Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
Sanırım tıp kültürünün değişmesi gerekli bir yanıyla ilgili bir şeyler yapmamız gerekiyor. Ve sanırım bunun bir doktordan başlaması gerekiyor ve o da benim. Ve bunu yaparken, belki de uzun süredir bu işle uğraştığım için, sahip olduğum prestijin hatalarımla ilişkili bölümünden feragat edebilirim.
Konuşmamın ana konusuna başlamadan önce, gelin bir parça beyzbolla başlayalım. Neden olmasın ki ? Sezonun neredeyse sonundayız, finallere yaklaşıyoruz. Hepimiz beyzbolu seviyoruz, öyle değil mi? (Gülüşmeler) Beyzbolla ilgili olarak bir takım çarpıcı istatistiklere sahibiz. Ve bunlardan yüzlerce var. "Moneyball" isimli bir kitap çıkmak üzere istatistiklerle ve çok iyi bir beyzbol takımı kurmakla ilgili.
Bir statististik üzerinde yoğunlaşacağım ki bir çoğunuzun bunu duyduğunu umuyorum. Buna vurma ortalaması deniyor. Mesela 300'den bahsederiz, oyuncunun 300 vurmasından. Bunun anlamı oyuncunun vuruşlar sırasında onda üç isabet göstermesidir. Yani sahanın en uzak bölgelerine topun diğerleri tarafından yakalanmadan düşmesi ve başlangıç noktasına zamanında gönderilememesidir ve topa vuran oyuncunun toptan önce başlangıç noktasına ulaşmasıdır. 10 vuruşta üç defa. Amerikan beyzbol liginde 300 vurana ne dendiğini biliyor musunuz? İyi, gerçekten iyi deniyor. Hatta bir yıldız. Peki 400 vuran birine ne dendiğini biliyor musunuz? Bu arada bu da her 10 atışta 4 kez amaca ulaşmak demektir. Efsanevi-- Normal sezonda 400'den fazla vuran en son Amerikan beyzbol ligi oyuncusu Ted Williams gibi efsanevi.
Şimdi gelin benim kendimi çok daha fazla rahat ya da size yapacağım konuşmayı düşündüğünüzde birazcık daha az rahat hissedeceğim tıp dünyama geri dönelim. Apandisit olduğunuzu farzedin ve bir cerraha yönlendirildiniz, apendektomi üzerine 400 hedef atışı yapan bir cerraha. ( Gülüşmeler) Garip bir şekilde, bunu kabul etmenin mümkünü yok, değil mi? Şimdi kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde yaşadığınızı düşünün ve sizinle birlikte yaşayan sevdiğinizin iki koroner arterinde tıkanma var ve aile doktorunuz sevdiğiniz kişi için anjiyoplasti üzerine 200 vuruşu olan bir kardiyolog öneriyor. Fakat ne oluyor biliyor musunuz? O bu yıl çok daha iyisini yapıyor. Kendisini toparlıyor. Ve 257 vuruş yapıyor. Garip bir şekilde bu da işe yaramıyor.
Ama ben size bir soru soracağım. Bir kalp cerrahının ya da yüksek hemşirenin ya da bir ortopedistin, bir jinekoloğun, bir acil servis uzmanının başarı ortalaması hakkında ne düşünüyorsunuz? 1000, çok güzel. Şimdi gerçek olan şu ki tıbbın tümü içinde hiç kimse iyi bir cerrahın ya da dahiliyecinin ya da acil personelinin başarılı sayılması için gerekli olan ortalamayı bilmez. Bizim yaptığımız ise ben de dahil olmak üzere herbirini dış dünyaya hayranlıkla yollayıp mükemmel olmasını istememizdir. Asla, asla hiç bir zaman hata yapma, fakat detaylara, onun nasıl olabileceğine dair kafa yor.
