Follow TED
Be the first to know about new TEDTalks, TED news and other announcements.
Click on any phrase to play the video from that point.
Bugün dünyanın en büyük sorunları üzerine konuşmak istiyorum. “Kuşkulu Çevreci”den (The Skeptical Environmentalist) bahsetmeyeceğim, belki o da iyi bir seçim olabilirdi ama. (Kahkahalar)
Ama şununla ilgili konuşacağım, dünyadaki büyük sorunlar neler? Ve konuya girmeden önce sizlerden şunu isteyeceğim, hepinizin birer kalem kağıt almanızı istiyorum, çünkü aslında sizden bunu nasıl yapacağımıza dair yardım isteyeceğim. Şimdi, kağıt ve kalemlerinizi çıkarın. Mesele şu, dünyada pek çok sorun var. Ben sadece bunların birkaçını sıralayacağım. 800 milyon insan açlıkla yüz yüze. 1 milyar insan temiz içme suyu bulamıyor. 2 milyar insan hijyen koşullarından yoksun. Milyonlarca insan HIV ve AIDS nedeniyle ölüyor. Liste böyle uzayıp gidiyor. İki milyar insan iklim değişikliklerinden ciddi şekilde etkilenecek... Dünyanın pek çok sorunu var.
İdeal bir dünyada, bu sorunların hepsini çözebilmeliyiz, ama çözmüyoruz. Bütün sorunları çözmüyoruz. Ve madem hepsini çözemiyoruz, kendimize sormalıyız - ki bu konuşma bu yüzden ekonomi oturumunda yapılıyor- hepsini çözemeyeceksek, kendimize sormaya başlamalıyız, önce hangilerini çözmeliyiz? Ve size bugün sormak istediğim soru bu. Diyelim ki önümüzdeki 4 sene içinde, dünyaya faydalı işler yapmamız için ayrılmış 50 milyar dolarımız var, bu parayı nereye harcamalıyız? Gelecekte dünyayı bekleyen 10 ana sorunu belirledik, sizlere kısaca bunları okuyacağım. İklim değişiklikleri, bulaşıcı hastalıklar, çatışmalar, eğitim, ekonomik dalgalanmalar, devlet yönetiminde yolsuzluk, yetersiz beslenme ve açlık, nüfus göçleri, hijyen ve temiz su, sübvansiyonlar ve ticari engellemeler. Bunların birçok yönden, dünyanın en büyük sorunlarını da kapsayan sorunlar olduğunu düşünüyoruz. Aslında sorulması gereken soru şudur, size göre dünyadaki en büyük meseleler nelerdir? Bu sorunların çözümüne nereden başlamalıyız? Ama aslında bu yanlış bir soru. Bu, Ocak ayında Davos’ta sorulan soruydu.
Ama tabii, insanlardan sorunlara yoğunlaşmalarını istemekte bir sorun var. Çünkü sorunların hepsini çözemiyoruz. Şüphesiz dünyadaki en büyük sorun hepimizin bir gün ölecek olması. Ama bunu çözecek bir teknolojiye sahip değiliz, değil mi? Yani mesele sorunlar için öncelikleri belirlemek değil, sorunların çözümlerine yönelik önceliklerin sıralaması yapmaktır. Örneğin, tabii bu giderek karmaşık hale geliyor olabilir, İklim değişiklikleri için Kyoto gibi bir çözüm önerisi olabilir. Bulaşıcı hastalıklar için sağlık klinikleri veya sineklikler önerilebilir. Çatışmalar için çözüm önerisi Birleşmiş Milletler’in barış gücü olabilir vesaire... Sizden yapmanızı istediğim, 30 saniye içinde, biliyorum bu bir yandan imkansız bir iş gibi görünüyor ama, size göre en yüksek önceliklerin neler olduğunu yazmanızı istiyorum. Ve önce, ki bu ekonominin kötücülleştiği bir nokta tabii, neleri yapmamamız gerektiğini yazmanızı istiyorum. Hangi maddeler listenin sonunda yer almalı? Şimdi lütfen, 30 saniye içinde, isterseniz komşunuzla konuşun, ve dünyanın en büyük sorunları için listenin başında ve sonunda hangi çözümler bulunmalı belirleyin.
