Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
Tekrar burada olmak harika. Bu harika toplantıya bayılıyorum. Diyeceksiniz ki: "Bu da ne?! "Yanlış slaytı mı koydular?" Hayır, hayır. Şu muhteşem yaratığa bir bakın ve şu soruyu sorun: Bunu kim tasarladı? Burası TED: Teknoloji, Eğlence ve Tasarım. Ve bu da bir süt ineği. Bu epeyi iyi tasarlanmış bir hayvan. Bunu nasıl takdim edebilirim, diyordum. Belki Joyce Kilmer'in karaladığı o eski şiirle sunarım, dedim. "Şiirleri, benim gibi ahmaklar yapar. Ama bir ağacı ancak Tanrı yapar." Diyebilirsiniz ki, "İneği Tanrı tasarladı."
Ama elbette Tanrı epey yardım aldı. Bu büyükbaş hayvanların atası. Bu Afrika antilopu. Ve doğal seçilim tarafından tasarlandı-- Milyonlarca yıl süren doğal seçilim süreciyle. Sonra, binlerce yıl önce evcilleştirildi. Ve insanlar bu hayvanın kâhyası konumuna geldiler, ve ne yaptıklarını bile bilmeden, onu zaman içinde yeniden ve yeniden tasarladılar. Ve daha yakın zamanda, bir tür... tümden gelim yöntemiyle, bu yaratığın parçalarının neler olduğunu, nasıl işlediğini, ve bunların en iyi hâle nasıl getirilebileceğini incelemeye başladılar.
Şimdi ben niye ineklerden bahsediyorum? Çünkü, aynı şeylerin dinler için de geçerli olduğunu söylemek istiyorum. Dinler, doğa olaylarıdır. İnekler kadar doğaldırlar. Binlerce yıl içinde evrildiler. Biyolojik temelleri vardır-- tıpkı Afrika antilopu gibi. Evcilleştirildiler ve insanlar dinleri, binlerce yıldır yeniden tasarlıyorlar. Burası TED ve ben tasarımdan bahsetmek istiyorum. Çünkü son dört senedir, beni ilk gördüğünüzden beri -bazılarınız beni TED'de, dinden bahsederken gördü- dört senedir, neredeyse hiç durmadan bu konu üzerinde çalışıyorum. Buna, dinlerin, tümden gelimle incelenmesi, diyebiliriz. Daha bu düşünce bile, sanırım, birçok insanı korkutuyor veya sinirlendiriyor. Ben işte bu tılsımı bozmak istiyorum.
Demek istiyorum ki: "Hayır, dinler önemli bir doğa olayıdır. "Ve onları, diğer önemli doğa olaylarını "incelediğimiz ciddiyetle incelemeliyiz." Örneğin, dün akşam Al Gore'dan dinlediğimiz küresel ısınma. Günümüzdeki dinler mükemmelen tasarlanmışlardır-- mükemmelen. Son derece güçlü sosyal kurumlardır, ve özelliklerinin bir çoğu, önceki özelliklerine dayandırılabilir ve bunları da en iyi, tümden gelimle anlayabiliriz. İnekte olduğu gibi, burada da evrimsel tasarım, yani... doğal seçilim tarafından tasarlanma ile; akıllı tasarımın, yani... insanlar tarafından, az çok akıllıca yeniden tasarlanmanın karışımı söz konusu.
TED'de kitap tanıtımı olmaz; ama ben kitabımla ilgili tek bir slayt göstereceğim, çünkü bu grubun duyması gereken bir mesaj içeriyor. Ve buna ne diyeceğinizi merak ediyorum. Kitabımdaki önerilerimden birisinden bahsedeceğim-- şimdilik, din hakkında, başka bir öneri yapacak kadar çok şey bilmiyorum. Bu öneri, bugün duyduğunuz başka fikirlere benziyor.