Ve ben tıp fakültesindeyken aldığım mesaj buydu. Obsesif kompülsif bir öğrenciydim. Lisedeyken, bir sınıf arkadaşım bir keresinde Brian Goldman'ın kan tahlili üzerinde çalışabileceğini söylemişti. (Gülüşmeler) Ve yaptığım da bu oldu. Buradan çok uzak olmayan Toronto Devlet Hastanesinin hemşire binasının tepesindeki ufak bir odada çalıştım. Ve her şeyi ezberledim. Anatomi derslerimde ayırıcı tanıları belirsiz ve ortak her kasın başlangıç ve çıkışlarını, aortadan çıkan her damarı ve dallarını ezberledim. Hatta renal tübüler asidozisin nasıl sınıflandırılacağını ve ayırıcı tanısını bile öğrendim. Ve bunlarla birlikte, daha daha fazla bilgiyi öğreniyordum.
Ve başarılı oldum, mükemmel derecelerle mezun oldum. Tıp fakültesini bitirdiğimde öyle bir izlenime sahiptim ki eğer ben her şeyi mümkün olduğunca fazla ve yeterli öğrendiysem bu beni hata yapmaya karşı bağışık kılacaktı. Ve bu bir süreliğine, doğruymuş gibi gitti. Bayan Drucker'ı tanıyana kadar.
Burada Toronto Eğitim Hastanesinde asistandım bayan Drucker çalışmakta olduğum hastanenin acil servisine getirilmişti. O zamanlar rotasyonumu yapmak üzere kardiyoloji servisindeydim. Ve benim görevim, acil servisten kardiyoloji konsültasyonu istendiğinde, orada hastayı görmek ve kıdemlime bunu rapor etmekti. Ve bayan Drucker'ı gördüm, ve solunumu yoktu. Ve onu dinlediğim zaman ondan hırıltılı bir ses geliyordu. Ve onun göğsünü stetoskopla dinlediğim zaman Her iki yanda çıtırtılı bir ses duyabildim ki bu bana konjestif kalp yetmezliği olduğunu düşündürdü. Bu durumda yetmezlik nedeniyle kalp çevreye kanı tümüyle pompalayamaz ve bir miktar kan akciğere geri kaçar ve akciğerler kanla dolar ve bu nedenle solunum yetmezliğine sahip olursunuz.
Ve bunun tanısını koymak zor değildir. Tanıyı koydum ve tedavisi için plan yaptım. Ona aspirin verdim. Solunum güçlüğünü azaltmak için ona ilaçlar verdim. Biriken sıvının atılması için diüretik denilen sıvı atıcı ilaçlar verdim. Ve birbuçuk ya da iki saatlik bir süre sonunda kendini daha iyi hissetmeye başladı. Ve ben de kendimi gerçekten iyi hissettim. Ve o anda da ilk hatamı yaptım; Onu evine gönderdim.
Gerçekte, iki hata daha yapmıştım. Onu kıdemlimle görüşmeden evine gönderdim. Benden beklendiği üzere, telefonu kaldırıp ta onu arayarak hastanın durumu hakkında bilgi vermedim ki bu sayede hastayı kendi başına görüp denetleyebilirdi. Üstelik hastayı biliyordu da, bu sayede onun hakkındaki değerlendirmeyi daha iyi hale getirebilirdi. Bunu iyi bir gerekçeyle yapmış olabilirdim. Belki de üstümden denetlenmek istememiştim. Belki de çok başarılı olup burada yaptığım gibi sorumluluğumu arttırarak onun hastalarına ona bile bilgi vermeden bakabilirdim.
Yaptığım ikinci hata daha da kötüydü. Onu eve gönderirken, içimden gelen ve bana " Goldman, bu iyi bir fikir değil, yapma" demeye çalışan cılız sese önem vermedim. Gerçekte ise kendime karşı bir güvensizlik duymuş olmalıyım ki bayan Drucker giderken arkasından bakan hemşireye sorma ihtiyacı duydum, " Sence de eve gitmesinde bir sakınca yok değil mi?" Ve hemşire düşündü ve o anın gerçeğine uygun davranarak " Evet, bence de durumunu toparlar." dedi. Bunu daha dünmüş gibi hatırlıyorum.