Burada yaptığım bu konuşmanın en olağanüstü tarafı, elbette yapmaktan keyif aldığım bir iş bu ama, bunun için sadece 18 dakikam var. Şimdiden oldukça büyük bir kısmını sizlere verdim, değil mi? Bu süreçle ilgili daha detaya inmek ve sizleri biraz düşündürmek istiyorum, ve aslında şimdiye kadar yaptığımız da buydu. Sizleri aynı zamanda cesaretlendirmek istiyorum. Eminim konuşmanın ardından da fikir alışverişi yapacağız ama, düşünmenizi istediğim asıl konu, öncelik sıralamasını nasıl yaptığımız? Tabii önce kendinize şu soruyu sormanız gerekecek, acaba neden daha önce böyle bir liste yapılmadı? Bunun bir sebebi, öncelikleri sıralamanın çok rahatsızlık verici olmasıdır. Kimse bunu yapmak istemez. Elbette tüm örgütler böyle bir listenin en başında olmak isterler. Ama aynı zamanda, bu örgütler listebaşı olmamaktan nefret de edebilirler. Ve listebaşı olanlardan çok daha fazla liste başı olmayan bulunacağı için, böyle bir listenin yapılmak istenmeyişi anlaşılırdır. Birleşmiş Milletler 60 yıldır faaliyette, buna rağmen BM’de dünyanın sorunları için yapılabilecek temel katkıların bir listesini çıkarmış değiliz, ve tabii, hangilerini önce yapmamız gerektiğini de belirlemedik. Bu demek değil ki, öncelikleri belirlemiyoruz verilen her karar bir önceliklendirmedir aslında, dolaylı yoldan da olsa öncelikleri belirliyoruz- ama tabii bunların detaylandırılıp, üzerinde konuşularak yapılan önceliklendirmeler kadar etkili olması mümkün olmuyor.
Burada söylemeye niyet ettiğim şu ki; çok uzun bir süredir, bir menü dolusu seçeneğin olduğu bir durumla karşı karşıyayız. Yapmayı seçebileceğimiz bir yığın şey varken, bunların fiyatlarını ve porsiyonların büyüklüğünü bilmiyorduk. Hiçbir fikrimiz yoktu. Bir restoranta gittiğinizi ve büyük menü kartlarından birine baktığınızı hayal edin. ama fiyatlar hakkında hiçbir fikriniz yok. Bir pizza isteyeceksiniz, bunu biliyorsunuz, ama fiyatı hakkında en küçük fikriniz yok. 1 dolar olabilir, 1000 dolar olabilir. Aile boyu bir pizza gelebilir. Sadece 1 kişilik bir pizza olabilir, değil mi? Bunları bilmek isteriz.
Kopenhag Konsensus’unun yapmaya çalıştığı işte budur -- konuların üstlerine fiyat etiketlerini iliştirmeye çalışmak. Ve en temel hatlarıyla, Kopenhag Konsensus’unun işlevi de budur. Her alandan üçer tane olmak üzere, dünyanın en iyi 30 ekonomistiyle çalışıyoruz. Dünyanın en iyi ekonomistlerinden 3'ü, iklim değişiklikleriyle ilgili raporlar yazıyor. Neler yapabiliriz? Hangi bedelleri ödeyeceğiz? Ve bunların sağlayacağı faydalar neler olacak? Bulaşıcı hastalıklar için de aynı şekilde. Dünyanın alanında en iyi 3 uzmanı ne yapabiliriz diye soruyor? Ve bedeli ne olacak? Bu konuda ne yapmalıyız ve ortaya çıkan sonuç ne olur? Ve bunun gibi soruların cevaplarını veriyorlar.