Önerim şu: Bir iki dakikada açıklayacağım. İlkokul, orta okul, devlet okulları ile özel okullarda ve evde eğitim gören bütün çocuklara Dünya dinleri eğitimi. Önerim şu: Okumayı, yazmayı, aritmetiği, Amerikan tarihini nasıl zorunlu kılıyorsak, Dünya dinleriyle ilgili verileri içeren bir müfredatımız olmalı-- tarihleri, inanç sistemleri, metinleri, müzikleri, sembolleri, yasakları, şartları. Bunlar verilere dayanarak, açıkça, hiç saptırılmadan ülkedeki her çocuğa öğretilmeli. Ve çocuklara bunları öğrettiğiniz sürece, başka ne isterseniz öğretebilirsiniz. Bence, inanç özgürlüğüne en fazla böyle müsamaha edilir. Çocuklarınızı diğer dinler hakkında da eğittiğiniz sürece onlara istediğiniz yaşta, istediğiniz inanç sistemini öğretebilirsiniz. Ama onları diğer dinlerden de haberdar edin.
Niye böyle söylüyorum? Çünkü demokrasiler bilgili yurttaşlığa dayanır. Bilgili olarak gösterilen rıza, demokrasi anlayışımızın temelidir. Yanlış bilgilendirmeyle alınan rıza kıymetsizdir. Yazı tura atmak gibi-- hiçbir değeri yok. Demokrasi, bilgiliyken gösterilen rızaya dayanır. Sorumlu yetişkenlere böyle davranılır. Henüz reşit olmayan çocuklar özel bir durum teşkil ediyor. Rahip Rick'in kullandığı bir kelimeyi kullanacağım: Ebeveynler, çocuklarının kâhyalarıdır. Onların sahipleri değildirler. Çocuğunuzun sahibi olamazsınız. Dünyaya, ülkeye, onlara karşı onlara iyi bakmakla mükellefsiniz. Onlara, en çok hangi inanç sistemini önemsiyorsanız onu öğretebilirsiniz, ama, diyorum ki, onları diğer inanç sistemlerinden haberdar etmekle de mükellefsiniz.
Buna bu kadar zaman ayırdım çünkü beni hayrete düşüren tepkiler aldım. Katolik bir gazetenin eleştirmeni, önerime "totaliter" dedi. Ben ise gerçekten özgürlükçü olduğunu düşünüyorum. Okuma, yazma ve aritmetiği zorunlu kılmak totaliterlik mi? Sanmıyorum. Tek söylediğim-- veriler. Sadece veriler. Değerler değil; Dünya dinleriyle ilgili veriler. Bir başka eleştirmen "gülünç" dedi. Açıkçası bunu herhangi bir kimsenin gülünç bulması beni rahatsız ediyor. Ben bunu, mevcut demokrasi ilkelerimizin olağan, doğal bir uzantısı gibi görüyorum ve birisinin bunu saçma bulmasına şaşıyorum. Birçok dinin, çocuklarının, inançlarının saflığını korumak istediğini ve bu yüzden onları diğer dinlerden bîhaber bırakmaya çalıştıklarını biliyorum. Bu savunulacak bir şey değil, ama bununla ilgili tepkilerinizi sonra duymak isterim.
Ama şimdi ilerleyeceğim. İneğe dönelim. İnternet'ten aldığım bu fotoğrafta-- soldaki adam bu fotoğrafın önemli bir parçası. O, kâhya. İnekler, kâhya insanlar olmasa yaşayamazlar-- evciller. Bir tür ortak yaşam oluşturmuşlar. Soylarının devamı için bize ihtiyaçları var. Rahip Rick koyunlardan bahsediyordu. Ben de koyunlardan bahsedeceğim. Epey bir tesadüfi çakışma var. Koyunların bir çoban edinmesi ne kadar akıllıcaydı! Bunun onlara ne sağladığını bir düşünün. Bütün sorunlarını başka birisine havale ettiler-- avcılardan korunma, yiyecek bulma, sağlık kontrolü. Birçok sürünün tek kaybı, özgürce çiftleşme oldu. Ne alışveriş ama! "Koyunlardaki zekâya bak!" diyebilirsiniz. Ama, tabii, iş koyunların zekâsında değil. Hepimiz koyunların çok zeki olmadıklarını biliriz. İş koyunların zekâsında değil. Hiçbir şeyden haberleri yok! Ama çok zekice bir hamleydi. Peki kimin zekice bir hamlesiydi? Doğal seçilimin zekice bir hamlesiydi.