Böylece taburcu kağıtlarını imzaladım, ve bir ambülans geldi, onu evine götürmek için acil personeli geldi. Ve ben de işimin başına döndüm. Günün geri kalan bölümünde, o öğleden sonrası, beni içimden kemiren bir duygu yaşadım. Ancak işime devam ettim. Ve günün sonunda hastaneyi terketmek için hazırlandım arabamı alarak eve gitmek için otoparka yürüdüm bu benim genelde yapmadığım bir şeydi. Onun için acil servisin içinden geçtim.
Ve orada bayan Drucker'ın arkasından bakan değil de başka bir hemşire vardı, bana sadece üç kelime söyledi o üç kelime ki bildiğim acil doktorlarının tamama yakını duymaya korkardı. Tıbbın diğer alanlarında olanların korktuğu gibi, ancak yine de acil tıbbı için farklı bir özelliği vardı çünkü (orada) hastaları kısaca-aceleyle görürüz. O üç kelime şuydu: Acaba onu hatırlıyormusun? "Eve gönderdiğiniz hastayı hatırladınız mı?" ve bana doğrudan doğruya sormuştu. " O geri geldi," aynı tonda söylemişti.
O geri gelmişti. Ölümcül durumda geri gelmişti. Benim onu eve gönderişimi takiben, eve varışından yaklaşık bir saat sonra, o bayılmış ve ailesi 911'i aramış ve ambulans personeli onu acil servise geri getirmişti orada tansiyonu 50 idi bunun anlamı ciddi şok' tu. Ve nadiren nefes alıyordu ve rengi maviydi. Ve acil personeli ellerinden geleni yapmıştı. Kan basıncını yükseltmek için ona ilaçlar vermişlerdi. Onu ventilatöre koymuşlardı.
Ve bu kez ben de şoktaydım ve ben heyecandan titriyordum. Ve gel-git'ler içine girmiştim, çünkü durumu stabilize olduktan sonra yoğun bakım ünitesine gönderilmişti ve her şeye rağmen düzeleceğini umuyordum. Ve takibeden iki ya da üç günün ardından onun bir daha asla uyanamayacağı ortaya çıktı. Geri dönüşümsüz beyin hasarı gelişmişti. Ve ailesi toplandı. Ve takibeden sekiz ya da dokuz gün süresince olanlar karşısında çaresizdiler. Ve dokuz gün sonrasında, işlemin sonlandırılmasına karar verdiler-- Bayan Drucker, eş, anne ve anneanne.
Ölenlerin isimlerinin asla unutulmadığını söylerler. Ve benim bu kuralla tanıştığım ilk olay buydu. Takibeden bir kaç hafta içinde, Kendi kendimi suçladım ve tıp kültürümüz içinde varolan sağlıksız bir utanç duygusuyla ilk kez yüzyüze geldim-- kendimi yalnız ve izole hissettim, herkesin hissettiği normal sayılabilecek bir utanç değil, çünkü meslektaşlarınızla konuşamazsınız. Normal sayılanı biliyorsunuz, en iyi arkadaşınıza kimseye söylememek için söz verdiğiniz bir sırrı ağzınızdan kaçırdığınızda çuvallarsınız ve o en iyi arkadaşınız karşınıza geçer ve korkunç tartışmalara girişirsiniz, ama sizi hasta eden bu duyguyu atlatırsınız ve o hatayı bir daha yapmayacağınızı söylersiniz. Ve verdiğiniz bu söz sonucunda o hatayı bir daha asla yapmazsınız. Bu türden utanç duygusu bir tür öğretmendir.
