayı zorlamaya başladım. 10. dakikada tüm eller ve ayaklardaki karıncalanmaları güçlü bir şekilde hissetmeye başlıyorsunuz. Ve hayati organlarıma oksijen sağlamak için kol ve bacaklarımdan kanımın uzaklaştığını, kan akımımın yön değiştirdiğini biliyordum. 11. dakikada bacaklarımda zonlama hissi oluştu, dudaklarımı da cidden tuhaf hissetmeye başladım.
12. dakikada kulaklarım çınlamaya ve kollarımda hissizlik oluşmaya başladı. Ve ben bir hipokondriak'ım (hastalık hastası), kollarda hissizlik kalp krizi demektir!! Yani cidden paranoyaklaştım. 13. dakikada hipokondriaklıktan olacak bütün göğsüm ağrımaya başladı. Korkunçtu. 14. dakikada berbat kasılmalar başladı, sanki nefes almak zorunda gibiydim. (Kahkaha)
15. dakikada kalbimin O2 yoksunluğundan dolayı artık acı çekiyordum. Ve kalbimde iskemi başladı. Kalp hızım 120'den 50'ye, 150'ye, 40'a, 20'ye ve yine 150'ye inip çıkıyordu. Bir vuruş atlayabiliyordu. Tekrar çalışmaya başlayıp duruyordu. Hepsini hissediyordum. Kalp krizi geçireceğimden emindim. Bu nedenle 16. dakikada ayağımı banttan kurtardım. Çünkü biliyordum ki, eğer dışarıya çıkarsam, kalp krizi geçirisem beni yukarıya çekmelerinden önce yanıma atlayıp bağlantı yerinden ayağımı kurtarmaları gerekliydi. Yani gerçekten inanılmaz gerilmiş haldeydim.
Ayağımı çıkardım ve yüzeye doğru yükselmeye başladım. Kafamı sudan çıkarmadım. Orada öyle suyun üstünde yüzüp kalbimin durmasını bekledim. Sadece bunu bekledim. Orada "Pst"li doktorlar var, bilirsiniz, oturup bekliyorlar. Ve aniden çığlıklar duydum. Ve tuhaf bir şey var galiba diye düşündüm-- ya ben öldüm veya bir şey oldu. Ve sonra 16:32'ye vardığımı farkettim. Oradaki herkesin enerjisi sayesinde zorlamaya devam ettim. Ve 17 dakika 4 saniyeye ulaştım. (Alkış)
Bu sanki yetmezmiş gibi, oradan çıkar çıkmaz Quest labs'a gidip alınabilecek tüm kan örneklerinin alınmasını, yapılabilecek tüm testlerin yapılmasını ve sonuçların da yine doktorlar tarafından kullanılmasını sağladım. Ayrıca kimsenin bunu sorgulamasını da istemedim. Dünya rekoru benimdi ve ben bunun geçerli olduğundan emin olmalıydım.
Ertesi gün New york City'e geldim, ve bi' ufaklık bana doğru geldi--Apple mağazasından çıkıyordum-- bu ufaklık bana doğru yürüyerek "N'aber!" der gibi oldu. Ben "Eyvallah?" der oldum. Bana baktı ve "Eğer nefesini o kadar uzun süre tuttuysan, sudan nasıl kuru çıktın?" diye sordu. Ben "Nee?" diyebildim ancak. (Kahkaha) Ve işte bu benim hayatım. Yani... (Kahkaha)
Bir sihirbaz olarak insanlara imkansız gelen bazı şeyler gösteriyorum. Ve bence sihir, nefesimi tutsam da, bir deste kağıt karıştırıyor olsam da gayet basittir. Pratik yapmak, çalışmak ve-- pratik yapmak, çalışmak ve deney yapmak, elimden gelenin en iyisi olmak için zorlayarak acının içinden geçmek. Ve benim için sihirin anlamı budur, yani, teşekkür ederim. (alkışlar)
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
TEDMED'den bu oldukça kişisel konuşmasında sihirbaz ve dublör David Blaine 17 dakika boyunca suyun altında nefesini tutmanın nelere katlanmasını gerektirdiğini, sıklıkla ölüme meydan okumasını gerektiren mesleğinin onun için anlamını anlatıyor--bir dünya rekoru(ve tüm konuşmasından sadece bir dakika kısa!)-- UYARI: Bunu evde DENEMEYİNİZ.
With a deck of cards and authoritative cool, David Blaine brings the wonderment of magic off the stage and onto the sidewalk. Full bio »
Translated into Turkish by Aye Demirel
Reviewed by Selim Ünlüsoy
Comments? Please email the translators above.
As a magician, I think everything is possible. And I think if something is done by one person it can be done by others.” (David Blaine)
19:49 Posted: Jul 2008
Views 3,510,925 | Comments 437
31:08 Posted: Aug 2008
Views 1,341,727 | Comments 85
15:14 Posted: Dec 2007
Views 4,171,128 | Comments 310
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.