Francis Crick -Jim Watson'la beraber DNA'yı keşfenden bililm adamı- bir defasında Orgel'in İkinci Yasası'nı tiye almıştı. Leslie Orgel hâlen harika bir moleküler biyolog. Orgel'in İkinci Yasası: Evrim, sizden daha zekidir. İşte Akıllı Tasarım öyle değil. Francis Crick öyle olduğunu söylemezdi. "Evrim sizden daha zekidir." Eğer Orgel'in İkinci Yasası'nı anlarsanız, Akıllı Tasarım iddialarının da bir oyunbazlık olduğunu anlarsınız. Doğal seçilim sürecinin keşfettiği tasarımlar inanılmaz derecede dâhice. Bu keşifler biyologları tekrar tekrar hayrete düşürüyor. Ama sürecin kendisi amaçsız, öngörüsüz, tasarlanmamış. Burada, dört sene önce, çime tırmanan bir karıncadan bahsetmiştim. Karınca ne yapıyordu? Beyni bir tür karaciğer kurdunun etkisine girmişti ve bu kurt üremek için bir koyunun veya ineğin midesine girmeliydi. Biraz ürpertici bir hikâyeydi.
Bazıları yanlış anlamış olabilir. Karaciğer kurtları zeki değildir. Karaciğer kurtlarının zekâ seviyesinin, petunya ile havuç arasında olduğunu ileri sürerim. Zeki değiller. Olmaları da gerekmiyor. Buradan öğreniyoruz ki, fayda sağlamak için zeki olmak gerekmez. Tasarım, doğada mevcut; ama kimsenin zihninde değil. Olmak zorunda da değil. Evrim böyle işler. Evcilleştirme koyunlara yaradı mı? Genetik özelliklerini sürdürebilmeleri için harikaydı.
Bu noktada size, TED'de üç sene önce Paul MacCready'nin değindiği harika bir şeyi hatırlatayım. Şöyle demişti: 10.000 yıl önce, tarımın başlangıcında, insan nüfusu artı çiftlik ve evcil hayvan nüfusu, yaklaşık olarak, tüm karasal omurgalıların binde biri kadardı. Bu sadece 10.000 yıl önceydi. Biyoloji için daha dün sayılır. Peki bugünkü durum ne? Ne dediğini hatırlıyor musunuz? Yüzde 98. Bu gezegende yaptığımız işte budur.
Sonra Paul'la konuşmuştum. Bu hesaplamayı nasıl yaptığını, kaynaklarını öğrenmek istedim. Bana konuyla ilgili yazdığı bir makaleyi verdi. O makalede, burada sunmadığı... ama güzel bir bölüm vardı, onu okuyacağım: "Eşşiz bir küre üzerine, milyarlarca yılda... şans, ince bir kat yaşam sürdü: karmaşık, olanaksız, harika ve kırılgan. Ansızın, biz insanlar, -yeni peydahlanan bir tür- doğadaki dengeye ve düzene tabi olmaksızın, çoğalıp; teknoloji ve zekâ bakımından öyle ilerledik ki korkunç bir güce ulaştık. Artık fırça bizim elimizde." Atmosfere, ince bir kat cila, dendiğini duymuştuk. Yaşam da bu gezegen üzerinde ince bir kat boya. Ve fırçayı tutan biziz. Bunu nasıl yapabiliriz?
Gezegene hükmetmenin anahtarı kültürde, ve kültürün anahtarı dinde. Marslı bilim adamları Dünya'ya geldi diyelim. Şaşıracakları çok şey var. Bunun ne olduğunu bilen var mı? Ben söyleyeyim: 2001'de, bir milyon insanın Ganj kıyılarında toplanması-- herhalde en çok sayıda insanın bir araya geldiği toplantı, uydudan göründüğü hâliyle. İşte büyük bir kalabalık. Bu da Mekke'deki bir kalabalık. Marslılar bu işe hayret ederdi. Bunun nasıl başladığını, ne için olduğunu ve nasıl sürdüğünü öğrenmek isterlerdi.