Benim burada bahsettiğim sağlıksız utanç ise sizi içinizden hasta eder. Bu öyle bir şeydir ki size yaptığınız şeyin değil kendinizin kötü olduğunu söyler. Ve benim hissettiğim de buydu. Ve bu sadece benim kıdemlimi kukla yerine koymam de değildi. O aileyle konuştu ve eminim ki sorunu yumuşattı ve benim dava edilmemi engelledi. Ve ben kendime bu soruları sormaya devam ettim. Kıdemlime neden sormadım? Neden onu eve gönderdim? Ve sonra daha da kötü anlarım oldu: Bu türden bir aptallığı niçin yaptım? Niçin tıbbı seçtim?
Yavaş yavaş da olsa bu yararlı oldu. Bir parça kendimi iyi hissetmeye başladım. ve havanın bulutlu olduğu bir gün bir gök gürültüsü oldu ve güneş görünmeye başladı ve ben merak ettim, kendimi yeniden iyi hissettim. ve kendi kendimle bir pazarlık yaptım eğer kendimi mükemmel yapma adına iki misli uğraşırsam ve bir daha asla diğer bir hata yapmazsam, lütfen sesleri durdur. Ve durdular. Ve işime geri döndüm. Ve sonra o yine oldu.
iki yıl önce Toronto'nun hemen kuzeyindeki bir hastanenin acil servisinde sorumluydum ve boğaz ağrısı olan 25 yaşında bir adam gördüm. Yoğunluk vardı, ben de biraz acele ediyordum. Burasını gösteriyordu. Boğazına baktım, biraz pembeydi. Ve ona penisilin için bir reçete verdim ve onu gönderdim. Ve o kapıdan çıkarken bile hala boğazını işaret ediyordu.
Ve iki gün sonra bir sonraki acil nöbetime geldim ve şefim yavaş bir sesle ofisinde benimle konuşmak istediğini söyledi. Ve o üç kelime söyledi: Acaba onu hatırlıyormusun? Görmüş olduğun boğazı ağrıyan hastayı hatırlıyor musun? Sonuç olarak onun streptokoksik boğazı olmadığı anlaşılmıştı. Buna karşın, epiglottitis adı verilen hayati riski olan bir durumu varmış. İsterseniz Google'dan bakabilirsiniz, infeksiyon ama boğazın değil üst solunum yolunun ve üst solunum yolunun kapanmasına yol açabilir. ve şans eseri o ölmedi. İntravenöz antibiyotikler başlandı ve bir kaç gün içinde düzeldi. Ve ben yeniden aynı utanç ve kendini suçlama döneminden geçtim ve rahatlayınca işime geri döndüm, defalarca tekrar tekrar bu iş olana kadar.
Aynı acil dönemi içinde iki kez apandisit atladım. Bu bir şekilde oluyor, özellikle bir gecede 14 hasta gördüğün bir hastanede çalışıyorsan. Onların ikisini de evlerine göndermedim ve bakımlarında herhangi bir risk oluştuğunu düşünmüyorum. Bir tanesinde böbrek taşı düşündüm. Böbrek röntgeni istedim. Sonuç normal gelince hastayı yeniden değerlendiren arkadaşım karnın sağ alt bölümünde bir hassasiyet aldı ve cerrahları aradı. Öbüründe ise fazla miktarda diyare vardı. Susuz kalmasın diye bazı sıvılar önerdim ve arkadaşıma onu değerlendirmesini söyledim. Yaptı ve yine karında sağ alt bölümde gerginlik hissettiği zaman cerrahları aradı. Her iki vakada da, operasyonlarını yaptılar ve hastalar düzeldi. Fakat her seferinde üzerime geliyorlarmış, beni kemiriyorlarmış gibi geldi.