Sonrasında dünyanın en iyi ekonomistlerini 3'ü Nobel ödüllü olmak üzere, dünyanın en iyi 8 ekonomistini, Mayıs 2004'te Kopenhag'da buluşturduk. Onlara “rüya takım” diyorduk. Cambridge Üniversitesi Öğrenci Konseyi onlara “Ekonominin Real Madrid’i” demeye karar verdi. Bu, Avrupa’da geçerliliği olan bir tanım tabii, burada aynı etkiyi yaratmayabiliyor. Yaptıkları basitçe, önceliklerin belirlendiği bir liste ortaya çıkarmaktı. Tabii akla ilk şu soru geliyor, neden ekonomistler? Bu soruyu sorduğunuz için çok memnun oldum tabii --(Kahkahalar)-- Çünkü bu çok iyi bir soru. Mesele şu, sıtma hastalığını merak ediyorsanız, sıtma hastalıkları uzmanına danışırsınız. İklimle ilgili sorularınız varsa, bir iklimbilimciye sorarsınız. Ama bu iki sorundan hangisini daha önce çözmemiz gerektiğini bilmek istiyorsanız, ikisine de danışamazsınız, çünkü bu onların uzmanlık alanı değildir. Bu ekonomistlerin işidir. Onlar öncelikleri belirlerler. Önce hangi sorunları çözmemiz gerektiğini bulmak, son derece pis bir iş olsa da onların işi. Ve hangilerini daha sonraya bırakacağımızı bulmak?
Şimdi, listenin son hali bu ve bunu bugün sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunu web sitesinde görmeniz de mümkün tabi, ve gün içinde de, eminim üstünde konuşmaya devam edeceğiz.. Bir liste ortaya çıkardılar, ki dediklerine göre listede kötü projeler var -- 1 dolar yatırdığınızda, karşılığında 1 dolardan daha az fayda sağlayan projeler. Listenin devamında vasat projeler, iyi projeler ve çok iyi projeler yer alıyor. Ve tabii, başlangıçta yapmamız gerekenler çok iyi olan projeler. Listenin tersinden gideceğim böylelikle en son, en iyi projelere geleceğiz.
Bunlar kötü olan projelerdi. Gördüğünüz gibi listenin sonunda iklim değişikliği yer alıyor. Bu birçok insanı kızdırıyor, bir de muhtemelen bu, insanların, benim de dönmemi istemeyecekleri bir konu. Ben de bunun hakkında konuşmak istiyorum çünkü gerçekten ilginç. Neden bu gündeme geldi? Aslında buna konuşmanın devamında da geri dönmeye çalışacağım çünkü bu muhtemelen yazdığınız listelerde fikir ayrılığına düştüğümüz konulardan biri olacak.
Kyoto’nun --veya Kyoto’dan daha kapsamlı bir işin-- başarısız birer uygulama olacağını söylemelerinin nedeni Kyoto’nun verim alınamayacak bir çalışma olmasıdır. Bu küresel ısınma yoktur demek anlamına gelmiyor. Bunun büyük bir problem olmadığı da söylenmiyor. Ama deniliyor ki, bu konuda yapabileceğimiz büyük harcamalar sonucu çok küçük faydalar göreceğiz. Makro ekonomik modellemelerin çoğunun bize gösterdiği sonuç şu ki, herkes de buna katılıyor sanırım, Kyoto yılda 150 milyar dolara maloluyor. Bu çok ciddi bir rakam. Her yıl Üçüncü Dünya ülkelerine yaptığımız global gelişim yardım paketinin 2-3 katı. Buna karşın sağladığı fayda da çok küçük. Tüm modellemeler, bu çalışmanın küresel ısınmayı 2100'e gelindiğinde sadece 6 yıl için ertelenmiş olacağını gösteriyor. Yani Bangladeş’deki biri 2100’de başına gelecek bir sel felaketini 2106’da yaşayacak. Ki bu küçük bir fayda, ama yeterli bir fayda değil. Yani buradaki fikirle, büyük paralar karşılığında çok küçük faydalar elde edebildiğimiz.