Aslında ben bunu es geçeceğim. O karınca istisna değil. Pek çok türde, çok ilginç vak'alar oluyor. Bu durumda ise, bir parazit bir farenin içine giriyor. Amacı bir kedinin midesine yerleşmek. O fareyi, gözü pek yapıyor; fare de kedilere yem olmaya gidiyor. Gerçek hikâye. Yani, bunlar korsan-- bu slaydı dört sene önce de görmüştünüz-- beyni ele geçiren, ve organizmanın genetik çıkarı haricinde başka bir amaç ile intihar eğilimine bile sebep olan bir parazit.
Bu bizde de olur mu? Evet, pekâlâ olur. "İslam" Arapça'da, teslim olmak, demek. "Allah'a boyun eğme" anlamına gelir. Sadece İslam'dan bahsetmiyorum. Hıristiyanlık'tan da bahsediyorum. Bu, 50 sene önce, Paris'te küçük bir kitapçıda bulduğum bir parşömen nota kağıdı. Üzerinde Latince şöyle diyor: Semen est verbum Dei. Sator autem Christus. "Tanrı'nın sözleri tohum, tohumu eken İsa'dır." Aynı düşünce-- pek sayılmaz. Ama aslında, Hıristiyanlar da Tanrı'ya teslim olmalarıyla iftihar ederler. Birkaç alıntı: "İbadet teslimiyettir. "Teslim olanlar, -anlamsız da olsa- Tanrı'nın sözüne itaat ederler." Bunlar Rick Warren'ın sözleri. "Maksatlı Yaşam" adlı kitaptan.
Şimdi kısaca, okuduğum bu kitaptan bahsedeceğim. Hepinizde bir nüshası var. Neler söylediğini de duydunuz. Şimdi bu kitap hakkında, tasarım açısından bir şeyler söyleyeceğim; çünkü bence gerçekten harika bir kitap. Öncelikle, hedef. Hedefini az önce öğrendiniz: Milyonlarca insanın hayatına bir amaç kazandırmak-- ve başarılı oldu. Bu iyi bir hedef mi? Harika bir hedef, hak verirsiniz. Kesinlikle haklı. Hayatta bir amacı olmayan birçok insan var; ve onlara bir amaç kazandırmak, harika bir hedef. Bu konuda, yıldızlı pekiyi verdim ona. Hedefe ulaşıldı mı? Evet. 30 milyon sattı kitap. Al Gore, çatla! (Kahkahalar) Al'in yapmaya çalıştığını Rick yapıyor. Bu müthiş bir başarı.
Peki bunu nasıl yapıyor? Bu, geleneksel dinî temaların yeniden tasarlanması-- onları güncelliyor, eskiyen bölümleri atıyor; diğer bölümleri yeniden yorumluyor. Binlerce yıldır süren din evrimi işte bu. O da bunun son başarılı uygulayıcısı. Bunu anlatmama gerek yok. Söylediklerini duydunuz. Her sayfada insan psikolojisine dair bilgiler, bilgece öğütler... Dahası, bizi işin perde arkasına da davet ediyor. Bunu takdir ettim. Örneğin, İncil'in hangi tercümlerini kullandığı açıkladığı bir ek var. Kitap gayet açık, inandırıcı, anlaşılabilir ve güzelce biçimlendirilmiş. Yeteri kadar tekrar var. Bu çok önemli. Her okuyuşunuzda veya söyleyişinizde, zihninizde bir nüshasını daha yaratıyorsunuz. Her okuyuşunuzda veya söyleyişinizde, zihninizde bir nüshasını daha yaratıyorsunuz. (Kahkahalar) Hep beraber! Her okuyuşunuzda ve söyleyişinizde zihninizde bir nüshasını daha yaratıyorsunuz. Sağ olun.