Ve size şunu söylemeyi isterdim ki benim en kötü hatalarım bir çok meslektaşımın da söylediği gibi pratiğin ilk beş yılında ihtisas döneminde oldu. (Gülüşmeler) Bazıları ise son beş yıl içinde. Yalnız, Utanmış ve Desteksiz. Problem şu: Eğer ben kendimi temiz hissetmezsem ve hatalarım konusunda konuşmazsam, eğer bana gerçekten ne olduğunu söyleyen içimdeki sesi duymazsam bunları meslektaşlarımla nasıl paylaşırım? Başkalarının benim yaptığımı yapmamaları için onlara nasıl ders verebilirim? Eğer şimdi yaptığım gibi odaya girip de benimle ilgili ne düşündüğünüzü bilmeden konuşmasaydım
En son ne zaman biri size hata üzerine hata yapma üzerine konuştu? Evet kokteyl partiye gider ve diğer bir doktorun konuşmasını dinlersiniz, ama kendi hatalarından bahseden birini duymayacaksınızdır. Eğer ben meslektaşlarımla dolu bir odaya girip te onların desteğini isteyip ardından da size biraz önce anlattıklarımı anlatsaydım, muhtemelen onlar gerçekten rahatsız olmadan hikayelerimden iki tanesini bile aktaramazdım bazıları şaka yapmaya başlar, konuyu değiştirirler ve onun üzerinde konuşurduk. Ve gerçekte eğer ben ve arkadaşlarım hastanemizdeki ortopedistlerden birinin yanlış bacağı kestiğini bilsek bana inanın o kişiyle göz teması kurma konusunda bile sıkıntı yaşardım.
İşte biz böyle bir sisteme sahibiz. Hataların toptan reddine dayanan bir sistem Bu sistemde iki tür pozisyon vardır--- hata yapanlar ve hata yapmayanlar, uyku deprivasyonunu yapamayanlar ve yapanlar, anlamsız sonuç çıkaranlar ve çok başarılı sonuç çıkaranlar. Ve bu neredeyse ideolojik bir reaksiyon gibidir, o kişiye antikorların saldırması gibi bir şey. Ve öyle bir düşünceye sahibizdir ki eğer hata yapanları tıbbın dışına sürersek, geriye güvenli bir sistem kalır.
Ancak bununla ilgili iki problem var. Tıbbi yayıncılık ve dergi makaleleri işinde geçen 20 ya da benzeri yılım içinde tıbbi malpraktis ve yanlışlarımla ilgili olan her şeyi öğrenmek için kişisel bir çalışma yaptım Toronto Star' da yazdığım ilk makalelerden " Beyaz Önlük, Siyah Sanat" isimli gösterime kadar. Ve öğrendiğim şu ki hatalar kesin olarak her zaman ve her yerdedir. Öyle bir sistem içindeyiz ki orada her gün hatalar olur, orada verilen her 10 ilaçtan biri ya yanlış ilaçtır ya da dozu yanlıştır, orada hastane kaynaklı infeksiyonlar her geçen gün yıkım ve ölüme yol açarak artmaktadır. Bu ülkede, 24000 kadar çok sayıda Kanadalılar önlenebilir tıbbi hatalar sonucu ölmektedir. Birleşik Devletler'de, Tıp Enstitüsü buna 100.000 demektedir. Her iki durumda da büyük yetersizlikler söz konusudur. çünkü biz problem karşısında yapmamız gerekeni yapmıyoruz.
Ve size bir örnek. Tıbbi bilginin her iki ya da üç yılda ikiye katlandığı hastane sisteminde onu yakalayamıyoruz. Uyku deprivasyonu kesinlikle artıyor. Ondan kurtulamıyoruz. Kendi kognitif ön yargılarımıza sahibiz, göğüs ağrısı olan bir hastayla ilgili mükemmel bir hikaye aktarabilirim. Şimdi göğüs ağrılı aynı hastayı alın, onu sulu ve çenesi düşük yapın ve nefeslerine biraz alkol damlatın, ve aniden hikaye aşağlayıcı bir biçime bürünür. Aynı öyküyü almam. Ben bir robot değilim; Her zaman her şeyi aynı yoldan yapmam. Ve hastalarım da araba değildir; belirtilerini her zaman aynı yoldan aktarmazlar. Bütün bunları hesaba katarsanız, hatalar önlenemez. Benim eğitildiğim gibi bir sistemi alın, ve hata yapması muhtemel sağlık personelini onun dışına atın, geriye hiç kimse kalmaz.