Bu konuyu biraz somutlaştırabilmek adına şu örneği vereceğim, BM’in değerlendirmelerine göre bu rakamın yarısı ile, yani yılda 75 milyar dolarla, Dünya’nın tüm temel sorunlarını çözebiliyoruz. Yaşayan her birey için temiz içme suyu, hijyenik koşullar, temel sağlık ve eğitim ihtiyaçlarını sağlayabiliyoruz. Burada kendimize sormamız gereken soru şu, çok küçük fayda sağlayabildiğimiz bu işe, bu rakamın iki katı kadar harcama yapmak istiyor muyuz? Yoksa yarısı ile inanılmaz faydalar sağlayabileceğimiz başka işlere mi yatırım yapmalıyız? Ve bu, bu bir projenin neden başarısız sayıldığının göstergesidir. Bu demek değil ki, bütün bu paraya sahip olsaydık bunu da yapmak istemezdik. Ama bu şu demek, maalesef sahip değiliz ve önceliğimiz de şimdilik bu değil.
Sırada, vasat projeler var, fark etmişsinizdir hepsiyle ilgili uzun uzun konuşmayacağım, ama bulaşıcı hastalıklar, temel sağlık hizmeti bu listede yerini aldı çünkü evet, temel sağlık hizmeti önemlidir. Çok ciddi faydalar sağlanabilirdi, ama bu da çok ama çok büyük maliyetli bir iş. Yine buradan da görünen şu ki, bir anda denklemin iki tarafını birden düşünmeye başlıyoruz. İyi projelere baktığınızda, hijyenik koşullar ve temiz su ile ilgili birçok proje var. Hijyen ve temiz su elbette çok önemli, ama altyapı maliyetleri çok yüksek. Bu yüzden sizlere dünyadaki sorunlarla nasıl başa çıkmalıyız konusu gündeme geldiğinde en azından ilk sıralarda dikkate almamız gereken dört öncelikli sorundan bahsetmek istiyorum.
Dikkate alınması gereken öncelikli dördüncü sorun sıtma - sıtmayla başa çıkma. Sıtma, dünyada her yıl milyonlarca insanın yakalandığı bir hastalık. Hatta mağduru olan ülkelerde her yıl gayri safi milli hasıladan aldığı yüzdeyi yükseltmeye neden olabiliyor. Önümüzdeki 4 yıl içinde 13 milyar dolar yatırım yaptığımızda, sıtma vakalarını yarıya düşürebiliriz. 500.000 kişiyi ölümden döndürebiliriz, ama daha da önemlisi, her yıl bir milyar kadar insana sıtma bulaşmasının önüne geçebiliriz. Böylelikle, bu insanların, mücadele etmeleri gereken başka birçok sorunla uğraşmaları için gereken gücü önemli ölçüde sağlamış oluruz. Elbette, uzun vadede de küresel ısınmayla mücadele edebilmelerini.
Üçüncü en iyi proje, serbest ticaret. Temel olarak model, serbest ticaret ortamı sağlayabilirsek, özellikle Avrupa ve Amerika’daki sübvansiyonları kısıtlayabilirsek, global ekonomiyi canlandırmış oluruz. Bu canlanma 2,400 milyar dolar gibi şaşırtıcı bir rakama mukabil ki bunun yarısı Üçüncü Dünya ülkelerinin payına düşecektir. Bir kez daha tekrarlarsak, söylemeye çalıştığım şu ki; aslında 200-300 milyon insanı 2 ile 5 yıl arasında bir süre içinde, radikal bir hızla, yoksulluktan kurtarabiliriz. Bu yapabileceğimiz en iyi üçüncü şey olur.