Geldik benim derdime. Bu kitabın takdir ettiğim yönleriyle ilgili söylediklerim samimiydi. Ama, keşke daha iyi olsaydı. Bu kitapla ilgili sorunlarım var. Ve bunlara değinmezsem riyakârlık etmiş olurum. Keşke kitabı şöyle bir elden geçirip ikinci bir versiyon yayınlasa. "Hakikat sizi özgürleştirecek" -- İncil'de böyle yazıyor ve ben de buna inanmak istiyorum.
Sorunum şu: bazı bölümlerinin doğru olmadığını düşünüyorum. Bazıları yorum farkından kaynaklanıyor, ama benim derdim bu değil. Bunu belirtmekte fayda var. Şöyle bir bölüm var: "Eğer Tanrı olmasaydı, hepimiz kazara, şans eseri ortaya çıkmış olurduk. Bu kitabı okumayı bırakabilirdiniz; çünkü hayatınızın amacı, anlamı ve önemi olmazdı. 'Doğru' ve 'yanlış' olmaz; buradaki vadenizden sonrası için umudunuz kalmazdı." Ben böyle düşünmüyorum. Bu arada, Homer Groening'in filmi bu iddiaya çok güzel bir alternatif sunuyor. Evet, hayat anlamlı ve doğruyla yanlışın nedenleri var. Anlam kazanmamız ve iyi olmamız için Tanrı'ya inanmamız gerekmiyor. Ama bu sadece bir yorum farkı. Beni endişelendiren bu değil.
Buna ne demeli: "Tanrı bu gezegenin doğasını sadece içinde biz yaşayabilelim diye yarattı"? Korkarım birçok insan bu ifadeden, Al Gore'un teşvik ettiği şeyleri yapmamız gerekmediği sonucunu çıkarıyor. Bu ifadeden hiç memnun değilim. Bir de bu var: "Biyoloji bilimlerinin sunduğu kanıtlar evrenin, birincil hedefi ve amacı olan yaşam ve insanlık için tasarlandığını; ve gerçekliğin bütün anlamlarının burada yattığını destekliyor." Bu, Michael Denton. Yaratılışçı. "Bir saniye", diyorum kendi kendime. Tekrar okuyorum. Üç dört defa okuyorum; "Burada 'akıllı tasarımı' mı telkin ediyor? "Yaratılışçılığı mı telkin ediyor?" diyorum. Bir şey söyleyemiyorum. Diyorum ki, "Bilemiyorum, "kafayı şimdiden buna takmalı mıyım?"
Devam edip şunu okuyorum: "Nuh, yağmur nedir, bilmiyordu; çünkü selden önce Tanrı toğrağı aşağıdan suluyordu." Keşke bu cümle burada olmasaydı, çünkü bence yanlış. Ve gezegenin tarihini böyle ele almak -- gezegenin milyonlarca yıllık tarihini yeni öğrenmeye başlamışken -- insanları bilimsel anlayıştan uzaklaştırıyor. Rick Warren, bilimsel terimleri ve doğru sanılan bazı ifadeleri çok ilginç bir şekilde kullanıyor:
"Tanrı sizi, özgün bir işlev edinin ve kendisine hizmet edin, diye yarattı. Sizi var eden DNA karışımını dikkatlice hazırladı." Bence bu yanlış. Hadi bunu, mecazi olarak değerlendirdik, diyelim. Bir tane daha: "Örneğin, beyniniz 100 trilyon veri depolayıp; saniyede 15.000 karar verebilir." Bunu nasıl yorumlayıp kabul edebilirim, bilmiyorum. Buna, doğru, demenin bir yolu olabilir. "Antropologlar, ibadetin evrensel ve içimize Tanrı'nın yerleştirdiği bir dürtü olduğunu belirtirler." Buna hak veriyorum; ama bence bu evrimle açıklanabilir.