Ve kendi kötü vakaları hakkında konuşmak istemeyen insanlarla ilgili bu sektörü bilirsiniz. Benim gösterim " Beyaz Önlük, Siyah Sanat" ta " İşte benim en kötü yanlışım" demeyi alışkanlık yaptım. Herkese, ambulans personelinden, kalp cerrahisi şefine kadar söyleyebilirim ki, " İşte benim en kötü yanlışım bu", blah,blah,blah,blah, " Sizinkinden ne haber?" ve mikrofonu onlara uzatırım. Ve onların gözbebekleri büyüyebilir, irkilebilirler, sonra aşağıya doğru bakarlar, güçlükle yutkunurlar ve hikayelerini anlatmaya başlarlardı. Kendi hikayelerini anlatmak isterler. Paylaşmak isterler. Söylemeyi isterler ki; " Bak, benim yaptığım hatayı sen yapma." Böyle şeyleri söyleyebilecekleri bir ortama ihtiyaçları var. Yeniden tanımlanmış bir tıp kültürü anlayışına ihtiyaçları var. Ve bu da her seferinde tek bir doktorla başlar.
Yeniden tanımlanmış doktor bir insandır, insan olduğunu da bilir, onu kabul eder, hata yapmaktan gurur duymaz, ama olmuş olandan başka birisine öğreteceği bir ders çıkarmak için yararlanır. Deneyimlerini başkalarıyla paylaşır. Başkaları hatalarından bahsettikleri zaman destekleyicidir. Ve başkalarının hatalarına dalga geçmek için değil fakat sevgi dolu, destekleyici biçimde değinir ki herkes yararlansın. Ve tıp kültürü içinde çalışan bir insan olarak sistemi yürütenlerin de insan olduğunu kabul eder,ve insanlar sistemi yürüttükleri zaman arada sırada hatalar yapacaklardır. Sistem geliştikçe deneyimleri biriktirerek insanların kaçınılmaz biçimde yaptığı hataların saptanmasını daha kolay hale getirir ve sağlık sistemi gibi herkesin üzerinde gözlem yaptığı yerlerde sevgi dolu ve destekleyici yolu teşvik eder. o (sistem içinde) potansiyel hataları gündeme getirir ve bunu yaptığı için ödüllendirilir ve benim gibi insanlar hata yaptıkları zaman bunu kabullendikleri için ödüllendirilir.
Benim adım Brian Goldman, Ben yeniden tanımlanmış bir doktorum. Bir insanım. Hatalar yaparım. Bundan dolayı üzgünüm, ama başkalarına öğretmek adına bir şey öğrenmeye can atarım. Benim hakkımda ne düşündüğünüzü henüz bilmiyorum ama bununla da yaşabilirim.
Ve izin verin kendime ait üç kelimeyle son vereyim: Ben gerçekten hatırlıyorum.
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
Her doktor hatalar yapar. Fakat, doktor Brian Goldman' ın da söylediği gibi tıbbın red (ve utanç) kültürü doktorları her zaman bu hatalar üzerine konuşmaktan ya da onlar yoluyla öğrenme ve kendini geliştirme işinden alıkoyar. Kendi uzun pratiğinden hikayeler anlatarak o, doktorları yanlışları üzerinde konuşmaya davet ediyor.
Brian Goldman is an emergency-room physician in Toronto, and the host of CBC Radio’s "White Coat, Black Art." Full bio »
Translated into Turkish by Oguz Tanridag
Reviewed by Sancak Gülgen
Comments? Please email the translators above.
The redefined physician is human, knows she's human, accepts it … and she works in a culture of medicine that acknowledges that human beings run the system.” (Brian Goldman)
17:51 Posted: Apr 2011
Views 1,003,501 | Comments 323
10:05 Posted: Dec 2010
Views 450,024 | Comments 245
18:07 Posted: Jul 2011
Views 825,255 | Comments 212
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.