Yapabileceğimiz ikinci en iyi şey, yetersiz ve kötü beslenme üzerine yoğunlaşmaktır. Sadece genel olarak yetersiz beslenme değil, bunu yapmanın çok ucuz bir yolu var - ki bu mineraller gibi mikro besinlerin eksikliğiyle mücadeleden geçiyor. Temel olarak, dünya nüfusunun yarısı demir, çinko, iyot ve A vitamini eksikliğinden muzdarip. 12 milyar dolar civarında bir yatırım yaptığımızda, bu sorunun önüne güçlü bir set çekebiliyoruz. -- ki bu da yapacağımız en iyi ikinci yatırım oluyor.
Ve en iyi proje, HIV/AIDS sorununa yoğunlaşmak olacaktır. Temel olarak, önümüzdeki sekiz sene içinde 27 milyar dolar yatırım yaparsak, 28 milyon yeni HIV/AIDS vakasının önüne geçmiş oluyoruz. Bir kez daha, burada yapılacak iş ve yoğunlaşılacak olan şu; HIV/AIDS ile mücadelede birbirinden tamamen farklı iki yöntem var. Biri tedavi, diğeri ise korunma. Ve yine, ideal bir dünyada, ikisini birden yapardık. Ama ikisini de yapamadığımız, veya ikisinde de pek başarılı olamadığımız bir dünyada, kendimize en azından, ilk önce hangisine yatırım yapacağımızı sormalıyız. Ve tedavi, korunmaya nispeten çok çok daha pahalı bir yöntem. Yani odak noktamız, korunmaya yapacağımız yatırımlarla çok daha büyük faydalar sağlayabilecek olmamız. Kısacası, harcayacağımız para ile tedavi yönteminde X kadar fayda sağlayabilecekken, korunma yöntemiyle bunun 10 katı kadar fazla fayda sağlayabiliyoruz. Yani bir kez daha tekrarlarsak, ilk aşamada, tedavi etmektense korunmaya odaklanıyoruz.
Bütün bunlar bizi, önceliklerimizle ilgili düşündürmeye yöneltiyor. Sizden öncelik listenize bakıp karar vermenizi istiyorum, doğru bir liste yaptınız mı? Burada ortaya çıkan listeye yaklaşabildiniz mi? Tabii eminim ki, burada yine iklim değişikliği sorunu gündeme geliyor. Birçok insanın bunu yapmamızın gerekliliği konusunda tereddütleri olduğunu fark ediyorum.
İklim değişikliği sorununa da eğilmeliyiz tabii, başka hiçbir sebebi olmasa bile, sadece gerçekten büyük bir sorun olduğu için bu konuya değinmeliyiz. Ama tabii, bütün sorunlara eğilemiyoruz. Dünyada çözülmeyi bekleyen pek çok sorun var. Aslında yapmaya çalıştığım, sorunlara gerçekten odaklanacaksak doğru sorunlara odaklanmamızı sağlamak. Daha az yararlı olabileceklerimizdense, çok daha fazla yararlı olabileceklerimize. Ve bence, rüya takımdan Thomas Schelling bunu çok çok güzel ifade etmişti. “İnsanların unuttukları bir şey var; önümüzdeki 100 yıl içinde, ki iklim değişikliğinin çoğu etkileri bu süreçte ortaya çıkacak, insanlık çok çok daha zengin olacak. Birleşmiş Milletler’in en karamsar değerlendirmelerine göre bile, 2100 yılında, gelişmekte olan ülkelerde, sıradan bir insanın geliri bugün bizim elde ettiğimiz gelir kadar olacak. Daha büyük ihtimalle, bizim mevcut halimizden 2 ile 4 katımız kadar daha zengin olacaklar. Ve tabii, bizlerin, bundan çok daha zengin olacağız.”