Bu kitapta en rahatsız edici bulduğum şey ise ahlaklı olmak ve hayatınıza anlam kazandırmak için, bir "akıllı tasarımcı" olmanız ve evrimi reddetmeniz gerektiğini söylemesi. Bence tam tersine, sorunlarımızı çözmek için evrim biyolojisini ciddiye almamız lazım. Kimin gerçeklerini dinleyeceğiz? Maksatlı Yaşam şöyle diyor: "Hayatımı İncil'e göre kurmalı, yönümü ona göre belirlemeli, önemli kararlarımı ona danışmalı ve her şeyi ona göre değerlendirmeliyim." Pekâlâ, iyi de, bundan sonra ne gelecek?
İşte beni endişelendiren bu. Unutmayın, şöyle demişti: "Teslim olanlar, -anlamsız da olsa- Tanrı'nın sözüne itaat ederler." Ve bu bir sorun. "Şeytanla tartışmayın. "O sizden daha iyi bir tartışmacı; binlerce yıl alıştırma yaptı." Bu kurnaz hamleyi Rick Warren bulmadı. Bu eski bir hamle. Dinlerin, zekice bir uyarlaması. Makul eleştirileri etkisiz hâle getirmek için kullanılan bir joker. "Yorumumu beğenmediniz mi? Makul bir itirazınız var mı? Dinlemeyin, dinlemeyin! Bu konuşan Şeytan." Bu bizi, muhakeme yeteneği olan bireyler yaratma çabamızdan alıkoyuyor.
Bir derdim daha var; sonra bitiriyorum. Ve eğer mümkünse, Rick'in cevabını duymak isterim. "İsa, öğrencilerine göründüğünde, 'Bütün ulusları, öğrencim olarak yetiştirin. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adıyla vaftiz edin. Size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin.' dedi." İncil'e göre, dünyayı sadece İsa kurtarabilir. Burada, son bir iki günde çok güzel Dünya haritaları gördük. Bu, diğerleri kadar güzel değil. Sadece Dünya dinlerini gösteriyor. Burada da dinlerin günümüzdeki dökümünü görüyoruz.
Diğer dinlerin kitapları, "başkalarını dinleme, onlar Şeytan!" derken, biz gerçekten onları içimizde sindirmek -- için mi uğraşıyoruz? Bu bana, ileride çok sorun çıkaracak bir seçenek gibi geliyor. Bu levhayı yakın zamanda Maine'e giderken, bir kilisenin önünde gördüm, "Tanrı olmadan, iyilik hiçtir." Hoş bir kelime oyunu. Çok kurnaz bir mem. Ben hak vermiyorum; ve bu düşüncenin hâlihazırda yaygın olması -- gizli saklı da değil -- bugün yüzleştiğimiz en önemli sorunlardan biri. Benim gibiler; Tanrı'ya inanmadığı hâlde iyilik eden, nice içten, pırlanta gibi ateist ve bilinemezci tanıyor. Ve nice dindar insan tanıyoruz ki, kutsal değerlerin arkasına sığınıp iyilik etmekten kaçıyorlar. Bu yüzden, bu memden kurtulmayı diliyorum. Keşke bu mem'in soyu tükense. Dinlediğiniz için teşekkürler. (Alkışlar)
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
Filozof Dan Dennett dinlerin -bütün dinlerin- okullarda öğretilmesini ve böylelikle onları bir doğa olayı gibi değerlendirebilmemizi istiyor. Sonra da Maksatlı Yaşam'ın ahlaklı olmak için, evrimi inkâr etmek gerektiği yönündeki iddiasını ele alıyor.
Philosopher and scientist Dan Dennett argues that human consciousness and free will are the result of physical processes and are not what we traditionally think they are. His 2003 book Freedom Evolves explores the way our brains have evolved to give us -- and only us -- the kind of freedom that matters, while 2006's Breaking the Spell examines religious belief through the lens of biology. Full bio »
Translated into Turkish by Hakan Ergin
Reviewed by Sancak Gülgen
Comments? Please email the translators above.
21:02 Posted: Jul 2006
Views 985,308 | Comments 677
16:32 Posted: Jul 2006
Views 986,822 | Comments 635
29:10 Posted: Apr 2007
Views 1,646,044 | Comments 5950
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.