Söylemeye çalıştığım, insan hayatı kurtarmaktan bahsettiğimiz zaman, ya da 2100 yılında Bangladeş’teki insanlara yardım etmekten, fakir bir Bangladeşliden bahsetmiyoruz. Aslında, bugünün oldukça zengin bir Hollandalısından bahsediyoruz. Yani esas nokta şu, günümüzden 100 yıl sonrasında yaşayacak, oldukça zengin bir Hollandalıya, yüklü bir para harcayıp küçük bir yardımda mı bulunmak istiyoruz? Yoksa şu anda, Bangladeş’te, gerçekten yoksulluk içinde yaşayan, gerçekten yardıma ihtiyacı olan ve bizim çok ucuza yardım eli uzatabileceğimiz insanlara mı yardım etmek istiyoruz? Veya Schelling’in ifade ettiği gibi, 2100’de yaşayıp 2005'i düşünen zengin bir Çinli, Bolivyalı ya da zengin bir Kongolu --öyle olacakları varsayılıyor--olduğunuzu düşünün ve şöyle diyorsunuz: “O dönemde yardıma asıl ihtiyacı olan ve daha faydalı olabilecekleri büyük dedelerim dururken, iklim değişikliği için bana faydası olacağını düşündükleri bu küçücük yardımla, bu kadar çok uğraşmış olmaları ne tuhaf?”
Sanırım bu gerçekten bize, önceliklendirme işini neden yapmamız gerektiğini açıkça anlatıyor. Her ne kadar bu bizim, sorunları en yalın haliyle ele almamıza izin vermese de. Tabii bunun ana sebebi, iklim değişikliği sorunu ile ilgili kafamızda çok net resimlemeler var. Biliyorsunuz, “Yarından Sonra” filmi var --çok iyi görünüyor, değil mi? İzlemek istiyorum o anlamda, iyi bir film, evet, ama Emmerich’in bir sonraki filminde Brad Pitt’e Tanzanya’da bir yerlerde tuvalet kazdırmasını filan beklemeyin. (Kahkaha) Bunun filme kazandıracağı pek fazla bir şey yok tabii. Şimdi birçok yönden, Kopenhag Konsensüs’ü ve bütün bu önceliklendirme konuşmalarının sıkıcı sorunlara karşı bir savunma olduğunu düşünüyorum. Bunları, bize kendimizi daha iyi hissettirdikleri ya da medyanın daha çok ilgisini çeken sorunlar oldukları için değil, en büyük faydayı sağlayabileceğimiz projeler olduklarını bildiğimiz için ele almalıyız.
Diğer itirazlar, ki bence bunlara değinmek önemli -- benim veya bizim, bir şekilde varsayımlarımızı yanlış seçimlere göre yapıyor olmamız. İdeal bir dünyada, elbette bütün sorunları çözmeliyiz kesinlikle aynı fikirdeyim. Bence hepsini birden çözmeliyiz, ama çözemiyoruz. 1970’te gelişmiş dünya bizlerin, onların gelişmekte olan dünyalarında yaptıklarının iki katı kadar harcama yapacağımızı öngörmüştü. O günden beri yaptığımız yardımlar yarıya indi. Yani ortada, bütün büyük sorunları bir anda çözebilecekmişiz gibi bir durum yok.
Benzer şekilde, insanlar, “Peki Irak savaşı ne olacak?” diye soruyor. Biliyorsunuz, 100 milyar dolar harcadık. Neden o parayı dünyaya faydalı olacak işlerde kullanmıyoruz? Hepsine katılıyorum. Eğer herhangi biriniz Bush’u bunu yapmaya ikna edebilirse iyi olur. Ama yine söylemeye çalıştığım şey şu, eğer başka bir 100 milyar dolar bulursanız, bunu yine elimizden gelen en iyi şekilde kullanmak isteriz, değil mi? Yani burada asıl mesele, en başa dönüp doğru önceliklerin ne olduğu üzerine düşünmek. Kısaca özetleyerek belirtmeliyim, bu ortaya çıkardığımız liste gerçekten doğru bir liste mi? Bilirsiniz, dünyanın en iyi ekonomistlerine danıştığınızda, bu insanların yaşlı beyaz Amerikalılar olması kaçınılmaz oluyor. Ve bilirsiniz, onlar da dünyanın geri kalanına dönüp bakmak için her zaman en iyi adamlar olmayabiliyorlar.
Sonuç olarak dünyanın her yerinden 80 genç insana gelip aynı sorunu çözmeleri için davette bulunduk. Koyulan iki koşul vardı, birincisi bir üniversitede okuyor olmaları, ve ikincisi İngilizce konuşuyor olmalarıydı. Başta, büyük bir çoğunluğu, gelişmiş ülkelerdendi. Hepsinin ele alacağı konu aynıydı ama kendi listelerini oluştururken konuşmaların kapsamının çok dışına da çıkabileceklerdi, ve öyle de yaptılar. Ve işin şaşırtıcı yanı, listeler çok benzerdi-- yetersiz beslenme ve hastalıklar en başta ve iklim değişikliği listenin sonunda. Bunu pek çok kez tekrarladık. Başka birçok seminerler ve üniversite öğrencileri oldu ve başka birçok değişik şey. Her seferinde ortaya çıkan liste hemen hemen aynıydı. Ve bu bana, önümüzde bizi önceliklerimize dair düşünmeye iten bir yolda ilerlediğimize inanmam için büyük umut veriyor. Ve dünyada önemli olan şey nedir derken. tabii ideal dünyada, tekrar ediyorum, bütün sorunları birden çözmek isteriz. Ama bunu yapamıyorsak, o zaman nereden başlamamız gerektiğini düşünmeye başlayabiliriz.
Kopenhag Konsensus’unu bir süreç olarak düşünüyorum. 2004’te yaptık, 2008 ve 2012 için çok daha fazla insanı bir araya getirmeyi ve çok daha faydalı bilgiler elde etmeyi umut ediyoruz. Dünya için doğru olan yolun haritasını çıkarmak diğer yandan politik koşulları ve öncelikleri de düşünmek. Söylemeye başlamamız gereken, “Büyük bedeller ödeyip küçük faydalar sağlayacağımız işler değil; nasıl yapacağımızı bilmediklerimizi de değil; ama hemen şimdi, düşük bedellerle, en büyük faydayı sağlayacağımız muhteşem işleri yapalım hadi” olmalıdır.
Günün sonunda, bunların hepsini nasıl önceliklendirdiğimize dair yaptığımız tartışmalara itiraz edebilirsiniz, ama yaptıklarımız kadar yapmadığımız şeyler de olduğu konusunda dürüst ve açıksözlü olmalıyız. Bazı şeyler için gereğinden fazla endişelenirsek, diğer şeyler için endişelenemeyecek duruma gelebiliriz. Umarım bu konuşma bize daha iyi önceliklendirmeler yapmamızda, ve dünya için nasıl daha iyi işler yapabiliriz diye düşünmemizde yardımcı olur. Teşekkür ederim.
Got an idea, question, or debate inspired by this talk? Start a TED Conversation, or join one of these:
50 milyar dolarınız olsa, hangisine çözüm arardınız, AIDS mi küresel ısınma mı? Danimarkalı siyaset bilimci Bjorn Lomborg'tan sürpriz yanıtlar.
Danish political scientist Bjorn Lomborg heads the Copenhagen Consensus, which has prioritized the world's greatest problems -- global warming, world poverty, disease -- based on how effective our solutions might be. It's a thought-provoking, even provocative list. Full bio »
Translated into Turkish by ANIL ERDEM
Reviewed by Basak Kara
Comments? Please email the translators above.
Surely the biggest problem we have in the world is that we all die. But we don’t have a technology to solve that, right? So the point is not to prioritize problems; the point is to prioritize solutions to problems.” (Bjorn Lomborg)
04:29 Posted: May 2008
Views 612,936 | Comments 157
19:50 Posted: Jun 2006
Views 4,075,193 | Comments 374
15:34 Posted: Jul 2007
Views 285,627 | Comments 122
Just follow the guidelines outlined under our Creative Commons license.
This comment will be attributed to . Not ? Sign out.